CANAN COŞKUN
Giresun’un Eynesil ilçesinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rabia Naz’ın 8'inci ölüm yıldönümüydü önceki gün. 11 yaşındaki Rabia Naz, 12 Nisan 2018 günü okuldan döndükten sonra evinin önünde yaralı halde bulundu. Kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere karşın kurtarılamadı.
Rabia Naz, evinin önünde yaralı halde yatarken ambulansa saat 17:20 sıralarında haber verildi. Polis İmdat hattına yapılan ihbarda bir aracın çocuğa çarpıp kaçtığı belirtildi. Rabia Naz’ın evlerinin yakınında yaşayan Mürsel Küçükal buldu. Küçükal’ın anlatımına göre, Rabia Naz’ın evinin önünde bulunduğu sıralarda apartmanın yakınlarındaki çeşmeden su dolduruyordu. Küçükal, ilk ifadeyi olay günü verdi. Anlatılana göre, ifadesini verirken oldukça heyecanlıydı ve titriyordu. Rabia Naz’ın yaşadığı binanın 100-150 metre yakınına geldiğinde köpek sesine benzer inilti sesleri duyduğunu, yaklaşınca yerde sırt üstü yatan Rabia Naz’ı gördüğünü söylemişti.
Ne güvenlik şeridi, ne delil güvenliği…
Rabia Naz’ın hastaneye kaldırılmasından sonra polisler de olay yerine gelmişti. Ancak olay yerinde sadece polisler yoktu, olaydan haberdar olan ilçe sakinleri de Rabia Naz Vatan’ın bulunduğu yerde ve yaşadığı binada geziniyordu. Polisler ne bir güvenlik şeridi çekmiş, ne de delillerin toplanmasına başlamıştı.
Rabia Naz hastanede kurtarılmaya çalışılırken amcasının aklına yeğeninin okul çantasının nerede olduğu takıldı. Çünkü okuldan çıkıp eve giderken güvenlik kamerasına yansıyan son görüntüsünde sırtında çantası vardı, ama bulunduğunda çanta ortalıkta değildi. Çantayı olay yerinde bulunan polisler tarafından da bulunamadı. Polisler delil toplamak ve olay yerini muhafaza altına almak yerine ihbar trafik kazası şeklinde yapıldığı için çevrede lastik izleri aradı. Bazı polisler de Rabia Naz’ın yüksekten düşmüş olabileceğini düşünerek çatıya çıkmıştı. Olay yerindeki incelemeyi bitiren polisler oradan ayrılıp hastanedeki savcının yanına gitti. Çanta, Rabia Naz öldükten, ailesi eve döndükten sonra polislerin daha önce kontrol ettiği çatıda bulundu. Polis, olay yerinin kalabalıklığını ifadesinde “Evin üzerinde nereden baksanız 100-150 kişi vardı. Yani, dersiniz ki futbol maçıvari bir yerdi yani” sözleriyle aktarıyordu. Aynı kalabalık Rabia Naz’ın yaşadığı evdeydi. Rabia Naz’ın odası da yine muhafaza altına alınmamıştı, hatta yengesi Rabia Naz’ın günlüğünden sayfalar yırtmıştı.
Rabia Naz’ın ölüm sebebi olarak yaşadığı binanın çatısından atladığı iddiası öne sürülüyordu. Ancak ölümünden sonra yapılan ilk otopside vücudunda sürüklenmeye ve yüksekten düşmeye bağlı herhangi bir patolojik bulgu olmadığı tespit edildi. Aynı şekilde sonradan ortaya çıkan çantasında da yırtık, iz, kir, leke, ıslaklık ve deformasyon yoktu. Kızının binanın çatısından atladığına inanmayan baba Şaban Vatan, kızını yerde yatarken bulunmadan önce son gören kişi olan o dönem belediye başkanı olan Coşkun Somuncuoğlu’nun aynı zamanda belediye çalışanı olan oğlu M.A.S.’den şüpheleniyordu. Kızına araba çarpmış olabileceğini düşünen baba evlerinin yakınında bulunan ve olaydan sonra yıkılan metruk evde kanının temizlenmiş olabileceğini öne sürüyordu. Baba Vatan, şüphelendiği M.A.S.’yi dönemin AKP Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin koruduğunu öne sürüyordu.
Savcı değiştirildi, polisler dağıtıldı
Rabia Naz’ın ölümüyle ilgili Görele Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma yürüttüğü sırada dikkat çeken başka gelişmeler de olmuştu. Savcı ve polislerin tayini çıktı. Soruşturmanın ilk savcısı Halil Çokkaş’tı. Soruşturmayı yürütürken Temmuz 2018’de Osmaniye’de ağır ceza mahkemesi üyesi yapıldı. Eynesil İlçe Emniyet Amirliği’nde de rutin olmayan rotasyon tayinleri çıktı. Biri Rabia Naz Vatan dosyasında inceleme yapan polis olmak üzere üç memur başka şehirlere yollandı.
