ABDO UÇUCU
Macaristan ve Türkiye’de son yıllarda yaşanan seçim süreçleri, muhalefet ittifaklarının iktidar karşısında nasıl bir sınav verdiğini gösteren iki önemli örnek olarak öne çıkıyor. 2022’de Macaristan’da yapılan seçimlerde Viktor Orbán liderliğindeki Fidesz-KDNP koalisyonu, üst üste dördüncü kez iktidarı kazanarak 135 sandalye elde etti. Buna karşılık "Demokratik Koalisyon, Jobbik, Momentum, MSZP, LMP ve PM" gibi farklı ideolojik çizgilerden gelen partilerin birleşmesiyle kurulan Birleşik Muhalefet (Herkes İçin Macaristan Hareketi), Péter Márki-Zay’ın başbakan adaylığında %34–35 oy alarak 57 sandalye kazanabildi.
Bu sonuç, Orbán’ın medya gücü ve seçim sistemindeki avantajları karşısında muhalefetin birleşmesine rağmen iktidarı deviremediğini ortaya koydu. Seçim sonrası süreçte ittifak fiilen dağıldı; partiler kendi bağımsız çizgilerine döndü ve muhalefet yeniden parçalı hale geldi.
Türkiye’de ise 2023 seçimlerinde benzer bir tablo yaşandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında CHP, İYİ Parti, Saadet, Demokrat Parti, DEVA ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu 6’lı Masa, ortak aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu belirledi. İttifak, parlamenter sisteme dönüş ve demokratik reformlar vaat etti. Ancak ilk turda Erdoğan %49,5, Kılıçdaroğlu %44,9 oy aldı; seçim ikinci tura kaldı. 28 Mayıs 2023’te yapılan ikinci turda Erdoğan %52,18 oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Milletvekili seçimlerinde de Cumhur İttifakı 323 sandalye ile Meclis çoğunluğunu korudu.
Böylece Türkiye’de de muhalefet ittifakı, Macaristan’daki örneğe benzer şekilde iktidarı değiştirmekte başarısız oldu. Seçim sonrası 6’lı Masa’nın birlikteliği zayıfladı ve ittifak dağılma sürecine girdi.
Türkiye’de ittifak arayışı, Macaristan’da merkezileşme
Her iki ülkede de muhalefet ittifakları, farklı ideolojileri bir araya getirerek iktidarı zorlamaya çalıştı. Ancak güçlü liderlik, medya kontrolü, seçim sistemindeki avantajlar ve kampanya sürecindeki stratejik üstünlükler nedeniyle iktidar partileri üstünlüklerini korudu. Bu durum, muhalefet ittifaklarının yalnızca birleşmenin yeterli olmadığını; güçlü bir ortak vizyon, etkili liderlik ve seçmenle daha derin bağ kurma ihtiyacını ortaya koydu.
Macaristan ve Türkiye’deki muhalefet deneyimleri, geleceğe dönük stratejiler açısından dikkat çekici paralellikler barındırıyor. Macaristan’da 2022 seçimlerinde başarısız olan Birleşik Muhalefet’in dağılmasının ardından, yeni bir siyasi aktör olarak Tisza Partisi ve lideri Péter Magyar öne çıktı. Magyar, Orbán karşısında muhalefeti yeniden toparlama iddiasıyla yolsuzlukla mücadele, dar gelirli kesimlere vergi indirimi ve Avrupa Birliği ile uyumlu politikalar gibi somut vaatler ortaya koyuyor. Tisza Partisi’nin stratejisi, ideolojik çeşitliliği bir araya getirmekten ziyade, daha net bir liderlik ve güçlü bir merkez etrafında birleşmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, 2022’deki dağınık muhalefet deneyiminden çıkarılan derslerin bir sonucu olarak görülüyor. Ayrıca Orbán’ın medya gücü ve seçim sistemindeki avantajlarına karşı, daha doğrudan halkla temas ve sosyal medya üzerinden güçlü bir kampanya yürütülmesi planlanıyor.
Bazı araştırmalar Viktor Orbán’ın Fidesz’inin hâlâ güçlü olduğunu söylerken, diğerleri Péter Magyar’ın liderliğindeki Tisza’nın ülkenin siyasi dengelerini altüst edecek bir yükseliş yakaladığını gösteriyor. Bu tablo, seçime doğru ilerleyen Macaristan’da hem belirsizliği hem de değişim ihtimalini büyütüyor. Macaristan’da bahar yaklaşırken, siyasi hava hiç olmadığı kadar yoğun. Sokaklarda, televizyon ekranlarında, sosyal medyada tek bir soru dolaşıyor: “Bu kez gerçekten değişim olur mu?”
Bu sorunun cevabı, farklı araştırma şirketlerinin yayımladığı anketlerde saklı. Ancak bu anketler, tek bir ortak noktada buluşuyor: Ülke tarihinde belki de ilk kez, iktidar ile muhalefet arasındaki makas bu kadar tartışmalı.
