ŞENAY AYDEMİR
Fransa'da temmuz ayında canlı gösteri sanatlarının vitrini sayılan Avignon'da, sendikalar ve bağımsız topluluklar kitlesel protestolar düzenledi. Gerekçe ise zaten her yıl azaltılan kültür bütçesinin 2026'ya ait yüzde 10 civarı bölümünün dondurulmasıydı. Yani 28 tiyatro, opera ve orkestraya yılın ikinci yarısı için ödenmesi planlanan sübvansiyonlar askıya alınmıştı. Protestocular hükümeti 'kültürü yurt dışında övüp sessizce tasfiye etmekle' suçladı. Fransa'da eğlence, sinema, görsel-işitsel medya, sahne sanatları ve kültürel eylem alanlarında çalışanları temsil eden işçi sendikaları federasyonu CGT Spectacle (Fédération Nationale des Syndicats du Spectacle, de l’Audiovisuel, du Cinéma, de l’Information, des Arts et de l’Action Culturelle CGT), sektördeki istihdam kayıplarının bazı dallarda yüzde 10'u aştığını duyurdu. Protestoların ardından Kültür Bakanı geri adım attı ve dondurulan 10 milyon avroluk kredinin, 28 kuruma yılın ikinci yarısında ödeneceğini duyurdu.
Fransa'daki bu tablo tek başına bir istisna değil, çok daha büyük ve eski bir çelişkinin son perdesi. Avrupa Birliği (AB), kuruluşunda sanatı ve kültürü ulus-devletlerin kendi iç alanına bırakan ekonomik bir projeydi. 1957 Roma Antlaşması'nda 'kültür' diye bir başlık dahi yoktu. Kültür, birlik hukukuna ilk kez 1992'deki Maastricht Antlaşması'yla üstelik çok mütevazı bir statüyle girdi: 'destekleyici yetki'. Yani AB kültür politikası üretemez, yalnızca üye devletlerin kendi politikalarını 'teşvik edebilir' ve 'tamamlayabilir'di. Aynı dönemde, 1993'teki GATT/Uruguay Round ticaret müzakerelerinde Fransa öncülüğünde savunulan 'kültürel istisna' (l'exception culturelle) ilkesi de bu çerçeveyi güçlendirdi: Kültürel mal ve hizmetler, serbest ticaret kurallarından muaf tutulması gereken bir alan olarak tanımlandı.
Yine de AB kendi doğrudan fonlama aracı yaratma ihtiyacı duymuş olacak ki, 2014 yılında daha önce dağınık yürütülen destek programları (Kaleidoscope, Ariane, Raphael, Culture 2000, Culture Programme, MEDIA) tek çatı altında toplanarak Creative Europe kuruldu. Kurum, bugüne dek 41 ülkeye tiyatro, edebiyat, görsel sanatlar, miras, sinema ve görsel-işitsel sektörlerde 13 binden fazla hibe dağıttı. Bütçesi 2014-2020 döneminde toplam 1,46 milyar avroydu yani yedi yıllık AB bütçesinin sadece yüzde 0,14'ü. 2021-2027 döneminde, pandeminin sektörde açtığı yaraları sarmak gerekçesiyle yüzde 63 artışla 2,44 milyara çıkarıldı. Ama bu artış dahi göreli. Creative Europe'un yedi yıla yayılan 2,44 milyarlık toplam bütçesi, Fransa'nın tek başına 2026 yılı için ayırdığı kültür bakanlığı bütçesinden (yaklaşık 3,747 milyar avro) bile az. Başka bir deyişle, AB'nin bütün üye devletlere yedi yıl boyunca dağıttığı kültür desteği, Avrupa'nın tek bir ülkesinin bir yıllık ulusal kültür bütçesini karşılamıyor.
