Doruk Maden işçilerinin direnişinden bir işçi önderi çıktı: Başaran Aksu kimdir?

Doruk Madencilik işçilerinin Ankara yürüyüşü ve açlık grevi zaferle sonuçlandı. Bu sürecin en görünür isimlerinden biri Başaran Aksu oldu. Aksu, Soma’daki tazminat direnişleri, Ermenek yürüyüşleri, metal işçilerinin Ankara yürüyüş girişimleri, Migros depo ve lojistik işçilerinin eylemleri gibi pek çok mücadelede aktif rol aldı.

GÜLSEVEN ÖZKAN

Türkiye’de uzun süredir fiilen sınırlandırıldığı tartışılan eylem, gösteri ve hak arama özgürlüğünün gölgesinde gerçekleşen Doruk Madencilik direnişi, yalnızca bir işçi mücadelesi değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya kazınan bir kırılma anı oldu.

Eskişehir’de 13 Nisan 2026’da başlayan işçi yürüyüşü Ankara’ya uzandı. Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçileri, gasp edilen haklarını almak için günlerce yürüdü, başkentte Kurtuluş Parkı’nda açlık grevine başladı ve mücadele zaferle sonuçlandı.

Bu direniş yalnızca ücretlerin ya da tazminatların kazanılması olarak değil, uzun süredir engellendiği düşünülen anayasal bir hak olan eylem yapma, yürüyüş düzenleme ve hak arama özgürlüğünün fiili olarak yeniden kullanılması olarak da görüldü.

Hopa'dan Ankara’ya

Bu süreçte sahada en önde gelen isimler arasında Başaran Aksu yalnızca sendikacı değil, direnişin simgelerinden biri haline geldi.

1974 yılında Artvin Hopa’da doğan Başaran Aksu, Türkiye’de son otuz yılın işçi hareketi içinde şekillenmiş, sahadan kopmadan varlığını sürdüren isimlerden biri olarak biliniyor. Onu diğer sendikacılardan ayıran temel özellik yalnızca örgütleyici olması değil; aynı zamanda doğrudan eylemin, fiili mücadelenin ve taban örgütlenmesinin savunucusu olması.

Aksu hayatını tamamen emek hareketine adadı. Organize sanayi bölgelerinde, maden sahalarında, tersanelerde yürüttüğü örgütlenme çalışmalarıyla tanındı. Adı yalnızca sendikal faaliyetleriyle değil, politik çıkışlarıyla, iktidara ve sermayeye yönelik eleştirileri ve sahadaki doğrudan eylem çizgisiyle de anılıyor. İktidar politikalarına karşı açık bir tutum alırken, kendisini “muhalif” olarak tanımlayan kesimleri de işçi sınıfından kopuk olmakla suçladığı çıkışları sık sık gündeme geldi.

Soma’da büyük mücadele verdi, 400 kişinin saldırısına uğradı

Aksu’nun mücadelesinde en önemli dönüm noktalarından biri 2014’te yaşanan Soma Maden Faciası oldu. 301 işçinin hayatını kaybettiği bu felaketin ardından Soma’ya giden Aksu, bölgede yalnızca devletin ve sermayenin değil, sendikal yapıların da işçileri yalnız bıraktığını savundu.

Bu süreçte köy komiteleri, vardiya örgütlenmeleri ve taban inisiyatifine dayalı bir model kurmaya çalıştı. Ancak bu çabalar ciddi bir gerilim yarattı. Türkiye Maden-İş ve şirket çevrelerinin etkisiyle kışkırtıldığı iddia edilen 400-500 kişilik bir grubun saldırısına uğrayan Aksu, ağır yaralandı, belinde ve yüzünde kırıklar oluştu ve üç ay hastanede kaldı. Buna rağmen iyileşir iyileşmez yeniden Soma’ya dönerek çalışmalarına devam etti.

Soma’daki örgütlenme süreci Başaran Aksu’nun sendikal çizgisinin şekillendiği en kritik eşiklerden biri oldu. Dev Maden-Sen’in bölgede yürüttüğü çalışmaların toplu sözleşme yetkisinin Türk İş’e geçeceğinin anlaşılmasıyla geri çekilmesi, sahada ciddi bir kırılma yarattı. İşçilerin kısa sürede farklı sendikalara yönelmesi ve örgütlenme sürecinin dağılması, mevcut sendikal yapıya duyulan güveni zayıflattı.

