SUZAN DEMİR
Kemalpaşa Belediyesi’nin bulunduğu sokakta sıra sıra dizilmiş set karavanları var. Belediye binasının alt katı ise bir film seti… Binanın dışındaki yemek alanında 90’larda polisin giydiği kıyafetle oturan 15-20 figüran çaylarını yudumluyor. Az ileride ise yönetmen Özcan Alper ve oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu çekim arasında soluklanıyor.
Artvin’in Kemalpaşa ilçesi aynı zamanda yönetmen Özcan Alper’in memleketi. Alper burada ilk kez film çekmiyor, o yüzden belediye sokağına kurulmuş bu koca plato kimseye tuhaf gelmiyor. Alper’in seti hayatın olağan akışının bir parçası adeta bu bölgede. Aynı olağanlık Hopa’da kurulan sette de görülebiliyor.
Kazım Koyuncu’nun hayatını anlatan Kazım Koyuncu: Yarım Kalan filminin setindeyiz. Kemalpaşa Belediyesi’nin alt katında Kazım Koyuncu’nun öğrencilik yıllarını anlatan bir bölüm çekiliyor. Kazım Koyuncu’yu oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu canlandırıyor. Sette onu görüntülemek konusunda kısıtlama var. Üzümoğlu bu rol için epey kilo vermiş. Sette geçirdiğim üç günün ilk gününde onu Kazım’ın kısa saçlı hâliyle görüyorum. Kazım henüz bir öğrenci. Sene 90’lar. Kazım’ın da dahil olduğu sanat evinin polis tarafından basıldığı bir sahneyi çekiyorlar.
Şimdi Özcan Alper’in filmi bu yaşamı, yalnızca geçmişe ait bir hikâye olarak değil; bugüne uzanan taraflarıyla beyazperdeye taşımaya hazırlanıyor.
Karadeniz'de geçmişin izini sürmek
Setin az ilerisindeki balıkçı barınağında başka bir sahne çekiliyor. Özcan Alper, bu sahnenin Karadeniz’de yaşanıp yaşanmadığı sorusuna henüz İstanbul sahnelerini çektikleri yanıtını veriyor.
Aslında “Kazım”, üç hafta kadar İstanbul’da çekiliyor. Fakat Alper, bir dönem filmi çektikleri için dönemin dokusunu canlandırmakta zorlandıklarını ifade ediyor. Çünkü hikâyenin geçtiği mekânlar eskisi gibi değil, o yüzden bazı bozulmamış alanlar için çekimlere Karadeniz’de devam ettiğini söylüyor.
İlk gün hava güneşli, ama ikinci gün Hopa’da yağmur var. Yağmur, çekimleri zaman zaman zorlaştırsa da ekip çalışmaya devam ediyor. Hopa Limanı’nda bu kez İstanbul sahneleri çekiliyor. Kazım’ın İstanbul’a geldiği ve Paşabahçe işçilerini ziyaret ettiği sahneler için “greenbox” kullanılıyor.
Alper aslında bu teklifin 2010’larda geldiğini söylüyor. Fakat o dönem Sonbahar filmi üzerinden çok kısa süre geçmiş. “O yüzden Sonbahar ile mesafelenmem gerekliydi” diyor. Kazım filmi içinse şunları söylüyor:
“Biz bu hikâyeye sadece bir dönem hikâyesi olarak bakmıyoruz. Çünkü günümüze dair de pek çok şey söylüyor. O dönemde Türkiye sol hareketinde doğa mücadelesi bu kadar güçlü değildi. Ama Kazım bunu yapabiliyordu. Şimdiyse özellikle bu coğrafyada ekolojik mücadele çok önemli. Bu yüzden Kazım o dönemde çok değerli bir mücadele veriyordu.
Kazım çok genç yaşta hayatını kaybetti. O yüzden buna sadece bir ölüm ya da acıklı bir hikâye olarak bakmıyoruz. Hatta bir umut hikâyesi olarak görüyoruz. Öte yandan bu hikâyeyi yalnızca bir biyografi olarak da tanımlayamam. Çünkü bu, bir sanatçının -ister şarkıcı ister fotoğrafçı, müzisyen ya da oyuncu olsun- bir şekilde yönünü bulma hikâyesi. Aynı zamanda bugüne dair de sözünü söyleyen bir film.”
Yönetmenliğini Alper’in yaptığı filmin senaryosu ise Özcan Alper’in yanı sıra yazar Murat Uyurkulak ve Erman Bostan’ın ortak imzasını taşıyor.
“Kendime dair bir şey anlatırken Kazım'ı buluyorum"
Cem Yiğit Üzümoğlu, Kazım’ı canlandırmanın ne demek olduğunu şöyle anlatıyor:
“Kazım’ı oynamak şimdiye kadar yaşadığım en farklı deneyimdi. Oynadığım kişiyle aramdaki mesafe hiç bu kadar kapanmamıştı. Bazen Kazım’a dair bir şey anlatırken kendimi buluyorum, kendime dair bir şey anlatırken Kazım’ı buluyorum. Onun müziği, duruşu, politik olarak hayata yaklaşımı elbette belirleyici.”
