GÜLSEVEN ÖZKAN
Kahramanmaraş’ta bir öğretmen ve sekiz öğrencinin hayatını kaybettiği okul saldırısı ile Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde okullara yönelik saldırı girişimleri eğitimde güvenlik ve şiddet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Doğu’dan Batı’ya Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan okul müdürleri, okullarda artan şiddet eğilimini yalnızca “okul içi disiplin” meselesi ya da “güvenlik açığı” olarak görmüyor. Eğitimciler sahada yaşananların tekil olaylar olmadığını belirterek öğretmenin, öğrencinin ve okulun birlikte kırıldığı bir tabloyla karşı karşılaşıldığını savunuyor.
Eğitimciler, yaşanan olayları aile yapısından ekonomiye, dijital dünyadan eğitim politikalarına kadar uzanan çok katmanlı bir sorun olarak değerlendirirken, Hakkari, Hatay ve İstanbul’dan okul yöneticileri sahada karşılaştıkları durumu ve somut örneklerle gözlemlediklerini anlattılar.
Hakkari’deki müdür: “Sorun sadece güvenlik değil”
Hakkari’de görev yapan ortaokul müdürü, şiddet eğilimini yalnızca bireysel bir davranış olarak değil, öğrencinin içinde bulunduğu sosyal koşullarla birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. Bölgeye dair yaygın algının bulunduğunu anlatan idareci, öncelikle öğretmen eğitimine değinerek bölgede görev yapacakların iyi yetiştirilmesi gerektiğini dile getirdi. Okul müdürü şunları söyledi:
Yeni atanan öğretmenlerin bölgeye hazırlıksız geldiğini vurgulayan müdür, sorunun kültürel boyutuna da dikkat çekti. Müdür, “Öğretmenler doğuya gelirken ‘terör bölgesi’ algısıyla geliyor. Oysa farklı diller, farklı kültürler var. Buna hazırlanması gerekiyor. İyi bir oryantasyon eğitimi şart. Varolan eğitimlerin de nitelikli olması gerekiyor."
Sosyal ve ekonomik koşulların varlığına da değinen idareci, "Geçmişte bölgedeki ekonomik hareketliliğin daha yüksek olduğunu ve bunun aile-çocuk ilişkisini de etkilediğini" belirten müdür, “Eskiden ticaret vardı, sınır kapıları daha aktifti. İnsanlar daha rahattı. Şimdi geçim derdi çok yüksek, yoksulluk arttı. Aileler çocuklarına zaman ayıramıyor. Bu da doğrudan çocukların davranışlarına yansıyor. Bu durum eğitimde de ciddi bir düşüşe yol açıyor" diye konuştu.
Okullardaki şiddet eğiliminin tek bir nedene bağlanamayacağını vurgulayan müdür, medya ve dijital içeriklerin etkisini, “Televizyonlardaki şiddet içerikli diziler, sanal oyunlar ve kontrolsüz sosyal medya kullanımı öğrencilerin şiddete meyilliliğini artırıyor” diyerek anlattı. Ancak okul müdürüne göre en önemli nokta okul içindeki otorite ve yaptırım mekanizmasının zayıflaması. Öğretmenin veli karşısında “etkisizleştirildiğini” savunan müdür şunları dile getirdi:
“Öğrencilerin sergilediği olumsuz davranışlara karşılık bir yaptırım yok. Yönetmelikte karşılığı olmadığı için öğrenci daha rahat davranıyor. Akran zorbalığı bu yüzden de yaygınlaşıyor.”
“CİMER ‘le gelen soruşturma tehdidi”
Öğretmenlerin yaşadığı baskı ise sistemin başka bir boyutu. Okul müdürü, “En ufak bir durumda veli çok rahatlıkla CİMER’e şikâyet edebiliyor. Asılsız olsa bile öğretmen cevap vermek zorunda kalıyor. Bu hem zaman hem de motivasyon kaybına yol açıyor. Soruşturma endişesi yaşanıyor, öğretmen belli bir süre sonra çekinebiliyor. Çünkü bir şikayet, iki, üç derken bu defa öğretmen sorgulanır hale geliyor” dedi. Yönetici, velilerin çocuklarının ruhsal durumlarına yönelik bazı tespitleri kabul etmek istemediklerini anlattı.
Öğretmenin, çocuğun psikolojik destek alması gerektiği yönündeki girişimlerinden birçok velinin rahatsız olduğunu vurgulayarak öğretmenin ısrarının şikâyete konu olduğunu dile getirdi. Bu durumun bir süre sonra öğretmenin kararlarını da olumsuz etkilediğini ifade etti. Veliye, öğrenciye yönelik ısrarlı sürecin belli bir noktadan sonra soruşturma açısından öğretmeni tedirgin edebildiğini dile getirdi.
