ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ekonomik faturası: En çok etkilenecek ülkelerden biri Türkiye

Birçok analizde İsrail ve ABD, bölgedeki Şii kuşağın en önemli üç aktöründen ikisini (Irak ve Suriye) devre dışı bırakmayı başardı. Kuşağın en güçlü ülkesi İran’da eğer “rejimi yıkıncaya kadar” sürecek bir çatışma öngörülüyorsa bu daha uzun sürecek bir çatışma ihtimalini ima ediyor.

İBRAHİM EKİNCİ

Bugün sabah saatlerinde ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak askeri operasyonu başlattığı haberi küresel piyasaları sarstı. Ham petrol fiyatları yükselişe geçti. Güvenli liman alımları hızlandı. Ortadoğu'nun en kritik jeopolitik krizlerinden biri olan bu gelişme, yalnızca bölgesel bir savaş değil, küresel ekonomik düzenin de yeniden sınavı anlamına geliyor.

Petrol piyasaları sabahın erken saatlerinden itibaren artışa geçti. Brent ham petrolü, son haftada yüzde 3'e yakın artışla zaten 73 dolar civarında seyrediyordu; İsrail-İran geriliminin tırmandığı Haziran 2025'teki 12 günlük çatışmada fiyat 77 dolar seviyesine kadar çıkmış, ardından gerginliğin ara vermesiyle tekrar gevşemişti. Ancak bugün yaşanan doğrudan saldırı haberi o kısa süreli dalgalanmanın çok ötesinde bir etki yaratabilir.

Trump, İran saldırısını, “rejim kaynaklı tehditleri yok etme” amaçlı olarak açıkladı. Bu da içerde iç çatışmaları tırmandırmanın amaçlandığını da gösteriyor. Yani saldırı sadece nükleer kapasiteyi yok etmeyi değil rejimi hedef alıyorsa, çatışma daha uzun sürebilir.

Analistlerin uzlaştığı senaryo şu: Çatışma sınırlı kalırsa ve Hürmüz Boğazı açık tutulabilirse, petrolde tırmanış yavaşlayabilir. Ancak boğazın tamamen ve görece uzun bir süre kapalı kalması fiyat tırmanışını tetikler.

Hürmüz'ün önemi rakamlarla tartışmasız ortadadır: Basra Körfezi'ni açık denizlere bağlayan bu tek geçitten günde 21 milyon varil petrol ve 306 milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akıyor. Bu rakamlar, dünya petrol ticaretinin yüzde 25-30'una, küresel LNG akışının ise yüzde 20'sine karşılık geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) da altını çizdiği gibi, bu rotayı baypas etme imkânları son derece sınırlı.

Enerji uzmanı Necdet Pamir'in önceden yaptığı uyarı bugün daha da anlam kazanıyor: "Bu durumda fiyatlar 100 dolarda da kalmaz. Burada İran'ın 1,8 milyon varillik ihracatından değil, 21 milyon varilden bahsediyoruz. Böyle bir durumda fiyatın nerede duracağı öngörülemez." Deutsche Bank'ın eski Almanya Başekonomisti Robin Winker ise Hürmüz'ün kapanması senaryosunda Brent fiyatının kısa süre içinde 120 dolara çıkabileceğini hesaplamıştı.

Küresel ekonomiye etkileri

Petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, salgın sonrasında güçlükle dizginlenen küresel enflasyonu yeniden alevlendirebilir. Avrupa için durum özellikle kritik; kıta, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle zaten enerji güvenliği konusunda kırılgan bir yapıdayken bu ikinci büyük şokla yüzleşmek zorunda kalacak.

ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB), faiz indirimi yolundaki adımlarını yeniden gözden geçirmek durumunda kalabilir.

Kızıldeniz-Süveyş hattı zaten Yemen kaynaklı saldırılar nedeniyle 2024 başından bu yana güvenli değildi; o dönemde konteyner taşımacılığı maliyetleri yüzde 300'e varan artışlar göstermişti. Bugün yaşanan gelişme bu hattı daha da riskli kılmakta; küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kırılma başlamaktadır.

