HALE GÖNÜLTAŞ
DEM Parti heyeti, bir grup gazeteciyle yapılan sohbet toplantısında İmralı görüşmeleri, Abdullah Öcalan’la temasın kesilmesi, beklenen çerçeve yasa, PKK’nin silah bırakması ve feshi, Selahattin Demirtaş’ın durumu, CHP’nin tutumu ve sürecin siyasal dengeleri hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Toplantıda öne çıkan ana başlıklardan biri, 24 Mayıs’tan bu yana İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’la herhangi bir temas kurulamaması oldu. DEM Parti heyeti, bu tarihten beri ne kendilerinin ne Öcalan’ın ailesinin ne de avukatlarının İmralı ile görüşebildiğini aktardı. Avukatların haftalık başvurularına da olumsuz yanıt verildiği, bu konuda herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı belirtildi.
Heyete göre, yasal adımların atılmasının beklendiği bir aşamada daha önce periyodik olarak yapılabilen görüşmelerin uzun süre kesintiye uğraması, sürecin işleyişi açısından önemli bir başlık oluşturuyor. DEM Partililer ve avukatlar, bu kesintinin nedenine ilişkin kendilerine iletilmiş bir bilgi olmadığını söyledi.
“Öcalan dışında kim silah bırakmayı sağlayabilirdi?”
DEM Parti heyeti, herhangi bir çözüm masasında DEM Parti’nin bulunmamasının düşünülemeyeceğini, Öcalan’ın da silahsızlanma ve barış konusunda hâlâ belirleyici bir aktör olduğunu vurguladı.
Heyet, bu yaklaşımı şöyle gerekçelendirdi:
“AKP ile işbirliği iddiasını ortaya atarak Öcalan’ı da öcüleştiren bir kesim var. Böyle resmetmeye yönelik bir akıl var. Bu bilerek yapılıyor. Öcalan şans zira kendisi dışında kimsenin silah bırakmayı sağlayacak, fesih kararı almayı sağlayacak bir durumu yok. Geçmişte başka aktörler, başka yöntemler denendi ama hiçbir sonuç vermedi. Bunu iyi değerlendirmek gerekiyor.”
Bu çerçevede DEM Parti heyeti, Öcalan’ın rolünü iktidarla kurulan bir ilişki üzerinden değil, silahlı çatışmanın sonlandırılması bakımından sahip olduğu fiili etki üzerinden değerlendirdiklerini anlattı.
Tayip Temel: “Bahçeli’nin çağrısından önce Öcalan’la temas olmadı”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, toplantının başında sürecin nasıl başladığını anlattı ve bu konuda dile getirilen bazı iddialara yanıt verdi.
Temel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2024’te yasama yılının başında DEM Partililerle tokalaşması ve ardından Öcalan’a yönelik çağrı yapması sonrasında sürecin başladığını hatırlattı. Bahçeli’nin çağrısından önce devlet yetkilileri ile Öcalan arasında görüşmeler yapıldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını söyledi.
Temel, bu konuda şunları aktardı:
“Bu doğru değil. Öcalan’da elbette barış konusunda bir duygu vardı. Ancak devlet yetkilileriyle yapılmış bir görüşme, anlaşma söz konusu değildi. Öcalan, bu çağrıyı vesile yaptı. Zaten 2019’da çatışma ortamını bir haftada durdurabileceği açıklamasını yapmıştı. Yine bu kararlılığını yineledi. Biz heyet olarak kendisine sorduk ve öncesinde hiçbir görüşme yapmadığını kendisi söyledi.”
Temel’in anlatımına göre, süreç Bahçeli’nin çağrısından önce yapılmış kapalı bir mutabakata değil, bu çağrının Öcalan tarafından bir imkân olarak değerlendirilmesine dayanıyor.
Bahçeli’nin çağrısı: Suriye, Ortadoğu ve iktidarın koşulları
Temel, Bahçeli’nin çağrısının zamanlamasını değerlendirirken Ortadoğu ve özellikle Suriye’deki gelişmelere dikkat çekti.
Temel’e göre çağrı, yalnızca iç siyaset bağlamında değil, bölgesel dengeler içinde de okunmalı. Temel, birkaç ay öncesinden yabancı diplomatlar ve ABD, İngiltere, Fransa kaynaklarından Suriye’de Esad rejiminin artık gideceği, yılın sonuna doğru değişimin kesin görüldüğü yönünde değerlendirmeler yapıldığını söyledi. Ancak Esad sonrasında kimin geleceği konusunda bir uzlaşı olmadığını belirtti.
