Kadın işçiler anlatıyor: Menopoz da mesaiye dahil!

MELTEM AKYOL | 18 Ekim Dünya Menopoz Günü’nde işçi kadınlar anlatıyor: Bir yanda sıcak basmaları, uykusuzluk ve dikkat dağınıklığı, diğer yanda ağır çalışma koşulları, geçim derdi ve anlaşılmama… Kadınlar, menopoz sürecinde işlerini sürdürmeye çalışırken hem bedenlerindeki değişimlerle hem de toplumsal önyargılarla mücadele ediyor. Talepleri ise açık: Sağlık desteği, anlayış, uygun çalışma koşulları ve kamusal sorumluluk...

MELTEM AKYOL

“Menopoza girdim diye artık kadın değilmişim gibi hissettiriyorlar” diyen 50 yaşındaki Gülsen, günde 10 saat çalıştığı fabrikada menopozun belirtileriyle uğraşırken bir de çevresinin önyargılarıyla mücadele ediyor. İş yerinde hekimin desteği ve ilaçların devlet tarafından karşılanmasını istiyor.

“Çalışmamak gibi bir lüksümüz yok” diyen Gamze, üç çocuğunun geçimini sağlamak için menopoz belirtileri ile boğuşurken metal fabrikasında çalışmayı sürdürüyor. Sıcak basmaları, uykusuzluk ve dikkat dağınıklığıyla makine başında çalışmanın iş kazası riski yarattığına dikkat çekiyor.

“‘Doğur’ diyorsun. Tamam, doğurdum. Ama artık doğurganlığım kalmadı. Peki, ben bununla nasıl baş edeceğim? Bunun da bilgisini bana ver” diyen Yüksel, kadınların bu dönemde kendi kaderlerine terk edilmemesini istiyor.

Üç kadın, farklı şehirlerde, farklı işlerde ve de farklı koşullarda çalışıyor. Ancak anlattıkları aynı yerde birleşiyor: Menopozla birlikte bedenlerinde ve duygularında yaşanan değişimler, çalışma yaşamının ağır koşulları ve toplumsal önyargılarla birleştiğinde kadınlar için çok daha zor bir sürece dönüşüyor. Üstelik işi bırakmak, dinlenmek ya da sağlıklarıyla ilgilenmek için zaman ayırmak, çoğu zaman seçenekleri arasında bulunmuyor.

Nedir bu menopoz?

Bir kadının bedeninde sessiz ama devrimsel bir dönüşüm yaşanıyor: Menopoz. Aslında sessiz değil ama sesi kısık. Kadının adet kanamalarının ve üreme yeteneğinin geri dönülmez şekilde sona erdiği süreci tanımlamak için kullanılan bir terim menopoz. Bir kadın son 12 ayda regl olmamışsa menopoz kesinlik kazanıyor. Bir son gibi algılansa da menopoz, aslında biyolojik bir son değil, vücudun kendini sil baştan kurguladığı sancılı bir adaptasyon süreci. Yaygın biçimde yalnızca ‘adetten kesilmek' olarak basite indirgense de; bu süreç aslında kalpten zihne, kemiklerden ruh haline kadar tüm sistemi etkileyen 10-15 yıllık uzun bir yolculuk. Üstelik asıl fırtına, tıbben menopoz ilan edilmeden önce, gözden kaçan o ‘perimenopoz’ evresinde kopuyor. Üstelik bu süreçte hormon dalgalanmaları yalnızca üreme sisteminde değil… Uykusuz geçen geceler, unutkanlık, aniden başlayan eklem ağrıları ve ritmini kaybeden bir kalp... Literatürdeki 30'dan fazla semptomu var. Ve kadınların yüzde 80’i bu süreci farklılaşan semptomlarla geçiriyor.