"Teknolojiden faydanılmalı"
Okullardaki yapısal eksikliklere de değinen müdür, sorunun yalnızca güvenlik personeliyle çözülemeyeceğini vurguladı. Yetkili, okul girişlerinde alışveriş merkezlerinde olduğu gibi X-ray cihazları ve metal dedektörleri gibi mekanik güvenlik sistemlerinin kurulmasının önemine dikkat çekti.
Öğrencilerin okula girişte üst aramasının yapılamadığını hatırlatan müdür, bu nedenle teknolojik önlemlerin zorunlu hale geldiğini ifade etti. Geçici görevlendirmeler yerine kadrolu ve düzenli denetlenen, pedagojik eğitim almış güvenlik personelinin istihdam edilmesi gerektiğini belirten yönetici, nöbetçi öğretmen uygulamasının ise tek başına yeterli olmadığını kaydetti.
“Öğrencinin rehberi yok”
Müdür, okullarda rehber öğretmen eksikliğinin ciddi bir sorun olduğunu belirterek birçok okulda bu kadronun bulunmadığını söyledi. Öğrencilerin sorunlarının erken tespiti için rehberlik hizmetlerinin kritik önemde olduğunu vurgulayan müdür, mevcut norm kadro uygulaması nedeniyle bazı okullara rehber öğretmen atanamadığını belirtti. Bu okulların ihtiyaçlarını karşılamak için resmi yazılarla talepte bulunduklarını belirten müdür, Rehberlik Araştırma Merkezleri'nin (RAM) geçici ziyaretlerle öğrencilere destek verdiğini ancak bu hizmetin süreklilik sağlamadığı için yeterince etkili olmadığını dile getirdi. Müdür, “Birçok okulda rehber öğretmen yok. Oysa öğrencinin sorununu erken fark etmek için bu şart. Geçici olarak gerekli şeyleri yapıp tekrar gidiyorlar. İrtibat oluyor ancak istenildiği gibi sağlıklı yürümüyor” dedi.
“Çocukların öğrenme motivasyonu düşük”
Eğitim sürecinde öğrencilerin okula uyumunun ve öğrenme motivasyonunun korunmasının önemine dikkat çeken müdür, mevcut uygulamaların bazı öğrenciler üzerinde beklenen etkiyi yaratmadığını belirtti. Sistemin bazı öğrenciler için ters etki yarattığını dile getirerek “Okula ilgisi olmayan öğrenciyi zorla getiriyorsunuz. Bu da onu daha saldırgan hâle getiriyor. Birini kazanalım derken diğer öğrencilerin eğitimini kaybediyoruz. Okuldan uzaklaşan öğrenciler için alternatif modeller geliştirilmeli” ifadelerini kullandı.
“Veliler sorunu görmüyor, ‘çocuktur’ deyip geçiyor”
Hatay’daki ortaokul müdürü ise sorunun merkezine aile tutumlarını yerleştirdi. Velilerin çocuklarının davranışlarını çoğu zaman normalleştirdiğini belirterek şunları söyledi:
“Çocuk ne yaparsa yapsın veliler ‘çocuktur’ deyip geçiyor. ‘Çok zeki, düzelir’ diyorlar ama düzelmesi için hiçbir şey yapmıyorlar.” Rehberlik hizmetlerine karşı önyargı da ciddi bir engel. Rehberlik servisine gitmesini istemiyorlar. ‘Çocuğum damgalanır’ diye düşünüyorlar. Bu yüzden sorunlar erken aşamada çözülemiyor.”
Buna rağmen okul yönetimlerinin süreci bırakmadığını vurgulayan, ancak çok zorlandıklarını anlatan müdür, “Biz veliyi çağırıp takip ediyoruz. ‘Söyledik bitti’ demiyoruz. Sürecin peşini bırakmıyoruz.”
Müdür, Hakkâri’de olduğu gibi rehber öğretmen eksikliğinin sistem kaynaklı olduğunu da net bir şekilde ifade etti. Müdür, “Her okulda rehber öğretmen yok. Yönetmelik belli bir öğrenci sayısına göre kadro veriyor. Altındaysa okulda rehber öğretmen bulunmuyor, bazı okullarda bir rehber öğretmen var” dedi.
“Diziden sonra çocukların bakışı değişiyordu”
İstanbul Bayrampaşa’daki mesleki ve teknik Anadolu lisesi müdürü ise şiddetin en görünür etkilerinden birinin medya olduğunu söyledi. Özellikle televizyon dizilerinin öğrenciler üzerindeki etkisini, “Eskiden bir mafya dizisi vardı, perşembe günü yayınlanırdı. Cuma günü çocukların bakışları değişirdi. Gözlerinden görüyordunuz. Bunu ciddi olarak söylüyorum. Şu anda da benzer şekilde diziler var. Çocuklar bunlardan etkileniyor. Çocukların kendileri aralarındaki konuşmalarına, şakalaşmalarına, hareketlerine yansıyor” diye konuştu. Dizilerdeki karakterlerin rol model haline geldiğini belirten müdür,“Onlar için bir idol oluyor. Gördüklerini uyguluyorlar. Bu rol model sonucu ufak şeyde bile şiddete yöneliyorlar” diye konuştu.