Bu yapısal asimetri, yani AB düzeyinde kültürün hep marjinal, ulusal düzeyde ise tümüyle hükümetlerin kontrolüne kalmış olması, geçmişte de büyük bedeller ödetti. 2008 küresel finans krizinin ardından, Avrupa Parlamentosu Kültür ve Eğitim Komitesi için hazırlanan bağımsız bir araştırmaya göre, kriz döneminde (2007-2015) Güney Avrupa ülkelerinde kültüre ayrılan kişi başı kamu harcaması çarpıcı biçimde geriledi: Yunanistan'da yüzde 47,17, Portekiz'de yüzde 40,07, İspanya'da yüzde 35,74. Yani 2008 sonrası kemer sıkma döneminde kültür, orantısız biçimde en çok kısılan kalemdi.
Raporda yer alan bu grafik, güney ülkelerindeki kültür harcamalarının 2008 kriziyle birlikte nasıl düşüşe geçtiğini açık biçimde gösteriyor. Merkez ve kuzey ülkeler krizle birlikte harcamaları artırırken, güney ülkelerde dramatik bir düşüş görülüyor. Doğu Avrupa’nın bu konuda kıtanın diğer bölgelerine oranla tarihsel olarak geride olduğunu da ifade edelim.
Bugün, tarih bir kez daha tekerrür ediyor gibi görünüyor. AB'nin doğrudan kültür desteğinin önemli araçlarından olan Creative Europe'un 2028-2034 dönemi için önerilen yeni çerçevede (AgoraEU) kültür koluna ayrılması öngörülen kaynak yaklaşık 820 milyon avrodan 1,8 milyar avroya çıkarılıyor. Ancak Creative Europe'un bağımsız bir program olmaktan çıkarılarak kültür, medya, demokrasi ve yurttaşlık politikalarının aynı çatı altında toplandığı AgoraEU'ya dönüştürülmesi, kültür politikalarının bağımsızlığı ve önceliği açısından yeni bir tartışma yaratıyor. Bu dönüşüme eşlik eden asıl unsur ise siyasi alanda son yıllarda artan jeopolitik ve askeri gerilimler. Aşırı sağın Avrupa çapındaki yükselişi ve kimi yerlerde merkezi ve yerel iktidarları ele geçirmesi de kültür bütçelerindeki baskının nedenleri arasında gösteriliyor. Ama asıl dikkat çekici olan savunma bütçelerindeki artış. 2008 krizinde savunma da kültürle birlikte kısılırken, bugün savunma büyüyor; kültür ise bütçe içindeki ağırlığını korumakta zorlanıyor. Bununla eş zamanlı olarak başta Fransa ve Almanya olmak üzere birçok büyük AB ekonomisinde kültür ve sanat bütçelerindeki küçülme, haberlere konu olacak ölçüde belirginleşiyor. Bu da şu soruyu bir kez daha gündeme getiriyor: Avrupa Birliği, her kriz anında —ister ekonomik ister jeopolitik— kültürü diğer önceliklerin gerisine mi itiyor?
Ekonomik durgunluk ve kriz emareleri
Kültür alanındaki daralma bir anda ortaya çıkmıyor. Son birkaç yıldır AB'nin merkez ülkeleri iki cepheden aynı anda sıkışıyor: Durgunlaşan ekonomi ve hazırlıksız yakalandığı bir güvenlik krizi. Önce ekonomi cephesine kısaca bakalım. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, AB ekonomisi pandemi sonrası 2021'de yüzde 6,4'lük bir sıçrama yaşadıktan sonra kalıcı biçimde yavaşladı. 2022'de yüzde 3,6'ya, 2023'te yüzde 0,4'e gerileyen büyüme, 2024'te yüzde 1,1'e, 2025'te yüzde 1,5'e çıktı.
