Türkiye'nin taşı toprağı "ocak": Hangi ilde kaç taş ocağı var?

Türkiye genelinde sayısı 2 bin 700’ü aşan taş ocağı, ülkenin dört bir yanında doğayı adım adım dönüştürüyor. Biz de bu dönüşümün boyutunu ortaya koymak için Türkiye genelinde hangi ilde kaç taş ocağı bulunduğunu haritalandırdık.

VOLKAN KAHYALAR

Otoyol ve büyük ölçekli inşaat projelerinin yarattığı hammadde ihtiyacı, ülke genelinde yeni taş ocağı yatırımlarını beraberinde getiriyor. Türkiye’de çeşitli resmi ve sektörel kayıtlara göre yaklaşık 2 bin 788 aktif taş ocağı bulunduğu belirtiliyor.

Bu artışın etkileri farklı bölgelerde hissediliyor. Rize’deki İkizdere Vadisi’nin bazı kollarında taş ocağı faaliyetlerine bağlı kamyon trafiği ve patlatmaların arttığı ifade edilirken Latmos’ta, yani Beşparmak Dağları’nda, binlerce yıllık kaya resimlerinin bulunduğu alanların yakınında madencilik faaliyetlerinin genişlediği ifade ediliyor, İkizdere, Hasankeyf, Antalya Toroslar'daki Köprülü Kanyon... Liste uzayıp gidiyor.

Peki bu tablo nasıl bu kadar büyüdü? Cevap hem yeraltında hem de devlet arşivlerinde saklı.

Rakamlar ne diyor?

Türkiye'de taş ve maden ocaklarını denetleyen kurum, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, yani kısa adıyla MAPEG. Bu kurumun yayımladığı 2026 verilerine göre, arama izinleri haricinde yalnızca aktif durumda olan taş ocağı işletmesi sayısı 2 bin 788'e ulaşmış durumda.

Ama işin aslı bu rakamın çok daha geniş bir tablonun yalnızca görünen yüzü olduğunu gösteriyor. Çünkü MAPEG'in kümülatif ruhsat havuzuna — yani kâğıt üzerinde var olan tüm izinlere — bakıldığında, 2023 yılı sonunda ulaşılan rakam tam 8 bin 828. Bu, Türkiye'nin maden tarihindeki en yüksek seviye. 2010 yılında 6 bin 199 olan bu sayı, otoyollar, köprüler, barajlar ve kentsel dönüşüm projeleriyle birlikte yıldan yıla şişmiş.

Ama burada kritik bir ayrımı yapmak şart: Her ruhsat, dağlarda gerçekten kazı yapılan bir ocak demek değil. MAPEG'in 2024 yılı İdare Faaliyet Raporu'na göre, fiilen üretime geçmiş, devlete üretim beyanında bulunan, sahada toz kaldıran ocaklar için düzenlenen işletme izni sayısı 2024 yılında bin 141. Bu sayı bir yıl öncesinde bin 104'tü.

Çimento fabrikaları yüzünden ocak sayısı patladı

Taş ocakları kendi içinde farklı gruplara ayrılıyor. Bir kısmı mermer, bir kısmı yol yapımında kullanılan kırma taş, bir kısmı ise doğrudan çimento fabrikalarına hammadde sağlıyor. İşte bu son grupta — çimento ve entegre kalsit tesislerine giren kireçtaşı ocaklarında — son iki yılda dramatik bir artış yaşandı.

MAPEG'in resmi maden istatistiklerine göre, 2022 ve 2023 yıllarında sabit seyreden bu tür ocakların sayısı 27'de takılı kalırken, 2024'te tek yılda yüzde 55 artışla 42'ye fırladı. Bununla da kalmıyor: 2025 projeksiyonuna göre, e-ÇED onayını almış ve kazma vurmaya hazır bekleyen bu gruptaki ocak kapasitesi 77'ye ulaşıyor. Bu, önümüzdeki dönemde çimento talebinin dinmek bir yana, hız kazandığının resmi belgesi.

Kum ve çakıl ocaklarında da tablo benzer. 2024'te 294 olan aktif işletme sayısının 2025'te 481'e çıkması bekleniyor. Yani inşaat sektörü, hem çimento için kireçtaşına hem de beton için kuma aynı anda daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye'nin dağlarına ve dere yataklarına olan bu çift yönlü baskı, rakamlarla tescillenmiş durumda.

Neden bazı illerde yoğunluk var?

