Hanlardan yayınevlerine: İstanbul’un Kürt hafızası

KASIM SARSILMAZ - Chalak Events'in düzenlediği hafıza yürüyüşü kentin sokaklarında, hanlarında ve unutulmuş yapılarında yaşayan Kürt hafızasını canlandırmayı amaçlıyor.

KASIM SARSILMAZ

Araştırmacı-yazar Rohat Alakom, kaleme aldığı "Eski İstanbul Kürtleri" adlı kitabında, İstanbul'un Kürtlerin nüfus olarak en yoğun yaşadığı şehir olduğunu vurgular. Kitaba göre, ilk Kürt siyasi örgütleri, öğrenci cemiyetleri, dernekler ve çok sayıda gazete ve dergi bu kentte kurulur. Bugün İstanbul'un sokaklarında, hanlarında, konaklarında ve eski öğrenci derneklerinin bulunduğu yapılarda bu Kürt hafızasının izleri var.

Bu tarihsel hafızayı görünür kılmak amacıyla 15 Haziran’da Chalak Events tarafından "İstanbul'da Kürt İzleri" (Rêçên Kurdan Li Stenbolê) başlıklı bir hafıza yürüyüşü düzenlendi.

Yaklaşık dokuz yıl önce İstanbul'da eğitim gören Kürt üniversite öğrencileri tarafından kurulan Chalak Events, yıllardır özellikle kentte yaşayan ve eğitim gören Kürt gençlerini kültürel etkinliklerde buluşturmaya çalışıyor.

Görünmeyen hafızanın izinde

Bu yıl üçüncü kez düzenlenen yürüyüşte katılımcılar, tarihçi Tahir Baykuşak rehberliğinde başta Fatih ilçesi olmak üzere Tarihi Yarımada'da Kürtlerin iz bıraktığı mekânları ziyaret etti. Baykuşak, yürüyüş boyunca hanlardan öğrenci derneklerine, yayınevlerinden eski buluşma noktalarına kadar pek çok mekan üzerinden İstanbul'un Kürt hafızasını anlattı.

Chalak Events ekibinden Tofan Sünbül, hafıza yürüyüşünü düzenlemelerindeki temel motivasyonu şöyle anlattı:

"Her gün önünden geçtiğimiz binaların, hanların ve Tarihi Yarımada'daki diğer mekânların aslında birer hafıza mekânı olduğunu düşünüyoruz. Bu hafızanın ancak yerinde görülüp bir tarihçi eşliğinde dinlenerek tazelenebileceğine ve toplumsal bir bilince dönüşebileceğine inanıyoruz.

Motivasyonumuz, yaşadığımız şehirde bizden önce gelen Kürtlerin izlerini sürmek; geçmişlerini, kahve içip tartıştıkları mekânları, işçi olarak gelip konakladıkları hanları yerinde görerek geçmişle bir bağ kurmaktı. Bu bağ, aynı zamanda yüzyılı aşkın süredir İstanbul'da yaşayan Kürtlerin tarihsel devamlılığını da görünür kılıyor."

Yürüyüşün katılımcılar üzerindeki etkisine değinen Sümbül, "Ailesi yaklaşık yarım asır önce İstanbul'a göç etmiş bir katılımcı, gezdiğimiz Kürt mekânlarının hiçbirini daha önce bilmediğini, burada doğup büyüyen bir Kürt olarak bu yürüyüş sayesinde şehirle daha güçlü bir duygusal bağ kurduğunu söyledi” dedi.

Sümbül, Sirkeci Erzurum Han’da, 1912 yılında kurulan Hêvî Kürt Talebe Cemiyetini ziyaret sırasında öğrenci katılımcıların, yüzyıl önce eğitim için İstanbul'a gelen ve burada toplumsal faaliyetler yürüten Kürt öğrencilerle bağ kurduklarını gördüklerini ifade etti.

"Modern Kürt tarihini İstanbul olmadan çalışmak mümkün değil"

Hafıza yürüyüşüne rehberlik eden tarihçi Tahir Baykuşak'a göre rotanın çıkış noktası, uzun yıllardır sürdürdüğü modern Kürt tarihi araştırmaları.

Baykuşak, İstanbul'un modern Kürt tarihini anlamak açısından vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu belirterek, yürüyüş güzergâhının arşiv belgeleri, dönemin gazete ve dergileri, Kürt aydınlarının hatıratları ile cemiyet kayıtlarından hareketle oluşturulduğunu anlattı.

