GÜLSEVEN ÖZKAN
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da yaşamın temel alanlarında kriz sona ermedi. Aksine sağlık, eğitim ve sosyal koşullar oldukça zor. Bölgedeki doktorların verdiği bilgiye göre, kentlerde hastane yetersizliği, uzman hekim göçü ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin hâlâ konteynerlerde sürdürülmesi sağlık sistemini zorluyor. Göğüs cerrahi gibi bazı branşlarda hizmet neredeyse durma noktasına geldi. Uzman hekimlerin yüzde 90’ından fazlasının kentleri terk ettiği, akademik kadroların dağıldığı ve hekim açığının kalıcı hale geldiği belirtiliyor. Konteyner Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan hekimlerin elektrik faturalarını dahi kendilerinin ödemek zorunda kaldığı ifade edilirken, hastaların mağdur olduğu belirtiliyor.
Hatay'da çalışan bir doktor, “Yoğun bakım hastalarının acilde en fazla 8 saat beklemesi gerekirken 24–48 saat bekletildiğini görüyoruz. Bu durum sakatlık ve ölüm oranlarını artırıyor” dedi.
Sağlık alanındaki kırılganlığa beklenmedik ölümlerdeki artış eşlik ediyor. İş kazaları, trafik kazaları, şiddet, madde kullanımı ve intiharları kapsayan adli olaylara bağlı ölümlerin 2022’ye kıyasla 2025’te yaklaşık yüzde 80 artması, deprem sonrası sosyal çöküşün en çarpıcı göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bazı kentlerde şebekeye verilen suyun niteliğine ilişkin kaygılar da halk sağlığı tartışmalarına neden oluyor.
Eğitimciler ise, fiziki yıkımın yerini derinleşen yoksulluk, okul terki ve eşitsizlik aldığını söylüyor. Binlerce öğrenci hâlâ konteyner ve prefabrik yapılarda eğitim görürken; ısınma, beslenme, ulaşım ve psikososyal destek eksikliği sürüyor. Öğrenci sayılarındaki ciddi düşüş okul terkini görünür kılarken, yoksullaşan ailelerin çocuklarını ücret karşılığı Mesleki Eğitim Merkezleri’ne yönlendirmesi deprem sonrası en dikkat çeken gelişmelerden oldu. Bu merkezlerde öğrenci sayısındaki artış yüzde 100'e yaklaştı. Uzmanlara göre deprem artık yalnızca bir afet değil, kalıcı bir toplumsal eşitsizlik ve kamusal hizmet krizi riskinin adı haline geldi.
Üçüncü yılında ortaya çıkan tablo, deprem kentlerinde yeniden inşanın yalnızca binalarla sınırlı kalamayacağını gösteriyor. Sağlık hizmetine erişimden güvenli içme suyuna, nitelikli eğitimden çocukların korunmasına kadar bütüncül ve uzun vadeli politikalara duyulan ihtiyacın giderek büyüdüğünü gösteriyor. Bu kapsamda deprem illerde eğitim ve sağlık alanında öne çıkan sorunları uzmanlarla konuştuk.
Eğitimde bina yok, ısınma sorunu var, başarı düşük
Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Hatay’da eğitimin hala en sorunlu alanlardan biri olduğunu söyledi. Tıraş, bazı okul binalarının eğitim dışında kullanıldığını belirterek, “Defne ilçesinde bir lise binası üç yıldır Emniyet İl Müdürlüğü tarafından kullanılıyor, hala okula teslim edilmedi” dedi. Samandağ’da bir anaokulu binasının da farklı amaçlarla kullanıldığını aktaran Tıraş, bu durumun okul ihtiyacını daha da derinleştirdiğini ifade etti. Elektrik, su ve internet kesintilerinin eğitimi sık sık aksattığını vurgulayan Tıraş, Antakya’da 15–20 okulda ısınma sorununun uzun süre çözülemediğini, lise pansiyonunda kalan öğrencilerin bu nedenle evlerine gönderildiğini söyledi.