Taş ocağının nerede açılacağını yalnızca yeraltındaki taşın kalitesi belirlemiyor. Asıl belirleyici olan, o taşın nereye, ne kadar ucuza taşınabileceği. Maden mühendisliği literatüründe "taşıma sınırı" denilen kavram şunu anlatıyor: Tonlarca ağır hammaddenin uzun mesafe taşınması kâr marjını erittiği için, ocaklar ya ihracat limanlarının dibine ya da büyük inşaat şantiyelerinin hemen yanı başına açılmak zorunda.

Bu kural, Türkiye haritasında dört büyük yığılma bölgesi yaratmış:

Akdeniz ve Göller Yöresi: Antalya, Burdur, Denizli, Isparta ve Muğla. Bu şerit, Türkiye'nin mermer ve traverten ihracatının kalbi. Toros Dağları'nda yüzlerce milyon yıl önce oluşmuş, "Burdur Beji" ve "Denizli Traverteni" gibi marka değeri kazanmış masif kaya kütleleri burada. Bu blokların Çin'e, Hindistan'a, ABD'ye kârlı şekilde satılabilmesi için Antalya ya da İzmir limanına en kısa mesafede olmak şart. Nakliyedeki her ekstra kilometre doğrudan kârı eritiyor. Bu yüzden Toroslar'ın denize bakan yamaçları, birbiri ardına açılan ocaklarla delik deşik edilmiş durumda. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Maden Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi maden mühendisi Özgür Tutoğlu, Toroslar'daki baskının jeolojik bir zorunluluktan doğduğunu ancak asıl sorunun planlamada yattığını belirtiyor: "Toros Dağları kuşağı yüksek basınç ve sıcaklık altında metamorfizmaya uğramış yapısı nedeniyle farklı niteliklerde zengin mermer yatakları barındırır. Yeterli planlama yapılmadığında, ekonomik cazibenin etkisiyle aynı bölgede çok sayıda ruhsatın verilmesi ve kontrolsüz ocaklaşma ortaya çıkabilmektedir. İşte Toroslar üzerindeki asıl baskı da buradan kaynaklanıyor." TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu'nun bölgedeki maden ocakları üzerine hazırladığı rapora göre, bu faaliyetler bölge ekosistemi üzerinde doğrudan ve ağır bir yıkım yaratıyor.

Peki bu mermer bloklarının jeolojik yapısı ve ihracat potansiyeli tam olarak ne anlama geliyor? Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü verilerine dayanan akademik çalışmalar, Ege ve Akdeniz'deki bu kayalık coğrafyanın neden küresel mermer ticaretinde bu denli kritik bir konuma geldiğini jeolojik detaylarıyla ortaya koyuyor: Menderes Masifi ve Toroslar, dünya genelinde ticari mermer çıkarımına en elverişli litolojik yapıları barındırıyor.

Marmara ve Batı Anadolu: Bursa, Bolu, Balıkesir, Kocaeli. Burada ihracat değil, iç pazar hâkim. Kuzey Marmara Otoyolu, Osmangazi Köprüsü bağlantıları, dev sanayi bölgelerinin zemin dolguları ve kentsel dönüşüm alanları milyonlarca ton kırma taş — yani agrega — gerektiriyor. Özellikle Kocaeli'nin Gebze ve Hereke hattı, her gün on binlerce ton malzemenin kırma-eleme tesislerinden geçirilerek beton mikserlerine pompalandığı bir taş ocağı koridoruna dönmüş durumda.

Maden mühendisi Özgür Tutoğlu, bu tablonun ekonomik bir zorunluluktan beslendiğini vurguluyor: "Agrega birim değeri görece düşük, fakat nakliye maliyeti yüksek bir malzemedir. Bu nedenle özellikle yoğun kentleşmenin yaşandığı bölgelerde, taş ocaklarının tüketim merkezlerine mümkün olduğunca yakın konumlanması ekonomik bir zorunluluk haline gelir.”

İTÜ Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi ve İstanbul İli Agrega Kaynak Planlama Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Atiye Tuğrul'un yürüttüğü çalışmalar, bu bölgedeki plansız büyümenin getirdiği riskleri resmi düzeyde de belgeleyen en önemli referanslardan biri. Kentsel dönüşümün yarattığı devasa agrega ihtiyacının İstanbul ve çevresindeki taş ocaklarını nasıl patlattığı, kapasite planlamasının neden bir zorunluluk haline geldiği bu çalışmanın tam da odak noktasını oluşturuyor.