Macaristan’da sandık öncesi anket savaşı
Pro‑hükümet çizgisiyle bilinen Nézőpont Institute’un 16–17 Mart’ta yaptığı telefon anketi, seçim atmosferine bambaşka bir pencere açıyor. Bu ankete göre:
- Fidesz–KDNP: %46
- Tisza: %40
Bu sonuçlar, Viktor Orbán’ın partisinin hâlâ 6 puan önde olduğunu iddia ediyor.
PolitPro’nun 31 Mart 2026 tarihli güncel eğilim ortalaması ise bambaşka bir tablo çiziyor:
- TISZA: %47.8
- Fidesz: %40.5
- MH: %5.7
- DK: %2.8
- MKKP: %2.8**
Son 30 günde Tisza’nın +1.3 puan yükseldiği, MKKP’nin ise -0.6 puan gerilediği görülüyor.
Farklı anketlerin ağırlıklı ortalamasını sunan POLITICO’ya göre tablo daha da çarpıcı:
- Tisza: %52
- Fidesz: %37
- MH: %4
- MKKP: %2
- DK: %1**
Bu sonuçlar, Tisza’nın yalnızca önde olmadığını, açık ara önde olduğunu gösteriyor.
Euronews’in 19 Şubat tarihli analizine göre Macaristan’daki anketler, araştırma şirketine göre tamamen farklı sonuçlar veriyor. Bazı anketlerde Tisza önde, bazılarında ise Fidesz rahat bir farkla önde.
Türkiye’de ise 2023 seçimlerinde 6’lı Masa’nın başarısızlığı sonrası muhalefet yeniden strateji arayışına girdi. CHP’nin liderlik tartışmaları, İYİ Parti’nin ittifaktan uzaklaşması ve diğer küçük partilerin etkisinin sınırlı kalması, muhalefetin parçalı yapısını ortaya koydu. Geleceğe dönük stratejilerde, Türkiye’de muhalefetin önünde iki seçenek öne çıkıyor: ya yeniden geniş bir ittifak kurarak ortak aday etrafında birleşmek, ya da Macaristan’daki Tisza Partisi örneğinde olduğu gibi daha güçlü bir liderlik ve net bir vizyon etrafında toparlanmak. Türkiye’de ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve demokratikleşme talepleri, muhalefetin kampanya gündeminde belirleyici olacak. Ancak 2023 seçimlerinde görüldüğü gibi, yalnızca birleşmek yeterli değil; seçmenle daha güçlü bir bağ kurmak ve iktidarın medya üstünlüğünü dengelemek gerekiyor.
Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, Macaristan’daki Tisza Partisi’nin stratejisi daha merkeziyetçi ve lider odaklı bir muhalefet modeli sunarken, Türkiye’deki muhalefet hâlâ geniş tabanlı ittifak arayışında. Macaristan’da muhalefet, geçmişteki dağınıklığı aşmak için tek bir güçlü figür etrafında birleşmeye çalışıyor; Türkiye’de ise farklı ideolojilerin ortak zeminde buluşması hâlâ tartışmalı bir konu. Her iki ülkede de muhalefetin gelecekteki başarısı, yalnızca seçim ittifaklarıyla değil, seçmenle kurulan güven ilişkisi ve iktidarın güçlü propaganda araçlarına karşı alternatif iletişim kanalları geliştirmekle mümkün olacak.
Önümüzdeki süreçte Macaristan 12 Nisan 2026’da yeniden sandığa gidecek. Bu seçimlerde Orbán’ın karşısında yeni bir aktör olarak Péter Magyar ve Tisza Partisi öne çıkıyor. Péter Magyar, Macaristan’daki muhalefetin yeni lideri olarak 2026 seçimleri için adaylığını 2024 yılı sonunda kamuoyuna duyurdu. Özellikle 29 Aralık 2024’te Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı açıklamada, Viktor Orbán’a karşı gelecek seçimlerde aday olacağını belirtti.
Türkiye’de ise 2023 seçimleri sonrası muhalefetin yeniden nasıl bir strateji geliştireceği merak konusu olurken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci Türkiye’de 2023 seçimleri öncesinde gündeme geldi. Özellikle 4 Şubat 2023 tarihi, İmamoğlu’nun adaylığını açıkladığı gün olarak öne çıkıyor.
Adaylık zamanlamasının etkisinden midir bilinmez, Macaristan’da bir önceki seçimlere nazaran muhalefetin lider etrafında oluşturduğu strateji ve zamanlama Türkiye’de henüz 2023 seçimleri bile yapılmamışken, Kemal Kılıçdaroğlu adayken Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının gündeme gelmesi, günümüzde Türkiye muhalefetinin içinde bulunduğu baskı ve iç karışıklıkların sebepleri olarak görülüyor.
Türkiye siyasetinde tarihe geçecek bir dönem
Akşener, muhalefetin ortak aday belirleme sürecinde farklı isimlerin öne çıkmasının süreci zorlaştırdığını belirtirken, CHP içindeki bazı yöneticiler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının tartışıldığı dönemde yapılması “zamanlama hatası” olarak yorumlandı. Üstelik batı medyasında da İmamoğlu’nun açıklamasının zamanlaması tartışıldı. Erdoğan karşısında muhalefetin güçlü bir ortak aday çıkarması gerektiği vurgulanırken, İmamoğlu’nun çıkışının bu süreci karmaşıklaştırdığı belirtildi.
