GÜLSEVEN ÖZKAN
İstanbul’da öğretmen Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisi tarafından öldürülmesinin ardından okullarda artan şiddetin nedenleri yeniden gündeme geldi. Olayın ardından TBMM Genel Kurulu’nda konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Bu konuya dair anne-babanın da ben çok büyük bir ihmali olduğunu düşünüyorum. Ben buradan anne-babayla alakalı olarak da özellikle hukuki bir işlem yapılması gerektiğini de düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Ancak çocukları lisede okuyan veliler ile eğitim ve çocuk hakları alanında çalışan uzmanlar, yaşanan olayların yalnızca ailelerin ihmaliyle açıklanamayacağını söylüyor. Veliler ve uzmanlar eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, sınav odaklı eğitim, yoksulluk, yetersiz psiko-sosyal destek ve okullardaki sosyal ortamın zayıflamasının şiddetin arka planını oluşturduğuna dikkat çekiyor.
"Sorunun temelinde eğitim sistemi var"
Onlardan biri İstanbul’da bir lisede eğitim gören öğrencinin velisi Serpil Karabulut. Veli Karabulut yaşananların yalnızca öğrenciler üzerinden tartışılmasının yanlış olduğunu belirterek sorunun eğitim sisteminden kaynaklandığını söyledi.
Karabulut, “Sistemde sorun kaynaklı. Çocuklar meslek liselerine yönlendiriliyor ama aynı zamanda gelecek baskısı altında kalıyor. Veli profili, yoksulluk ve aile içi sorunlar da çocukları etkiliyor” dedi.
Ailelerin de tek başına sorumlu tutulamayacağını vurgulayan Karabulut, “Aileler bilinçli değil deniyor ama okul ve aile birlikte hareket etmeden bu sorun çözülmez. Ne yapılacağını, neyin ters gittiğini sistemin kendisi sorgulamalı” ifadelerini kullandı.
"Okullara kaynak sorunu var, okulların sosyal yönü yok"
Okullarda denetim ve yönetim sorunlarının da bulunduğunu söyleyen Karabulut, “Okul yönetimlerinde mali imkânsızlıklar var. Okula yeterli kaynak ayrılmıyor. Denetim sistemi yok” dedi. Öğretmenlerin de mevcut sistem içinde etkisiz bırakıldığını savunan Karabulut, “Öğretmenler etkisiz hale getiriliyor" diye konuştu.
Eğitim sisteminin öğrencilerin sosyal gelişimini desteklemediğini belirten Karabulut, “Okulların sosyal yönü eksik. Ezberci ve dayatmacı bir eğitim sistemi var” ifadelerini kullandı.
Şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Karabulut, “Bu çocuklarımızı kurtarmak zorundayız. Şu an okul, mahalle ve aile arasında gidip gelen bir sorun var ve sistemin içinde büyüyor. Veliler okul okul, mahalle mahalle nitelikli eğitim için geziyor” dedi.
Siirt'teki veli:" Okul aile gibi olmalı"
Siirt’te lisede okuyan bir öğrencinin velisi Hikmet Polat da sorunların yalnızca öğrencilerle açıklanamayacağını belirterek eğitim sistemi, okul yönetimi ve sosyal koşulların birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Okul yönetimi ile öğretmenler arasındaki ilişkinin önemine dikkat çeken Polat, “Okul yönetimi süreci ile öğretmen arasındaki ilişki aile gibidir. Okul yönetimi duyarlı olmalı” dedi.
Öğrencilerin durumunun yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Polat, bazı durumlarda öğrencilerin okuldan uzaklaşabildiğini ifade ederek, “Yurtta kalan çocuk bazen üç hafta gelmeyebiliyor. Aile ile öğrenci arasında kopukluk yaşanabiliyor. Bunu okul yönetiminin bilmesi lazım” diye konuştu. Çocukların yalnız bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Polat, “Çocuklar yakından takip edilmeli. Öğrenci, öğretmeni anne baba gibi görmeli” ifadelerini kullandı.
"Öğrenciler yanlış gruplara yöneliyor"
Ekonomik koşulların da çocukları etkilediğini söyleyen Polat Siirt'te okulların eksik yönlerini anlattı. Polat, “Okullarda sosyal etkinlikler eksik. Yoksulluk öğrenciyi etkiliyor. Bazı öğrenciler kendisini başkalarıyla kıyaslıyor, yanlış gruplara girebiliyor. Okullarda güvenlik önlemleri de eksik” değerlendirmesinde bulundu. Velilerin de sürece daha fazla dahil olması gerektiğini ifade eden Polat, “Veliler daha sık okula gitmeli. Aile toplantılarına katılmalıyız” dedi.