En derin etkilenecek ülkelerden biri Türkiye

Türkiye, bu krizin küresel ekonomiler arasında en ağır faturayı ödeyecek ülkeler arasında yer alıyor. Bunun nedeni yapısal: Türkiye, petrolde ve gazda yüzde 90’dan fazla dışa bağımlı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki her cent’lik artış bu faturayı ağırlaştırıyor. Türkiye’nin son yıllarda toplam enerji ithalat faturası 65–70 milyar dolar arasında seyrediyor. Yüksek oranlı bir fiyat artışı bu faturayı 100 milyar dolar seviyelerine taşıyabilir. 2022 yılında Brent fiyatı ortalama 101 dolar olduğunda Türkiye'nin enerji ithalat faturası 96,6 milyar dolara çıkmıştı.

Bu faturanın artması döviz ihtiyacını artırır ve kurlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Kontrol zorlaşabilir ve MB, rezerv satışları hızlanabilir. Kurlarda olası artış, enflasyonu yukarı itebilir ve program etkisini tamamen yitirebilir.

TÜİK verilerine göre Türkiye, 2024 yılında İran'a 3,2 milyar dolar ihracat yaptı, 2,5 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi; iki ülke arasındaki toplam ticaret hacmi 5,7 milyar dolara ulaştı. Bu ticaretin önemli kısmını oluşturan makine ekipmanları, plastik-kimya ve tarım-gıda ihracatı, savaş ortamında önce sekteye uğrar, ardından tamamen durabilir. İran'dan yapılan ithalatın yüzde 60'ını oluşturan doğal gaz ve petrokimya ürünleri ise zaten doğrudan etkilenecek. Eğer İran ateş altında uzun süre kalırsa nakliye riski nedeniyle ticaret bir süre tamamen durabilir.

2023 Gazze çatışmaları sırasında Türkiye Otelciler Birliği, Ortadoğu pazarından gelen rezervasyonlarda ciddi düşüşler yaşandığını kayıt altına almıştı. Bugün başlayan çok daha kapsamlı bir savaş ortamında bölgeden turizm akışının sekteye uğraması kuvvetle muhtemel. Turizmin Türkiye'nin cari açık finansmanındaki kritik rolü düşünüldüğünde bu risk hafife alınmamalı. İran sınırındaki iller, özellikle Van derin şekilde etkilenebilir.

Bütün bunların dışında bir başka ihtimal de sığınmacı göçü olabilir. Bu konuda Türkiye’nin tampon bölge hazırlıkları içinde olduğu konuşulmuştu.

Sonuç; kısa çatışma senaryosunda (1-2 hafta), ABD+İsrail-İran geriliminin Haziran 2025'teki "12 günlük savaş"ına benzer şekilde sınırlı kalması durumunda etkileri de sınırlı olur ancak asıl risk çatışmanın uzun sürmesi, yayılması… Birçok analizde İsrail ve ABD, bölgedeki Şii kuşağın en önemli üç aktöründen ikisini (Irak ve Suriye) devre dışı bırakmayı başardı. Kuşağın en güçlü ülkesi İran’da eğer “rejimi yıkıncaya kadar” sürecek bir çatışma öngörülüyorsa bu daha uzun sürecek bir çatışma ihtimalini ima ediyor. Gözden kaçırılmaması gereken bir başka boyut… Söz konusu olan sadece İran’ın İsrail için güvenlik riski yarattığı iddiası değil, (zira, bölgedeki bütün ülkeler için asıl risk kaynağı, Fırat’a kadar bölge coğrafyası üzerinde hak iddia eden İsrail’den geliyor!) aynı zamanda ABD’nin bölgede Çin’le ittifakta görünen önemli, güçlü bir ülkenin devre dışı bırakılması… Bütün küresel çatışmaların görünen gerekçelerinin ötesinde, ABD’nin küresel patronluğunu tehdit eden Çin’i zayıflatma amacı yatıyor.

İbrahim Ekinci, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunudur. Basında çalışmaya, 1990 yılında başladı. Dünya Gazetesi, Yeni Yüzyıl, Star gazetelerinde ekonomi muhabirliği yaptı. Power Dergisi’nde genel yayın müdür yardımcılığı yaptı. 2000 yılında Milliyet Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Ekonomi Servisi’nde 5 yıl editörlük, şef yardımcılığı, 5 yıl süreyle de servis şefi yöneticiliği yaptı. 2010 yılında tekrar Dünya Gazetesi’ne dönerek 10 yıl süreyle yazıişleri müdürü ve genel yayın müdür yardımcısı olarak çalıştı. Halen Ekonomi Gazetesi ve Kısa Dalga’ya haber ve yazılar yazıyor.

Özel Haber Haberleri