Sanal oyunların da bu süreci beslediğini anlatan müdür, “Silahlı oyunlar var. Vurdukça çocuklar keyif alıyor. Bu da davranışa yansıyor. Bunları velilerden ve çocuklarla kurulan iletişimden görmek mümkün” dedi.
Okullarda öğretmenlere yönelik saygı kaybının yaşandığını dile getiren müdür, öğrencilerin anne babasının yanında öğretmenlere “lan” diye konuştuğunu, kimi velilerin itirazlara “ne var bunda” diyerek yaklaşımda bulunduğunu belirtti. Müdür, “Bu durumun yalnızca öğrencilerle değil, velilerle de ilgili. Veliler çocuklarına güç yetiremiyor. Bilgi olarak da yetmiyor. Çocuğa yetişemiyorlar” ifadelerini kullandı.
“Öğrencilerin sosyal hayatı, hedefi yok”
Yöneticilerin en dikkat çekici tespitlerinden biri ise öğrencilerde “hedef eksikliği”ydi. Müdür, “Çocuğa soruyorsun ‘Ne olacaksın?’ diye, cevap yok. Hedef yok. Sadece bilgisayarı seviyorum diyor. Sosyal hayatın yerini tamamen dijital dünya aldı. 18 yaşındaki öğrenci Eminönü neresi bilmiyor. Sosyal hayat yok. Sinema, tiyatro, spor yok, sadece sanal ortam var. Kesintisiz eğitim önemli ama okumak istemeyen çocuk sistem içinde durmuyor. Çocuğun okulda zorla kalmasını önlemek gerekiyor. Veli de yeterince ilgilenmiyor, çünkü çocuğa güce yetmiyor artık. Yani bedenen de yetmiyor, bilgi olarak da yetmiyor. Çocuğa yetişemiyorlar. Bu durum sadece yoksullukla da ilgili değil” diye konuştu.
“Veli çocuğunu hastaneye götürmek istemiyor”
İstanbul’da bir Anadolu lisesinde görevli başka bir yönetici ise, rehberlik servislerinin kritik bir rol üstlendiğini ancak sürecin ailelerin yaklaşımına bağlı ilerlediğini dile getirerek sağlık başlığına vurgu yaptı. Müdür, sorun yaşayan öğrenciler için ailelerle iş birliği kurulmaya çalışıldığını, fakat her zaman olumlu sonuç alınamadığını belirtti. Rehber öğretmenlerin gerekli durumlarda öğrenciyi sağlık kuruluşlarına yönlendirebildiğini ifade eden müdür, ailelerin bu yönlendirmeyi takip etmemesi halinde okulun müdahale imkânının sınırlı kaldığını söyledi. Müdür, “Aile çocuğunu psikolojik destek alması için sağlık kuruluşuna göndermek istemediği durumlar oluyor, dışlanacağı, duyulacağı, fişleneceği endişesi taşıyor. Okul tarafından bildirilen çocuğun takibi oldukça önemlidir. Hastanelerde çıkan raporların okul ulaşmasında ve çocuğun uzun vadede takip süreçlerinde sorunlar yaşanıyor” dedi.
Okul müdürleri ne istiyor?
Müdürler, okullarda yaşananları anlatırken çözüme yönelik önerileri de sundular. Birçoğu ortak özellik taşıyordu. Okullardaki şiddetin tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirten yöneticilerin ifadeleri, ekonomik zorluklardan aile yapısına, medyadan eğitim politikalarına kadar geniş bir yelpazayı kapsıyor. Öne çıkan ortak başlıklar şöyle:
Ailelerin çocukla yeterince ilgilenmemesi
Dijital içeriklerin denetimsizliği
Rehber öğretmen eksikliği
Okullarda yaptırım mekanizmasının zayıflaması
Öğretmenlerin baskı altında hissetmesi
Öğrencilerde hedef ve motivasyon eksikliği
Okul yöneticilerine göre çözüm yalnızca okul içinde değil; aileden başlayarak, sosyal politikalar ve eğitim sistemiyle birlikte ele alınması gereken geniş kapsamlı bir dönüşümü gerektiriyor. Hakkari’deki okul müdürü, sistemi değerlendirirken “Bir öğrenciyi kazanayım derken bazen sistem nedeniyle diğer öğrencileri kaybediyoruz” diye konuştu.