Sorunun yalnızca öğrenci ya da aileye yüklenemeyeceğini belirten Polat, “Eğitim yükü üçe bölünüyor. Sadece veli ya da öğrenci değil, toplumun tamamı sorumlu” diye konuştu.
Veli-Der: Şiddetin nedenleri sosyolojik olarak araştırılmalı
Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, şiddetin eğitim sisteminin yapısal sorunlarından kaynaklandığını söyledi.
Son dönemde yaşanan olayların yalnızca bireysel davranışlarla açıklanamayacağını söyleyen Yılmaz, “Çocuğun hasteneden alınması, rahatlıkla okula girmesi ve eline bıçağı almasının sosyolojik olarak araştırılması lazım” ifadelerini kullandı.
Eğitim sisteminin niteliğine de dikkat çeken Yılmaz, “Okullarda eğitim sistemi nitelikli değil. Okullarda zorbalık var ve rehberlik çalışmaları ile tespit süreçlerinin arka planının araştırılması eksik” diye konuştu.
Zorbalık eğilimi bulunan öğrencilerin ve ailelerinin de incelenmesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Zorbalığa meyilli çocukların ve ailelerin araştırılması, iletişim ve eğitim sisteminin yeterli olup olmadığının sorgulanması gerekir” dedi.
Mevcut eğitim sisteminin çocukların sosyal gelişimini yeterince desteklemediğini vurgulayan Yılmaz, “Çocuklar akademik olarak başarılı olabilir ama nitelikli eğitim alıyor mu? Okul çocuğun sosyal olmasını etkiler ancak yeterince eğitim verilmediği için sistemde kendini yalnız hisseden bir çocuk ortaya çıkabiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
"Müfredat yetersiz, bilimsel değil"
Müfredatın da yetersiz olduğunu dile getiren Yılmaz, “Bu müfredat yetersiz. İdeolojik temelleri var, sosyal yönleri ön plana almıyor” değerlendirmesinde bulundu. Sınav odaklı eğitim modelinin de sorunları derinleştirdiğini söyleyen Yılmaz, “Sınava odaklı bir sistem var ve bu sistem bazı çocukları olumsuz etkiliyor” dedi.
Çocukların gelişimi için daha kapsayıcı bir eğitim anlayışına ihtiyaç olduğunu belirten Yılmaz, “Mutlu çocuk için müfredatın bilimsel olması, sosyal etkinliklerin olması ve çocukların kendilerini ifade edebileceği ortamların yaratılması gerekiyor” dedi.
Eğitim ve çocuk alanında çalışan uzmanlar ne diyor?
Eğitim ve çocuk hakları alanında çalışan uzmanlar yaşananlara sistemsel olarak bakıyor.
Eğitim Reformu Girişimi Eğitim Gözlemevi Koordinatörü Burcu Meltem Arık, okullarda güvenliğin yalnızca fiziki önlemlerle sağlanamayacağını, okul içindeki ilişkilerin niteliği ve okul kültürünün belirleyici olduğunu söyledi. Arık, “Okulları güvenli yapan sadece metal dedektörler değil, aynı zamanda sağlıklı ilişkiler ve destekleyici okul kültürü” dedi.
Öğretmenlerin not verme, disiplin, devamsızlık ve sınıf tekrarı gibi konularda ciddi baskı altında kaldıklarını ve bunun güvenlik kaygısı yarattığını aktaran Arık, okul yöneticilerinin de zaman zaman öğretmenlere baskı uygulayabildiğini dile getirdi.
"Başarı baskısı okula aidiyeti azaltıyor"
Arık, eğitim sisteminde akademik başarıya aşırı odaklanılmasının da okul iklimini olumsuz etkilediğini vurgulayarak, “Okul demek akademik başarı demek çoğunlukla. Bu başarı baskısı öğrencilerin okula aidiyetini zayıflatıyor, paydaşların birbiriyle ilişkilerini değiştiriyor, güvensizliğe ve şiddete açık bir ortama yol açabiliyor” dedi.
Uzun ders saatleri ve yoğun müfredatın öğrenciler ve öğretmenler için okulda nefes alabilecek alanları daralttığını söyleyen Arık, “Baskının yanı sıra uzun ders saatleri ve yoğun müfredat öğrencilerin ve hatta öğretmenlerin okulda nefes alabilecekleri alanlar bırakmıyor. Öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri ve ilişki kurabilecekleri alanlar sınırlı ya da onlara uygun olmayabiliyor” diye konuştu.