Bu yavaşlamanın en çarpıcı örneği, birliğin 'motoru' sayılan Almanya'da yaşandı. Almanya Federal İstatistik Dairesi (Destatis) verilerine göre ekonomi 2023'te yüzde 0,9, 2024'te yüzde 0,5 küçüldü. Almanya, 2025'i ancak yüzde 0,2'lik cılız bir büyümeyle kapatabildi. Fransa'da da tablo benzer. Büyüme 2021'deki yüzde 6,9'dan 2025'te yüzde 0,9'a geriledi.
Bu durgunluğun yapısal arka planı da var. Eski İtalya Başbakanı ve Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Mario Draghi'nin, Avrupa Komisyonu'na sunduğu "Avrupa Rekabetçiliğinin Geleceği" raporuna göre, AB dijital dönüşüm ve yapay zeka dalgasını büyük ölçüde kaçırmış durumda. 2024 itibarıyla AB işletmelerinin sadece yüzde 13,5'i yapay zekayı kullanıma alabilmişken, aynı yıl ABD tek başına 40 önemli yapay zeka modeli üretti, Avrupa'nın payı ise sadece üç. Draghi Avrupa’nın birçok dijital sektörü zaten 'kaybetmiş' durumda olduğunun altını çiziyor raporda.
Tam bu ekonomik kırılganlığın üzerine, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Trump yönetiminin NATO içinde Avrupa'yı yalnızlaştıran tutumu, ABD/İsrail-İran çatışması ve Çin'in yükselişiyle biriken jeopolitik gerilim eklendi. Sonuç, Avrupa Birliği Konseyi'nin (Consilium) verilerine göre hızlı bir silahlanma dalgası. AB üyesi devletlerin toplam savunma harcaması 2020'den 2025'e yüzde 111'lik artışla 198 milyar avrodan 418 milyar avroya yükseldi. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi'nin (EPRS) derlediği verilere göre, Almanya'nın savunma bütçesi 2021'de GSYH'nin yüzde 1,27'siyken 2025'te yüzde 2,14'e çıktı; Berlin anayasal borç frenini gevşeterek 2029'da GSYH'nin yüzde 3,2'sine (162 milyar avro) ulaşmayı hedefliyor. Fransa, 2026 savunma bütçesini geniş bütçe açığı baskısına rağmen 68,5 milyar avroya (GSYH'nin yüzde 2,25'i) çıkardı ve yüzde 3,5 hedefini ilan etti. İtalya, Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere diğer ülkelerde de durum benzer. Haziran 2025'teki NATO Lahey Zirvesi'nde, Trump'ın baskısıyla, tüm üyeler 2035'e kadar GSYH'nin yüzde 5'ini (yüzde 3,5 çekirdek savunma + yüzde 1,5 geniş güvenlik harcaması) savunmaya ayırmayı taahhüt etti.
Fransa: Merkezden yerele doğru daralma
Peki, Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin kültür ve sanat alanına ayırdıkları bütçenin son birkaç yıldaki dönüşümüne bakıldığında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Tabii ki ‘sanat’ deyince ilk akla gelen ülkeye, yani Fransa’ya odaklanalım. Fransa, Avrupa'nın kamu destekli kültür politikası bakımından en güçlü geleneklerinden birine sahip ülkelerden. Fransa'da kültürün finansmanı uzun yıllar boyunca merkezi devlet ile yerel yönetimlerin birlikte taşıdığı bir modele dayandı. Son yıllarda ise bu modelin iki ayağı da aynı anda mali baskı altına girmeye başladı. Kültür Bakanlığı, 2025 bütçesini 4,45 milyar avro olarak açıklarken bunu 'tarihi en yüksek düzeyin korunması' olarak sunmuştu. Ancak Senato'nun 2026 bütçesine ilişkin incelemesi, bu yükseliş döneminin sona erdiğine işaret ediyor. 2026 bütçesinde kültür için 3,747 milyar avro ayrıldı. Bu, 2025'e göre 170 milyon avro ve yüzde 4,34'lük düşüş anlamına geliyor. Proje ödeneklerindeki daralma ise yüzde 7,25.
