Tazminat Komisyonu qua vadis?

Av. ERKAN ŞENSES - Tazminat Komisyonu’ndan beklentimiz yurttaşları hak arama yolları çarkında öğütmemesi ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer başvurularda hükmettiği tazminat miktarları ışığında enflasyonist ortamı da dikkate alarak başvurucular lehine makul ve hakkaniyetli tazminat miktarlarına hükmetmesidir.

Av. ERKAN ŞENSES

Makul sürede yargılanma hakkı kapsamında tazminat isteminin hukuksal gelişimi

Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasanın 36. ve Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6. maddesiyle korunan adil yargılanma hakkı kapsamındaki haklardan biridir.

Bu hak kapsamında bireyler haklarındaki davaların makul süre içinde bitirilmesini isteme hakkına sahiptir. Aksi durum bu kişilerin Anayasa ve AİHS’le korunan makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açar.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi nedeniyle yapılan başvurularda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin ihlali tespit etmesi halinde ihlalin ortadan kaldırılması için iç hukukta bireysel ve/veya -gerekiyorsa- genel tedbirler alma ve başvurucuları temel hak ve özgürlükleri ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı duruma mümkün olan en yakın konuma getirecek şekilde ihlalin etkilerini telafi etme yükümlülüğünü de barındırmaktadır.

Eski Hale İade (Restitutio İn İntegrum) kurumu da denilen bu telafi etme yöntemi makul sürede yargılanma hakkı ihlallerinde ihlali gidermek mümkün olmadığından işletilememektedir. Sözgelimi 10 yıldır süren bir ceza davası AİHM veya Anayasa Mahkemesi’nin ihlali sonrası sanığa bir ihlal giderimi olarak beraat kararı verilemez.

İşte bu nedenle AİHM ve Anayasa Mahkemesi makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilen bireylere ihlalin giderimi mümkün olmadığından ihlal tespitiyle birlikte uygun bir manevi tazminata hükmetmektedir.

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’nun kurulması

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 20 Mart 2012 tarihinde verdiği Ümmühan Kaplan/Türkiye pilot kararında makul sürede yargılanma hakkına ilişkin AİHM önünde bekleyen başvurular açısından Hükümet’in etkili bir iç hukuk yolu kurması gerekliliğine vurgu yapmıştır.

Bunun üzerine dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 17.05.2012 tarihli kanun tasarısı TBMM’ye sunulmuştur.

Kanun tasarısının gerekçesinde “..İnsan haklarına saygı ve insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkeleri ile Ümmühan Kaplan kararının gereğinin yerine getirilebilmesi için, bu Kanun Tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının amacı, AİHM'ye yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulmasıdır. Böylece, hem insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilmesi, hem de ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki bir algının önüne geçilmesi hedeflenmektedir…” denilmiştir.

TBMM, 09.01.2013 tarihinde 6384 Sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’u kabul ederek kanunlaştırmış ve kanun kapsamında makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvuruları inceleyecek Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu kurulmuştur.

Kanun, 23 Eylül 2012 tarihine kadar AİHM’e yapılan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvuruların Komisyonca inceleneceğini, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu açılacağından bu tarihten sonra yapılacak başvuruların incelenmeyeceğini kayıt altına almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin durumu

23 Eylül 2012 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun açılmasıyla Anayasa Mahkemesi bir anda kendini önce binler, sonra on binlerce makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvuruyla baş başa bulmuştur.

Anayasa Mahkemesi bu başvurulara yetişemeyince mahkemenin imdadına 31/07/2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 Sayılı Kanun yetişmiştir. Bu kanunun 20. maddesi ile Anayasa Mahkemesi önünde incelenmeyi bekleyen binlerce makul sürede yargılanma hakkı başvurusunun Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’nca incelenmesine karar verilmiştir.

Ancak kanun geçici bir çözüm getirdiğinden 01.08.2018 tarihinden sonra yapılan bireysel başvurular yine Anayasa Mahkemesi’nin görev alanına girmiştir. Anayasa Mahkemesi önceleri birer birer açıkladığı kararlara yetişemeyince artık tek karar ekinde yüzlerce başvurucunun olduğu tablolar yayımlayarak makul sürede yargılanma hakkı ihlalleriyle ilgili başvurulara yetişmeye çalışmıştır.

Anayasa Mahkemesi artan başvurulara yetişemeyince mahkemenin ikincillik prensibini de hatırlatarak bir pilot karar vermiş ve TBMM’ye makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvurularda bir iç hukuk yolu kurması gerektiğini bildirmiştir (Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, Nevriye Kuruç Başvurusu, Pilot Karar, Başvuru Numarası:2021/58970, 05.07.2022, R.G. Tarih ve Sayı: 22/7/2022-31900).