Binlerce öğrenci eğitimden koptu
Öğrenci sayılarındaki ciddi düşüşe dikkat çeken Tıraş, deprem öncesi Antakya’da yaklaşık 110 bin olan öğrenci sayısının 70 bin civarında, Defne’de ise 36 binden 25 binin biraz üzerine gerilediğini anlattı. Hatay genelinde öğrenci sayısının 500 binlerden 400 binin altına düştüğünü belirten Tıraş, “Yaklaşık yüzde 25 civarında bir azalma var. Bunun tamamı göç ya da kayıp değil, ciddi bir okul terki yaşanıyor” dedi. Ücretsiz yemek, temiz su ve servis taleplerinin karşılanmadığını vurgulayan Tıraş, buna karşın özel okullara teşvik verilmesinin eşitsizliği artırdığını söyledi.
Tıraş, “Bu çocuklar aynı sınavlara, aynı yazılılara İstanbul’da, İzmir’de özel okula giden öğrencilerle giriyor ama koşullar eşit değil” dedi. Barınma, yoksulluk ve belirsizliğin öğrencilerde gerginlik ve umutsuzluk yarattığını söyleyen Tıraş, yeterli psikososyal destek sağlanmamasının eğitimdeki dezavantajı daha da büyüttüğünü ifade etti.
Yoğun bakımlar yetersiz, hekimler kaçıyor
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyesi Dr. Ali Kanatlı, depremin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen Hatay’da sağlık sisteminin hâlâ normalleşemediğini söyledi. Kanatlı’ya göre kentte en ağır tablo birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşanıyor.
Depremde 56 Aile Sağlığı Merkezi’nin (ASM) yıkıldığını hatırlatan Kanatlı, aradan geçen sürede yalnızca 5 ASM’nin yeniden yapılabildiğini, buna karşın yaklaşık 70 ASM’nin hâlâ konteynerlerde hizmet verdiğini belirtti.
“21 metrekarelik konteynerlerde, 8 metrekarelik odalarda sağlık hizmeti verilmeye çalışılıyor. Bu koşullarda nitelikli bir koruyucu sağlık hizmeti sunmak mümkün değil” diyen Kanatlı, birinci basamağa yatırım yapılmadığını savundu. Dr. Kanatlı, “2025 bütçesinde tek bir yeni aile sağlığı merkezi için dahi kaynak ayrılmadı. Koruyucu sağlık hizmetleri fiilen ötelenmiş durumda” ifadelerini kullandı.
Hastalar acilde bekletiliyor
Hatay’da hastanelerin deprem öncesi kapasitesine ulaşamadığını belirten Kanatlı, özellikle yoğun bakım yatak sayısındaki eksikliğin hayati risk yarattığını vurguladı.
“Yoğun bakım hastalarının acilde en fazla 8 saat beklemesi gerekirken 24–48 saat bekletildiğini görüyoruz. Bu durum sakatlık ve ölüm oranlarını artırıyor” dedi.
Uzman hekim yok, tedaviler aksıyor
Kentte barınma, altyapı ve çevresel sorunlar nedeniyle hekimlerin Hatay’ı tercih etmediğini söyleyen Kanatlı, mecburi hizmetle gelen doktorların da süreleri biter bitmez ayrıldığını ifade ederek, “Hatay artık bir mecburi hizmet kenti olarak görülüyor. Gelen hekimler kalmıyor, bazı branşlarda süreklilik sağlanamıyor” dedi.
Dr. Kanatlı, "Depremin ilk günden itibaren meme kanserinde ve diğer kanserlerdeki radyo terapiyi Hatay'da yapamıyoruz. Radyasyon onkologu yok mesela bir örnek bu. Birçok dallardaki meslektaşlarımız bir var bir yok" diye konuştu.
