OĞULCAN BAKİLER
Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda bu yıl 2,4 milyondan fazla aday ter döktü. Bunların 730 bin 854’ü tercih ettiği üniversitelerden birine yerleşmeye hak kazandı. İzmir’de yaşayan 18 yaşındaki Nursima Sivri ise üniversite sınavına giren milyonlarca genç arasında değildi. Çünkü Sivri, geleceğini üniversite sıralarında değil, Almanya’da çalışarak kuracağı bir hayatta gördü.
Sivri, bu yıl meslek lisesinin çocuk gelişimi bölümünden mezun oldu. Arkadaşları üniversiteye hazırlanırken o Almanya’ya gitme hazırlıkları yaptı. İşe Almanca öğrenmekle başladı:
“Arkadaşlarım test çözerken ben hep Almanca çalışıyordum. Kurslarla, kendi başıma evde YouTube videolarıyla Almanca öğrenmeye çalışıyordum. Yabancı arkadaşlar edinerek dilimi ilerletmeye çalıştım. Kendi çabamla Almancamı geliştirdim.”
Mezun olduğu alanda, Almanya’da ilerlemek istediğini anlatan Sivri, bunun için lisedeyken anaokulunda staj, palyaçoluk ve oyun ablalığı da yaptı. Bu sayede iş başvuruları için gerekli deneyimi edindi. Özgeçmişini hazır hale getirdiğini ifade eden Sivri, “Palyaçoluktan gelen paralarla birikim yapıyorum. O birikimlerimi Almanya’ya gitmek için kullanacağım” dedi.
"Üniversiteye gitmeyi hiç düşünmedim"
Sivri’nin ilk hedefi, birikimiyle Almanya’ya giderek bir dil okuluna başlamak:
“Gittikten sonra çocuk bakıcılığı ya da kreş öğretmenliği yaparak kalıcı olmak istiyorum. Çocuklarla aram çok iyi ve bu alana ilgim çok fazla. ‘Au pair’ ile çocuk bakıcılığı yapmayı düşünüyorum.”
“Au pair”, gençlerin yabancı bir ülkede ailenin yanında yaşayarak çocuk bakımına ve ev işlerine yardımcı olduğu, karşılığında konaklama, yemek ve cep harçlığı aldığı bir sistem. Almanya, 18-26 yaş arasındaki gençlere bir ailenin yanında çocuk bakımına yardımcı olmaları için bir yıla kadar “au pair” vizesi veriyor.
Lise boyunca Türkiye’de üniversiteye gitmeyi hiç düşünmediğini söyleyen Sivri, “İki ablam var; biri radyo televizyon mezunu, diğeri uluslararası ilişkiler mezunu. İkisi de şu anda hayatlarını geçindirebilecekleri meblağlar kazanamıyor. Çünkü Türkiye’de böyle bir imkan yok ve her şey daha da kötüye gidiyor. Ailem de benim kararımı destekliyor. Çünkü onlar da Türkiye’de şartları görüyor. Ablamlardan da buna şahit oldular” dedi.
"Üniversite para ve zaman kaybı"
Üniversite okumayı para ve zaman kaybı olarak gören Sivri, “Burada üniversitede geçireceğim iki ya da dört senenin benim için çok büyük bir kayıp olacağını düşünüyorum. Ben çok aktif bir insanım, üniversite sürecinde yapacağım masrafı yurt dışında yapsam benim için çok daha avantajlı olur” diye konuştu.
Gelecekte üniversite diploması olmadığı için pişman olmaktan hiç korkmadığını da söyleyen Sivri “Bu kadar okuyup öğretmenlere yönelik şiddeti de görüyoruz. Çalışıp çabalayıp zar zor mesleğimi elime aldıktan sonra Türkiye’de bu şartlarda çalışmaktansa yurt dışını tercih etmek istiyorum. Türkiye’de kimsenin kimseye saygısı kalmadı. Yaşamak çok stresli. Eğitim kalitesi çok kötü” dedi.
Sivri üniversiteye gitmeyerek kendi yolunu çizmeye hazırlanırken, 23 yaşındaki Mehmet Ali Kaplan da birkaç yıl önce üniversite yerine çalışmayı tercih etti. Bugün aldığı karardan memnun.
"İş lazım, para lazım"
İzmir Kemeraltı’nda baba mesleği perdeciliği sürdüren Mehmet Ali Kaplan, 10 yaşından beri Kemeraltı’nda esnaflığı öğrendiğini, liseyi zor bitirdiğini, üniversiteye gitmeyi ise hiç düşünmediğini söyledi.
