MUSTAFA KARA
Bu yıl özel olarak İstiklal Caddesi’nde, genel olarak Beyoğlu’nda tiyatroya yeni yeni kapılar açıldı, açılmaya devam ediyor. Muammer Karaca Tiyatrosu on dört yıllık sessizliğin ardından yepyeni bir yaklaşımla üzerindeki perdeyi kaldırdı. Üstelik bağımsız tiyatrolara ayrılan ana sahnesi ve farklı etkinliklerin olacağı Tiyatroevi ile kültür merkezine dönüştü. Hemen ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Haliç Tersanesi’ne kurduğu İstanbul Sanat’ın içinde yeni bir sahne sanatları merkezi kapılarını açıyor. İBB Kültür’ün bu adımlarının yanı sıra İstiklal Caddesi üzerinde eskiden FİTAŞ Sineması'nın olduğu pasajda biri büyük iki salonu ve bir atölye alanı olan FİTAŞ Dünya Sahnesi açılıyor.
2026 Mayıs’ta perdelerini açan İstos Sahne Aznavur, eylül ayında ilk tam sezonuna başladı. 2026 Nisan ayında Sıraselviler’de tarihi bir apartman dairesinde kurulan Alan Cihangir de mekâna özgü bir deneyim sunuyor. Bu yeni adımlarla SES 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu’nun bir tiyatro sahnesi olarak İstiklal Caddesi üzerindeki yalnızlığı son bulurken, Şişhane, Galata, Cihangir ve Kumbaracı Yokuşu’nda yıllardır direnen bağımsız sahneler de düşünüldüğünde Beyoğlu genelinde artık farklı bir hava esiyor.
Modern tiyatronun doğduğu ve uzun süre tiyatronun kalbinin attığı İstiklal Caddesi üzerinde, Muammer Karaca Tiyatrosu da, FİTAŞ Pasajı da, İstos Sahne’nin bulunduğu Aznavur Pasajı’nın sekizinci katı da geçmişte tiyatro olarak kullanıldığı için, bir anlamda “yeni gelme değil, geri gelme”den söz ediyoruz. Beyoğlu’nda koşullar değişiyor mu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin adımları ve bağımsız sahnelerin çabaları rüzgârı tersine çevirmeye yetecek mi, henüz bilmiyoruz. Hep birlikte göreceğiz. Süreci anlamak için geçmişte tiyatroların neden kapandığını ya da bu bölgeyi terk ettiğini düşünmek kadar, yeni açılan sahnelerin motivasyonuna bakmakta fayda var.
Beyoğlu'nun tiyatroyla ilişkisi, modern tiyatronun bu topraklara gelişi kadar eski. 1839'da açılan Fransız Tiyatrosu (dönemine göre sinema ve tiyatro olarak kullanıldı, en son Elhamra Sineması’ydı) ve bugünkü Çiçek Pasajı'nın yerindeki Bosco Tiyatrosu (sonradan Naum Tiyatrosu) gibi mekânlar Cadde-i Kebir'i Osmanlı'nın sahne sanatları merkezi yapmıştı. Sahneler değişti, yangınlarla kül oldu, yerine yeni binalar yapıldı. Yıllar içinde sayısız sahne açıldı, kapandı, yıkıldı, yandı, değişip farklı mekânlara dönüştü. Tiyatro sahnelerinin tarihi bu bölgede kayıplar ve yeniden kazanmaların tarihi olarak yazıldı her zaman. Cumhuriyet’le birlikte bölgenin tiyatronun merkezi olma hali daha da perçinlendi. Bir dönem sahne açan tiyatro sayısı 40’a kadar yükseldi. 1990’ların sonuna gelindiğinde tablo epeyce daralmıştı, ancak hâlâ onlarca kitabevi, on kadar büyük sinema ve ona yakın tiyatro sahnesi ile canlılığını koruyordu. O sahnelerin bir kısmı yıkıldı, bir kısmı otele ya da alışveriş merkezine döndü, bir kısmı mühürlendi, sahne alan toplulukların çoğu başka semtlere göçtü. Beyoğlu’nda tiyatro sahnelerinin 20 yıllık değişiminin izini sürdük.