İç Anadolu: Konya, Eskişehir, Ankara. Bu bölgede madencilik tipolojisi tamamen kamu projelerine hizmet için örgütlenmiş. Konya Ovası'nın devasa tarımsal sulama şebekeleri, baraj derivasyon tünelleri ve Yüksek Hızlı Tren hatlarının viyadük zeminleri astronomik miktarda kırma taş gerektiriyor. MAPEG kayıtlarında Eskişehir'de Ünmersan Mermer sahasının doğrudan DSİ 3. Bölge Müdürlüğü gözetiminde çalışması, Konya'da DSİ bağlantılı saha tahsislerinin belgelenmesi — bu ocakların özel pazar için değil, devlet projeleri için açıldığını, proje bitince de çoğunlukla terk edildiğini gösteriyor.

Karadeniz: Amasya, Kastamonu. Sarp topoğrafya, yüksek eğimler ve yoğun orman örtüsü bu bölgedeki ocak sayısını sınırlıyor. Ama buradaki madencilik doğrudan bölgenin zorlu coğrafyasıyla mücadele etmeye yönelik. Karadeniz Sahil Yolu'nun rehabilitasyonu, taşkın koruma yapıları, dere ıslah duvarları ve tünel menfezleri için mukavemeti yüksek sert kayaçlara ihtiyaç var. Kastamonu'da Efedağ Mermer'in il özel idaresi koordinasyonuyla sisteme dahil edilmesi, Amasya'da Fimar Mermer'in "Amasya Beji" adıyla bölgenin nadir ihracat kalemlerinden birini oluşturması bu tablonun somut yansımaları.

Çıkarılan taş, yıkımın boyutunu belirliyor

Her taş aynı hasarı bırakmıyor. Uzman raporları, dört temel taş türünün çevreye farklı biçimlerde zarar verdiğini ortaya koyuyor.

Mermer: Lüks inşaat projelerinde kullanılan mermerin yüzde 80'i, üretim sırasında atık olarak sahada kalıyor. Bu devasa beyaz moloz yığınları ormanlık alanları kaplayarak su yataklarını tıkıyor. MAPEG'in 2024 yılı faaliyet raporuna göre dağdan koparılan devasa kaya kütlesinin yalnızca yüzde 10 ila 15'i ticari plakalara dönüşebilirken, geri kalan yüzde 85 ila 90'lık kısım "pasa" adı verilen atık moloz olarak dağ yamaçlarına yığılıyor. Bu pasa dağları, on binlerce hektar ormanlık alanı boğuyor.

Granit: Altyapı projelerinde tercih edilen granit son derece sert bir yapıya sahip, bu yüzden şiddetli patlayıcılarla yerinden çıkarılıyor. Bu patlamalar deprem etkisine benzer titreşimler yaratırken, yeraltındaki zehirli radon gazının atmosfere karışmasına da yol açıyor.

Kalker (Kireçtaşı): Çimento sanayisinin temel hammaddesi. Çıkarılırken havaya yoğun alkali toz bulutları yayılıyor. Rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınan bu tozlar tarım arazilerindeki bitkilerin üzerini kaplayarak fotosentezi engelliyor ve kurumalarına yol açıyor.

Bazalt: Asfalt ve yol yapımında aranan volkanik bir kaya. Doğada adeta bir yeraltı su deposu işlevi görüyor. Bu kayaların patlatılarak kırılması, bölgedeki yeraltı su yollarını kesiyor ve çevre köylerdeki su kaynaklarını kurutuyor.

Toz akciğerler kadar iniyor

Taş ocaklarındaki en belirgin sağlık riski, gözle görülmesi neredeyse imkânsız olan ince toz parçacıklarından kaynaklanıyor. Çapı yalnızca 2,5 mikron olan — ki bu insan saçının kalınlığının otuzda biri — bu parçacıklar, burnun ve boğazın doğal filtre sistemlerini aşarak doğrudan akciğerlerin en derin noktalarına inebiliyor.

Özellikle silika içeren taşların — granit ve kuvars başta olmak üzere — tozları, akciğerdeki bağışıklık hücrelerini parçalıyor. Bu durum zaman içinde akciğerleri sertleştirerek "silikozis" adı verilen ve kesin bir tedavisi bulunmayan bir hastalığı başlatıyor. Mesleki hastalıklar arasında en ağır seyreden silikozis, taş ocaklarında çalışan işçilerde ve ocakların hemen yakınında yaşayanlarda giderek daha yaygın görülüyor.

