GÜLSEVEN ÖZKAN
Çağdaş Gazeteciler Derneği eski genel başkanlarından, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-Der) kurucu başkanı Rahmi Yıldırım, 69 yaşında tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Yıldırım, 12 Eylül 1980 darbesinde politik kimliği ve darbeye karşı çıkması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen genç subaylar arasındaydı.
Deneyimli gazeteci Rahmi Yıldırım, meslektaşlarının anlatımlarına göre yalnızca gazeteciliğiyle değil, mücadeleci kimliği ve ilkeli duruşuyla da Türkiye basın tarihinde iz bırakan isimler arasında yer aldı.
“Çok çalışkan, üretken, danışılan güzel bir insandı”
Rahmi Yıldırım’ın 40 yıllık dostu Ali Tartanoğlu, yakın arkadaşını anlattı. Tartanoğlu, Yıldırım’la tanışıklıklarının ÇGD bünyesinde başladığını belirterek, “Başımızda meslek büyüklerimiz vardı. Mustafa Ekmekçi’ler, Uğur Mumcu’lar üyemizdi. Etkili bir yapılanmaydı. Rahmi ve aşağı yukarı 10-15 kişilik çekirdek, çok hoş, esprili, sıcak bir gruptu. Aynı kurumda çalışmadık ama meslek ve dernek üzerinden hep birlikteydik. ÇGD bizim için sadece bir örgüt değil, bir kimlikti” dedi.
Yıldırım’ı üç temel özellikle tanımlayan Tartanoğlu, “Rahmi her şeyden önce çok iyi bir insandı. İkincisi çok iyi bir gazeteciydi. Üçüncüsü de çok iyi bir devrimci, sosyalistti. Bunu açık açık söylemek gerekir” ifadelerini kullandı. Onun ideolojisiyle kişiliğini bütünleştirdiğini vurgulayan Tartanoğlu, “Her solcu bunu yapamaz ama Rahmi bunu başarmıştı. Onun ötesinde, bir kere olağanüstü okuyan, çalışkan, üretken bir insan” diye konuştu.
Yıldırım’ın sendikal ve mesleki eylemlerin içinde olduğunu vurgulayan Tartanoğlu, “İş kurulu yönetiminde, disiplin kurulunda, yapıların da her zaman danışılan, ‘öyle yapmayın, böyle yapın’ diyen, eleştiren, abilik yapan bir arkadaştı. Çok güzel öğrendiklerini, duyduklarını analiz yeteneğiyle çok güzel tahlil ederlerdi” dedi.
“12 Eylül’ giden sapmayı buralarda hissettiğini anlatırdı”
Yıldırım’ın 12 Eylül'de 3 seneye yakın süreyle ordudan atıldığını ve cezaevinde kaldığını hatırlatan Tartanoğlu, yakın dostunun maruz kaldığı işkencelere değinerek, “Bunlar onun fiziki yaratmasının yanı sıra psikolojik yaratması da mutlaka etkili olmuştur” dedi. Yıldırım’ın askeriliği sevdiğini dile getiren Taranoğlu şöyle sözlerine devam etti:
“O askerliği sevmemiş diyemem, sevmiş. Fakat orada beklemedikleri bir durumla karşılaşmışlar. O dönemde ordunun içinde bayağı ciddi bir sol güç var. 68'lerden gelen, Mahirlerin grubunun içerisinde bir sürü asker var. Bunlardan biri Mahir'in eniştesi, eşinin abisi. Orhan Savaşçı. O kuşaktan gelen Harbiye’nin içinde ciddi bir sol yapılanma var. O zaman öyle ülkücülerin çok etkili olabildiği bir yapı yok. Rahmi 1978 Harbiye mezunu. 77-78 yıllarında sınıflarında kendi aralarında para toplayarak oluşturdukları küçük kütüphaneler varmış. Orası Atatürk'ün de okulu. Nutuk var. Bir gün ciddi ciddi bütün kütüphanelerden Nutuk'u toplatmışlar. Bu durum çok sarsmış onları. Şimdi o kaymayı, 12 Eylül'e doğru giden sapmayı buralarda hissettiğini anlatıyor.”