Çocukluğundan beri babasının yanında çalışan Kaplan, şimdi Kemeraltı’nda kendi dükkanının başında. Meslek lisesinin elektrik elektronik bölümünden mezun olan Kaplan, “O mesleği sevemedim, lise için okudum işin gerçeği. Liseyi bitirdikten sonra tamamen bu işi devraldım. Liseyi bitirip kendi dükkanımı açacağımı çocukluktan beri biliyordum. Maalesef günümüzde okuyup da çok mağdur olan insanlar var” dedi.
Üniversite okuyup işsiz kalmanın çok zor olduğunu söyleyen Kaplan, “Üniversiteye giden arkadaşlarımın bazıları güzel bir konuma geldi. Çoğu arkadaşım da okuyup işsiz kaldı. Ben de okuyup işsiz kalabilirdim. O zaman dört sene zaman kaybı olurdu benim için. Çünkü hayat geçiyor, gelecek kaygısı oluyor. Yaşımız şu anda 23. 4-5 sene sonra evleneceğiz. İş lazım, para lazım. Yani işsiz durumda olmak şu an çok zor. Ya da çalışıp da asgari ücretli olmak da çok zor. Ben şu anda hayatımdan memnunum, başarılı olduğuma inanıyorum” diye konuştu.
Kardeşinin de üniversite hedefi olmadığını ekleyen Kaplan, “Ortanca kardeşim sanayide çalışıyor. O da yine bu yolu, ticareti seçti. Liseyi bitirip o da üniversiteye gitmeyeceğini söylüyor. Askerden geldikten sonra bir dükkan açmak istiyor sanayide. Şu an halihazırda 16-17 yaşlarında güzel para kazanıyor” dedi.
Liseden sonra verdiği karardan hiçbir zaman pişman olmadığını belirten Kaplan, “Üniversiteye keşke gitseydim’ demek hiç aklıma gelmedi işin gerçeği. Üniversite güzel bir şey. Ama üniversite var, üniversite var. Güzel bir üniversiteye gidip bir kişi kendisine güzel bir gelecek de çizebilir. Üniversite okuyup boş da kalabilir. O, kişiye kalmış. Ben olsam yine bu yolu seçerdim” ifadelerini kullandı.
Üniversite mezunlarının istihdam oranı azalıyor
TÜİK verileri de üniversite mezunlarının istihdamında son yıllarda gerileme yaşandığını gösterdi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’ne göre, üniversite mezunlarının kayıtlı istihdam oranı son iki yıldır geriledi. Lisans mezunlarında 2023 yılında yüzde 75,6 olan kayıtlı istihdam oranı, 2024’te yüzde 75’e, 2025’te ise yüzde 73,9’a düştü. Ön lisans mezunlarında da benzer bir gerileme yaşandı; 2023’te yüzde 67,7 olan oran, 2024’te yüzde 66,4’e, 2025’te yüzde 65,7’ye indi.
En yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip lisans bölümleri sırasıyla tıp, özel eğitim öğretmenliği, havacılık elektrik ve elektroniği, matematik mühendisliği ile hemşirelik oldu. Ön lisans düzeyinde ise ilk sıralarda polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı, uçak teknolojisi, kontrol ve otomasyon teknolojisi ile elektrik yer aldı.
Üniversite mezunları için bir diğer sorun ise eğitim alınan alan ile yapılan iş arasındaki uyumsuzluk.
TÜİK verilerine göre, kayıtlı istihdamda olan lisans mezunlarının yüzde 56,7’si eğitim aldığı alanla uyumlu bir meslekte. Sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanından mezun olanlarda bu oran yüzde 20,6. Aynı alandaki ön lisans mezunlarında ise eğitim aldığı alanla uyumlu bir meslekte çalışanların oranı yalnızca yüzde 7,8.
Diplomanın büyüsü nasıl bozuldu?
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına dek 76 üniversite kuruldu. 24 yıllık AKP iktidarı döneminde ise üniversite sayısı 208’e yükseldi. Buna rağmen veriler, diplomanın iş bulmak ve öğrenim görülen alanda çalışmak için tek başına yeterli olmadığını gösterdi.
Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Karadağ’a göre sorunların başında, üniversite kontenjanları ile Türkiye’nin iş gücü ihtiyacı arasındaki uyumsuzluk var.
Yükseköğretim üzerine bağımsız araştırmalar yapan Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı (Üni-Ar) kurucularından Karadağ, eğitim fakültelerini örnek göstererek, mezun sayısının devlet ve özel okulların istihdam edebileceği öğretmen sayısının çok üzerinde olduğuna dikkat çekti. Benzer bir tablonun uluslararası ilişkiler ve kamu yönetimi gibi alanlarda da görüldüğünü belirten Karadağ, “Diplomasına sahip iş koluyla mezun sayısı arasında büyük bir uçurum var. İstihdam problemi, kontenjanlarla Türkiye'nin iş gücü ihtiyacı arasındaki ilişkinin bozuk olmasından kaynaklanıyor” dedi.