Kocaeli'nin Gebze hattında taş ocağı tozları sanayi emisyonlarıyla birleşerek çocukların akciğer gelişimini olumsuz etkileyen kalıcı bir sis tabakası oluşturuyor. Muğla'nın Milas ilçesinde yaşayanlar ise hem mermer hem de termik santral kaynaklı tozları aynı anda solumak zorunda kalıyor. Aydın'da toz altında kalan ve suları kuruyan bir köyde yaşayan 14 yaşındaki bir genç durumu şöyle özetliyor: "Geleceğim çalınıyor."

ÇED sistemi nasıl devre dışı bırakılıyor?

Çevresel denetim mekanizması kâğıt üzerinde güçlü görünüyor. Ama sahada farklı bir tablo var.

Maden şirketleri büyük projeleri parçalara bölerek her parçayı ayrı ayrı izne başvuruyor. Bu yolla projenin toplam büyüklüğü yasal inceleme eşiğinin altında kalıyor ve şirketler uzun süren kapsamlı ÇED süreçlerinden kaçarak "ÇED Gerekli Değil" belgesi alabiliyor. İşletme faaliyete başladıktan kısa süre sonra ise kapasite artışı talepleriyle proje alanı binlerce dönüme kadar genişletiliyor.

TEMA Vakfı'nın 24 ili kapsayan çalışmasına göre bu şehirlerin toplam yüzölçümünün yüzde 63'ü maden faaliyetleri için ruhsatlandırılmış durumda. Kütahya gibi bir ilin yüzölçümünün yüzde 92'si, Kaz Dağları'nı kapsayan Çanakkale ve Balıkesir bölgesinin ise yüzde 79'u bu ruhsat sınırları içinde kalıyor. Yeni ihale edilen maden alanlarının toplam büyüklüğü ise Kayseri ilinin yüzölçümünü aşıyor.

Halk taş ocaklarına karşı mücadelede

Çevre yasalarındaki esnek uygulamalara karşı yerel halk, tarlalarını ve su kaynaklarını korumak için mahkemelere taşıyor mücadelelerini. Bu hukuki çatışmalar özellikle dört bölgede yoğunlaşıyor.

İkizdere (Eskencidere Vadisi): Rize'de bir lojistik liman projesine dolgu taşı sağlamak için açılan ocağa karşı bölge sakinleri 179 gün boyunca direndi. Uzman bilirkişiler bölgede yüksek heyelan riski bulunduğunu ve çay tarımının büyük zarar göreceğini raporladı. Rize İdare Mahkemesi başlangıçta bu raporlara rağmen projeyi iptal etmedi, kazı çalışmaları başladı. Mahkemeden aylar sonra gelen iptal kararı, vadi coğrafi olarak büyük hasar aldıktan sonra uygulandı.

Latmos (Beşparmak Dağları): Aydın'da 8 bin 500 yıllık kaya resimlerini barındıran bu tarihi bölge, kuvars ve feldspat madenlerinin ilerleyişi nedeniyle büyük risk altında. Latmos Platformu öncülüğünde açılan davalarda bilirkişi heyetleri maden faaliyetlerinin çevreye ağır zarar vereceğini raporladı ve idare mahkemeleri Mayıs 2024 ile Mart 2026 tarihlerinde şirketlerin kapasite artışı taleplerini iptal etti.

Kaz Dağları: Biyolojik çeşitlilik açısından kritik öneme sahip bu bölge, altın madenleri ve taş ocaklarının birleşik baskısı altında. Çanakkale ve Balıkesir sınırlarındaki çalışmalar ormanları azaltırken, siyanür havuzu riskleri ve çekilen yeraltı suları bölgenin gıda ve su güvenliğini zayıflatıyor. Bazı şirketlerin ruhsatları iptal edilse de yeni maden ihaleleri nedeniyle bölge üzerindeki tehlike sürüyor.

Atıktan yol yapılıyor: "Pasa devrimi"

Bu tablonun içinde beklenmedik bir gelişme var. MAPEG, hem yeni alanların tahrip edilmesini yavaşlatmak hem de dağ gibi biriken moloz sorununu çözmek için son yıllarda farklı bir politikaya yöneldi.

Mermer madenciliği dünyanın en israflı endüstrilerinden biri. Dağdan kesilen büyük kaya bloğunun yalnızca yüzde 10 ila 15'i satılabilir plakalara dönüşüyor. Geriye kalan yüzde 85 ila 90'lık devasa kütle ise "pasa" adı verilen atık moloz olarak dağ yamaçlarına yığılıyor.

