YEŞİM BAŞAL
Yüreğin Kabarmış, Nazlı Doğan Özsöz’ün kaleme aldığı, Ağustos 2025’te Alakarga yayınlarından basılmış ve Duygu Asena Roman ödülünü almış bir ilk roman. Alkolik bir baba ve eş bağımlı bir annenin kızı olan Defne’nin dilinden çarpıcı bir hikâye anlatıyor. Bilinç akışı tekniği ile yazılmış, psikolojik bir roman Yüreği Kabarmış. Defne’nin zihnindeki düşünceler, geçmişe dönüşleri ve şimdiki zamanda yaşadıkları birbiri içine geçmiş şekilde sunuluyor Yazarın kullandığı dil ve bilinç akışı tekniğini kullanımındaki ustalık romanı bir solukta okunur yapmış.
Defne’nin çocukluğuna dair anıları, annesi, babası, sevgilileriyle yaşadıkları ve o zaman kadar olan olayları anlatışı onu anlamamızı sağlayacak derinlikte ve zenginlikte. Karakterler güçlü bir şekilde kendini gösteriyor. Olaylar öyle bir duygusal atmosferde anlatılıyor ki karakterlerin iç dünyalarını çok iyi tanıyorsunuz. Yazar Defne’nin dilinden hikâyeyi anlatsa da tüm karakterlere aynı mesafede durmuş, onu hissedebiliyorsunuz. Nefin Hanım’ın mizacı dışında, onu eş bağımlılığa yatkın hale getiren ortamı, Yahya’nın sorumsuzluğu ve onu alkolizme yatkın hale getiren aile dinamiklerini kavrıyorsunuz. Bu açılardan yazar profesyonel bir danışmanlık almışçasına çok ince işlemiş etkenleri. Belki de alkolizmde eş bağımlılığını öğretmek isteyen akademisyenler için bir araç olarak kullanılmayı hak ediyordur bu roman.
Defne’nin hastalığı ve hastane sürecinde yaşadıklarını anlatılırken, yazarın sağlık hizmeti alan ve verenlerin duygularına dair çok güzel ayrıntıları ve gözlemleri var. O süreçte Defne’nin yaşadıklarının oldukça gerçekçi ve etkileyici bir anlatıma sahip olduğunu, bir hekim olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Anestezi etkisinden, çekilen ağrıların tanımlanmasına, hasta hekim veya hasta hemşire arasındaki yabancılaşmanın anlatılış şekline kadar beni etkileyen bir çok durum oldu. Hasta bakıcının hastanedeki tutumu gibi birçok keyifli ayrıntının okurda farklı bir haz bırakacağına eminim.
Defne’nin sevgilileriyle ilişkilerini, güvenli ilişkiler seçemeyişini, seçtiklerini devam ettiremeyişini de çocuk ebeveyn ilişkisinin, eş seçimindeki önemini göstermesi açısından ilgi çekici buldum. Kurduğu bağlardan vazgeçiş şekillerine kadar bir çok teferruat ilginç geldi. Defne’nin evden kurtulduktan sonra işkoliklik olması, çok çalışarak yaşadıklarıyla başa çıkmaya çalışması, olan bitenden kaçması için bu yolu seçişi oldukça gerçekçi bir durum olmuş.
Defne’nin çocukluk hastalığının yeniden baş göstermesi belki de bir metafordur bilemiyorum. Çocukken ihmal edilmiş bir kız, erişkin olduğunda hasta olarak eve geldiğinde de baba tarafından duygusal olarak ihmal ediliyor çünkü baba bağ kuramayan birisi. Çocukluktaki aile dinamiklerine, bu hastalık nedeniyle yeniden maruz kalması ve olanı biteni hem çocuk gözüyle hem erişkin olarak anlatması, okura belki de bazı gerçeklerin değişmesinin mümkün olmadığı ve kabulünün gerektiğini de gösteriyordur.
Romanda beni en çok etkileyen kişi anne Nefin Hanım oldu. Bağımlılık döngüsünde eşlerin rolünü o kadar güzel anlatmış ki yazar, sadece bunun için bile bu roman okunur. Nefin Hanım’ın kafasının içinde yaşadığı dünya, gerçekle kurabildiği sınırlı ilişki, eşiyle kurmayı umduğu fakat kurmasının mümkün olamadığı ilişki, kaçınmaları, kaygıları çok güçlü bir şekilde anlatılmış. Yeşilçam filmleri ve müziklerinin romanda kullanılış şekli de oldukça keyifliydi. Annenin yaşamak istediği imkânsız hayatı anlatması bakımından da ironikti. Annenin kendini, tüm her şeyi çocuğu için yapıyor gibi görmesi bir çeşit iç görü eksikliği aslında. Okuyucunun üzerinde düşünmesi gereken önemli bir konu, özellikle de kadın okurlar bunu iyi analiz etmeliler. Belki de annelik rolü üzerine daha derin bir düşünmeye vesile olur Nefin Hanım.