Bir hastalık değil ama yarattığı hormonal boşluk; kemik kırıklarından Alzheimer’a kadar pek çok ciddi sağlık riskine kapı aralıyor. Türkiye'de ortalama menopoz yaşı 47-49 aralığıda, dünya genelinde ise bu ortalama 45-55. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Haziran 2026 tarihli değerlendirmesine göre, dünya genelinde yaklaşık 657 milyon kadın çalışırken menopoz döneminden geçiyor. ILO, menopozla ilişkili semptomların işe devamsızlık, iş başında verimlilik kaybı ve kadınların iş gücünden erken ayrılmasıyla bağlantılı olabildiğine dikkat çekiyor. Türkiye’de perimenopoz ve menopoz dönemini kapsayan yaş grubunda yaklaşık 5.5 milyon kadın bulunuyor. TÜİK verilerine göre Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36 civarında. Bahsedilen 45-54 yaş grubunda aktif olarak çalışan kadın sayısı yaklaşık 1.8-2 milyon arasında. Yani menopoz da mesaiye dahil.

‘Menopoza girdim diye artık kadın değilmişim gibi hissettiriyorlar’

O kadınlardan biri Gülsen. 50 yaşında Güsen ve bir plastik fabrikasında günde 10 saat çalışıyor. Yaşadığı yorgunluğu, tahammülsüzlüğü ve unutkanlığı uzun süre yoğun iş temposuna, çocukların okul sürecine ve gündelik hayatın yüküne bağladı Gülsen. Menopoz sürecine girdiğini bir yıl önce doktordan öğrendi. Menopoz tanısı, yaşadıklarını anlamlandırmasını sağlarken bir yandan da kendisini nasıl gördüğünü değiştirdi. “Ben hasta olmadığım için okul sürecini, işi, çok yorulmamı hep bunlara bağlıyorum. Artık dayanamıyorum, yapamayacağım falan diyorum” diyen Gülsen, doktordan öğrendiklerinin ardından kendisini bir anda yaşlanmış hissettmiş. Şöyle anlatıyor: “Bunu doktordan öğrendikten sonra toplumun gerçekten ‘ıskartaya çıktın’ dedikleri şey var ya, onu ben kendi kendime yaptım. ‘Ben artık bittim, bitti’ dedim. Gerçekten kendi kendime, bütün bunların sebebi buymuş, dedim. Bir anda yaşlanmış hissettim kendimi. Tahammülünüz sıfır oluyor. Çocuklar okula gidiyor, geçen sene sınav dönemiydi. Bende sıfır tahammül. İş yerinde sıkıntı basıyor.”

İki erkek çocuk annesi Gülsen, menopoz döneminde yaşadıklarının aile içinde de anlaşılmadığını söylüyor. Eşiyle bu konuda konuşmaya, yaşadıklarını anlatan yazıları aile grubunda paylaşmaya çalışıyor. Ancak kadınların bu dönemde ihtiyaç duyduğu anlayışın kendiliğinden ortaya çıkmadığını vurguluyor: “Kesinlikle yalnız kalıyoruz. Eşin bakış açısı da hemen değişiyor. Artık daha soğuksun, bak sebebi bu, şöylesin… Cinsellik bitti diye düşünüyor tabii. Toplumsal olarak da böyle algılıyoruz zaten.”

Eşinin de kendisini anlamakta zorlandığını anlatan Gülsen, “Benim gerçekten anlayışlı dediğim bir eşim var. O bile zorladı beni. Aslında anlamıyor değil; işine gelmiyor. O hâlâ kendi ilgisini bekliyor. Hâlâ senden ilgi bekliyor, her şey normalmiş gibi davranmanı istiyor. Ama değil. ‘Bir şeyler için sen beni motive edeceksin artık. Sen şu an benimle ilgileneceksin’ diyorum. Hem kendinle uğraşıyorsun, kendini bitik hissediyorsun hem de karşı tarafın beklentileriyle uğraşıyorsun” diyor.

Gülsen’in iş yerindeki deneyimi de farklı değil. Çalıştığı plastik fabrikasında çalışanların neredeyse tamamı kadın. Ancak kadınların çoğunlukta olması, yaşadıklarını rahatça anlatabilecekleri anlamına gelmiyor. Gülsen, çalışma arkadaşlarından birbirlerine bağırmamalarını, sorunlarını kendisine anlatmalarını istiyor. Kendi yaşadığı süreci paylaşarak daha anlayışlı davranılmasını bekliyor.