Üzümoğlu da tıpkı Alper gibi Kazım Koyuncu’nun sadece geçmişi değil günümüzü de anlatan önemli bir isim olduğunu vurguluyor:
“Bu hikâye ve Kazım’ın mücadelesi aslında günümüze dair de birçok şeyi anlatıyor. Biz hâlâ Kazım’ın verdiği mücadeleleri veriyoruz. O yüzden benim için güncel özelliğini de koruyor.”
Üzümoğlu’nun role hazırlık sürecinde Kazım’la kurduğu duygusal bağ kadar fiziksel benzerlik de dikkat çekiyor. Oyuncu bu rol için epey kilo veriyor, Kazım’ın farklı dönemlerini canlandırabilmek için saç ve makyaj değişimleri arasında gidip geliyor. Hatta o yoğunluk için şunları söylüyor:
“Yoğun bir set ortamındayız. Bir seferde birden fazla sahneyi çekiyoruz ve hepsi farklı dönemlere ait. Bu yüzden saç ya da makyaj sürekli yeniden yapılıyor, o da yorucu oluyor.”
Film için daha önce şan eğitimi aldığı da açıklanmıştı. Zaten setin üçüncü gününde onun sesinden Zuğaşi Berepe’nin şarkılarını dinliyoruz.
Ailenin Kazım hassasiyeti
Kazım Koyuncu’nun kardeşi, müzisyen Niyazi Koyuncu da sette. Koyuncu sık sık film konusunda ailenin nasıl bir hassasiyete sahip olduğuna değiniyor. Ayrıca şimdiye kadar kendilerine geçmişte ya da yakın zamanda gelen tüm film tekliflerinde yönetmen olarak Özcan Alper şartı koyduklarını söylüyor. O şartın sebebini ise şöyle açıklıyor:
“Filmi Özcan Alper çekmeli' şartı bizim için önemliydi. Çünkü o da Karadeniz’in önemli ve hatta devrimci bir sanatçısı. Kazım gibi o da buranın evladı. Bunun yanı sıra bizim, yani ailenin hassasiyetlerini anlayabilecek biri olmalıydı. O da Özcan Alper’den başkası olamazdı. Biz oyuncu seçiminden sponsora kadar bu işe dahil olmak istedik ve bunu da ancak Özcan Alper ile yapabilirdik, öyle de oldu. Biz içimize sinen -tüm aileyi kastediyorum- bir oyuncu Kazım’a hayat versin istedik nitekim öyle oldu. Cem Yiğit Üzümoğlu da duruşu olan bir oyuncu.
Sadece bu da değil, örneğin doğa katliamı yapan, HES yapan biri gelip bu filme yapım desteği vermemeliydi. Bu noktalara kadar ince ince düşündük. Ayrıca popülist bir film çekmek istemedik biz. Birçok yapımcı veya kişi geldi bize, ama biz Kazım Koyuncu’ya yakışır bir film istedik hep ve bu da oluyor. Film çekmek zor ama Özcan Alper ve arkadaşlar tüm bu zorluklara rağmen bunu başarıyor.”
Filmin bu hassasiyetlerle çekilmesi, Kazım’ın hayatının beyazperdede nasıl temsil edileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Çünkü burada yalnızca bir sanatçının hayatı anlatılmıyor, aynı zamanda onun müziğinin, politik tavrının ve doğaya ilişkin sözlerinin nasıl aktarılacağı da belirleniyor.
Kazım yeniden sahnede
Set ziyaretinin üçüncü gününde yine Hopa’dayız. Bu defa festival alanında… ODTÜ konseri ve daha sonra yine Özcan Alper’in adını taşıyan belediyenin konser salonunda başka bir çekim gerçekleştiriliyor. Görüntü almak yine yasak, ama bu defa figüran sayısı fazla ve bir dış çekim olduğu için halktan gelip çeşitli görüntüler alanlar var. Set ekibi uyarıyor:
“Kazım’ı çekmek yasak, konseri çekmek yasak!”
Çekimlerde ilk olarak rock işareti üzerine ufak bir kriz yaşanıyor. Bu işarete alışkın olmayanlar ara ara siyasi bir partinin de simgesine benzer şekillerde kaldırıyor ellerini havaya. O yüzden konser alanını dolduran figüranlara rock işaretinin nasıl yapıldığı anlatılıyor set ekibi tarafından. Sonra zaten sahnede olan Cem Yiğit Üzümoğlu doğrusunun ne olduğunu sahnede gösteriyor ve gençler onun söylediği gibi yapıyor.
Rock işaretinde anlaşmalar sağlandıktan sonra çekime geçiliyor. Şarkının vokalleri oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu ile İlker Sami Kılıç’a ait. İkili Zuğaşi Berepe’nin “Ernesto” şarkısını seslendiriyor. Üzümoğlu bu sahne için epey çalışmış. Kılıç ise zaten ana dili olan Lazcayı biliyor.