"Okulun çevresindeki sosyal ortama bakılmalı"
Şiddetin yalnızca okul içi bir sorun olarak ele alınamayacağını belirten Arık, toplumsal koşulların etkisine de dikkat çekti. “Şiddet toplumsal koşullarla çok bağlantılı. Toplumda olan sınıfa yansıyor. Sınıfsal eşitsizlikler, gittikçe derinleşen kutuplaşma ve adaletsizlik algısı okuldaki tüm ilişkileri etkiliyor. Şiddeti çözmek okulun çevresindeki sosyal ortama da bakmayı zorunlu kılıyor” dedi.
"Okullarda sosyal hizmet uzmanı, psikolojik danışman sayısı artmalı"
Arık, eğitim politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini dile getirdi. Sosyal duygusal becerileri geliştiren programların yaygınlaştırılması gerektiğini savunan Arık, öğretmenlere güven temelli sınıf yönetimi konusunda sürekli destek verilmesinin kritik olduğunu vurguladı. Ayrıca rehberlik servislerinin yalnızca kariyer planlamasına odaklanmak yerine destekleyici okul kültürü için çalışması gerektiğini belirterek, okullardaki psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı sayısının artırılmasının önemine dikkat çekti.
Kültür, sanat, spor ve kulüp çalışmalarının artırılmasının okul içindeki ilişkileri güçlendirdiğini ve zorbalığı azaltıcı bir etkisi olduğunu söyleyen Arık, güvenli okulun yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, aynı zamanda güçlü ilişkiler ve sağlıklı bir okul kültürüyle mümkün olabileceğini ifade etti.
"Sorun aileye, veliye, öğretmene yüklenemez, sistematik bakılmalı"
FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nden Ezgi Koman da sorunun bireysel değil yapısal olduğuna dikkat çekti. Koman, “Okuldaki şiddet meselesini tekil vakalar üzerinden artık değerlendiremeyiz. Türkiye’de çocuğa yönelik şiddet, aslında şiddetin her türü çok yapısal bir sorun haline gelmiş durumda” dedi.
Şiddetin önlenmesi sorumluluğunun bireylere yüklenemeyeceğini vurgulayan Koman, “Şiddetin önlenmesi ve çözümüne ilişkin sorumluluklar bireylere bırakılamaz. Ne çocuklara, ne ebeveynlere ne de doğrudan meslek elemanlarına bırakılabilecek bir şey değil. Burada sistematik bir yaklaşım gerekiyor” ifadelerini kullandı.
"Devlet çocukları korumakla yükümlü"
Devletin yükümlülüklerine değinen Koman, “Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf. Bu sözleşmeye göre şiddetin önlenmesi ve çocuğun şiddetten korunması yükümlülüğü devlete ait. Devlet derken kamu idaresinden, yasalarından, mekanizmalarından ve yargısından söz ediyoruz. Bütüncül bir bakış açısı gerekiyor” dedi.
Koman, eğitim ortamlarında çocukların durumunun yeterince takip edilemediğini belirterek meslek elemanlarının çocuklardan giderek uzaklaştığını ifade etti.
“Meslek elemanlarının da çocuklardan uzaklaştığı bir yerdeyiz. Çocukların hangi durumda olduklarına ilişkin bilgiyi edinmekte zorlanıyorlar. Yaşanan olayda çocuğun özel bir durumu var ve psikososyal destek ihtiyacı bulunuyor. Bu ihtiyacın giderilmediği anlaşılıyor. Öğretmen birçok kez durumu gündeme getirmiş. Dolayısıyla takip sisteminin dışında kalmış bir durum söz konusu” dedi. Koman sözlerini özetle şöyle tamamladı:
“Okullarda şiddeti ortadan kaldıracak şey barışçıl bir iklim yaratmaktır. Ancak ne müfredat, ne eğitim yöntemi ne de sınıflardaki öğrenci sayısı buna elverişli.
"Bakanlıklara görev düşüyor"
Başta Milli Eğitim olmak üzere Sağlık ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın birlikte çalışması gerekiyor. Eğitim ortamlarının çocuk dostu, çocuk haklarına ve özgürlüklerine saygılı, çocukların kendilerini ifade edebildikleri ve ayrımcılığa uğramadıkları bir ortam haline getirilmesi gerekiyor."