“Arkadaşlar, ben menopoz yaşıyorum. Bana biraz daha anlayışlı olun diyorum. Ama öyle söyleyince ‘Yaşlılık, yaşlılık, yaşlandın, yaşlandın’ diyorlar” diye anlatıyor. Unutkanlık yaşadığında da benzer sözlerle karşılaşıyor. Telefonunu bir yere koyup nerede olduğunu unuttuğunda, yaşadığı durumun nedeni sorulmadan “Yaşlandın artık” deniliyor. Gülsen, bu sözlerin kendisini ne kadar incittiğini anlatırken yaşadığı belirtilerin küçümsenmesine de tepki gösteriyor.

Kadınlar yaşadıklarını paylaş(a)mıyor

Gülsen’in bu duygusu münferit değil. Zira çalışan kadınların yaklaşık yüzde 80’i yaşadıklarını iş yerinde paylaşmıyor… Paylaşanlar ise bunu anlattıkları için pişman olduğunu ifade ediyor.

“Sinir ve stres çok oldu” diyen Gülsen, menopozun kendisine iyi gelen yanları da olduğunu gülerek anlatıyor. Hayatı boyunca çok üşüyen, gece iki yorganla yatan biriyken artık sıcak basmaları nedeniyle çoraplarını çıkarıyor, daha hafif örtülerle yatıyor. Ancak belirtiler her kadında aynı şekilde ortaya çıkmıyor. İş yerinde ensesinde soğuk su torbasıyla dolaşan, sürekli soğuk suyu boynuna koyan kadınlar olduğunu anlatıyor.

Gülsen’in talebi, kadınların yaşadıklarının anlaşılması ve kendilerini değersiz hissettirecek sözlerle karşılaşmaması. Bunun için iş yeri hekimlerinin de sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünüyor:“En basit şey var ya, iş yeri hekimi hemen hemen bütün fabrikalarda var. Onun o kişilerle konuşması gerekiyor. Bu bir süreç. Tabii ki zor atlatılabilecek bir süreç. Ama her şeyde olduğu gibi değersiz hissettirmeyecek. ‘Bakın, böyle bir süreci atlatacaksınız ama siz yine kadınsınız’ demesi çok önemli.” Menopoz döneminde kullandığı hormon ilaçlarının maliyetine de dikkat çeken Gülsen, geçen yıl ilk aldığında 800 lira ödediğini, bu bedelin kendisini şaşırttığını söylüyor. Aylık 30-40 bin lira ücretle çalışan işçiler için ilaç masrafının ciddi bir yük olduğunu vurguluyor: “Çok ciddi bir para. Şimdi 2 bin liraya yaklaşmıştır. Yazık, birçok insan bunu alamayacak. En fazla D vitamini veriyor devlet. O yüzden devletin bu ilaçları karşılaması lazım. Bu, kadınlar için çok temel bir şey.” Menopoz sürecini yaşayan kadınlara son olarak seslenen Gülsen, “Önce bu süreci gerçekten çok kötü, çok beter bir hastalık olarak düşünmemeleri gerekiyor bence. Kendilerini sevmeleri gerekiyor. Bu süreçte önce ben demeleri gerekiyor. Eğer önce ben demezse zaten çevrenin baskısı, eşin baskısı, bir de kendisi kendini aşağı çekerse bitik bir süreç oluyor. Çok yıkım oluyor” diyor.

‘Çalışmamak gibi bir lüksümüz yok’

Gamze ise erkeklerin ağırlıkta olduğu bir metal fabrikasında, montaj bölümünde çalışıyor. Gamze’nin menopoz süreci, Gülsen’den farklı olarak erken yaşlarda başlayan belirtilerle şekilleniyor. Evli ve üç çocuk annesi Gamze, ailesindeki kadınların da genç yaşlarda menopoza girdiğini anlatıyor. Daha önce adet düzensizlikleri yaşamış; son bir yıldır ise yeniden düzensiz kanamalarla karşılaşmış. Doktoru erken menopoz döneminde olduğunu söylemiş. Menopozun yalnızca adet döngüsündeki değişikliklerden ibaret olmadığını belirten Gamze, ateş basmalarının, ayaklarındaki yanmanın ve aniden gelen sıkışma hissinin günlük hayatını etkilediğini söylüyor.

“Bazen bir anda ateş basıyor. Ayaklarımda yanmalar oluyor. Bir anda daralıyorum, sanki üzerime bir şey çöküyor. Sinir küpü gibi geziyorum” diyor.