Niyazi Koyuncu, “Duygulandım” diyor.
Ara verilince Zuğaşi Berepe’nin kurucularından Mehmedali Barış Beşli’yi canlandıran oyuncu İlker Sami Kılıç, soruları yanıtlıyor. Kılıç, aynı zamanda Arhavili. Bu da filmi onun için daha da önemli hale getiriyor:
“Kazım benim de doğduğum toprakların bir çocuğu ama sadece burada değil, bu ülkenin her yerinde ve birçok kalpte iz bıraktı. Ben de Arhaviliyim. Onunla aynı yağmurun altında ıslanmış, aynı derelerde yüzmüş olmak benim için gerçekten önemli. Şimdi onu anlatan bir filmde yer almak benim için gurur verici. Çünkü ben de onun gibiyim, bu toprağın çocuğuyum. Ben doğayı ve bu coğrafyayı çok seviyorum. Abartmıyorum, oyunculuktan sonra en sevdiğim şey inek otlatmak. O yüzden benim için doğa önemli. O yüzden ben de onun gibi doğa katliamına karşı ses çıkarıyorum. Çünkü kapitalizm doğal olan her şeyi çürütüyor. Küçüklüğümden beri benim doğa ile ilişkimi kuran kişi Dedem oldu, benim mentorumdu, bir de Kazım... Ben küçüktüm o yaşarken ama örneğin Gülbeyaz dizisi yayınlanırken izlemiştim. Öte yandan Mehmet Ali abiyi de 5 yıldır tanıyorum. O dönem onun yaptığı çok zor ve önemliydi. Çünkü ölmekte olan bir dil için mücadele verdi ve yıllar içinde buna devam etti.”
İstek şarkı ve doğaçlama sahne
Üçüncü günün ikinci istikameti Hopa Belediyesi’ne ait Özcan Alper konser salonu. Kapalı alanda yapılan çekimlerde de aynı şarkılar üzerine sahneler çekilecek fakat talimatlar bu kez farklı. Burada genç figüranlara verilen talimatla Lazca rock şarkısına verdikleri tepkiler sahneyi daha da gerçek kılıyor. İlk sahne çekiminin sonunda bu defa set ekibi gençleri alkışlıyor.
Set paydos ederken, Cem Yiğit Üzümoğlu gençlere şarkı dinlemek isteyip istemediklerini soruyor. Gençlerden “Didou Nana” yanıtı geliyor. Oysa Didou Nana, çekiminin yapıldığı sahnede henüz bestelenmemiş. Üzümoğlu buna rağmen şarkıyı doğaçlama söylemeye başlıyor. Bir anda planlanmamış, canlı ve sahici bir an ortaya çıkıyor. Şarkının ardından set paydos veriyor.
Çekimlerin birkaç hafta daha devam etmesi, filmin 1 Ocak 2027’de gösterime girmesi planlanıyor.
Kazım Koyuncu’nun hayatı böylece doğduğu topraklarda, yıllar önce sahne aldığı coğrafyada yeniden kuruluyor. Kemalpaşa’nın belediye binasının alt katında öğrencilik yılları canlandırılırken, Hopa’da onun konserleri, müziği ve mücadelesi yeniden sahneye taşınıyor. Bir yanda 90’ların polis baskını, diğer yanda kalabalık bir konser alanı var. Aradan geçen yıllara rağmen değişmeyen ise Kazım Koyuncu’nun hikâyesinin yalnızca geçmişe ait olmaması.
Özcan Alper’in de söylediği gibi, bu hikâye yalnızca bir biyografi değil. Kazım’ın sözleri, müziği ve verdiği mücadeleler bugün hâlâ karşılık buluyor. Filmin setinde üç gün boyunca görünen de tam olarak bu: Kazım Koyuncu’nun hayatı geçmişte kalmış bir hikâye olarak değil, bugün yeniden tartışılan, yeniden hatırlanan ve yeniden söylenen bir hikâye olarak kuruluyor…
--
Suzan Demir kimdir?
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudu. Hayat TV, ardından Evrensel Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Taraf Gazetesi kültür sanat servisinde muhabir ve editör olarak çalıştı. Evrensel Kültür Dergisi'nde röportaj ve yazıları yayınlandı. Arka Pencere (www.arkapencere.com) online dergide haftalık sinema eleştirileri kaleme aldı. Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde reklam metin yazarlığı yaptı. Ayrıca BİR+BİR Express dergisinde (hem online hem matbu dergide) www.sabirfikir.com ve Kritik 24 (K24) sitelerinde de haber ve yazıları yayınlandı. Artı Gerçek’te dizi eleştirileri kaleme aldı. Yeni E Dergisi’nde kültür, sanat ve sinema röportajları yapıyor. Hala çeşitli ajanslara politika, ekonomi ve kültür sanat dalında haberler üretiyor. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi.