Müzeyyen YÜCE
Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, güvencesiz çalışma ve açlık sınırının altında kalan ücretler, işçi eylemlerini yeniden ülke gündeminin merkezine taşıdı. Son dönemde yükselen emek mücadelesinin en güncel ve çarpıcı örneklerinden biri de Migros depo işçilerinin direnişi oldu.
Migros’un lojistik ağında taşeron olarak çalışan yaklaşık 5 bin depo işçisi, düşük ücretler ve ağır çalışma koşullarına karşı günlerdir eylemde. Son olarak kod-46 ile işten çıkarılan işçiler, duruma tepki göstermek ve haklarını talep etmek için dün Migros patronu Tuncay Özilhan’ın Beykoz’daki villasının önünde eylem yaptı. Eylemde 100’e yakın işçi ve sendika yönetimi ters kelepçe ile gözaltına alındı.
Uzmanlara göre bu direniş, yalnızca bir işyerindeki hak arayışını değil; pandemi sonrası dönemde giderek derinleşen eşitsizliklere karşı büyüyen işçi hareketinin de bir yansımasını ortaya koyuyor.
İşçi eylemleri 2024’te zirveye çıktı: 330 bin işçi sokaktaydı
Emek Çalışma Topluluğu’nun (EÇT) geçen mayıs ayında açıkladığı İşçi Sınıfı Eylemleri başlıklı raporuna göre, 2015–2024 yılları arasında Türkiye’de 7 bin 209 protesto vakası altında toplam 13 bin 373 eylem kayda geçti. Bu da işçilerin neredeyse her gün ortalama dört protesto gerçekleştirdiğini gösteriyor.
Örgütlü ve kitlesel eylemlerin tepe noktasına ulaştığı yıl ise 2024 oldu. Yalnızca bir yıl içinde 588 işyerinde 106 bin işçi işyeri temelli eylemlere katılırken, 224 bin işçi de genel eylemlerde yer aldı. MESS sözleşme süreci, aile hekimleri, asgari ücret protestoları, Fernas maden işçileri ve Polonez işçilerinin direnişleri bu dönemin öne çıkan mücadeleleri arasında yer aldı.
300’ün üzerinde işçi kod-49 ile işten çıkarıldı
Bu dalganın son halkası ise Migros işçileri oldu. Migros’un lojistik ağında taşeron olarak hizmet veren US Grup’a bağlı depo işçileri, patronun yüzde 28’lik zam dayatmasına karşı 23 Ocak’ta direnişe başladı. Türkiye genelinde 12 depoda iş bırakılırken, 20 depoda iş yavaşlatma eylemleri sürüyor. Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) öncülüğünde devam eden eylemler sırasında Migros, 26 Ocak’ta taşeron firmalar aracılığıyla çalışan 7 bin 875 işçinin kadroya alındığını duyurdu. Ancak bu açıklamadan yalnızca birkaç gün sonra, eylemlere katılan 300’ün üzerinde işçi, iş akitlerinin fesih edildiğine dair önce SMS ile bilgilendirildi, dün itibariyle de kod-49 ile işten çıkarıldı.
İşçiler tazminat ya da işsizlik maaşı alamıyor
Kod 49 bir işçinin kendisine verilen görevleri hatırlatılmasına rağmen kasıtlı olarak yapmamakta ısrar etmesi, görevini savsaklaması gerekçesiyle işverenin sözleşmeyi “haklı nedenle” feshettiğini ifade ediyor. Bu kodla yapılan çıkışlar, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı haklarını ortadan kaldırırken, işsizlik maaşı almalarının da önünü kapatıyor.
İşten çıkarılan işçilerden biri olan ve 2022’den bu yana Migros’un Esenyurt deposunda çalışan Nursima Özcan, taleplerinin insanca yaşamaktan ibaret olduğunu söyledi:
“Taşeron firmaya bağlı, güvencesiz ve ağır koşullar altında çalışıyoruz. Aldığımız maaş kiraya, faturalara zor yetiyor. Yüzde 50 zam talebi lüks değil, geçinebilmek için gerekli. Vergi dilimi nedeniyle altıncı aydan sonra aldığımız zam neredeyse yok oluyor. Ben bekarım, yine de geçinemiyorum. Evli olan arkadaşlarımız ne yapacak?”
Migros yönetiminin “kadro” açıklamasının ardından gelen işten çıkarmaları kabul etmediklerini belirten Özcan, “2022’de nasıl haklarımızı aldıysak bugün de alacağız. Direnişimiz taleplerimiz karşılanana kadar sürecek” dedi.
“Migros, işten çıkardığı işçilere avans ödemesi altında 21 bin yatırdı”
Bir diğer işçi Dilan Ezgi Sarıkaş da eylemin nedenini tek cümleyle özetledi: “Bu bir sefalet ücretidir.”