Çalıştığı metal fabrikasında montaj bölümündeki işçilerin yüzde 99’unun erkek olduğunu belirten Gamze, yaşadığı değişimleri anlatmanın kolay olmadığını vurguluyor. Herkes üşürken tişörtle dolaşması, pervaneleri açması ya da sıcak nedeniyle bunalması, iş yerinde gündelik hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Ancak asıl sorun, belirtilerin dikkat gerektiren işine yansıması. Uykusuzluk ve unutkanlık nedeniyle bir şeyi nereye koyduğunu unutabildiğini, yaptığı işi doğru yapıp yapmadığını yeniden düşünmek zorunda kaldığını anlatıyor. “Makinede çalışıyorsunuz. İş kazası geçirme ihtimali var. Bir şeyi nereye koyduğunu unutabiliyorsun. ‘Acaba yaptım mı, doğru muydu?’ diye düşünüyorsun. Eskiden daha dikkatli çalışırken şimdi kendini bir buhranın içinde hissedebiliyorsun. Reflekslerin de eskisi gibi olmayabiliyor.” Gamze, bir yandan işini aksatmamaya çalışırken diğer yandan bedeninde yaşanan değişimlerle uğraşıyor. Yaz aylarında fabrikanın sıcaklığı da bu güçlükleri artırıyor. Klima sisteminin bulunmadığını, pervanelerin ise yeterli olmadığını söylüyor.

Daha önce kullandığı ilaçların kendisine iyi gelmediğini, kanamalarının arttığını, baş dönmesi yaşadığını ve yaklaşık 20 kilo verdiğini anlatan Gamze, menopoz sürecinin nasıl ilerleyeceğine ilişkin belirsizliklerin de kendisini zorladığını belirtiyor. Bütün bunlara rağmen işi bırakmayı düşünemiyor. Üniversitede, ortaokulda ve ilkokulda okuyan üç çocuğu var. Çocuklarının geleceğini kurmak, evin masraflarını karşılamak zorunda. “Çalışmamak gibi bir lüksümüz yok. Üç çocuğum var. Birisi üniversitede, biri ortaokulda, biri ilkokul ikinci sınıfta. Aralarında yaş farkı var. Onları geleceğe hazırlamak zorundayız. Türkiye şartlarında bir işçi maaşıyla tek başına geçinmek, evin masraflarını karşılamak, çocukların geleceğini kurmak kolay değil.”

Gamze de menopozun kadınların kendi aralarında bile rahatça konuşamadığı bir konu olduğunu söylüyor. Çevresinde psikolojik destek alan, depresyonda olduğunu ve sürekli öfkelendiğini anlatan kadınlar bulunduğunu belirtiyor. Bazılarının yaşadıklarının menopozla ilişkili olabileceği ihtimalini kabul etmekte bile zorlandığını ifade ediyor. “Kadınları bu süreçte kendi kaderlerine terk etmemek lazım. Menopoza girdiğinde sanki kadınlığın bitiyormuş gibi bir algı var. Bir de menopozlu kadın diye bir algı oluşturuluyor. Kadınların yaşadıkları değişimler küçümseniyor” diyor.

Gamze’nin talebi, kadınların kendilerini ifade edebilecekleri ve ihtiyaç duyduklarında destek alabilecekleri mekanizmaların oluşturulması. Erkeklerin yoğunlukta olduğu iş yerlerinde kadınların sağlık sorunlarını anlatmakta zorlanabildiğine dikkat çekiyor. İş yerinde psikolojik destek alabilecekleri bir uzmanın bulunmasının önemli olduğunu söylüyor. “Ben konuşabiliyorum, kendimi ifade edebiliyorum ama birçok kadın arkadaşım gidip derdini anlatamıyor. Mesela iş yerinde bir psikolojik destek olsa, gidip konuşabileceğimiz bir uzman olsa iyi olmaz mı? Kadınların yaşadığı bu süreci anlayabilecek, onlara yol gösterebilecek bir destek mekanizması olsa.”

Gamze’ye göre mesele yalnızca iş yerleriyle de sınırlı değil. Sağlık kuruluşlarında kadınların ihtiyaç duydukları hizmetlere ulaşabilmesi, kendi bedenleriyle ilgili kararları verebilmesi ve bu süreçte desteklenmesi gerekiyor. “Devletin bu konuda bir politikası olduğunu görmüyorum. Ne sağlık açısından yeterli bir destek var ne de psikolojik destek. Sosyal devlet olarak ben kendi hayatımda bunu göremiyorum” diyen Gamze, kadınların menopoz sürecini sağlıklı geçirebilmesi için hem sağlık hem çalışma yaşamı alanında politikalar oluşturulmasını istiyor.

‘Sadece doğur deniliyor; peki menopozda ne yapacağımızı kim anlatacak?’

49 yaşındaki Yüksel’in hikâyesinde menopoz, yıllar boyunca çalışma koşulları nedeniyle ertelenen sağlık sorunlarıyla iç içe geçiyor. Hamile kalmadan önce karnında bir kist olduğu öğrenmiş. Ancak çalışmak zorunda olduğu için ameliyatını defalarca ertelemiş. Sonra kanamaları sıklaşmış, karnındaki kitle büyümüş ve sonunda büyük bir ameliyat geçirmiş. Operasyon sırasında rahmi ve yumurtalıkları alınan Yüksel, cerrahi menopoza girmiş. Ameliyatın ardından bedeninde meydana gelen değişimlerin ne anlama geldiğini, hangi belirtilerle karşılaşabileceğini ve nasıl bir sağlık desteğine ihtiyaç duyacağını öğrenmekte zorlanmış.

İşi gereği hep dışarıda Yüksel. Ancak bu çalışma düzeninde kadınların en temel ihtiyaçları bile çoğu zaman dikkate alınmıyor. “Özel günlerimizde bulunduğumuz yerde bazen lavabo bile bulamıyorsunuz, tuvalet bulamıyorsunuz. O dönemler bizim için çok zor geçiyordu. Bir düşünün, tuvalete gitmeniz gerekiyor, karnınız ağrıyor, sancınız var. Ama dönüp de bunu söyleyemiyorsunuz. Etrafınızda erkek ekip başları, erkek çalışanlar var” diye anlatıyor. Yüksel, regl dönemlerinde yaşadığı ağrıyı ve tuvalet ihtiyacını açıkça ifade edemediğini, durumu geçiştirmek için başka yollar bulmaya çalıştığını söylüyor. Kadınların bedenleriyle ilgili ihtiyaçlarını dile getirebilecekleri bir çalışma ortamı bulunmadığında, gündelik işlerin bile nasıl bir mücadeleye dönüştüğünü anlatıyor. Ancak kadınların bu süreçleri dayanışma ile aştığını ekliyor: “Biz kadınlar birbirimize destek olarak geçiriyoruz bu süreci. Çok ağrı yalayan, çalışamayacak durumda olanları biz dere ediyoruz. Ekip başlarına o arkadaşımızın işini kendi, aramızda bölüştüğümüzü söylüyoruz. Fazla çalışarak arkadaşımızı idare ediyoruz.”

Menopozla birlikte regl sancıları sona ermiş olsa da yaşadığı sorunlar değişmiş. En soğuk havalarda bile ateş bastığını, arkadaşları kaloriferleri yakarken kendisinin cam açmak zorunda kaldığını belirtiyor. Karnındaki ağrılar ve diğer belirtiler için doktora başvurmadığını da söylüyor: “Şikâyetlerim doğrultusunda doktora başvurmadım. Belki gitmiş olsaydım bana bir çözüm önerisi sunabilirdi. Gitmedim. Belki de bu benim hatamdı. O yüzden bu konuda kendimi suçluyorum.”

Yüksel’in bu sözleri, sağlık hizmetlerine erişimin yanı sıra kadınların yaşadıkları belirtiler karşısında çoğu zaman kendi başlarına çözüm bulmaya çalıştıklarını da gösteriyor. Çalışma temposu, izin almanın güçlüğü ve yeterli bilgiye ulaşamamak, kadınların sağlıklarını ikinci plana atmalarının yolunu açıyor. Yüksel, tam da bu nedenlerle iş yerlerinde kadın sağlığına ilişkin düzenlemeler yapılmasını istiyor. Kadınların düzenli kontroller için izin alabilmesi, sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi ve ihtiyaç duyduklarında destek görebilmesi gerektiğini vurguluyor. “En azından ayda bir gün mü olur, nasıl bir düzenleme yapılır bilmiyorum. Ama kadınların ihtiyaç duyduklarında kullanabilecekleri bir hak olmalı.”

Ancak Yüksel, regl izninin bile olmadığı bir çalışma yaşamında menopoz için düzenleme yapılmasının kolay görünmediğini de söylüyor. Ona göre kadınların yaşadığı farklı yaşam dönemleri birbirinden kopuk ele alınmamalı. Regl, hamilelik, doğum ve menopoz süreçlerinde ortaya çıkan ihtiyaçlar çalışma koşullarının bir parçası olarak görülmeli. “Regl izni bile yokken menopozla ilgili nasıl bir izin verilebilir diye düşünülebilir. Bence menopoz için de bir alternatif olması lazım. Geçiş dönemlerinde yorgunluk hissediyorsunuz. Bazen kendinizi çok kötü hissediyorsunuz, uykusuz kalıyorsunuz. Bunların da dikkate alınması gerekiyor. Gerektiğinde izin ya da doktor kontrolüne gitme imkânı sağlanmalı.”

Yüksel’in talepleri yalnızca izin hakkıyla sınırlı değil. İş yerlerinde kadın sağlığı konusunda bilgilendirme yapılmasını, kadınların düzenli kontrollere ulaşabilmesini ve işverenlerin bu konuda sorumluluk üstlenmesini istiyor. “Kadınların kendi yaşadıkları sürecin adını koymayı bile bilmedikleri bir durum var. Kendi aramızda bile bunları yeterince konuşamıyoruz” diyen Yüksel, fabrikalarda ve diğer iş yerlerinde kadın çalışanların sağlık ihtiyaçlarını gözeten mekanizmalar kurulması gerektiğini vurguluyor.

Yüksel, menopozun toplumsal olarak kadınların değersizleştirildiği bir döneme dönüştürülmesine de tepki gösteriyor. Kadınlardan çocuk sahibi olmalarının beklendiğini, ancak doğurganlık sona erdiğinde yaşadıkları değişimlerle nasıl baş edecekleri konusunda yeterli bilgi ve desteğin sunulmadığını söylüyor. “Cinsellik, cinsel ihtiyaçlar ve bu konularla ilgili meseleler hakkında açıkça konuşmak lazım. Bunlar temel ihtiyaçlar. Kadınların bu dönemde sanki toplumsal olarak değersizleştirildiğini düşünüyorum. Çünkü artık doğuramıyorsun. Sanki doğuramıyorsan kadın değilmişsin gibi bir anlayış var. ‘En az üç çocuk, beş çocuk doğurmalısın’ deniliyor. Tamam, doğurdum, ama artık doğurganlığım kalmadı. Peki, ben bununla nasıl baş edeceğim? Bunun da bilgisini bana ver.”

Yüksel’e göre kadınların menopoz döneminde ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine erişebilmesi, ilaç masraflarının karşılanması ve çalışma yaşamında desteklenmesi, kişisel tercihlere bırakılacak meseleler değil. Bunların hem devletin hem işverenlerin politikalarının parçası olması gerekiyor.

Yüksel, menopozun yalnızca psikolojik destekle ele alınamayacağını; kadınların yaşadıkları belirtilere göre sağlık hizmetlerine ve tedavi seçeneklerine erişebilmesi gerektiğini belirtiyor. Hormon tedavisi, vitamin takviyesi ya da cinsel sağlık desteği gibi ihtiyaçların kişiye göre değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Belirtiler kişisel, sorumluluk ortak

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) menopozla ilişkili belirtilerin işe devamsızlık, iş başında verimlilik kaybı ve kadınların çalışma yaşamından erken ayrılmasıyla bağlantılı olabildiğine dikkat çekiyor. Örgüte göre bu durum, deneyimli çalışanların kaybedilmesine ve kadınların gelirleri ile emeklilik haklarının olumsuz etkilenmesine de yol açabiliyor. Bu durum uzun zamandır çeşitli araştırmaların işaret ettiği bir gerçek. Hatta buna “ikinci cam tavan” diyenler var. Çünkü ilk cam tavan -annelik ve iş yaşamı dengesinin zorluklarıyla ilgili olan- aşıldıktan sonra, kadınlar, kariyer açısından belirleyici olan yeni bir engelle karşı karşıya kalıyor.