Burada toplam rakam kadar, paranın hangi alanlardan çekildiği de önemli. 2026 bütçesinde canlı gösteri sanatlarının desteklendiği kalemin ödenekleri yüzde 3,67 azalıyor. Kültürel miras programının kredi ödemeleri yüzde 8,46, sanat ve kültür eğitimi için ayrılan kaynak ise yüzde 12,98 geriliyor. Dikkat çekici bir detay ise sanat ve kültür eğitiminin ödeneklerinin 314 milyon avrodan 273 milyon avroya düşürülmesi. Plastik sanatlarda destek küçük çaplı artarken, bazı kalemlerde yatay seyrediyor.
Ancak Fransa'daki asıl kırılma merkezi bütçeden önce yerel yönetimlerde görülüyor. Kültür Bakanlığı'nın verilerine göre yerel yönetimlerin kültür harcamaları 2023'te 10,7 milyar avroya ulaşmıştı. Bu nedenle belediyelerin, metropollerin, departmanların ve bölgelerin bütçelerinde yaşanan değişim, kültür sektörünün tamamını doğrudan etkiliyor. Kültür politikaları üzerine çalışan Observatoire des politiques culturelles'in (OPC) 2024 barometresinde, yerel yönetimlerde bütçelerin büyük ölçüde korunduğu fakat enflasyon nedeniyle nominal olarak sabit kalan kültür bütçelerinin satın alma gücünü kaybettiği ifade ediliyordu. 2025 barometresi ise durumu açık biçimde bir kırılma olarak tanımladı. 2024'ten 2025'e geçerken araştırmaya katılan yerel yönetimlerin yüzde 47'si kültür bütçesini azalttığını bildirdi. Yerel yönetimlerin yüzde 20'den fazlasında düşüş yüzde 10'u aştı. Kültür derneklerine verilen sübvansiyonları azaltanların oranı yalnızca bir yıl içinde yüzde 11'den yüzde 42'ye çıktı. Departmanlarda kültür derneklerine yönelik sübvansiyonları azaltanların oranı yüzde 68'e, bölgelerde ise yüzde 58'e ulaştı; 2025 araştırmasına katılan bölgelerin hiçbirisi kültür derneklerine verdiği desteği artırdığını bildirmedi. Festival ve etkinlikler, sahne sanatları, kültürel eğitim ve bağımsız dernekler bu kesintilerden en çok etkilenenler oldu. OPC de 2025 barometresinde özellikle yerel yönetimlerin kültüre yönelik bütçe daralmasının daha önce görülmemiş ölçekte olduğunu vurguluyor.
Buraya kadar anlatılanlar ‘ekonomik mecburiyetler’ olarak düşünülebilir. Ancak işin bir de ‘siyasi tercih’ boyutu var. Fransa'da özellikle sağ ve aşırı sağ siyasetçiler son yıllarda çağdaş sanat, festivaller ve kamu destekli kültür kurumlarını 'elit', 'politize' veya 'gereksiz' harcama alanları olarak hedef alan söylemler geliştiriyor.
Sinema alanında ise baskı, Kültür Bakanlığı bütçesinden farklı bir mekanizma üzerinden CNC'de görülüyor. Fransız sinemasının finansmanının temel kurumu olan Centre national du cinéma et de l'image animée (CNC), esas olarak sinema biletleri, televizyon ve dijital platformlardan alınan vergilerle kendi kaynaklarını oluşturuyor. Ancak Le Monde'un 15 Mayıs 2026 tarihli araştırmasına göre devlet son iki yılda CNC'nin kasasından 550 milyon avro çekti. CNC Başkanı Gaëtan Bruel, Haziran 2026'da kurumun finansman modelinin artık doğrudan tehdit altında olduğunu savunurken, CNC'nin 2025 verileri de baskının sonuçlarının görülmeye başladığını gösteriyor. Filmlerin finansman planlarında kamu kaynaklarının miktarı bir yılda yüzde 13,8 azalırken, yapımcıların CNC'nin otomatik desteklerini kullanma miktarı yüzde 33,3, bölgesel destekler ise yüzde 13,4 geriledi. Buna rağmen CNC'nin toplam vergi gelirleri 2025'te yaklaşık 785 milyon avro düzeyinde; yani sorun sektörün artık kaynak üretmemesi değil, bu kaynakların ve geçmişte biriktirilmiş rezervlerin üzerindeki mali baskının artması.