MAPEG'in yeni politikasına göre Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri ve Büyükşehir Belediyeleri gibi kurumlar yeni bir doğa alanını tahrip edip sıfırdan taş ocağı açmak yerine bu pasaları "Hammadde Üretim İzni Belgesi" alarak devralıyor. Mobil kırma-eleme tesislerinde mıcıra dönüştürülen bu atık kayalar, otoyol asfalt temellerinde ve baraj dolgularında kullanılıyor.

MAPEG'in 2024 yılı İdare Faaliyet Raporu'na göre sadece 2024 yılı içinde 16 farklı ilde 29 ayrı "Maden Pasa/Atık Değerlendirme Projesi"ne resmi işletme onayı verildi. En fazla proje Konya'da (5 proje), ardından Muğla ve Bursa'da (3'er proje) hayata geçirildi. Aynı raporda 15 ilde — Antalya, Bilecik, Bolu, Balıkesir, İstanbul, Çanakkale, Eskişehir, Kütahya, Konya, Bartın, Burdur, Isparta, Çorum, Tunceli ve Düzce — eski ocakların onarımına yönelik aktif rehabilitasyon projeleri de sürdürülüyor. Maden Mühendisi Tutoğlu, pasa geri dönüşümünün tek başına yeterli olmayacağını, bunun bütüncül bir politikaya bağlandığında anlam kazanacağını söylüyor: "Mermer atıklarının agrega olarak değerlendirilmesi önemli bir seçenektir. Ancak bunun yaygınlaşabilmesi; kalkınma planları, madencilik özel ihtisas komisyonu raporları ve kapsamlı bir madencilik master planı gibi bütüncül politikaların oluşturulmasına bağlıdır. Temel ilke açıktır: Bir bölgede ihtiyaç duyulan üretim tek bir ocakla karşılanabiliyorsa, yeni ocakların açılmasına gerek yoktur."

Çözüm için ne isteniyor?

TEMA Vakfı yetkilileri, teker teker açılan iptal davalarının tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Talep net: Tarım arazileri, içme suyu havzaları ve ormanlık alanların meclis kanunlarıyla kesin olarak "madenciliğe kapalı alan" ilan edilmesi.

Çevre örgütleri ve bilim insanları ise mevcut ÇED yönetmeliklerinin doğayı ve yerleşim yerlerini korumakta yetersiz kaldığı konusunda hemfikir. Yerel halk ve sivil toplum kuruluşları, kuruyan nehirlerin ve bozulan sağlığın geri dönüşü olmayan kayıplar yarattığını belirterek tüm yetkilileri doğa ve sağlık merkezli yasal düzenlemeler yapmaya davet ediyor.

Türkiye'nin önündeki denklem şu: Gelecekteki altyapı büyümesi ile sınırlı doğa kaynakları arasındaki denge, 81 ile yayılmış 1.141 aktif ocağın ne kadar sıkı denetleneceğine ve pasa devriminin tüm sektöre ne ölçüde dayatılabileceğine göre şekillenecek.

**Marmara Bölgesi'ndeki kentsel dönüşüm ve mega projelerin yarattığı devasa agrega ihtiyacı, İstanbul ve çevresindeki taş ocaklarının sayısını hızla artırırken, bu plansız büyümenin getirdiği riskler İTÜ Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atiye Tuğrul'un koordinatörlüğündeki "İstanbul İli Agrega Kaynak Planlama Projesi" gibi resmi çalışmalarla da vurgulanmaktadır. Öte yandan Akdeniz ve Ege bölgelerindeki taş ve mermer ocağı yoğunluğu, TMMOB Antalya İKK raporlarında belirtildiği üzere inşaat sektöründen ziyade "blok mermer ihracatı" talebiyle Toroslar'ın jeolojik yapısı üzerinde ağır bir tahribat yaratmaktadır.

Volkan Kahyalar, 2013’ten bu yana kültür, toplum ve medya kesişiminde habercilik yapan bağımsız bir gazetecidir. Gazeteciliğe kültürel içerik küratörlüğüyle başlayan Kahyalar, zamanla çocuk hakları, engellilik, mültecilik, barınma krizi gibi toplumsal meselelere yöneldi; saha temelli röportajlar ve hak odaklı analizlerle ses getiren dosyalara imza attı. Teyit.org’da dezenformasyon karşıtı içerikler üretti, NewslabTurkey ve Journo gibi platformlarda medya tarihi ve kültür gazeteciliği üzerine yazılar kaleme aldı.

Özel Haber Haberleri