“Yüzde 28 zammı reddediyoruz” diyen Sarıkaş, “Biz hakkımızı almak için mücadele ederken Migros yönetimi önce kadro açıklaması yaptı, bugün de greve katılan tüm arkadaşları kod-49 ile işten çıkardı. Biz bunu kabul etmiyoruz. Ne kıdem tazminatı ne de işsizlik alabiliyoruz bu kod ile. Bize reva görülen bu mu? İki yıldır çalışıyorum. Bir mesaj ile işten çıkardılar. Yargıya gideceğiz” diye konuştu.
İşçiler, SGK bildirimlerinin ardından Migros’un “avans ödemesi” başlığı ile hesaplarına 21 bin lira yatırdığını aktardı.
Acar: Migros’ta sendika dayatması ve baskı sürüyor
DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar, Migros’un kadro açıklamasına rağmen temel taleplerin karşılanmadığını belirtti. Acar’a göre taşeronun depolardan gitmesi yönündeki talep kısmen karşılandı; ancak bu adımın ardından işçilere Tez Koop-İş Sendikası’nın dayatılması, DGD-SEN’in depolardaki örgütlülüğünü dağıtmaya yönelik bir hamle niteliği taşıyor. Bu uygulama da işçilerin sendika seçme özgürlüğüne açık bir müdahale anlamına geliyor.
Temelde maaşlara yüzde 50 zam ve vergi kesintisinin Migros yönetimi tarafından ödenmesi gibi makul talepleri olduğunu ifade eden Acar bu talebin karşılanmadığını, eylemlere katılan 300’ün üzerinde işçiye ise işten çıkarıldıklarına dair SMS gönderildiğini, bugün ise SGK’dan bildirim yapıldığını aktardı. Migros depo işçilerinin 28–30 bin lira bandındaki ücretlerle geçinemediğini ifade eden Acar, taleplerin insani ve karşılanabilir olduğunu dile getirdi.
Direniş dalga dalga yayılıyor
Acar, Migros’taki direnişin BİM ve A101 depo işçilerine de yayıldığını söyledi. BİM’de dört depoda günde iki saatlik uyarı iş bırakma eylemi yapıldığına dikkat çeken Acar, A101 işçilerinin de iş bırakmaya hazırlandığını kaydetti. İşçilerin eylemlerinin artacağını öngören Acar, Migros depo işçilerinin direnişinin önümüzdeki dönemin habercisi olduğunu kaydetti.
“Pandemiyle birlikte otoriter bir emek rejimi kuruldu”
Çalışma ekonomisi ve emek hareketleri üzerine çalışan Doç. Dr. M. Hakan Koçak’a göre, Migros işçilerinin direnişi daha geniş bir tablonun parçası. Pandemiyle birlikte Türkiye’de daha otoriter bir emek rejiminin inşa edildiğine vurgu yapan Koçak, son yıllarda işçi eylemlerinde gözlenen sertleşmenin bu yapının doğal bir sonucu olduğunu söyledi. Koçak’a göre, özellikle son 5–6 yılda emeğin milli gelirden aldığı pay belirgin biçimde azalırken, reel ücretler ciddi ölçüde geriledi ve baskılandı. Bu tablo üzerinden bir kalkınma modeli ve emek rejimi kurulduğunu ifade eden Koçak, aynı zamanda sendikasızlaştırma politikalarının ise 1980’lerden bu yana kesintisiz biçimde sürdüğünü kaydetti.
1980’lerden sonra oluşturulan mevzuatın ve kamu ile özel sektörde yaygın taşeronlaşma uygulamalarının aynı işyeri içinde farklı şirketler, farklı statüler ve farklı sendikal yapılar oluştuğunu anlatan Koçak, “İşveren istihdamı kadro ve taşeron arasında bölerek sendikal bütünlüğü dağıtıyor bir anlamda. Kimi zaman aynı işyerinde dört ya da beş farklı şirketin faaliyet gösterebildiğini görüyoruz. Baktığımızda kendi kadrosunda elemen olmayan yerler var. Söz konusu mevzuatın yarattığı bu ucube sistem uzun yıllardır tartışılıyor. Ancak nihai bir çözüme kavuşmadı. Migros’ta yaşananlar bunun somut bir örneği” dedi.
Yoksullaşma tahammül edilemez bir noktaya ulaştı
Bu süreçte sendikaların önündeki yasal engeller ve yüksek barajlar nedeniyle daha tekçi ve otoriter sendikal yapıların alan kazandığını belirten Koçak, işçilerin bu rejim içinde kendilerine yer bulmakta zorlandığını söyledi. Yoksullaşmanın tahammül edilemez bir noktaya ulaşmasıyla birlikte işçilerin çözüm arayışına yöneldiğini ifade eden Koçak, son yıllardaki işçi eylemlerinde özellikle hizmet sektörünün alt kollarında çalışanların daha görünür hale geldiğine dikkat çekti. Kuryeler, kargo ve depo işçileri gibi üretimden çok metaların dolaşımını sağlayan kentli iş gücünün hareketlendiğini belirten Koçak, bu kesimin daha genç, daha eğitimli ve beklentileri olan bir iş gücü olduğunu, buna karşın son derece kötü çalışma koşullarına maruz kaldığını dile getirdi.