Toz, kirli çevre ve hastalık artışı
Deprem sonrası çevresel koşulların da halk sağlığını tehdit ettiğini belirten Kanatlı, enkaz tozunun yerini taş ocakları ve beton santrallerinin yarattığı yoğun toza bıraktığını söyledi.
“Üç yıldır kanserojen ve alerjen toz soluyoruz. Astım, alerji, kronik akciğer hastalıkları, kalp krizi ve inme riskini artıran bir ortamdayız” diyen Kanatlı, cilt hastalıklarının zor iyileştiğini ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının aylarca sürdüğünü vurguladı.
Kanatlı’ya göre Hatay’da sağlık sisteminin yeniden ayağa kalkabilmesi için kalıcı birinci basamak yapılarının kurulması, hastane kapasitesinin artırılması ve hekimleri kentte tutacak yaşam koşullarının sağlanması gerekiyor. Aksi halde deprem sonrası sağlık krizinin uzun yıllar devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.
3 okul aynı binada
Eğitim-Sen Kahramanmaraş Şube Başkanı İsmail Tekardıç, depremde yıkılan ya da ağır hasar alan okullar nedeniyle iki hatta bazı bölgelerde üç okulun aynı binada eğitim yaptığını, bunun hem pedagojik hem de eğitimsel açıdan olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtti. Aynı binayı paylaşan okullarda ders sürelerinin 30 dakikaya düşürüldüğünü, farklı yaş gruplarının bir arada eğitim görmek zorunda kaldığını vurguladı. Tekardıç, konteyner kentlerde yaşayan öğrencilerin eğitimde en dezavantajlı gruplardan biri olduğunu ifade ederek, öğrencilerin 25–30 metrekarelik alanlarda ders çalışacak özel bir ortama sahip olmadığını, ulaşım desteği sağlanmadığı için okullara uzak mesafelerden gelmek zorunda kaldıklarını söyledi. İkili eğitim nedeniyle bazı öğrencilerin özellikle kış aylarında sabah 06.00’da yola çıktığını, bunun güvenlik riski oluşturduğunu kaydeden Tekardıç, öğrenciler ve öğretmenler için yeterli psikolojik destek, konteyner ve TOKİ alanlarında sosyal–spor alanları, prefabrik okullarda ise ısınma ve temizlik sorunlarının hala çözülmediğini dile getirdi. Ayrıca, yüksek kiralar ve barınma sorunu nedeniyle öğretmenlerin Kahramanmaraş’ı tercih etmediğini de sözlerine ekledi.
Kahramanmaraş’ta deprem sonrası sağlık alarmı: “Asbest, kirli su ve hekim açığı büyüyor”
Kahramanmaraş Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli, kentte halk sağlığını tehdit eden en kritik başlıklar asbest kirliliği, şebeke suyunun güvensizliği ve sağlık hizmetine erişimde yaşanan ciddi aksaklıklar var.
Depremde yıkılan on binlerce eski binanın asbest içerdiğini hatırlatan Tiyekli, ortaya çıkan molozların havaya karışmasıyla ciddi bir çevresel risk oluştuğunu belirtti. Kahramanmaraş merkez ve Elbistan’da yüksek düzeyde kirlilik tespit ettiklerini söyleyen Tiyekli, hazırladıkları bilimsel raporların resmi kurumlara iletilmesine rağmen önlem alınmadığını ifade etti. Tiyekli “Bu asbestli molozlardan çıkan Asbestlerin havaya karışmasıyla da Kahramanmaraş'ta ciddi bir asbest kirliliği oluştu. Asbest akciğer zarı kanserine yol açan bir madde. Etkileri bugün değil, 10–15 yıl sonra ortaya çıkacağı için sorun yok sayılıyor” dedi.