Almanya: Kültür kentleri kriz yaşıyor
Almanya'da federal kültür bütçesine bakınca, son yıllarda küçük de olsa artıştan bahsedilebilir. 2023'te 2 milyar avro olan bütçe, 2026'da 2.57 milyar avroya çıktı. Aynı dönemde genel bütçe içindeki payı yüzde 0,44'ten 0,49'a çıkmış. Kağıt üstünde artıyor gibi görünse de aynı dönemde federal bütçenin önceliklerinin değiştiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde savunmanın toplam harcamalar içindeki payı 2025'te yüzde 13,6 iken 2026'da yüzde 17,8'e çıktı.
Öte yandan Almanya'da kültür harcamalarının yalnızca yaklaşık dörtte biri federal hükümet tarafından karşılanıyor. Federal İstatistik Dairesi'nin Kulturfinanzbericht 2021 verilerine göre kamu kültür harcamalarının yüzde 39'unu belediyeler, yüzde 38'ini eyaletler üstlenirken, yalnızca yüzde 23'ünü federal hükümet karşılıyor. Bu nedenle federal bütçedeki artış, yerel yönetimlerin yaşadığı mali baskıyı telafi etmiyor. En çarpıcı örnek Berlin. Kent yönetimi 2025 bütçesinde yaklaşık 130 milyon avroluk, yani kültür bütçesinin yaklaşık yüzde 12'sine denk gelen tasarrufa gitti. Kesintinin özellikle bağımsız sanat alanında etkisi ağır oldu. Berlin'in serbest dans sahnesinde sanatçıların proje ve burs desteklerinin yaklaşık 5 milyon avroluk bir havuzdan yüzde 10 oranında azaltılmasıyla bazı bağımsız sahnelerin de aynı oranda kesintiye uğraması gündeme geldi. RBB'ye konuşan Tanzbüro Berlin temsilcileri, zaten düşük gelirlerle çalışan bağımsız sanatçıların bu kesintilerle üretim yapamaz hale gelebileceği uyarısında bulundu. Görsel sanatlarda da benzer bir tablo ortaya çıktı. Berlin Sanatçılar Birliği (bbk berlin), 2025'te çalışma alanları ve atölye desteğindeki kesintiler nedeniyle 365 atölyenin doğrudan risk altında olduğunu açıkladı; daha sonra bazı atölyelerin korunması için geri adımlar atılsa da yeni alanların genişletilmesi durdu ve bazı destek programları tamamen kaldırıldı.
Berlin tek örnek değil. Köln'de 2025-2026 bütçe taslağı bağımsız sanat ve kültür için yaklaşık 6 milyon avro, yani yüzde 20'lik kesinti öngördü. Üstelik bağımsız kültür, kentin kültürel etkinliklerinin yaklaşık yüzde 80'ini üretmesine rağmen belediye bütçesinin yalnızca yüzde 0,25'ini alıyor. Almanya'nın eski Doğu eyaletlerinden, yaklaşık 2,1 milyon nüfuslu Sachsen-Anhalt'ta kültür bütçesi 2024'te 212,6 milyon avroyla rekor düzeye çıktıktan sonra 2025'te 192 milyona geriledi ve 2026'da neredeyse yerinde saydı. Daha önemlisi, sabitlenen toplam bütçenin içinde kaynakların dağılımı değişti: 2025-2026 arasında sanat ve kültür desteği yüzde 12,4, müze ve sergi bütçesi yüzde 50, anıt koruma bütçesi yüzde 27 gerilerken, tiyatro ve orkestralara ayrılan kaynak yüzde 5,5 arttı. Yani burada yalnızca bir bütçe daralması değil, kültürün kendi içinde bir öncelik değişimi yaşanıyor.