Ani, patlayıcı ve dinamik eylemler
Koçak, 1980’lerden bu yana süregelen, özellikle AKP döneminde ve pandemiden sonra daha da pekişen emek düzeninin, bugün görülen sert ve tepkisel eylem biçimlerini beslediğine vurgu yaptı. Sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi süreçlerinin uzun yıllara yayılan, zorlu bir mücadele olduğuna işaret eden Koçak, bu nedenle işçi hareketlerinin daha çok fiili eylemler ve ani patlamalar şeklinde ortaya çıktığını söyledi. İşçi eylemlerinin genellikle ocak ve şubat aylarında yoğunlaştığını hatırlatan Koçak, bunun bir “birikmiş öfke” dinamiğiyle bağlantılı olduğunu belirtti ve mevcut işçi eylemlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Geçen yıl Antep’te tekstil işçileri de eyleme çıkmıştı. Yeni yıl için umut edilen ücret artışlarının karşılanmaması halinde uzun süredir biriken sorunlar patlama şeklinde açığa çıkıyor. Benzer bir süreç bugün depo işçileri arasında da yaşanıyor. Bu hareketler 1980’lerdeki gibi uzun vadeli ve örgütlenmeye dayalı mücadeleler değil. Daha çok bu eylemler ani, patlayıcı ve son derece dinamik bir karakter taşıyor. Emek ve Çalışma Topluluğu’nun çalışmalarına bakın mesela, sendikasız eylemlerin azımsanmayacak düzeyde olduğunu görüyoruz. Hatta konfederasyonlara bağlı olmayan ya da bağımsız sendikaların öncülük ettiği eylemlerin arttığına şahit oluyoruz.”
"Taşeronluk bitti ama sendikal dayatma sürüyor"
Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu da Migros depolarında taşeronlaşmanın sona erdirilmesini olumlu bulduklarını ancak bunun Tez Koop-İş sendikasının dayatılmasıyla birlikte işçilerin ve DGD-Sen’in örgütlü gücünü kırmaya yönelik bir adım olduğunu söyledi.
Holdingleşen market depolarında DGD-Sen’in öncü rol üstlendiğini belirten Aksu, Tez Koop-İş üyesi 6–7 bin civarında market işçisinin de son günlerde kendilerine ulaşarak sendikal dayatmadan rahatsız olduklarını söylediklerini aktardı.
Migros direnişini sürdüren yaklaşık 300 işçinin işten çıkarıldığına dikkat çeken Aksu, işten atmaların keyfi olduğunu vurguladı. Raporlu ve eylemlere katılmamış işçilerin dahi işten çıkarıldığını belirten Aksu, “28–30 bin lira gibi sefalet ücretleriyle çalışan işçiler geçinemiyor. Migros milyarlarca lira kâr açıklarken işçiye pay vermiyor. Bugünkü eylemlerin kaynağı bu adaletsizliktir ve bu eylemler artarak sürecek” dedi.
"İşçiler düzen sendikalarından kopuyor, kendi birliklerini kuruyor"
Aksu, işçilerin mevcut sendikal yapılara yönelik güvensizliğinin de giderek derinleştiğini belirterek, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’in temsil ettiği sendikal düzenin patronlar tarafından desteklendiğini savundu. Bu yapıların, işçilerin yoksullaşmasında işbirlikçi bir rol oynadığını söyleyen Aksu, “İşçiler artık bu sendikal merkezlerin kendileri nezdinde bir saygınlığının kalmadığını görüyor” diye konuştu.
Bugünkü işçi eylemlerinin, işçilerin kendi birliklerini işyerlerinde kurmaya başladığı noktadan doğduğunu ifade eden Aksu, işçilerin patronlar karşısında taleplerini doğrudan dile getirme arayışında olduğunu söyledi. “Türkiye işçi sınıfı sendikalardan çok çekti” diyen Aksu, “Bu nedenle ‘kendi ipimizi kendimiz çekeriz, kendi kavgamızı kendimiz veririz’ düşüncesi güçleniyor. Bu süreçte mücadeleci sendikalar ortaya çıktı ve işçiler de giderek bu yapılara güvenmeye başladı. Bu da mücadeleci sendikalara yönelim artıyor. Önümüzdeki günlerde işçilerin kendi örgütlediği eylemlere daha çok tanıklık edeceğiz” dedi.