"Çok kitap okurdu, yazardı"
Tartanoğlu, dostu Yıldırım’ın Türkiye’de ordu ve uluslararası ilişkiler konusundaki eleştirel bakışını vurguladı. Tartanoğlu, Yıldırım’ın Türk ordusunun 1950’lerden itibaren yapısal bir dönüşüm geçirdiğini ve bu süreçte özellikle ABD’nin etkisinin arttığını savunduğunu aktardı. Yıldırım’ın NATO gibi kurumları “emperyalist yapılar” olarak değerlendirdiğini ifade etti. 12 Eylül Darbesi gibi müdahaleleri sermaye lehine yapılmış girişimler olarak değerlendirdiğini dile getirdi. Tartanoğlu, “O zaman bunlar çok rahat, çıplak söylenip tartışılabilen konulardı. Harbiye’de bunun tartışılmasının başka bir değeri var. Arkadaşlarıyla birlikte bu yapıyı, bu fikri, bu zihniyeti o yıllarda edinmişler. Oradan gelen bir solculuk, sosyalistlik hadisesi var. Ayrıca kişilik itibarıyla arkadaş canlısı, verici, fedakâr, yani bireysel ilişkilerinde bile kahraman tavırları olan arkadaşımızdı. Onun için Rahmil'er öne çıkıyordu. Çünkü kitap bizim kuşak için bir ibadet. O da çok okurdu. O kitaplar okunmadan, yaşanmadan yazılmaz. Yazdığı işte o bütün kitapları düzen eleştirisine, düzen egemenlerinin eleştirisine yöneliktir” dedi.
“Türkiye’nin son dönemi için çok öfkeliydi, üzüntülüydü”
Türkiye’nin son dönemine yönelik Yıldırım’ın görüşlerini sorduğumuz Tartanoğlu şunları söyledi:
“Bir solcu sosyalist olarak çok öfkeli ve aynı zamanda çok kahırlı, üzüntülüydü. Ülkesini böyle böyle görmeyi istemeyecek, bundan asla sevinç duymayacak bir yapıdaydı. Demireller, Özallar bunların yanında bayağı medeni insanlar kaldı. Bunun insanı üzmemesi mümkün değil, o da üzülüyordu… Özel, kişisel sorunlar, dertleri çok aştı bu ülkenin içinde bulunduğu durum. Böyle naif ülkesi diye yanıp tutuşan insanlar nasıl böyle çekip gidiyor? İşte bundan çekip gidiyor. 'Aman bizi alkışlasınlar, aferin desinler' diyen, yapan insanlar değiliz, Rahmi de hiç öyle olmadı.”
“Muhalif ve solcu medyaya kızgındı”
Yıldırım’ın muhalif ve solcu medyaya kızgın olduğunu dile getiren Tartanoğlu, yakın dostunun medyada yeterince değer görmediğini belirtti. Tartanoğlu, Yıldırım’ın ne ana akım ne de muhalif medya organlarında kendine yer bulabildiğini, bu nedenle kendi platformunu oluşturmak zorunda kaldığını ifade etti. Yıldırım’ın gazetecilik birikimi ve yetkinliğine rağmen görmezden gelindiğini vurgulayan Tartanoğlu, bu durumun büyük bir kayıp olduğunu dile getirdi. Onun önemli bir değer olduğunu belirten Tartanoğlu, Yıldırım’ın yokluğunun ciddi bir boşluk yarattığını ve kıymetinin bilinmemesinin üzücü olduğunu söyledi.
"Her eylemde Rahmi Yıldırım'ı görürsünüz"
Gazeteci Sedat Bozkurt ise Yıldırım ile 1991 yılından beri süren uzun soluklu dostluklarına ve birlikte yürüttükleri gazetecilik mücadelesine değindi. Yıldırım’ın mücadeleci kimliğine dikkat çeken Bozkurt, onun birçok sendikal ve mesleki eylemin “demirbaşı” olduğunu anlatarak “Çünkü kendisi çok eylemci, mücadeleci birisiydi. Bütün 1 Mayıs'larda, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın bütün etkinliklerindeki fotoğraf karesinde Rahmi Yıldırım’ı görürsünüz” dedi.