Daha sonraki süreçte ise CHP içinde tartışmalar yaşandı; ancak İmamoğlu’nun adı uzun süre muhalefetin alternatif adaylarından biri olarak gündemde kaldı. Resmi olarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olsa da İmamoğlu’nun bu çıkışı muhalefet tabanında farklı beklentiler yaratmıştı.
Türkiye’nin siyasi gündemi, 23 Mart 2025 günü yaşanan tutuklama ile sarsıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, seçimlere üç yıl kala, iktidarın en güçlü rakibi olarak görülürken cezaevine gönderildi. Bu tarih, muhalefet için yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda geleceğe dair belirsizliklerin başlangıcı oldu. İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalar, kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. İhaleye fesat karıştırma, rüşvet ve siyasal casusluk gibi ağır iddialar, muhalefet tarafından “siyasi operasyon” olarak nitelendirildi. Ancak iktidar cephesi, bu davaları “hukukun gereği” olarak savundu. Böylece Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı tartışmaları yeniden alevlendi.
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından, CHP’li belediye başkanlarının da peş peşe gözaltına alınması ve tutuklanmaları, muhalefetin sahadaki gücünü zayıflattı. Yerel yönetimlerde halkın güvenini kazanmış isimlerin bir anda devre dışı bırakılması, muhalefetin örgütlenme kapasitesini ciddi biçimde daralttı.
Bu gelişmeler, muhalefetin 2028 seçimlerine nasıl hazırlanacağı sorusunu daha da karmaşık hale getirdi. Bir yanda yeni liderlik arayışları, diğer yanda mevcut kadroların dayanışma çabaları… Ancak kesin olan şu: Türkiye, 2028 seçimlerine doğru ilerlerken muhalefetin yol haritası hâlâ muamma. İktidarın hamleleriyle güçlenen baskı ortamı ve muhalefetin içindeki arayışlar, Türkiye siyasetinde tarihe geçecek bir dönemin hikâyesini yazıyor. İmamoğlu’nun tutuklanması, yalnızca bir liderin değil, bir siyasi hareketin geleceğini de şekillendiren olaylardan biri olarak kayda geçti.
12 Nisan 2026 yılında Macaristan’da seçimler var. Türkiye’de bilinen seçim tarihi 2028 yılı olsa da Macaristan gerek sosyolojik, gerek toplumsal, gerekse siyasi anlamda Türkiye ile paralel hareket eden bir davranış biçimine sahip gibi görünüyor. Zira dünyanın kaç ülkesinde 1 yıl arayla yapılan seçimlerde, 2 farklı ülkede, 2 farklı 6’lı masa muhalefeti kurulur ve kaybedebilirdi ki… Haliyle bu bağlamda Türkiye’de seçimlerin 2027 yılında olması da kuvvetle muhtemel görünüyor.
Türkiye’de işler tabi Macaristan’da olduğundan çok daha karmaşık bir durumda. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edilmiş, kendisi cezaevine hapsedilmiş durumda. Görünürde ne CHP’nin ne de muhalefetin henüz netleşmiş, halk karşısında karşılık bulan alternatif bir adayı yok gibi görünüyor. Üstelik muhalefet partileri içerisinde yaşanan krizler ise cabası.
Belki de 12 Nisan 2026 yılında Macaristan’da seçim sonuçları nasıl sonuçlanırsa, Türkiye’deki muhalefet partileri de o sonuçtan ders alarak eksik yapılanları ve sonuç ile paralel bir şekilde doğru yapılanları Türkiye’de uygularsa, Türkiye’de yaşanacak seçimin sonuçlarını değiştirme yolunda ciddi bir ihtimal barındırabilme potansiyelini yakalayabilirler.
Ancak Macaristan ve Türkiye örnekleri, çağdaş siyasette muhalefet ittifaklarının iktidar karşısında yaşadığı zorlukları ve benzerlikleri gözler önüne seriyor.
Abdo Uçucu, 1992 yılında Hatay/Antakya’da doğdu, 2017’den bu yana gazetecilik mesleğini sürdürüyor. Yerel basında Son32, Posta32 ve Adalet32 haber sitelerinde muhabirlikten editörlüğe ve Yazı İşleri Müdürlüğü’ne uzanan görevlerde bulundu. Kültür-sanat alanında ise Türkiye genelinde dağıtımı yapılan Mavi Edebiyat, Kültür ve Sanat Dergisi’nin imtiyaz sahibi olarak 11 sayı yayımladı. Bağımsız gazetecilikte 9.Köy Haber Sitesi kapsamında özgün içerikler üretti.
Hatay’a döndükten sonra Hatay Güney Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev aldı ve yerel basında etkin bir rol üstlendi. Çalışmaları Medyascope gibi mecralarda yayınlandı. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) üyesi olan Uçucu, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik alanında yüksek lisans yapıyor. Hatay'da aktif olarak gazeteciliğe devam ediyor.