Büyük kırılma: 2010'lar
2010’lara giderken alışılageldik büyük tiyatro salonlarının yanı sıra pek çok küçük sahnenin, bağımsız tiyatro mekânının kurulduğu parlak bir dönem yaşanıyordu. Ancak uzun sürmedi. Emek Sineması’nın AVM’ye dönüştürülme sürecinde simgeleşen “dönüşüm” rüzgârları tiyatro sahnelerini, özellikle bağımsız tiyatroları vurdu. Tek tek bakıldığında her kapanışın kendi gerekçesi olsa da, bazen tesadüfler üst üste gelse de, yaşananlar adım adım işleyen bir süreci ele veriyor.
2006 yılında “dönüşüm” adına ilk kayıplardan biri yaşandı. Tarlabaşı Bulvarı üzerindeki tarihi bir binada bulunan İstanbul Sanat Merkezi üç ayrı tiyatroya ve dans ekiplerine ev sahipliği yapıyordu. Birinci katta Kumpanya Sahnesi, ikinci katta Tiyatro Oyunevi ve 5. Sokak Tiyatrosu vardı. 1988 yılında kurulan ve 1990’ların kültür sanat hayatında önemli bir yeri olan İSM’nin bulunduğu binanın 2006 yılında boşaltılması üzerine sahneler kapandı. Yapı otele dönüştürülürken şapel bölümü aslına uygun olarak restore edilmiş, yemek, davet ve bazı kültürel etkinlikler için ayrılmış. İSM'nin kapanmasından 20 yıl sonra buradaki ilk tiyatro temsili, 25 Ekim’de Şule Ateş'in yazıp yönettiği Şazan Meclisi olacak. Ancak düzenli perde açılan bir sahne olması beklenmiyor.
2007’de meydanın hemen Sıraselviler ve İstiklal girişinde yer alan İstanbul Devlet Tiyatrosu’na ait tarihi Taksim Sahnesi yıkım kararıyla kapandı, otel oldu. Hemen ertesi sene içinde 1307 kişilik Büyük Salon, 296 kişilik Tiyatro Salonu, 190 kişilik Aziz Nesin Sahnesi ve bir küçük cep sahnesi bulunan Atatürk Kültür Merkezi kapandı. AKM’nin, 2021’de yeniden açılana kadar 13 yıl kapalı kalması, Taksim bölgesinin kültür sanat kimliğinin zayıflamasında kilit rol oynadı.
2011 yılında yeni bir tiyatro yaklaşımıyla İstiklal Caddesi’nin popüler mekânlarından biri olan DOT, altı yılın ardından Mısır Apartmanı'nı terk etti. DOT, önce Maçka'ya, oradan Kanyon'a, nihayetinde Kemerburgaz Kent Ormanı'na gitti ve sonra mekânsızlığa geçiş yaptı.
2012 yılında 1955 yılından o güne bölge ile bütünleşmiş olan Muammer Karaca Tiyatrosu riskli yapı ilan edilerek çürümeye terk edildi. Özel tiyatrolar Beyoğlu’ndaki önemli mekânlarından birini kaybetmiş oldu.
2012’de Talimhane Tiyatrosu Taksim’den gitti. Meydanın diğer tarafında 2008’de kurulan bu tiyatro, önce Şişli’de bir AVM’ye taşındı. Ardından topluluk mekânsız olarak faaliyetini sürdürmeye devam etti.
2013’te yıkılmaması için büyük mücadeleler verilen Emek Sineması yerle yeksan edildi, aynı yıl İkincikat, Olivya Han'daki mekânından çıkıp önce Karaköy'e, ardından Kadıköy’e taşındı. 2003’te İstiklal Caddesi üzerindeki Rumeli Han’da tiyatro sahnesi olarak açılan Oyuncular Tiyatro Kahve, 2013’te binanın satılmasıyla perdelerini kapatmak zorunda kaldı.
2015’te Halep Pasajı’nın içindeki Maya Sahnesi perdelerini kapattı. 2001’de bağımsız bir sahne olarak kurulan, bir dönem BGST’nin Maya Cüneyt Türel Sahnesi olarak işlettiği, 2013’te Gerçek Tiyatrosu tarafından devralınan sahne, 2015’te tamamen kapandı. Sahne, bir süredir Cengiz Semercioğlu tarafından ofis ve TV çekimleri amaçlı kullanılıyor. 2012’de Fındıklı’da kurulan Craft Tiyatro da, 2015’te burayı kapattı ve önce Kadıköy’e, ardından Şişli Bomontiada’da sahne açtı.