Babası Yahya’nın kimseyle kuramadığı bağ, sorumluluklarından kaçan hali ve bitmeyen bahaneleri insanda derin nefesler aldıran, zaman zaman kızgınlık uyandıran bir durum yaratıyor. Yaptığı her şeyi kendi iç dünyasında haklı bulan birisi Yahya. İşin can sıkıcı tarafı ise karısı Nefin’in de onu haklı bulması ve kızına karşı onu savunması. Kızına karşı babasını haklı göstermeye çalışan, var olanın devam etmesi için elinden geleni yapan, yalan söyleyen, durum kurtaran Nefin Hanım, bir yandan da hayalindeki hakime onu eşinden boşaması ve kocasına ceza vermesi için dilekçeler yazıyor. Aile içi ilişkiler ve dinamikleri kuşaklar arası tutumlar yönüyle de anlatmış yazar. Döngüsellik ve kaçınılmaz kadere belki de bir vurgu niteliğindedir bu durum. Bu da okuru, bireyin iç dünyasını belirleyen kuşaklar arası ilişkilere bakmanın önemini gösteriyor. Bilmek yetmiyor bazen, anlamak için yaşamak gerekebiliyor. Bazen de yaşasa da insan kavrayamıyor. Duygu dünyasında bilinmeyeni akılla kavramak mümkün olmuyor.
"Annemin sessizliği korkusundandır"
Romanın ikinci kısmında ailenin ekonomik sorunları çözülmüş görünüyor. Fakat karakterlerin sıkıntıları ve davranışlarında belirgin bir düzelme olmuyor aslında. Anne Nefin Hanım'ın algısının değişmiş ve eşinin düzelmiş olduğunu düşündüğünü görüyoruz. Eşiyle var olan, “iyi olduğunu varsaydığı” durum unda değişim olmasın istiyor. Bir yandan da kızını evde tutmak, onlarla uyumlu şekilde yaşaması için derin bir istek duyuyor. Her okuyucunun etrafında en az bir Nefin Hanım olduğuna eminim. Çok tanıdık bir insan profilini derinlemesine ve ilgi çekici bir şekilde daha görünür kılmış yazar. Tebrik ederim.
Romanın genelindeki atmosfer, sanki tüm yaşananlar rüyaymış gibi bir etki bırakıyor okurda. Gerçek, rüya, geçmiş ve şimdi arasında dinamik geçişlerin olduğu olağanüstü bir roman yazmış Nazlı Doğan Özsöz. Nefin Hanım'ın eşinin düzelmesini, onu eskisi gibi arzulamasını ve sevmesini beklemesi, beklemek üzerine düşünmeme neden oldu. Dino Buzatti’nin başyapıtı Tatar Çölü’ndeki beklemek gibi bir beklemekti Nefin Hanım'daki. Bağımlılığa dönüşmüş, hayatının kayıp gidişini göremeyen bir körlükle beklemekti yaşadığı.
Bazı satırlarda Defne’nin çocuk haline sarılmak onu kucaklamak istedim. Defne’nin yaşadığı yalnızlık ve izolasyon hissi romanın anlatım dilini bir duygu bulutu haline getirmiş. Yüreğin Kabarmış hakkında yazıp söylenecek çok şey var. Son zamanlarda okuduğum en etkileyici roman olduğunu söylemeliyim. Romanın bazı cümlelerini kendim yazmış olmayı istediğimi ve hafif bir kıskançlık hissettiğimi de itiraf etmeliyim. Nazlı Doğan Özsöz’ü yürekten tebrik ediyorum. Bu yazıyı romandan birkaç cümleyle bitireyim.
“Annemin sessizliği korkusundandır. Bir köstebek gibi toprağın altına saklanır. O yüzden herkesin hayran olduğu sesine babam çirkin de dese, hesap soramazdı. Dedemle de hiç kavga etmezdi annem. Üstelik dedem ona yan odadan karga diye seslenirken bile.”