Anayasa Mahkemesi, söz konusu kararında kurulacak iç hukuk yolunun etkili kabul edilebilmesi için ilkelerini de belirlemiştir. Buna göre;

“1-Devam eden yargılama ve davalara yönelik olarak da başvuru imkânı olmalıdır.

2- Tazminat talebi, makul süre içinde neticelendirilmelidir.

3- Hükmedilen tazminat bedeli makul bir sürede ödenmelidir.

4- Başvuru yolundaki usul kuralları anayasal güvencelere uygun olmalıdır.

5- Başvuru ve yargılama giderleri başvurucular üzerinde ağır yük teşkil edecek derecede olmamalıdır.

6- Tazminat miktarları Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmettiği tazminat tutarlarına uygun olarak değerlendirilmelidir”.

TBMM yapısal sorunu çözmek yerine 05.04.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7445 Sayılı Kanun’la 6384 Sayılı Kanun’da değişiklik yaparak Anayasa Mahkemesi’ne yapılan ve ilgili maddenin yürürlüğe girdiği 09/03/2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi’nde derdest olan bireysel başvuruların da İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından incelenerek karara bağlanmasını kabul etmiştir.

10.03.2023 tarihinden sonra yapılan bireysel başvuruların yine adresi olan Anayasa Mahkemesi bu kez hukuk kamuoyunda çokça tartışılacak bir kararla makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediğinden düşmesine karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, Kevser Altıntaş Başvurusu, Başvuru Numarası:2023/18536, 25.07.2023, R.G. Tarih ve Sayı: 10/10/2023-32335). Zira Anayasa Mahkemesi artık makul sürede yargılanma hakkı başvurularını incelemeyeceğini ilan etmiştir.

Tazminat Komisyonu qua vadis?

TBMM nihayet 12.03.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7499 Sayılı Kanun’la makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvurularda bir iç hukuk yolu ihdas etmiş oldu.

TBMM ilginç bir şekilde İnsan Hakları Tazminat Komisyonu isminin başındaki “İnsan Hakları” kelimesini çıkararak komisyonun adını “Tazminat Komisyonu” olarak kabul etti.

Kanunda yine Anayasa Mahkemesi önündeki makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvuruların Tazminat Komisyonu’na başvuru yapılması halinde komisyonca inceleneceği belirtilmiştir. Kanun’un en önemli yeniliği artık komisyona doğrudan başvuru imkanı getirilmesi oldu.

Bundan böyle başvurucular önce Tazminat Komisyonu’na bireysel başvuruda bulunacak, komisyonun verdiği karara karşı 15 gün içinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz hakkını kullanabilecek ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin kararı üzerine de 30 gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapabilecek.

Ancak komisyon 2024 ve 2025 yıllarında üye sayısının azlığı nedeniyle istenen oranda verimli çalışamadı. 2026 yılı başında komisyonun 19 olan üye sayısının 42’ye çıkarılmasıyla komisyon çalışmalarında görünür bir ivme yakalandı. Ancak komisyon bu kez de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararlarında aşırı düşük tazminatlara karar vererek hukuk kamuoyunu şaşırttı.

Tazminat Komisyonu’nun başvurular üzerine hükmettiği tazminat miktarları, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesiyle korunan ‘makul sürede yargılanma hakkı’nın ihlal edilmesi nedeniyle hükmettiği miktarlar olup tazminat miktarlarının mevcut ihlalin giderimini sağlayacak ölçüde olması gerekmektedir. Aksi durumda ihlalin giderimi sağlanmadığından ihlalin devam ettiği kabul edilir.

Ancak Komisyon’un karar verirken dikkate aldığı bir kriter var ki şimdiye kadar ne Anayasa Mahkemesi’nin ne de AİHM’in aklına gelmişti: Komisyon, komisyon önünde birden fazla başvurusu bulunan başvurucular lehine daha az manevi tazminata karar vermektedir. Kararlarda nedeni yazılmasa da komisyonun yargıyla haşır neşir yurttaşlar makul sürede yargılanma hakkının ihlalinden daha az etkilenir gibi bir çıkarımda bulunduğu anlaşılıyor. Bu kriterin kabul edilmesi 6384 Sayılı Kanun’un genel gerekçesinde yer alan insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilmesi ilkesine açıkça aykırıdır.

AİHM, 15.05.2025 tarihinde verdiği Yavuz/Türkiye (30082/20) başvurusunda istinafta kesinleşen ve 9 yıl 8 ay 7 gün süren ceza davası nedeniyle Hükümet’in başvurucuya 5.000 Euro manevi tazminat ödemesine karar vermiştir. Ancak bu başvurucu hakkında Komisyon bugün karar verseydi 35-45.000 TL arası tazminata karar verecekti. Bu karşılaştırma dahi Komisyon’un etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığının göstergesidir.

Komisyon, Anayasa Mahkemesi’nin pilot kararında belirlediği “Tazminat miktarları Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmettiği tazminat tutarlarına uygun olarak değerlendirilmelidir” ilkesine de uymamaktadır. Komisyon’un 2026 yılında karar verdiği tazminat miktarlarına Anayasa Mahkemesi 2022 yılında verdiği kararlarda hükmetmekteydi. Aradan geçen 4 yılda ülkede bir hiperenflasyon yaşanmasına ve paranın alım gücü erimesine rağmen Komisyon’un bu durumunu 3 başlık altında değerlendirmek mümkün:

Komisyon;

a) AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarında öngörülen tazminat belirleme ilkelerine uymamaktadır,

b) Oldukça düşük tazminat miktarlarına karar vererek yurttaşları bölge idare mahkemesine itiraz ve oradan da sonuç alınamaması durumunda Anayasa Mahkemesine başvurmaya mecbur kılarak makul sürede yargılanma hakları ihlal edilen yurttaşları bir kez daha mağdur etmektedir,

c) Yurttaşlara verilen tazminatı bir hakkın ihlalinin giderimi olarak değil, devletin yurttaşına sunduğu bir ex gratia (lütuf) olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin yapılan bir başvuruda başvurucu lehine verilen manevi tazminat miktarını fazla bularak karşı oy kullanan üye Osman Alifeyyaz Paksüt’ün görüşü Anayasa Mahkemesi’nin makul sürede yargılanma hakkı başvurularındaki motivasyonunu göstermesi açısından dikkat çekicidir:

Kuşkusuz, en çok infial yaratan eylemlerden mahkum olan kişilere dahi maktu miktarlarda manevi tazminat ödenmesi bu kişileri mükafatlandırmak amacından değil, aynı başvuruda AİHM tarafından daha yüksek ve döviz cinsinden bir tazminata hükmedilmesini önleme düşüncesinden kaynaklanmaktadır”, (Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Ahmet Aydin ve Diğerleri Başvurusu, Başvuru Numarası: 2014/11848, Karar Tarihi: 25/7/2017).

Anayasa Mahkemesi’nin yurttaşın “AİHM’de daha yüksek ve döviz cinsinden bir tazminat almasın” diye tazminata hükmettiği makul sürede yargılanma hakkı başvurularında komisyonun motivasyonu ise yurttaşı hak arama yolları çarkında öğüterek sembolik ve komik meblağlara razı ettirmektir.

Komik kelimesini neden yazdığıma ise gelirsek, ağır ceza mahkemesinde yargılanan ve akabinde istinaf ile Yargıtay aşamalarından geçerek hakkındaki yargılamanın kesinleştiği müvekkilimin 6 yıl 4 ay 18 gün süren yargılamasının makul olmadığı gerekçesiyle 2024 yılında Tazminat Komisyonu’na başvurdum. Komisyon 2026 yılında verdiği kararında başvurucunun komisyon önünde bekleyen bir başvurusunun daha olması ve dosyadaki taraf sayısının 5 olması nedeniyle müvekkil lehine sadece 6.000 (Altı Bin) TL manevi tazminata hükmetti. Karara karşı hemen Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulunduk tabi. Oradan gelecek yanıta göre de Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e bireysel başvuru yolunu değerlendireceğiz.

Dolayısıyla başvuruları üzerine komisyonca aşırı düşük tazminatlara karar verilen yurttaşlara önerim önce Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz etmeleri, oradan da sonuç alamazlarsa konuyu Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e taşımalarıdır.

Ancak yine de Tazminat Komisyonu’ndan beklentimiz yurttaşları hak arama yolları çarkında öğütmemesi ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi’nin benzer başvurularda hükmettiği tazminat miktarları ışığında enflasyonist ortamı da dikkate alarak başvurucular lehine makul ve hakkaniyetli tazminat miktarlarına hükmetmesidir.

Zira makul sürede yargılanma hakları ihlal edilen yurttaşları bir kez daha uzun yargısal süreçlerle baş başa bırakmak bir hukuk devletine yakışmaz.

*Eski Batman Barosu Başkanı

Konuk Yazar Haberleri