Dosyaya gizlilik geldi, tanık ifadesini değiştirdi
Şüpheli ölüme ilişkin soruşturmada Rabia Naz’ı yerde yatar halde gördüğünü söyleyen görgü tanığı Mürsel Küçükal’a olaydan altı ay sonra keşif yaptırıldı. Küçükal, 31 Ekim 2018’de yapılan keşifte Rabia Naz’ı nasıl bulduğunu canlandırarak anlattı. İlk ifadesine ek olarak Rabia Naz’ın yaşadığı apartmanın birinci katında yaşayanların kapısını çaldığını ancak kimsenin açmadığını söyledi.
Soruşturma dosyasına Nisan 2019’da gizlilik kararı getirildi. Bir ay sonra 14 Mayıs 2019’da Küçükal bir kez daha ifade verdi ve eski ifadelerini tamamen değiştirdi. Korktuğu için bazı şeyleri anlatmadığını, vicdanı rahatsız ettiği için bildiklerini aktarmak istediğini söyledi. Çeşmede suyu doldurduktan sonra “güm” diye bir ses duyduğunu, sese doğru giderken uluma sesi gibi bir bağırtı duyduğunu söyledi. İlk ifadesini alan polise de bunları anlattığını ancak polisin bunu anlatırsa olayın üstüne kalacağını söylemesi üzerine korktuğunu öne sürdü. Rabia Naz’ı evlerinin yanındaki fındık bahçesinden yola doğru dirseklerinden güç alarak geri geri sürünürken gördüğünü ve 6-7 metre boyunca panik olduğu için sürünmesini izlediğini anlattı. Ayakkabısının da bu sırada ayağından çıktığını söyledi. Oysa Rabia Naz’a ilk müdahaleyi yapanlar ayakkabının bağcığı sıkı olduğu için makasla keserek ayağından çıkarttıklarını söylemişti. Küçükal, bu ifadesine ek olarak bir de kroki çizmişti. Oldukça ayrıntılı çizilen kroki perspektif açıdan da kusursuzdu.
Krokiyi tekrar çizemedi
Görele Cumhuriyet Başsavcılığı olayı soruşturmaya devam ederken TBMM çatısı altında oluşturulan komisyon Kasım 2019’da Giresun’a giderek olayın tanıklarını, soruşturmayı yürüten polisleri dinledi, Eynesil’e giderek Rabia Naz’ın yaşadığı evi ziyaret etti, binanın etrafında gözlemler yaptı. Komisyon üyeleri ifade değiştiren görgü tanığı Mürsel Küçükal ile de görüşmüştü. Komisyon, Küçükal’dan bu krokiyi tekrar çizmesini istedi. Oldukça tedirgin ve heyecanlı olan Küçükal, krokiyi çizemedi.
Gözaltına nasıl alındık?
Komisyon, Giresun’da görüşmeler yapıp bilgi toplarken ben de belgeselci arkadaşım Kazım Kızıl ile olayı araştırmak için Giresun’daydım. Komisyon, Giresun’da bir otelde tanıkları ve emniyet görevlilerini dinlerken kapıda gelişmeleri takip ediyorduk. Komisyon dinlemeleri yaptıktan sonra kentten ayrıldı, ancak bizim işimiz daha yeni başlıyordu. Mürsel Küçükal’ın değiştirdiği ifade üzerinden Rabia Naz’ın yaşadığı bina çevresinde incelemeler yaptık, soruşturmada tanık olarak ifade veren kişilerle görüştük. Eynesil’de topladığımız bilgilerle bir belgesel hazırlama niyetimiz vardı, ancak belgesel yayınlanana kadar edindiğimiz bilgilerin komisyonun da işine yarayabileceğini düşünerek bütün bilgileri bir veri havuzu oluşacak şekilde komisyonun CHP’li üyesi Jale Nur Süllü ile paylaşıyorduk.
13 Kasım 2019 günü Rabia Naz’ın okul arkadaşının ailesiyle görüşmek üzere evlerine gitmiştim. Buradaki görüşme bittikten sonra ifadesini değiştiren tanığın evi çok yakında olduğundan kapısını çaldım. Evde eşi de vardı. İkisine de gazeteci olduğumu, komisyonun çalışmalarını takip ettiğimi bunlarla ilgili birkaç soru sormak istediğimi söyledim. Evin kapısında sorularımı yöneltmeye başlamıştım ki Küçükal, canlandırmalı anlatabileceğini söyledi. Böyle bir talebim olmamasına karşın üstüne bir şeyler alarak evden çıktı ve hızlı hızlı olay yerine doğru yürüdü. Olay yerinde bana Rabia Naz’ı nasıl bulduğunu sözlü bir şekilde anlatırken baba Şaban Vatan, belgeselci Kazım Kızıl ve o dönem KHK TV muhabiri olan Tuba Demir, Rabia Naz’ın mezarından dönüyordu. Beni ve tanık Küçükal’ı kızının bulunduğu yerde görünce durup yanımıza geldiler ve her şey böyle başladı.
Baba Şaban Vatan, Küçükal’ın değiştirdiği ifadesinde geçen “geri geri sürünme” iddiasıyla ilgili sorular yöneltiyordu. Küçükal da bu eylemi canlandırarak göstermeye başlamıştı. Küçükal, baba Şaban Vatan’ın soruları karşısında sakinliğini yitirmiş, canını acıtacak, üstündeki kıyafetini yırtacak kadar kontrolsüz bir şekilde anlatıyordu. Bu kontrolsüzlük hali karşısında Kazım Kızıl ile geriye çekildik ve olanları izlemeye başladık. Artık soru yöneltmenin bir anlamı kalmamıştı, çünkü tanık kontrolden çıkmıştı. Kimsenin böyle bir talebi olmamasına karşın başlattığı bu canlandırma tiyatrosunun içine hepimizi çekmişti. Üstü başı yırtılınca tanığın eşi polise şikâyet edeceğini söyledi. Biz olay yerinden Kazım Kızıl ile birlikte ayrılırken Küçükal ve Şaban Vatan hâlâ oradaydı. Yanlarında başka kişiler de vardı. Daha sonra onlar da olay yerinden ayrılmıştı.
Kazım ile olay yerinden ayrılıp karnımızı doyurmaya gittik. Daha sonra kaldığımız Eynesil Öğretmenevi’ne geri döndük. Kısa bir süre sonra bekçi gelerek hakkımızda gözaltı kararı olduğunu söyledi. Yanımızda ne kadar elektronik alet varsa el konuldu. Telefonlar, bilgisayarlar, kameralar, hatta power bank bile. El konulanlar arasında elektronik olmayan eşyalar da vardı, örneğin Kazım’ın üzeri kürt film festivali baskılı bez çantasına el konulmuştu.
Eynesil’deki karakola götürüldükten kısa bir süre sonra Tuba Demir ve Şaban Vatan da mevcutlu olarak oraya getirildi. Burada sanki birer azılı suçluymuşuz gibi fotoğraflarımız çekildi. Daha sonra da ilçedeki hastaneye sağlık kontrolü için götürüldük. Burada hepimizi hastanenin önünde minibüste tutmuşlardı. Sırayla teker teker doktor kontrolünden geçtik. Bu sırada gözaltına alındığımız bilgisi yayıldığı için hastane önünde hatrı sayılır bir kitle birikmişti. Hallerinden anlaşılan destek için gelmedikleriydi.
Soylu devreye girdi
Ertesi gün olduğunda işler iyice kontrolden çıkmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bizi hedef alması karşısında aklımıza pek de iyi senaryolar gelmiyordu. Soylu, gözaltına alınmamızı gündeme getiren bir gazeteciyi aradığını söyleyerek ona anlattıklarını şöyle aktarıyordu:
“TBMM Araştırma Komisyonu’nun ismi kullanılıp kandırılarak olay yerine getirilen müştekinin tehdit, şiddet görerek, zorla alıkonularak ifadesinden vazgeçirilmeye çalışıldığı iddiasına devletin kayıtsız kalamayacağını ve gereğinin yerine getirilmesinin hukuk devletinin görevi olduğunu söyledim.”
Soylu, suçlamalarını daha da ileri taşıyarak şunları söylüyordu: “Gördüğüm şudur; Yargı emniyet adli tıp herkes görevini yapıyor. Buradan çıkarılmak istenen hedeflenen sonuç şudur; Rabia Naz kızımız üzerinden yargı, emniyet, tüm kurumlar birileri tarafından felç edilmek isteniyor.”
Soylu, hukukun doğruyu yaptığını öne sürüyordu, ancak o tarihte henüz hukuki bir karar ortada yoktu. Sulh ceza hâkimliği sorgusunu muhtemelen mesleğe yeni atanmış bir hâkim yaptı. Ona da olanları aynı bu şekilde anlatmıştım, Rabia Naz’ın ölümüyle ilgili ortaya atılan senaryoları araştırmaya geldiğimizi söyleyince “senaryo” sözüne oldukça sinirlenmişti. Parmağındaki tok yüzüğü masaya vura vura bizi serbest bıraktığını ama yurtdışına çıkışımızı yasakladığını, benim de tanığın evine 20 metreden fazla yaklaşmam yasaklanmıştı.