B"araj suyu şebeke suyuna veriliyor"
Kentteki bir diğer kritik başlığın şebeke suyunun kalitesi olduğunu vurgulayan Tiyekli, “Deprem sonrasında kentte çok ciddi bir şebeke suyu sorunu oluştu. Bu şebeke suyu sorunu nedeniyle hiç olmayacak olmaması gereken yöntemler geliştirildi. şehrin çevresindeki normalde şebeke suyuna verilemeyecek olan baraj suyu şu an Kahramanmaraş şebeke suyuna veriliyor ve bununla ilgili herhangi bir veri de açıklanmıyor. Bu durum halkını sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturuyor” dedi.
Depremde ana kamu hastanesinin devre dışı kalmasının sağlık hizmetine erişimi ağır biçimde etkilediğini belirten Dr. Tiyekli, insanların yeterli tedaviye ulaşamaması nedeniyle ölümler yaşandığını dile getirdi. Yeni hastanelerin halkın kolay ulaşabileceği noktalara yapılması gerektiğini savunduklarını ancak bu önerilerin dikkate alınmadığını söyledi. “Büyük binalar yapmak sağlık sorununu çözmez; önemli olan erişilebilir sağlık hizmetidir” ifadelerini kullandı. Bölgede hekim tutmanın giderek zorlaştığını da belirten Tiyekli,, “Buraya gelen hekimler haklı olarak burada çalışmak istemiyor ve bir an önce gitmek istiyor, sürekli hekim açığı var” diyerek, teşvik mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle gelen doktorların zorunlu hizmet süresi bitince ayrıldığını kaydetti.
CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç ise, “Doktor açığı çok fazla, hastaneler yetersiz, bir tane bile rehabilitasyon ya da fizik tedavi merkezi yok. Bölgede doktor kalmadı, deprem bölgesi için pozitif ayrımcılık yapılması gerekir. Asbest tehlikesi var, işçilerin tehlike altında” diye konuştu.
İçme suyu ve sağlıkta alarm
TMMOB Adıyaman İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Tuncay Kara Adıyaman’ın önümüzdeki yıllarda ciddi bir içme suyu krizi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Kara, şehri besleyen mevcut su kaynaklarının tükenme noktasına geldiğini ve Devlet Su İşleri ile ilgili bakanlıkların acilen önlem alması gerektiğini vurguladı. Sağlık hizmetlerinde de ciddi sıkıntılar yaşandığını söyleyen Kara, kentte şu anda yalnızca bir üniversite araştırma hastanesi ile kadın doğum hastanesinin hizmet verdiğini, eski devlet hastanesinin ise yıllardır tamamlanamadığını belirtti. Acil servislerde ve polikliniklerde yoğunluk yaşandığını, vatandaşların randevu bulmakta zorlandığını dile getirdi.
Konteynerde eğitim, okullarda ısınma sorunu var
Eğitim-Sen Adıyaman Şube Başkanı Zeynel Polat, sorunların önemli bölümünün devam ettiğini söyledi. Polat, İl genelinde hâlâ çok sayıda öğrencinin geçici yapılarda eğitim gördüğünü belirterek, “2–3 konteyner okul, 9–10 prefabrik okulda eğitim devam ediyor. Yaklaşık 2 bin 500–3 bin civarında öğrenci hâlâ konteyner ve prefabrik okullarda eğitim görüyor. Örneğin bir mesleki eğitim merkezi 20–21 metrekarelik konteynerlerde lise eğitimi sürdürülüyor, ilkokulda konteynerde kalan okullar da var” dedi. Konteyner kentlerin kapanmasıyla birlikte bazı okullarda öğrenci sayısının düştüğünü ve bunun öğretmenleri doğrudan etkilediğini ifade eden Polat, “Öğrenci sayılarının düşmesiyle birlikte bazı okullarda öğretmenler norm fazlası durumuna düştü. Birçok öğretmen isteği dışında resen atama ile ilçelere ve köylere gönderildi. 462 ücretli öğretmen görev yapıyor” diye konuştu
Okullarda sorunlar bitmedi
Yeni yapılan ve güçlendirmesi tamamlanan okullarda da ciddi fiziksel sorunlar yaşandığını vurgulayan Polat, “Yağmur yağdığında bu okullarda ısınma ve aydınlatma konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Teknolojik altyapının yetersiz. Bakanlık internet ve teknoloji altyapısında sorun olmadığını söylüyor ancak özellikle prefabrik ve kırsal kesimdeki okullarda ciddi eksiklikler var” dedi.