Menopozun iş yaşamına etkisini inceleyen araştırmalar da çalışma koşullarının belirleyici olduğunu gösteriyor. Birleşik Krallık’ta 2023 yılında 40-60 yaş arasındaki 2 binden fazla çalışan kadınla yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 73’ü menopoz geçişiyle ilişkili belirtiler yaşadığını, yüzde 67’si ise bu belirtilerin iş yaşamlarını çoğunlukla olumsuz etkilediğini söylüyor. Araştırmaya katılan kadınların yüzde 53’ü menopoz belirtileri nedeniyle en az bir kez işe gidemediğini söylüyor. Aynı araştırmada, iş yerinde menopoz konusunda politika ya da destek uygulaması bulunduğunu belirtenlerin oranı yalnızca dörtte bir düzeyinde. Bu veriler, menopozun yalnızca bireysel sağlıkla ilgili olmadığını; çalışma düzeni, iş güvenliği, izin hakkı ve iş yerindeki yaklaşımlarla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Gamze’nin makine başında yaşadığı dikkat dağınıklığı, Yüksel’in açık alanda tuvalete erişim sorunu ve Gülsen’in yaşadığı belirtilerin küçümsenmesi, bu tablonun işçi kadınların gündelik hayatındaki karşılığını gösteriyor.

İş yerinde destek, evde yalnız bırakılmamak istiyorlar

Dünya Menopoz Günü’nün 2026 yılı teması da orta yaş dönemindeki kronik ağrılara dikkat çekiyor. Uluslararası Menopoz Derneği, kadınların yaşadığı ağrıların çoğu zaman küçümsendiğine ve duygusal nedenlere bağlanarak yeterince araştırılmadığına işaret ediyor. Dernek, menopoz dönemindeki sağlık sorunlarının kişiye özel ve çok yönlü bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kadın işçilerin anlattıkları da bu ihtiyacı doğruluyor. Gülsen iş yeri hekimlerinin kadınları bilgilendirmesini ve kendilerini değersiz hissetmelerinin önüne geçilmesini istiyor. Gamze, sağlık ve psikolojik destek mekanizmalarının iş yerlerine taşınmasını talep ediyor. Yüksel ise kadınların düzenli kontrollere erişebilmesi, ihtiyaç duyduklarında izin kullanabilmesi ve menopoz konusunda bilgi alabilmesi gerektiğini söylüyor.

Bütün bu taleplerin ortak noktası, kadınların menopoz sürecini yalnız başlarına yönetmek zorunda bırakılmaması. İşyeri hekimlerinin bilgilendirme yapması, sağlık kontrollerine erişimin kolaylaştırılması, sıcaklık ve havalandırma gibi çalışma koşullarının iyileştirilmesi, açık alanda çalışanların tuvalet ve temizlik ihtiyaçlarının karşılanması, gerektiğinde esnek çalışma ve izin olanaklarının sağlanması, işverenlerin sorumlulukları arasında yer almalı. Devletin ise kadınların ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine ve tedavilere erişimini güvence altına alması gerekiyor.

Kadın işçiler, bütün bu talepleri dile getirirken çalışmayı bırakabilecek durumda olmadıklarını da vurguluyor. Çünkü onlar için mesele yalnızca menopoz belirtileriyle baş etmek değil; ücretlerini almaya, evlerini geçindirmeye, çocuklarını büyütmeye ve işlerini korumaya devam etmek.

Kadınların talepleri ise yalnızca anlaşılmakla sınırlı değil: Sağlıklarının gözetilmesini, ihtiyaçlarının çalışma koşullarına yansıtılmasını ve menopozun toplumsal bir önyargı konusu olmaktan çıkarılmasını istiyorlar.

Çünkü kadınların bedenlerinde yaşanan değişimler, onların emeğini, haklarını ve çalışma yaşamındaki yerini ortadan kaldırmıyor. Kadın işçilerin ihtiyacı, üretmeye ve yaşamlarını sürdürmeye devam ederken bu süreci tek başlarına göğüslemek zorunda kalmamaları.

Özel Haber Haberleri