“Emek mücadelesi varsa ikinci soru olmazdı”
Meslektaşıyla anılarını anlatan Bozkurt, üniversitede düzenlenen bir panelin iptal edilmesini sağladıklarını belirterek o günü şöyle anlattı:
“Örneğin Sabah'ta bize yasa dışı bir sözleşme dayatmışlardı. Biz de o dönem direniyorduk. 2000’lerin başında Ciner almıştı. Bizi sürgüne gönderiyorlardı. Beni Diyarbakır'a bir sene sürgüne göndermişlerdi. Sözleşmeyi ve geçmişe yönelik haklarımızı ibra eden belgeleri imzalamamız isteniyordu. Ciner, Ergun Babahan yönetiminde 212 sayılı yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ediyordu. Ankara Hukuk Fakültesi'nde bir sempozyum düzenlediler. Yargıtay'dan tetkik hakimleri, hocaları getirdiler. Hatta gazetede de haberini yaptılar. Biz o paneli Rahmi ile bastık. Paneli düzenlediklerini adamlara pişman ettik. Adamlar kaçıp gittiler...
Rahmi bu gibi işlerde hemen ikna olabilecek biriydi. Yani 'emek mücadelesi var' dediğiniz zaman orada ikinci soru olmazdı. Hemen nerede sorusu gelirdi, takılır giderdi peşinize. Politik, mesleki hiçbir eylemde eksik olmazdı. Demokrasiyi önüne hedef alarak koyan biriydi. Darbelere karşı askerlerin örgütlenmesi belki de dünyada tektir. Bu sosyalistliğinin yanında demokratlığını da ortaya koyması açısından önemli. Darbelere muhalif askerler, şapkalarıyla 1 Mayıs’a katıldılar.”
“Çok inanmış bir sosyalistti”
Bozkurt, Yıldırım’ın ideolojik duruşunu ve gazetecilik anlayışını, “Çok inanmış bir sosyalistti. Rafine bir perspektifi vardı, soldan bakma perspektifi vardı. Aynı şeyi gazetecilik için de söylemek mümkün. Gazetecilik şablonu neyi gerektiriyorsa, o şablon içinde gazetecilik yapardı” sözleriyle özetledi.
12 Eylül sonrası kısa süreli “belediye başkanlığı”
12 Eylül Darbesi sonrasında yaşananları, “O geçmişe çok takılı bir adam değildi. Çok berraktı zihni. Üsteğmendi. Çanakkale’de bir ilçede belediye başkanı, kayyum olarak görevlendiriliyor. 2-3 günlük bir belediye başkanlığı var. Sonra gidip tutuklamışlar. Türkiye Kurtuluş Partisi cephesinden ayrılan ‘üçüncü yol’ davası nedeniyle gözaltına alınıyor, yargılanıyor. 2-3 yıl cezaevinde kalıyor” sözleriyle anlattı. Yıldırım’ın cezaevi anılarına dair Bozkurt, “'Eksi derecede, soğuk havada jopla kaba dayak yedik' diyen bir adama ekstra bir şey sorulmuyor. Önce ıslatmışlar, ondan sonra kaba dayakla bekletmişler. Çok dramatize ederek, gözleri dolarak falan hiç anlatmazdı” diye konuştu.
“Ordu evine gitti"
Yıldırım’a "Albay" denildiği hatırlatan Bozkurt, “Ordudan ihraç edilen insanlara AKP tarafından düzenleme getirildi. Rahmi ordudan atılmasaydı, albay rütbesinde olacaktı. Ordu evine heyecanla gitti, oturdu, masasını donattı, yedi içti ve çıktı. Yani, albaylığının tadına vardı. O haklar kendilerine iade edildikten sonra gitti. Belki hüzünlenmiştir” ifadelerini kullandı.
“‘Bunu yayınlarsam başıma bir şey gelir’ kaygısı yoktu”
Bozkurt o dönemin gazeteliğini de anlatarak Yıldırım’ın habere dair yaklaşımını şöyle özetledi:
“90'larda sosyalist basına, Kürt basınına destek oluyorduk. Örneğin, elinize bir haber geldiği zaman, üstünde 'çok gizli' yazılı bir belge geldiği zaman ‘bunu yayınlarsam başıma bir şey gelir’ kaygısı yoktu. Kaygınız şuydu, haber manşete mi girer, iç sayfaya mı taşırlar? Böyle siyasileri çok sevmezdi, çok nadir parlamentoya giderdi. Kulis bilgisi için siyasilerle ilişkiler kurmazdı. Rahmi gitti, onun yerine koyacak kimseniz yok.”