Bu tabloya Almanya'daki siyasi dönüşümü de eklemek gerekiyor. Yükselişini sürdüren aşırı sağ AfD, kamu kaynaklarının hangi kültürel faaliyetlere aktarılması gerektiğini giderek daha açık biçimde ideolojik bir tartışmaya dönüştürüyor; özellikle çağdaş sanat, çeşitlilik, göç ve demokratik kültür politikalarına verilen kamu desteğini sorguluyor. Bu da yerel yönetimler üzerinde kültür kaynaklarının aktarımı konusunda baskı oluşturuyor.
Hollanda, İtalya ve Avusturya... Gidişat aynı
Peki bu iki büyük ülkenin dışında durum nasıl? Örneğin Hollanda. Boekmanstichting'in (bağımsız bir kültür politikası araştırma vakfı) derlediği Cultuurmonitor verilerine göre, kültür sektörünün tüm kamu kademelerinden (merkezi hükümet, iller, belediyeler) elde ettiği toplam gelir 2023'te en az 3,96 milyar avroydu. Ama bu toplamın içinde iki farklı eğilim söz konusu. Merkezi hükümetin kültür bütçesi, pandemi döneminde devreye giren destek paketleri sayesinde, 2015'teki 713 milyon avrodan 2023'te 1,29 milyar avroya çıktı. Ama bu artış yanıltıcı olabilir. Aynı dönemde merkezi hükümetin toplam bütçesi içinde kültüre ayrılan pay aslında sürekli küçüldü. 2005'te yüzde 0,62 olan bu pay, 2023'e gelindiğinde yüzde 0,41'e geriledi. Yani mutlak rakam büyürken, kültürün devlet nezdindeki göreli önceliği zaman içinde istikrarlı biçimde azaldı. Boekmanstichting, eğer 2005'teki bütçe oranı korunsaydı, kamunun 2023'te kültüre 1,2 milyar avro daha fazla kaynak aktarılması gerektiğini hesapladı. Hollanda Maliye Bakanlığı'nın bütçe belgelerine göre, merkezi hükümetin 2026 kültür bütçesi yaklaşık 1,42 milyar avro olarak öngörülüyor. 2025'teki 1,47 milyar avronun altında, 2024'teki 1,39 milyar avronun ise ancak biraz üzerinde. Bu yapısal aşınmanın üzerine, 2024'te göreve gelen sağ popülist ağırlıklı koalisyon niteliğindeki Schoof hükümetinin kültür, medya, spor ve konaklama üzerinde yüzde 9 olan KDV oranının yüzde 21'e çıkarması planı sektörü sarstı. Sektörün yoğun lobi faaliyetleri sonucu hükümet geri adım atmak zorunda kalsa da aylarca süren bu belirsizlik sektörde kalıcı bir güvensizlik bıraktı.
İtalya'da ise tablo çok daha doğrudan bir gerilemeye işaret ediyor. 2026 bütçe yasasına göre Kültür Bakanlığı'nın nihai harcamaları 3 milyar 66 milyon avro olarak belirlendi; bu, 2025'e göre 190,8 milyon avro ya da yüzde 5,8'lik bir düşüş anlamına geliyor. Kültürün merkezi devlet bütçesindeki payı da yalnızca yüzde 0,3'te kalıyor yani bir önceki yılla aynı. Üstelik 2026-2028 arasındaki ayrı bir 'harcama gözden geçirmesi' kapsamında Kültür Bakanlığı'na toplam 293,2 milyon avroluk ek kesinti getiriliyor; kesintilerin büyük bölümü kültürel mirasın korunmasına yönelik kalemlere yükleniyor.