Geç saatlerde serbest kaldıktan sonra suratımıza “artık gidin” der gibi bakan polisleri de göz önünde bulundurarak apar topar kentten ayrıldık.
Emniyetin olaydan 1 yıl sonraki raporu
Döndükten sonra soruşturmayı takip etmeye devam ettim. Önce dosyaya Giresun Cinayet Büro Amirliği’nde görevli altı polisin olaydan bir yıl sonra hazırladıkları rapor girdi. Emniyet, çalışma sonucunda çevrede ve Rabia Naz Vatan’ın vücudunda araç çarpmasına ilişkin bir iz bulamadı. Raporda, Rabia Naz’ın çantasının sonradan ortaya çıkması ve günlüğünün sayfalarının yırtılmasıyla ilgili tatmin edici tespitler yapılamamıştı. Emniyet de tanık ifadelerine dayanak Rabia Naz’ın yüksekten düştüğünü ve tam o sırada bir çığlık duyulduğunu öne sürmüştü.
Bu sırada Meclis’teki komisyona da soruşturmayı yürüten polislerle ilgili İçişleri Bakanlığı’nın düzenlediği müfettiş raporu yollandı. Rapor, olay yerini inceleyen polislerin özensizliğine işaret ediyordu.
Soruşturma kapatıldı
Soruşturma da çok geçmeden takipsizlik kararıyla kapatıldı. Görele Cumhuriyet Başsavcılığı, Temmuz 2020’de verilen takipsizlik kararında Rabia Naz’ın amcası, yengesi, kuzeninin yanı sıra eski belediye başkanı Coşkun Somuncuoğlu’nun yeğeni de şüpheli olarak yer alıyordu. Kararda da aynı şekilde Rabia Naz’ın yüksekten düşerek öldüğü, başkası tarafından kasten ya da taksirle öldürüldüğü yönünde herhangi bir delilin tespit edilemediği savunuluyordu.
AYM’den beş yıl sonra karar
Rabia Naz Vatan'ın ailesi, soruşturmanın kapatılmasından hemen sonra 2020 yılında Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Vatan ailesine başvuru için İstanbul Barosu avukatları destek olmuştu. Bu başvuru, tam beş yıl sonra Eylül 2025’te karara bağlandı. AYM, Rabia Naz Vatan'ın yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Vatan ailesine, 350 bin TL tazminat ödenmesine hükmeden Yüksek Mahkeme, üzerinden uzun zaman geçtiği için soruşturmanın yeniden açılmasında hukuki fayda olmadığını savundu. AYM, başvuru yapıldığında karar verse belki soruşturma yeniden açılacaktı ve suçlular ortaya çıkarılabilecekti.
Tüm bu yaşananlardan sonra dün Şaban Vatan’a, Kazım Kızıl’a ve bana Görele Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan bir “ön ödeme önerisi” ulaştı. Savcı, üçümüzün de “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçunu işlediğimize karar vermiş, 2 bin TL ödersek dava açılmayacağını bildirmişti.
Diğer kişiler için takipsizlik verdi
Aynı savcı, bundan bir hafta önce gazeteci Tuba Demir’in aralarında bulunduğu dört kişi hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından takipsizlik kararı verdi. Kararda, gözaltına alındığımız gün Mürsel Küçükal'ın evinden bağırma sesleri geldiğini iddia edildi, Küçükal’a baskı yapıldığı, zorla yerde süründürüldüğü, bir yere gitmesinin engellendiği öne sürüldü.
Savcı, dosya kapsamında şüphelilerin üzerilerine atılı suçları işlediklerine dair görgü tanığı olmadığı gibi ispata yeterli herhangi bir kamera/ses kaydı vs. delil bulunmadığını kaydetti. Şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair soyut beyanlar haricinde dava açmak için gerekli yeterli şüphe oluşturacak somut olgulara dayanan delil elde edilemediğini belirtti.
Bugün gelinen noktada, AYM’nin “özensiz" soruşturma yürüttüğünü tescillediği yargı mekanizması bizden 2 bin TL istiyor. Hakkımızdaki somut bir delil yokluğuna rağmen gelen bu ön ödeme önerisi, aslında bir tercihin sonucu. Savcılığın sekizinci yıla girerken önümüze koyduğu bu 2 bin liralık fatura, beni bu hikâyeyi bir kez daha, en baştan anlatmaya teşvik etmekten başka bir işe yaramadı.