"Modern Kürt tarihini İstanbul olmadan çalışmak neredeyse mümkün değildir. Gazetelerde geçen adresler, hatıratlarda anlatılan evler, matbaalar, cemiyet merkezleri ve mezarlıkları tek tek takip ederek bugünkü hafıza rotasını oluşturduk."

Anlatılanlar, rotanın yalnızca tarihi yapıları değil, kentin görünmeyen hafızasını da görünür kılmayı amaçladığını ortaya koyuyor. Bu noktada mezarlıklar ise ayrı bir önem taşıyor. Baykuş bunu, "Bir halkın bir şehirle kurduğu en güçlü bağlardan biri, ölülerini o şehirde toprağa gömmesidir" şeklinde ifade ediyor.

Yürüyüş güzergâhı ise İstanbul'daki Kürt hafızasının yalnızca küçük bir bölümünü kapsıyor. Baykuşak, Büyükada'daki Abdullah Cevdet'in evi ve Bedirhan Paşa Konağından Heybeliada'daki Pîremêrd'in kaldığı eve, Karacaahmet Mezarlığından Kabataş'taki Aşiret Mektebine, Kadıköy'deki Kürt Kadınları Tealî Cemiyetinin kullandığı yapılardan Ali Emîrî Kütüphanesi, Şeker Han ile Nâlî ve İdris-i Bitlisî'nin kabirlerine kadar çok sayıda noktanın ileride ayrı hafıza rotaları olarak ele alınabileceğini söylüyor.

İstanbul'daki Kürt varlığının dönüşen hikâyesi

Araştırmalar sırasında karşılaştığı verilerin İstanbul'un Kürt tarihi açısından ne kadar önemli bir merkez olduğunu gösterdiğini belirten Baykuşak, 1909 tarihli Tanin gazetesinde kentte yaklaşık 35 bin Kürdün yaşadığının belirtilmesini buna örnek gösteriyor.

Baykuşak'a göre, Osmanlı dönemindeki Kürt varlığını üç temel toplumsal grup üzerinden okumak mümkün. Çalışmak için İstanbul'a gelen hamallar, devlet bürokrasisinde görev alan Kürt emirliklerinin (Kürdistan’dan sürgün edilen emirler, ağa ve şeyhler) yönetici aileleri ve eğitim amacıyla kente gelip daha sonra yaşamını burada sürdüren öğrencilerden oluşuyor.

Ancak bu tarihsel süreklilik Cumhuriyet döneminde önemli ölçüde kesintiye uğruyor. Uzun yıllar Kürt kimliğinin kamusal alanda görünür olmaması, ortak hafızanın da dar çevrelerde yaşamaya devam etmesine neden oluyor.

1990'lı yıllardaki zorunlu göç ise İstanbul'daki Kürt varlığının karakterini bambaşka bir noktaya taşıyor. Eğitim ya da memuriyet amacıyla değil; köy boşaltmaları, zorunlu göç ve ekonomik yıkım nedeniyle kente gelen yeni nüfusun şehirle kurduğu ilişki de doğal olarak değişiyor:

"1900'lerin başındaki Kürtlerin İstanbul'la kurduğu ilişki ile 1990'lı yıllarda zorunlu göçle gelen Kürtlerin kurduğu ilişki aynı değildir. İlk dönemde İstanbul eğitimin, basının, siyasetin ve bürokrasinin merkeziydi. Daha sonraki dönemde ise öncelik hayatta kalmak, barınmak ve yeniden bir yaşam kurmaktı."

Baykuşak, hazırlanan hafıza rotasının da tam bu noktada anlam kazandığını düşünüyor. Çünkü ona göre İstanbul'daki Kürt tarihi 1990'larda başlamadı. Yüzyıllardır bu kentin basınında, bürokrasisinde, ticaretinde, kültür hayatında ve emek tarihinde yer alan Kürtlerin izleri, bugün birçok kişinin fark etmeden önünden geçtiği hanlarda, konaklarda, mezarlarda ve eski gazete binalarında yaşamaya devam ediyor.