Devamsızlığın düşük olduğunu söyleyen Polat, “Adıyaman genelinde şu an 5 bin 944 MESEMi öğrencisi var. Bu sayı deprem öncesine göre yaklaşık yüzde 100 artmış durumda. Okullarda rehber öğretmen var ama yeterli değil. Öğrenciler okulda aç kalıyor. Bir öğün yemek talebimiz kabul edilmedi. Psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının da okullarda görevlendirilmesi, psikososyal çalışmaların kesintisiz sürmesi gerekiyor" dedi.
Adıyaman sağlıkta alarm veriyor
Adıyaman Tabip Odası Başkanı Dr. Erdal Yavuz, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen kentte sağlık alanındaki sorunların derinleşerek sürdüğünü söyledi. Yavuz’a göre Adıyaman’da hastane yetersizliği, hekim göçü, konteynerlerde sürdürülen birinci basamak hizmetler ve adli olaylara bağlı ölümlerdeki büyük artış halk sağlığını tehdit eden temel başlıklar. Kentte fiilen hizmet veren tek kamu hastanesinin bulunduğunu belirten Yavuz, bu durumun ciddi bir yoğunluğa yol açtığını vurguladı. Dr. Yavuz, “Şu anda afiliye tek hastanemiz var ve bütün yük burada toplanıyor. Ulaşım yolları kullanılamaz durumda, hastaneye neredeyse tek bir güzergâhtan gidilebiliyor. Bu nedenle ikinci hatta üçüncü hastane zorunluluk” dedi. TOKİ ile yapımına başlanan 150 yataklı ikinci hastanenin hâlâ tamamlanmadığını hatırlatan Yavuz, “Bir an önce bitirilip hizmete açılması gerekiyor” diye konuştu.
Aile sağlığı merkezlerinin faturasını hekimler ödemeye başladı
Deprem sonrası birinci basamak sağlık hizmetlerinin de kalıcı çözüme kavuşamadığını belirten Yavuz, çok sayıda ASM''nin konteynerlerde hizmet verdiğini söyledi. Yavuz söyledi konuştu:
“20-25 aile hekini konteynerde hizmet veriyor. Radroterapi gibi onkolojı hizmetler veriliyor eskiden beri. Altyapı sorunları var, yollar çamur içinde. Aşıların korunması bile ayrı bir problem, hafta sonu başka binalara taşınmak zorunda kalınıyor. Konteyner ASM'lerin elektrik faturaları da hekimlere ödetilmeye başlandı. Konteyner ASM’lerin elektrik faturalarının hekimlere ödetilmeye başlandı.”
“Uzman hekimlerin yüzde 90’ı kenti terk etti”
Deprem sonrası sağlık kadrolarında büyük kayıp yaşandığını vurgulayan Yavuz, deneyimli hekimlerin ayrılmasının hizmet sunumunu zayıflattığını söyledi.
“Uzman hekim kadrosunun yüzde 90’ından fazlası şehirden ayrıldı. Akademik kadrodan da 30’un üzerinde hekim gitti. Bu nedenle bazı branşlarda ciddi boşluklar oluştu; plastik cerrahi, göğüs cerrahisi, kulak-burun-boğaz gibi alanlarda hizmet sürekliliği zorlaştı” diye konuştu. Mecburi hizmetle gelen doktorların süre bitince kentten ayrıldığını belirten Yavuz, “Bu döngü kırılmadıkça sağlık hizmetinde istikrar sağlanamaz” dedi.
"Adli olaylara bağlı ölümler yüzde 80 arttı"
Yavuz’un dikkat çektiği en çarpıcı başlıklardan biri ise beklenmedik ölümlerdeki artış oldu.