2018'de yeni sendika kuruldu

Bu deneyim, Aksu’nun savunduğu çizgiyi daha da belirginleştirdi. Ona göre Türkiye’deki sendikal düzen, bürokratik ve uzlaşmacı yapısı nedeniyle işçilerin gerçek gücünü ortaya koyamıyordu. Bu süreç ilerleyen yıllarda bağımsız maden işçiliği örgütlenmesinin doğmasına zemin hazırladı ve 2018’de Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın kuruluşuna uzanan yolu açtı.

Bağımsız Maden-İş Sendikası'nın yalnızca yeni bir sendika değil, taban örgütlenmesini, işçi komitelerini ve fiili mücadeleyi esas alan alternatif bir model olarak ortaya çıktığı savunuldu. Aksu’nun bu süreçteki yaklaşımı, sendikal mücadelenin yalnızca masa başında değil, doğrudan sahada ve fiili eylemle de kazanılabileceği yönündeki görüşünü pekiştirdi.

Aksu’nun kariyeri tek bir sektörle sınırlı kalmadı. Soma’daki tazminat direnişleri, Ermenek yürüyüşleri, metal işçilerinin Ankara yürüyüş girişimleri, Migros depo ve lojistik işçilerinin eylemleri gibi pek çok mücadelede aktif rol aldı.

Her alanda sendikal örgütlenmeye destek verdi

Başaran Aksu, 2008’de Umut-Sen’in kuruluşunda yer aldı ve halen örgütlenme koordinatörlüğünü sürdürüyor. Bunun yanında Güvenlik-Sen’in kuruluşunda rol aldı, DGD-Sen gibi sendikal girişimlerde örgütlenme çalışmaları yürüttü. Lastik, deri, tekstil, metal, nakliye ve kimya gibi birçok iş kolunda sendikal örgütlenmelere destek verdi. Bu süreç boyunca, Soma’daki tazminat direnişlerinde aktif rol aldı ve yıllar süren mücadele sonucunda binlerce işçinin haklarının alınmasında sahada yer aldı. Ermenek maden işçilerinin yürüyüşlerinde bulundu.

Defalarca gözaltına alındı

Gebze’de metal işçilerinin Ankara yürüyüş girişiminde destek verirken gözaltına alındı. Bimeks işçilerinin eyleminde gözaltına alınanlar arasında yer aldı. 2022’de İzmir Kınık’ta maden işçilerinin eyleminde yeniden gözaltına alındı. Soma’da 2019’daki eylemler nedeniyle hakkında “suç işlemeye tahrik” suçlamasıyla dava açıldı ve 2021’de 5 ay hapis cezası aldı. Bu süreçte defalarca gözaltına alınan ve hakkında çok sayıda soruşturma açılan Aksu, buna rağmen sahadan çekilmedi; aksine, daha görünür bir figüre dönüştü.

Tutuklandı ancak direnişe devam etti

13 Şubat 2024’te İliç Çöpler Altın Madeni’nde heyelan meydana geldiğinde, Aksu yine sahadaydı ve en sert açıklamaları yapan isimlerden biri oldu.

Dokuz işçinin hayatını kaybettiği olay sonrası yaptığı açıklamalarda iş cinayetlerinin cezasız kaldığını, şirket yöneticilerinin yargılanmadığını ve muhalefetin de bu konuda sessiz kaldığını savundu.

2026 yılı Aksu açısından yoğun bir baskı yılı oldu. Şubat ayında Migros depo işçilerinin eyleminde gözaltına alındı. Mart ayında İzmir Kınık’taki Polyak Maden direnişinde jandarma müdahalesi sonrası yeniden gözaltına alındı.