Fatih'ten Beyoğlu'na uzanan hafıza

Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde Kürtlere ait mekânlar ağırlıklı olarak İstanbul'un Fatih ilçesinde yoğunlaşıyordu. Bugün bu ilçedeki Kürt mekânlarına bakıldığında kendi içinde bir tarihsel sürekliliğin izlerini görmek mümkün. Kürt Talebe Hêvî Cemiyeti, Kürdistan Teali Cemiyeti ve İctihad Evi, Kürtlerin bu şehirdeki varlığını sürdürdüğü önemli merkezler arasında yer alıyordu. Bu mekânlar daha çok Kürtlerin siyasal hakları ve yayıncılık faaliyetlerine ev sahipliği yapıyordu.

Tarihi Yarımada'daki bu mekânların günümüzdeki iz düşümlerine bakıldığında ise Nûbihar ve Hîvda gibi Kürt yayınevleri ile İstanbul Kürt Enstitüsü ve Kürt Araştırmaları Derneği öne çıkıyor.

1990'lı yıllardan sonra İstanbul'daki Kürt mekânlarının ağırlıklı olarak Beyoğlu'na kaydığı görülüyor. Bu dönemde ortaya çıkan mekânlar daha çok günümüzün ihtiyaçlarına cevap veren merkezler olarak şekilleniyor. Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı, DOZ Yayınları, İsmail Beşikci Vakfı, Medya Kitabevi, Mezopotamya Kültür Merkezi ve Avesta Yayınları, Taksim'de Kürtlerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.

Bu mekânlar yalnızca İstanbul'da yaşayan Kürtlerin değil, İstanbul dışından gelen Kürtlerin de uğradığı merkezler olmayı sürdürüyor. Kitabevlerinde düzenlenen imza günleri, vakıfların gerçekleştirdiği akademik ve kültürel etkinlikler ile kültür merkezlerinin konser ve folklor eğitimleri gibi faaliyetler, bu mekânları Kürtlerin bir araya geldiği, kendilerine dair pek çok şeyi bulabildiği ortak alanlara dönüştürüyor.

"Artık buralar benim için bambaşka anlamlar taşıyor"

Geziye katılan katılımcılardan Sosin, etkinliğin kendisi için pek çok açıdan verimli ve şaşırtıcı geçtiğini belirterek, "Bu şehirde hep vardık, bunu elbette biliyordum. Ama varlığımızın somut göstergeleri, izleri olan mekânların bu kadar fazla olduğunu bilmiyordum. Verimliydi çünkü Kürtlerin bu şehre verdikleri emeği (hamal olarak çalışanlar), kimlikleri için verdikleri mücadeleyi (Hêvî Cemiyeti), mezarlarını, döneminde ellerinden alınan mekânları (el konulan çay evini düşünüyorum) ve bir dönemin entelektüel dünyasının merkezi olan Babıâli'de halkıma ait pek çok şey öğrendim." şeklinde konuştu.

Şehirler, mekânları ve o mekânların geride bıraktığı izlerle bir hafıza oluşturuyor. Ancak zamanla bu mekânların kimler tarafından, hangi amaçlarla kullanıldığı unutuluyor. Kimi artık kimsenin uğramadığı bir yere dönüşüyor, kimi ise bambaşka amaçlarla kullanılmaya devam ediyor. Böylece geçmişle bugün arasındaki bağ giderek zayıflıyor.

Bu değişimin kendisinde yarattığı farkındalığı anlatan Sosin, yürüyüşün ardından aynı sokaklara artık farklı bir gözle baktığını söylüyor:

"Açıkçası gezdiğimiz mekânlar ve bölgeyle neredeyse hiç ilişkim yoktu. Çoğunu bilmediğim için o bölgeye gittiğimde de bu farkındalıkla orada bulunmuyordum. Bu gezinin benim için en önemli yanı da bu oldu. Artık nerelerde ayak izimiz olduğunu, nerelerde bulunduğumuzu daha iyi ve daha somut bir şekilde biliyorum. Buralar artık benim için bambaşka anlamlar taşıyor."

Chalak Events'in organize ettiği bu hafıza yürüyüşü, İstanbul'un sokaklarında, hanlarında ve unutulmuş binalarında yaşayan Kürt tarihinin yalnızca geçmişe ait bir anlatı olmadığını, bugünün toplumsal belleğini de şekillendiren canlı bir miras olduğunu gözler önüne seriyor. Fatih'ten Beyoğlu'na uzanan bu izler, hamallık yapan işçilerden öğrenci cemiyetlerine, sürgün edilen aristokrat ailelerden günümüzün yayınevlerine kadar çok katmanlı bir varoluşun göstergesi olarak varlığını sürdürmekte.

Özel Haber Haberleri