Bozkurt’a göre Yıldırım son yıllarda Türkiye’deki gazeteciliğe oldukça eleştirel yaklaşıyordu. “Hiç olmadığı kadar kötü değerlendiriyordu. Medyaya da çok ciddi itirazları vardı. 'Gazetecilik yoktu, habercilik yoktu. Herkes kendini bir yankı odasına hapsetmiş vaziyette olduğu' yönelik eleştirilerinin bulunduğunu dile getirdi.
“Yaşadığı dönemi bugünden iyi görürdü”
Günümüz Türkiye’sine yönelik Yıldırım’ın görüşlerini paylaşan Bozkurt, “Hiç olmadığı kadar kötü değerlendiriyordu tabii ki. Düşünsenize, o yaşadığı dönemin bugünden daha iyi olduğunu söyleyen biriydi. Bugünün çıtasının ne kadar düşük olduğunu. Muhalif olarak kendini konumlandıran medyaya da çok ciddi itirazları vardı. Günümüzde gazeteciliğin olmadığını düşünüyordu. Habercilik yoktu onun için. Bu durum yalnızca havuz medyası için geçerli değildi. O dönem Hulusi Akar için kitap yazmıştı ama rahattı. Eserleri çok kıymetli. Şimdi kimse bunları yapamaz” diyerek ifade etti.
“Mücadeleci ve ilkeli biriydi”
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda ders veren Yıldırım’ın 2004 yılında öğrencisi olan Kıvanç El de “Rahmi abi mücadeleci ve inatçı biriydi. İnatçılığının arkasında o kadar etik ilke ve ahlak ilkeleri vardır ki size mesleğin en temel ilkelerini aktarırdı. Rahmi abi bunları bize o kadar güzel işledi ki sanki yanlış bir şey yaparsak arkamızdan bir anda çıkıverecek, ‘Ne yapıyorsun sen’ diyecek gibi bir his hep vardır. 22 yıldır hâlâ birçok konuda etik davranıyorsak, o onun sayesindedir” dedi.
Yıldırım’ın cenazesi, 30 Nisan Perşembe günü ikindi namazının ardından Gölbaşı Mezarlığı’nda defnedilecek.
Rahmi Yıldırım kimdir?
1978 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olan Rahmi Yıldırım, 1982 yılında, “yasa dışı görüşleri benimsediği” gerekçesiyle, Kenan Evren’in imzaladığı kararnameyle ordudan çıkartılarak tutuklandı. 1982–1985 yıllarında Gölcük Gonca ve İstanbul Metris cezaevlerinde tutuklu kaldı. İstanbul 2 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yapılan yargılamada beraat etti.
THKP/C 3. Yol davasında siyasi tutuklular tek tip kıyafeti yırtarak uygulamayı protesto etmişti. Soldan ikinci tutuklu Rahmi Yıldırım.
Tahliye edildikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenim gördü ve mezun oldu. ANKA Ajansı’nda gazeteciliğe başladı. 1986–1998 tarihleri arasında ANKA Haber Ajansı’nda çalıştı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde genel başkanlık, genel sekreterlik ve onur kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. ANKA’dan ayrıldıktan sonra Almanya devlet radyosu WDR Köln, Hollanda devlet radyosu NPS, İsveç devlet radyosu SR, Fransa devlet radyosu RFI’ye haber ve yorum geçti.
2005 yılında, internet sitesi sansursuz.com ile soL dergisinde yayımlanan “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlıklı yazısında orduya hakaret ettiği iddiasıyla, dönemin Genelkurmay Başkanı’nın şikâyeti üzerine TCK 301’inci maddeden yargılandı ve bu tür davalarda beraat eden ilk sanık oldu.
2007 yılındaki genel seçimlerde TKP’den Ankara milletvekili adayı oldu.
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda (UMAG) ve Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ders verdi. Çalışmaları özellikle yakın tarih ve TSK içindeki yapılanmalar üzerine yoğunlaşan Yıldırım "Beşinci Tabur", "Kışladan Kovulanlar", "Kışlada Demokrasi" ve "Generallerin Gecesi" adlı kitapları yazdı.