Milas için sert ifadeler kullandı

En dikkat çeken süreç ise Nisan ayında yaşandı. Muğla Milas’taki maden faaliyetlerine ve Esra Işık’ın tutuklanmasına ilişkin yaptığı sert açıklamalar nedeniyle gözaltına alındı. Aksu, "Nihat Özdemir’in talimatıyla Esra Işık’ı tutuklamak bağımsız yargımızın vuracağı en üst leveli temsil ediyor! Tüm Akbelen köylülerini tutuklayın, utanmazlar! Size bir milim eğilen alçak olsun!" paylaşımında bulundu. Bu mesajın ardından Aksu, “yanıltıcı bilgiyi yayma” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuklandı. Ancak yargıyı ve şirket ilişkilerini eleştirerek Akbelen direnişine destek vermeye devam eden Aksu, daha sonra tahliye edilse de bu süreç onun devletle yaşadığı gerilimin en görünür örneklerinden biri oldu.

Doruk Madencilik direnişi ve zafer

13 Nisan 2026’da Eskişehir’de başlayan Doruk Madencilik işçilerinin yürüyüşü, kısa sürede ülke gündemine oturdu. Yıldızlar SSS Holding’e bağlı işçiler gasp edilen haklarını almak için Ankara’ya yürüdü. 20 Nisan’da Ankara’ya ulaşan işçiler, Kurtuluş Parkı’nda eylem ve açlık grevine başladı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yürüyüş girişimi polis engeliyle karşılaştı. Barikatlar kuruldu, biber gazı kullanıldı. İşçiler “Gerekirse gözaltına alınırız” diyerek barikatı aştı. “Ya cesedimiz çıkacak ya hakkımızı alacağız” sözleri direnişin simgesi haline geldi. Bu süreçte Aksu da sahadaydı. Sendika Başkanı Gökay Çakır ile birlikte gözaltına alındı, yaklaşık 5 saat sonra serbest bırakıldı.

Direniş zaferle sonuçlandı, işçiler tüm haklarını aldı. Aksu’nun zafer sonrası yaptığı konuşma, mücadelenin çerçevesini genişleten bir manifesto niteliğindeydi. Aksu, holdinglerin, uluslararası tekellerin ve siyasal iktidarın birlikte hareket ettiğini savundu. İş cinayetlerinden çevre talanına kadar uzanan bir sömürü düzenini tarif etti.

“ Holdingler CEO’lar önünde diz çökmemizi istiyor ama halk buna pabuç bırakmaz”

Bu direnişin siyasi bir mesajı olduğunu vurgulayan Aksu’nun şu ifadeleri oldukça dikkat çekti:

“Holdinglerin, uluslararası tekellerin, işçileri iş cinayetlerinde katlettiği, memleketteki her tür ormana, dereye, tarlaya, halkın yoksullaşmaya mahkûm edildiği, çaresizlik içine sürüklendiği bir Türkiye tablosunda tek kazanan var. Yönetenler! Burada holdinglerle, uluslararası tekellerle birlikte hareket ediyorlar. Madencinin isyanı bunadır.

Bu holdingler, CEO’lar önünde yalvarmamızı, diz çökmemizi istiyorlar. Ancak bu halk bunlara pabuç bırakmaz. Bu halk bunlara kendi sınırılarını, hadlerini gösterir, gösterecek. Şimdi buradan Antep’te tekstil işçilerinin haklarını savunduğu için Mehmet Türkmen’in derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Şimdi buradan Akbelen’de tapulu arazilere çöküldüğü için mücadele eden ve tutuklanan Esra Işık’ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Tutsak gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını, Soma davası avukatlarının; Can Atalay’ın Selçuk Kozağaçlı’nın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Direnişimiz, Beypazarı Nallıhan, Çayırhan, Ayaş’ı ilgilendiren bir direniş. Yıllarca siyasi mekanizmalarla idari mekanizmalarla, sarı sendikalarla 16 yıl boyunca baskılanmış işçiler son çare olarak bizimle iletişime geçtiler. Bizim için vatan haini, tehlikeli agresif, terörist aklınıza ne geliyorsa işçiler bizden uzak dursun diye propaganda yapıp tehditler savurdular Kurşunsan sıkarsın bıçaksan sokarsan bizim çizgimiz hep buydu. Her direnişi halkın dayanışmasıyla kazandık bu direniş de böyle oldu. Halkımızın önünde madenciler olarak eğiliyoruz.”

Haberleri