“2022 yılına kıyasla 2024 ve 2025’te adli olaylara bağlı ölümler yaklaşık yüzde 80 arttı. İş kazaları, trafik kazaları, şiddet, madde kullanımı ve intiharlar belirgin şekilde yükseldi” dedi. Deprem bölgelerinde inşaat kazalarına bağlı ölümlerin ülke genelindeki her dört ölümden birini oluşturduğunu da vurguladı.
Altyapı sorunları üçüncü yılda da sürüyor
Kentte ulaşım, elektrik ve su kesintileri gibi temel altyapı problemlerinin hâlâ çözülemediğini belirten Yavuz, “Üçüncü yıla girmiş olmamıza rağmen deprem sonrası koşullar devam ediyor” ifadelerini kullandı. Dr. Erdal Yavuz’a göre Adıyaman’da sağlık sisteminin yeniden ayağa kalkabilmesi için yeni hastanelerin hızla tamamlanması, hekimleri kentte tutacak teşviklerin sağlanması ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalıcı yapılara kavuşturulması gerekiyor. Aksi halde deprem sonrası oluşan sağlık krizi daha da derinleşecek.
"MESEM yoksulluğun çocuklar üzerinden çözümü oldu"
Eğitim Sen Malatya Şube Başkanı Nevzat Millioğulları, konteyner kentlerde yaşamın büyük ölçüde sona erdiğini ancak birkaç merkezde barınmanın sürdüğünü belirtti. Bu alanlardan taşınan çocukların da ciddi zorluklar yaşadığını dile getirdi. “Deprem sadece canları almadı, binaları yıkmadı; insanları işlerinden ve gelirlerinden etti. Gelir kaybı doğrudan çocuklara yansıyor, psikolojileri iyi değil, ders çalışabilecek koşulları yok” diye konuştu.
Millioğulları’na göre deprem sonrası en çarpıcı başlıklardan biri yoksulluk nedeniyle çocukların eğitim dışına itilmesi. Özellikle MESEM yönelimin belirgin biçimde arttığını söyleyen Millioğulları, bunun temel nedeninin ekonomik çaresizlik olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Dar gelirli aileler, çocuklarına verilen ücret nedeniyle MESEM’e yöneliyor. Depremden sonra yoksulluk derinleşti, zaten sınırlı olan gelir tamamen ortadan kalktı. Devletin ödediği ücret, işveren için de avantaj sağlıyor; çocuklar çırak gibi çalıştırılıyor.”
Kentte derslik sayısının deprem öncesine göre arttığını, yeni okulların yapıldığını ancak bazı TOKİ bölgelerindeki eğitim birimlerinin henüz açılmadığını da ekleyen Millioğulları, fiziki iyileşmenin tek başına yeterli olmadığını vurguladı. Ona göre Malatya’da eğitimin en acil sorunu artık barınma, yoksulluk ve çocuk işçiliği riskinin iç içe geçmiş olması.
"Rezerv bölgesiki okullar toz toprak içinde"
Millioğlulları,deprem sonrası kentte eğitimin yalnızca fiziki yıkımla değil, derinleşen yoksullukla da mücadele ettiğini vurguladı. Malatya’da öğrenci sayısının önemli ölçüde azaldığını, öğretmenlerin bir bölümünün ise norm fazlası durumuna düştüğünü belirten Millioğulları, özellikle rezerv alanlarındaki okullarda süren inşaatlar nedeniyle çocukların yoğun toz ve çamur içinde eğitim gördüğünü söyledi. Bu okulların daha sağlıklı bölgelere taşınması yönündeki önerilerinin kabul edilmediğini ifade eden Millioğulları, “Çocuklar sağlıklı alanlarda yaşamıyor. Burada kalanlar zaten dezavantajlı ve dar gelirli aileler. Mecburiyetten bu koşullarda kalıyorlar” dedi.