Üniversite sayısındaki artışla birlikte yükseköğretime erişim oranları da yıllar içinde yükseldi. Bu sürece 2022’de üniversiteye giriş sisteminde yapılan önemli bir değişiklik eklendi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), ön lisans ve lisans programlarını tercih edebilmek için uygulanan puan barajını kaldırdı. Böylece sınav puanı hesaplanan tüm adayların tercih yapabilmesinin önü açıldı.
Karadağ’a göre daha geniş bir kesimin yükseköğretime ulaşması, üniversite diplomasına yüklenen anlamı da değiştirdi. “Amacımız üniversiteli, yani eğitimli insan yetiştirmek mi, yoksa bunu bir sınıf atlama meselesi olarak görmek mi?” diye soran Karadağ, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde üniversite eğitiminin toplumun eğitim düzeyini yükseltmenin bir aracı olarak görüldüğünü söyledi. Türkiye’de ise diplomanın uzun yıllar bir sınıf atlama aracı olarak algılandığını belirten Karadağ, “Biri ODTÜ mezunu, biri Hakkari mezunu. Ama ikisi de kağıt üstünde üniversite mezunu. Bir şeyi herkese yaydığımız zaman onun değerini açıklamak zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.
Karadağ, üniversite sayısındaki artışa eğitim kalitesinde aynı ölçüde bir yükselişin eşlik etmediği görüşünde. Gelinen noktada diplomanın işverenlerin gözündeki ağırlığının azaldığını söyleyen Karadağ’a göre, iş arayanların sahip olduğu nitelikler mezun oldukları üniversitenin önüne geçmiş durumda:
“5-10 yıl öncesine kadar Boğaziçi’nden, ODTÜ'den mezun olmanın bir ayrıcalığı vardı. Ama şu anda özel sektör de değişti. Artık niteliğe bakıyorlar. Bu işi yapabilirse, diplomasının nereden olduğuna, hatta diplomasının olup olmadığına bile bakmanın bir anlamı kalmadı.”
"Üniversite eğitimini kendiniz için yapıyorsunuz"
ODTÜ eski rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut’a göre üniversite diplomasının geçmişte olduğu gibi doğrudan bir iş garantisi sağlamaması, yükseköğretimin değerini kaybettiği anlamına da gelmez.
Akbulut, üniversite mezunlarının sayısı arttıkça diplomanın iş hayatında sağladığı ayrıcalığın azalmasının yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını belirtti:
“Bu gelişim dünyanın her yerinde zamanında oldu. Türkiye'de üniversite eğitimi çok geç başladığı için diğer ülkelerin yıllar önce yaşadığı sorunları biz yeni yaşıyoruz. Üniversite mezunu olduğu zaman insanlar geçmişte hemen iş bulacağını, herkesin onu kapış kapış alacağını düşünüyordu. Çünkü o zamanlarda lise mezunları bile yedek subaylık yapıyordu. Türkiye’de eğitim düzeyi çok düşüktü. Ama doğal olarak üniversite sayısı artınca mezunların sayısı da arttı. Herkes zannediyor ki üniversiteyi bitirdiği zaman devlet ona hemen iş verecek. Öyle bir şey yok. Üniversite eğitimini siz kendiniz için yapıyorsunuz.”
Bu nedenle Akbulut, üniversite kontenjanlarının azaltılmasının da çözüm olmadığını savunuyor. Akbulut, “Sıralamalarda en düşük üniversite bile olabilir, eğitim kalitesi düşük olabilir ama her zaman üniversiteyi bitiren kişi, ilkokul veya ortaokul mezunu olandan çok daha fazla ülke ekonomisine katkı yapabilecek seviyede olur. Hep üniversiteleri suçluyoruz, hep devleti suçluyoruz. Herkesin kendi yeteneğine göre bir şeyler yapmaya çalışması lazım. Ben her zaman öğrencilere ‘iş aramayın, iş kurun, istihdam yaratın’ derim” ifadelerini kullandı.
"Üniversite Türkiye'de zorunlu eğitime döndü"
Prof. Dr. Karadağ da eğitimli bir toplum için üniversitenin daha geniş kesimlere ulaşmasına karşı değil.