Öte yandan Sinema Fonu, mevcut 700 milyon avrodan 2026'da 610 milyona, 2027'den itibaren ise 500 milyon avroya düşürülüyor; bu mevcut düzeye kıyasla yüzde 28,6'lık bir küçülme demek. Sahne sanatları fonlarında ise dalgalı bir seyir var (2026: 507,8 milyon; 2027: 554,8 milyon; 2028: 536 milyon). Bir anlamda İtalya örneği, genel bir daralma içinde kaynakların kimi siyasi öncelikli alanlara, örneğin hükümetin kültürel soft-power hedeflerine yönelik projelere yeniden yönlendirilmesi şeklinde düşünülebilir. Bu kararda bir başka milliyetçi sağ iktidardan Giorgia Meloni liderliğindeki hükümetten bahsetmek de gerek. Hükümetin sınırlı da olsa kamu desteğini sürdürürken diğer kültür alanında yeni siyasi öncelikler oluşturması ülkedeki önemli kültür tartışmaları arasında. Buradaki verilerin büyük kısmını derlediğimiz Ateatro'nun değerlendirmesine göre, 2026 bütçesindeki bazı projeler doğrudan Meloni hükümetinin girişimi niteliğinde ve özellikle Mattei ile Olivetti ödülleri, 2024 sonunda ortaya konan kültürel soft-power hedeflerini somutlaştırma çabası olarak değerlendiriliyor.
Bir başka kültür ülkesi Avusturya'da ise son dönemdeki kemer sıkma programı kültür alanına doğrudan yansıdı. Federal sanat ve kültür bütçesi 2024'te 658,5 milyon, 2025'te 670,7 milyon avroya çıktıktan sonra 2026'da 629,8 milyon avroya geriledi. Yani tek yılda yaklaşık 41 milyon avroluk, yüzde 6'lık nominal bir düşüş yaşandı. Bağımsız sanatçı ve kültür çalışanları çatı örgütü IG Kultur Österreich, sanat ve kültür alanındaki toplam tasarrufun 2025'te yaklaşık 10 milyon, 2026'da ise 40 milyon avro civarında olduğunu; özellikle freie Szene olarak adlandırılan bağımsız sanat alanının kesintilerden etkilendiğini bildiriyor. Film sektörü de bu süreçte özellikle etkilenen alanlardan biri. Kesintinin yalnızca federal kurumlarla sınırlı kalmadığı, Viyana gibi kültürün merkezi sayılan yerel yönetimlerde de görüldüğü dikkat çekiyor. Avusturya'nın başkenti Viyana'da belediyenin kültür bütçesi 2025'te 29,7 milyon avrodan 2026'da 28,4 milyona düşürüldü; bazı müzeler geçici olarak kapatılırken bazı kültür kurumlarının çalışma saatleri azaltıldı.
Görüldüğü gibi Avrupa Birliği’nin önde gelen ülkeleri ekonomik ve siyasi krizler bahanesiyle kültür alanına ayırdıkları bütçeyi sürekli azaltırken, savunma sanayi bütçeleri her yıl katlanarak artıyor. Bu da meselenin kaynak sıkıntısı değil, öncelik olduğunu gösteriyor. Bu öncelik sorunu kültür alanı içinde de söz konusu, bütçeler daraldıkça alana kaynak aktaran kurumların başındakilerin de tercihleri değişiyor. Kültür ve sanatta bazı bölümler daralırken kaynaklar başka alanlara aktarılıyor. Bundan da en çok kitlesel olmayan sanat dalları ve göçmen sanatçılar etkileniyor.
Şenay Aydemir, 1997 yılından 2014'e kadar Evrensel- Referans ve Radikal gazetelerinde muhabir/ editör olarak çalıştı. 2015'ten itibaren serbest çalışıyor. Duvar ve Artı Gerçek'te eleştiri, haber ve röportajları yayımlandı.