Temel, bu çerçeveyi şöyle anlattı:
“Bahçeli’nin zamanlamasına Ortadoğu ve Suriye özgünlüğünde bakmak lazım. Birkaç ay öncesinde yabancılardan, diplomatlardan, ABD, İngiltere, Fransa kaynaklarından Suriye’de Esad rejiminin artık gideceği, yılın sonuna doğru değişeceği kesin olarak konuşuluyordu. Bir konsensüs vardı. Ama yerine kimin geleceği konusunda bir konsensüs yoktu. Şara, seçeneklerden biriydi. YPG yönetimi de Kürtler de seçeneklerden biriydi. Bunun yanında İsrail’in, Gazze, İran, Hamas planları söz konusuydu. Bu problemin çözülmemesi durumunda böyle bir ortamda Türkiye’nin zorlanacağı gibi bir düşünce oluştuğunu sanıyoruz. Bahçeli aslında bunun sözcüsü oldu. İktidarın içinde bulunduğu koşullar, görece zayıflaması da etkili oldu elbette.”
Bu değerlendirmeye göre DEM Parti, Bahçeli’nin çıkışını hem bölgesel denklem hem de iktidarın içerideki siyasal konumu üzerinden okuyor.
27 Şubat çağrısı: “En radikal ve net yanıt”
Temel, Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı silah bırakma ve örgütün feshi çağrısını, Bahçeli’nin çağrısına verilmiş “en radikal ve net yanıt” olarak nitelendirdi.
Temel, Öcalan’ın PKK’nin artık sonlandırılması gerektiğini daha önce de söylediğini, 2000’li yılların başında KADEK’in kurulmasıyla PKK’nin sonlandırıldığını hatırlattı. Ancak Temel’e göre o dönemde Osman Öcalan’ın da yer aldığı bazı grupların kullanılmasının ardından süreç tersine döndü; ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve bu grupları kullanması yeni bir tablo yarattı.
Temel, PKK’nin zamanla Kürtlerin farklı ülkelerdeki hak taleplerine karşı kullanılan bir gerekçeye dönüştüğünü belirtti:
“PKK, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir hak talebinde bulunan Kürtler’e karşı kullanılan bir sopaya dönüştü. Bütün hak talepleri PKK yanıtı ile yanıtlanıyordu.”
Temel’e göre bu nedenle Öcalan’ın çağrısı hızlı biçimde karşılık buldu. Çatışmaların zaten Irak’a kaymış olması da bu zemini etkileyen unsurlardan biri olarak ifade edildi.
“Erdoğan için değil, 50 yıllık çatışmayı sonlandıran adım”
Toplantıda, Öcalan’ın çağrısının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı güçlendirmek için yapıldığı yönündeki değerlendirmeler de gündeme geldi.
Temel, bu yorumları “büyük bir hata” olarak nitelendirdi ve çağrının asıl anlamının 50 yıllık çatışmalı süreci sonlandırma iradesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:
“Bu büyük bir hata. 50 yıllık çatışmalı süreci sonlandıran bir adımdan söz ediyoruz. Yapılan çağrıyı bu şekilde değerlendirmek lazım.”
Bu anlatımda DEM Parti, süreci güncel iktidar hesaplarından ziyade uzun süreli çatışmanın bitirilmesi ekseninde konumlandırıyor.
“Silahların bırakılması Kürt sorununun çözümü anlamına gelmez”
Temel’in üzerinde durduğu bir diğer başlık, silahların bırakılması, PKK’nin feshi ve PKK’lilerin Türkiye’ye dönüşünün tek başına Kürt sorununun çözümü sayılamayacağı oldu.
Temel, iktidarın bir kısmında böyle bir yaklaşım bulunduğunu, bunun “çok tehlikeli” olduğunu söyledi. Öcalan’ın çağrısının yasadışılığın ve örgütsel faaliyetlerin sonlandırılmasına yönelik olduğunu, Kürtlerin hakları ve Kürt sorununun çözümünün ise bundan sonraki ayrı bir mücadele alanı olduğunu belirtti.
Temel, bu noktada Öcalan’ın kendisini doğrudan anlatabilmesinin önemine işaret etti. Öcalan’ın ne yapmaya çalıştığını ve amacını bugüne kadar hep aracılar üzerinden aktardığını söyleyen Temel, sürecin doğrudan Öcalan’ın kendi diliyle anlatılabilmesinin kritik olduğunu vurguladı.
“Türkiye’deki demokratik değişim diğer ülkeleri de etkiler”
Temel, Öcalan’ın kamuoyunda “korkunç” ve “öcü” gösterilen bir figür hâline getirildiğini, buna karşılık kendilerinin Öcalan’ı Ortadoğu’da birlikte yaşamı savunan bir aktör olarak gördüklerini söyledi.
Temel’e göre Öcalan’ın süreci aracısız anlatması, hem Türkiye’de hem de bölgedeki Kürtler açısından önem taşıyor. Temel, örgüt yöneticilerinin de Öcalan dışında kendilerine silah bıraktıracak bir güç bulunmadığını vurguladığını aktardı.
Kürtlerin dört ayrı devletin sınırları içinde yaşadığını hatırlatan Temel, Türkiye’nin seküler ve öncü konumu nedeniyle burada yaşanacak demokratik değişimin diğer ülkeleri de etkileyeceğini ifade etti.
Çerçeve yasa: “Taslağı biz de örgüt de Öcalan da bilmiyor”
Toplantının en önemli başlıklarından biri, temmuz ayında Meclis’e getirilmesi beklenen çerçeve yasa oldu.
Temel, çerçeve yasa taslağının içeriği konusunda DEM Parti’nin de PKK’nin de Öcalan’ın da bilgisi olmadığını söyledi. Heyet görüşmelerinde, bu yasanın TBMM’de kurulan komisyonun raporuna uygun biçimde çıkarılması gerektiği görüşünün iletildiğini belirtti.
Temel, Öcalan’ın da bunu vurguladığını, devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmede konunun Meclis’in işi olduğunun altını çizdiğini aktardı:
“Heyet görüşmelerinde bu yasanın TBMM’de kurulan komisyonun raporuna uygun biçimde çıkması gerektiği görüşü iletildi. Net bir tavır alındı. Öcalan da bunu vurguladı, devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmede de bunun Meclis’in işi olduğunun altını çizdi. Hem PKK, hem Öcalan şimdi taslak metni bekliyor. Şu anda bizim de bir bilgimiz yok içerik konusunda, onların da yok.”
Saruhan Oluç: “Önerileri sözlü aktardık, yazılı hazırlığı henüz vermedik”
DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç da bugüne kadar yasa üzerinde DEM Parti’nin ve Öcalan’ın bazı çalışmaları ve önerileri olduğunu, bunların görüşülen heyetlere sözlü olarak aktarıldığını söyledi.
Ancak DEM Parti’nin yazılı hazırlığını henüz vermediğini belirten Oluç, önce karşı tarafın hazırlığını görmek istediklerini ifade etti:
“Bugüne kadar yasa üzerinde bizim çalışmalarımız ve Öcalan’ın önerileri oldu. Bunları görüştüğümüz heyetlere sözlü olarak aktardık. Yazılı hazırlığımızı ise henüz vermedik. Önce onların hazırlığını görmek istedik. Biz onların önerilerini bilmiyoruz. Dinliyor ve not alıyorlar. Elimizde bir taslak yok.”
Oluç, DEM Parti’nin çerçeve yasada kategorik ayrımlara karşı olduğunu vurguladı. Geri dönecekler bakımından “suçlu-suçsuz”, “yönetici-yönetici olmayan” gibi ayrımların yapılmaması gerektiğini söylediklerini aktardı.
Oluç, görüşmelerde bazı hukukçu akademisyenlerin etkin pişmanlık düzenlemesine işaret ettiğini, DEM Parti’nin buna karşı çıktığını söyledi:
“Mesela görüşmelerde bazı hukukçu akademisyenler, etkin pişmanlık düzenlemesine işaret ettiler. Buna da itiraz ettik. Aklınızdan bunu geçirmeyin dedik. Pişmanlık kavramı üzerinden gelinirse DEM Parti olumsuz tavrını ortaya koyar diye anlattık.”
“AKP içinde de çözümsüzlük isteyenler var”
Toplantıda daha önce çıkarılan pişmanlık yasası benzeri düzenlemeler de hatırlatıldı. Oluç, bu kavramı gündeme getirenlerin olduğunu, AKP içinde de çözümsüzlük isteyen ve bunun için çalışan bir kesim bulunduğunu söyledi.
Oluç’a göre AKP içinde daha milliyetçi eğilimde olan ve bu yönde tutum alan isimler var. Bu tutumun, komisyonun İmralı’ya gitmesi aşamasında da karşılarına çıktığını belirtti.
Oluç, yasa konusunda sızdırılan bazı haberlerde de benzer bir yaklaşımın görüldüğünü söyledi.
Yasada örgütün adı ve kapsam meselesi
Oluç, çerçeve yasa konusunda yapılan görüşmelerden edindikleri izlenimi de paylaştı.
Buna göre, yasanın herkes için ve tüm örgütler için geçerli genel bir düzenleme olması istenmiyor. Düzenlemenin süreli olması, kendini feshetme ve silah bırakma şartına bağlanması bekleniyor.
Oluç, çerçeve yasaya bağlı olarak Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu gibi temel yasalarda da bazı değişikliklerin gerekeceğini söyledi. Nasıl bir düzenleme yapılması gerektiğinin komisyonda da konuşulduğunu belirtti.
Oluç, tüm partilerin İnfaz Kanunu’nda eşitliğin sağlanması ve ayrı suç türlerine uygulanan farklı infaz sürelerinin kaldırılması konusunda ortak düşünceye sahip olduğunu da aktardı.
Anayasa başlığı: “İmralı’da da bizimle görüşmelerde de gündeme gelmedi”
Toplantıda, sürecin yeni anayasa ya da anayasa değişikliğiyle ilişkilendirilmesi ve bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına yol açabileceği yönündeki tartışmalar da soruldu.
Oluç, anayasa konusunun ne DEM Parti ile yapılan görüşmelerde ne de İmralı’da yapılan görüşmelerde gündeme geldiğini söyledi:
“Anayasa konusu, bizimle yapılan görüşmelerde, İmralı’da yapılan görüşmelerde hiç gündeme gelmedi. Hiç masaya konulmadı.”
Oluç, çıkacak yasaların Kürt sorununun çözümü anlamına gelmediğini de yineledi. Kürt sorununun çözümü için yerel yönetimler, bazı yasalar ve anayasa alanında değişikliklerin gerekebileceğini söyledi. Yurttaşlık tanımı, ana dilde eğitim ve bu alanlardaki yasakların tartışılabileceğini belirtti.
Ancak Oluç’a göre bu tartışmalar kapalı kapılar ardında değil, açık biçimde yapılmalı:
“Bir anayasa tartışması Türkiye’de her zaman var ve biz bunu konuşmaya hazırız. Kapalı kapılar ardında değil, açık açık konuşulması gerekir bunların. Bunu uygun bulmayız.”
Oluç, Öcalan’ın da bu konuda düşünceleri bulunduğunu belirtti. DEM Parti açısından anayasa tartışması açılırsa yalnızca teknik değişikliklerin değil, mevcut sistemin, bu sistemdeki sorunların ve demokratik olmama hâlinin de tartışılması gerektiğini söyledi.
Oluç, Selahattin Demirtaş üzerinden örnek vererek, “Ya biz onun yanına gideriz, ya o bizim yanımıza gelir” dedi.
Ayşegül Doğan: “DEM Parti AKP’nin yanına hizalanmış değil”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, toplantıda DEM Parti’nin sürekli olarak iktidarın yanında hizalanmakla eleştirildiğini, muhalefetle arasındaki mesafenin açıldığı iddiasının gündemde tutulduğunu söyledi.
Doğan, DEM Parti’nin AKP’nin yanında hizalanmadığını ve muhalefetle arasındaki makasın açılmadığını ifade etti. DEM Parti’den sürekli kendisini ispat etmesinin istendiğini belirtti.
Doğan’a göre iktidarın DEM Parti’den duyduğu rahatsızlık, partinin oluşturduğu dengeyle ilgili:
“DEM Parti, AKP’nin yanına hizalanmış değil, muhalefetle arasındaki makas açılmış değil. Sürekli kendisini ispat etmesi isteniyor. Aksine oluşturduğu denge nedeniyle DEM’den rahatsızlık duyduğunu görmek gerekiyor.”
“Mutabakat” ifadesi ne anlama geliyor?
Doğan, Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının mutabakat sonucu ortaya çıkmış bir metin olduğunu söyledi. Ancak bu değerlendirmenin sürekli AKP odaklı bir çerçeve üzerinden ele alınmasının doğru olmadığını belirtti.
Doğan’a göre çağrı metninde, sorunun kitleselleştiğinin kabulü de yer alıyor ve bunun görülmesi gerekiyor.
Doğan’a, son açıklamasında kullandığı “mutabakat” ifadesinin çerçeve yasa konusunda bir uzlaşma sağlandığı algısı yarattığı da hatırlatıldı. Doğan, bu ifadenin Öcalan’a ya da DEM Parti’ye taslak gittiği, taslağın görüldüğü ve üzerinde uzlaşıldığı anlamına gelmediğini söyledi.
Doğan, açıklamadan kısa süre önce bu yönde haberlerin sızdırıldığını, her şey olumlu ilerliyormuş gibi bir hava oluşturulmak istendiğini belirtti. Ancak İmralı’ya gidişe izin verilmediğini, taleplere olumlu dönüş yapılmadığını, DEM Parti’ye taslak verilmediğini söyledi.
Doğan, taslağın İmralı’ya gidip gitmediğini, gittiyse nasıl değerlendirildiğini bilmediklerini de ekledi. Buna karşılık Cumhurbaşkanı’nın ve ardından AKP Sözcüsü’nün bu işin temmuz ayında biteceğine ilişkin açıklamalar yaptığını, DEM Parti’nin de zaten ısrarla bunu söylediğini belirtti.
Doğan, heyete de temmuz ayında biteceği yönünde mesajlar verildiğini söyledi ve “mutabakat” ifadesini bu bağlamda kullandıklarını anlattı:
“Mutabakat dediğimiz bu anlama geliyor. Yoksa biz taslağı görmüş, üzerinde konuşmuş değiliz.”
Oluç: “Mekanizmalar oluşmalı”
Bu noktada Saruhan Oluç, komisyon raporunda geri dönüşlerin eşzamanlı bir süreç olarak tarif edildiğini hatırlattı. Buna göre silah bırakma ve yasal süreçlerin birlikte yürütülmesi gerekiyor.
Oluç, buna rağmen “önce silah bırakılsın, geri dönülsün” gibi açıklamalar yapıldığını söyledi. Yasa beklenen biçimde çıksa bile asıl zorluğun bundan sonra başlayacağını belirtti.
Oluç, geçen yıl 11 Temmuz’da 30 kişinin silah yaktığını, ancak birinin bile geri dönemediğini hatırlattı. Sayının artması hâlinde nasıl bir hukuki ve pratik mekanizma işletileceğinin şimdiden belirlenmesi gerektiğini söyledi:
“Bin kişi yaktı şimdi diyelim. Ne olacak bunlar, nasıl dönecek, nerede bekletilecek, hukuki prosedür nasıl işleyecek, güvenceler neler?”
Oluç’a göre bu konularda mekanizmalar oluşturulmalı ve Öcalan da bu mekanizmaların içinde yer almalı. Aksi yöndeki açıklamalar ise sürecin içinde ayak sürümeler olabileceğini gösteriyor.
Oluç, yasanın çıkmaması ya da sürecin zamana yayılmasının büyük risk oluşturacağını ve DEM Parti’nin bunu benimsemeyeceğini söyledi.
“Herkes kapsam içinde olmalı”
Oluç, Öcalan’ın yasa konusunda herkesin kapsam içinde olması gerektiğini önerdiğini aktardı. Buna göre Cemil Bayık ve Murat Karayılan gibi isimler de kapsam içinde olmalı; ancak bu isimlerin nasıl döneceği ya da dönüp dönmeyeceği ayrıca müzakere edilmeli.
Oluç, kategorize eden, birbirinden ayıran bir düzenlemeyi PKK’nin de benimsemeyeceğini açıkladığını söyledi. Sürecin çok kapsamlı olduğunu, PKK ile birlikte hareket eden başka örgütlerin de bulunduğunu, PKK’nin bu örgütlerle de görüştüğünü belirtti.
Bu nedenle PKK’den sonra bu yapıların ne olacağı gibi başlıkların da ayrıca ele alınması gerektiğini söyledi.
Temel de bir soru üzerine, uluslararası gözlemcilerin süreci izlemek istediklerini ve PKK’nin buna açık olduğunu ifade etti. Ancak geçmişte yabancıların ya da farklı kesimlerin katıldığı süreçlerin komploya uğradığını belirtti. Bu nedenle sürecin başında tarafların birbirine güvenerek hareket etmesi konusunda bir mutabakat oluştuğunu söyledi.
“Yasa çıkarsa Öcalan yeni binaya geçecek”
Toplantıda, İmralı’da Öcalan’ın çalışmalarını yürütmesi için yeni bir yer inşa edildiği, ancak Öcalan’ın yasa çıkmadan bu yere geçmediği yönündeki haberler de soruldu. Adalet Bakanlığı’nın bu iddiayı yalanladığı hatırlatıldı.
Temel, bu soruya, “Öcalan, yasa çıkarsa yeni binaya geçecek ve bu mekanı kullanacak” yanıtını verdi.
Selahattin Demirtaş ve tutuklu siyasetçiler
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, cezaevindeki Selahattin Demirtaş’ın durumunun görüşmelerde gündeme gelip gelmediği sorusunu da yanıtladı.
Doğan, Demirtaş’la yakın temas içinde olduklarını ve sürekli görüştüklerini söyledi. Demirtaş’ın aktif siyasetin içinde olmamasının, siyasi bir sorundan değil, cezaevinde tutulmasından kaynaklandığını belirtti.
Doğan, Demirtaş ve benzer durumdaki siyasetçilerin durumunun her görüşmede gündeme geldiğini söyledi. Yalnızca bunun değil, CHP’ye yönelik operasyonların da görüşmelerde gündeme getirildiğini aktardı.
Doğan, İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan’ın T24’e verdiği söyleşide, bu konuların Erdoğan’a anlatıldığını ve Erdoğan’ın yorum yapmadığını aktardığını hatırlattı.
Doğan’a göre Demirtaş’ın tahliyesinin önünde hiçbir engel yok. Meclis komisyon raporu çıktıktan sonra da tahliye mümkün olabilirdi ancak bu gerçekleşmedi.
Doğan, İmamoğlu ve benzeri operasyonların, Demirtaş ve diğer siyasetçilerin durumunun, yerlerine kayyım atanan belediye başkanlarının göreve iadesinin sürekli gündemde olduğunu söyledi. Öcalan’ın da Demirtaş’ın tahliyesinin sürece ilişkin umudu artıracağını söylediğini aktardı. Ancak bu yönde bir adım atılmadığını belirtti.
“AKP güven yaratacak adım atmıyor”
Doğan, iktidarın tutumuna ilişkin izlenimlerini de paylaştı. Ona göre AKP, 2015’teki deneyimin hafızasıyla, yasa çıkmadan bu başlıklarda adım atmayacağı izlenimini veriyor.
Doğan, bunun AKP’nin sürecin toplumsallaşmasını istememesinden kaynaklandığını söyledi. İktidarın ısrarla güven yaratacak pozitif adımlar atmadığını belirtti:
“İzlenim şu, iktidar, 2015’teki hafızasını da tekrar ederek, yasa çıkmadan bu konularda bir adım atmayacağını ima ediyor, o izlenimi veriyor. AKP’nin sürecin toplumsallaşmasını istememesinden kaynaklı bir durum. Görüyoruz ki AKP ısrarla güven yaratacak adım atmıyor.”
CHP, Özel ve Kılıçdaroğlu başlığı
Toplantıda CHP odaklı tartışmalar ve CHP’nin yasa karşısında nasıl tutum alabileceği de gündeme geldi.
Doğan, Kılıçdaroğlu yönetiminin nasıl tutum alacağını bilmediklerini, ancak yasanın karşısında yer almayacakları yönünde bir izlenimleri bulunduğunu söyledi. Özel yönetiminin de bu yönde davranacağını düşündüklerini ve umduklarını belirtti.
Doğan, iktidarın Kılıçdaroğlu’na ve İYİ Parti’nin Özel yönetimine yakın durma ve çağrı yapma gayretini de gördüklerini söyledi.
Doğan’a göre, bu konuda farklı bir adım atacak bir muhalefetin seçimde Kürtlere söyleyecek sözü kalmaz:
“Ama bu konuda farklı adım atacak bir muhalefetin, seçimde Kürtlere diyeceği bir şey olamaz.”