Ancak Karadağ’a göre asıl sorun, üniversite ve kontenjan sayısı artarken yükseköğretim sisteminin bu büyümeye uygun biçimde yapılandırılamaması.:
“Türkiye bu konuda bence ne yapacağını bilmiyor. Herkesi üniversiteye sokarak, Türkiye’de zorunlu üniversite eğitimi gibi durum oluştu. Her yıl 800-900 bin mezunumuz var, 800-900 bin de kontenjanımız oluyor. Türkiye'de mezun olan herkesi bir yere yerleştirme şansımız var. Böyle bir yapıda gidiyor. Ben eğitimli bir toplum için herkesin üniversite mezunu olması taraftarıyım. Ama bunu iyi kurgulamak lazım.”
Karadağ, yükseköğretimin yeniden yapılandırılmasında Almanya modelini örnek gösterdi. Almanya’da akademik ve entelektüel becerilere odaklanan üniversitelerin yanı sıra mesleki eğitime ağırlık veren uygulamalı bilimler üniversitelerinin bulunduğunu belirten Karadağ, Türkiye’de de bu modelin geliştirilebileceğini söyledi. Karadağ, “O zaman ‘ben üniversiteye gittim, işsiz kaldım’ meselesi de çok olmuyor” dedi.
Üniversiteden kaçış mı var?
Akademisyenler, yükseköğretimin geniş kesimlere açık kalmasını savunsa da son yılların resmi verileri gençler arasında üniversiteden uzaklaşma eğilimi olduğunu gösterdi.
2026 YKS yerleştirme verilerine göre, yerleştirme puanı hesaplanan lise son sınıf öğrencileri arasında tercih yapanların oranı 2022’de yüzde 59,4 iken, 2026’da yüzde 45,7’ye düştü. 2026’da yerleştirme puanı hesaplanan 766 bin 971 lise son sınıf öğrencisinin yalnızca 350 bin 354’ü üniversite tercihi yaptı. Böylece tercih yapma hakkı bulunan lise son sınıf öğrencilerinin yarısından fazlası herhangi bir programı tercih etmedi.
YKS’ye başvuranların sayısında da 2023’ten bu yana düşüş var. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi ve YÖK verilerine göre 2023’te 3 milyon 527 bin 443 ile zirveye çıkan başvuru sayısı, 2026’da 2 milyon 425 bin 560’a geriledi.
Lisans programlarına yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısında da düşüş yaşandı. Yükseköğretim verilerine göre 2023-2024 öğretim yılında 837 bin 174 olan lisans programlarına yeni kayıt sayısı, 2025-2026 döneminde 556 bin 298’e geriledi. Böylece lisans programlarına yeni kayıt yaptıranların sayısı iki yılda yaklaşık yüzde 33,6 azaldı.
Üniversite hayatı yerine kısa yoldan iş hayatına odaklanmak isteyen gençlerin üniversiteden uzaklaştığını belirten Karadağ, “Üniversitelerden aslında biraz kaçış var diyebiliriz. Öğrenciler, ‘kaçınca ne yapacağım’ meselesinden dolayı bir ikilemde de kalıyorlar. Türkiye’de en büyük iş; erkekleri kuryeliğe, kızları da marketlerde kasiyerliğe doğru itmiş durumdayız. Ya bu tarafa kayacaksın ya da üniversite okuyacaksın meselesi var. O yüzden üniversiteden soğuyan bir grup var. ‘Nasıl olsa ben üniversiteyi bitireceğim, zaten sonum orası olacaksa dört yıl okumama gerek yok. En azından hayata erken atılayım’ diyen bir grup da var” ifadelerini kullandı.
Lise mezunu Nursima Sivri için de üniversiteden uzak geçirmeye karar verdiği yıllar bir kayıp değil, başka bir geleceğe yatırım. İleride üniversiteye başlama ihtimalini tamamen dışlamayan Sivri, şimdilik kararlı:
“O diplomanın beni bir yere getirebileceğini düşünmüyorum. Yurt dışında bir hayat kurduktan sonra üniversiteye başlamaya yeniden karar verebilirim. Şu anda benim amacım, bu yaşlarımı en verimli şekilde kullanmak, boş geçirmeyip kendime doğru yatırım yapmak.”
Oğulcan Bakiler, 2018 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü'nden mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında CNN Türk, Agos ve Açık Radyo'da staj yaptı. Stajının ardından Açık Radyo'da "Türkiye Sinema Sözlüğü" ve "Dünya Sinema Sözlüğü" adlı iki radyo programı hazırladı. 2019 yılında Voice of America (VOA) Türkçe Servisi'nde çalışmaya başladı. 2025 yılında, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin kararıyla VOA'nın faaliyetlerinin durdurulmasına kadar görevini sürdürdü. Bu süreçte ayrıca DW Türkçe, BBC Türkçe, France 24 ve VOA Türkçe'nin ortak YouTube kanalı +90 için belgeseller; WDR Cosmo Köln Radyosu için haberler hazırladı.