Kürtçe tiyatronun önemli merkezlerinden biri hâline gelen Şermola Performans, 2010'da bir barı dönüştürerek açtığı sahnesini 2016'da ağırlaşan politik ortam nedeniyle kapattı. Seyri Mesel Sanat Atölyesi de, Kürtçe tiyatro yapılan bir sahne olarak 2002 yılında kuruldu, 2016’da çıkarılan KHK ile kapatıldı.
2018’in önemli kayıplarından biri de garajistanbul oldu. 2007'de açılan ve 2013’te el değiştirene kadar 500’e yakın oyuna ev sahipliği yapan mekân 2018’de kapandı.
2018’de kapanan bir başka yenilikçi sahne Tünel’de faaliyet gösteren Karakutu Tiyatro oldu. Karakutu 2010 yılında kapılarını açmıştı.
2020’de GalataPerform pandeminin zorlu koşullarında kapanan sahneler arasında yerini aldı. GalataPerform, mekâna özgü tiyatro yaklaşımıyla 2003’te kurulmuştu.
2025’te Bereze Gösterievi 2019’da açtığı Tophane’deki mekânını kapattı, bir süre sonra Kadıköy’de yeni bir mekânın kapılarını açtı. Aynı yılın sonunda Sadri Alışık Sokak’taki Taksim Ara Sahne kapısına kilit vurmak zorunda kaldı.
Son kayıplar: İstanbul DT ve Aksanat, İstiklal hattından çekildi
İstiklal Caddesi 2025’te hemen girişindeki simge mekânlardan birini kaybetti. 1993’ten bu yana pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan Aksanat, Karaköy’e taşınma kararı aldı. 125 kişilik salonuyla başta Akbank Çocuk Tiyatrosu olmak üzere pek çok tiyatroya ev sahipliği yapan Aksanat, artık Karaköy’deki Yeni Han’da olacak.
İstanbul Devlet Tiyatrosu, Taksim Sahnesi’nin ve AKM’deki sahnelerinin kapanmasının ardından hemen bölgeyi terk etmedi. Taksim Meydanı’nın simgesel yapısı AKM’nin 29 Ekim 2021’de yeniden açılışına kadar olan sürede önce İstiklal Caddesi’nde var olmaya çalıştı, sonra Asmalımescit’in ara sokaklarında sahne açtı.
İstiklal Caddesi üzerindeki Atlas Pasajı’nda bulunan Küçük Sahne uzun süre İstanbul Devlet Tiyatrosu’na ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin ilk oda tiyatrolarından biri olan sahneyi 1951 yılında Muhsin Ertuğrul kurmuş, kapandığı güne kadar pek çok farklı topluluğa ev sahipliği yapmıştı. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun 17 Kasım 2009'da “Ful Yaprakları” ile başlayan Küçük Sahne macerası 2018’de “Fatima'nın Erkekleri” ile bitti ve sahne Sinema Müzesi’ne dönüşerek, tiyatro sahnesi kimliğine son verdi.
İstanbul Devlet Tiyatrosu bu kez Asmalımescit'te, Perukar Çıkmazı'ndaki 1884 tarihli Garibaldi Binası’na yerleşti. Alexandre Vallaury’nin tasarladığı, uzun yıllar İstanbul'daki İtalyanların buluşma merkezi olan Garibaldi Binası 2017'de restore edildi. İstanbul DT Garibaldi Sahnesi 17 Ekim 2019'da “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” ile faaliyete geçti. Maalesef İstanbul DT artık burada yok. 2024-2025 sezonunun sonuna kadar kullanılan sahnede son temsil, 18 Mayıs 2025 günü oynanan “Işıltılı Haşerat” oldu. İstanbul DT, Taksim Meydanı’nda bulunan AKM’deki tiyatro salonunu ise kullanmaya devam ediyor.
Böylece 2025, İstiklal hattı için bir çekilme yılı olarak kapandı: Aksanat caddenin girişinden Karaköy’e, İstanbul Devlet Tiyatrosu Asmalımescit’ten AKM’ye çekildi, Taksim Ara Sahne Sadri Alışık’taki mekânını kaybetti.
Uluç Esen: Kültürel iklim ve seyircinin alımlama biçimi değişti
Maya Sahnesi’nin BGST tarafından kullanıldığı dönemde yönetiminde yer alan ve Beyoğlu’nun o dönemine tanıklık eden Doç. Dr. Uluç Esen, Gezi öncesinde, özellikle 2010-2012 arasında Beyoğlu’nun oldukça hareketli ve kalabalık olduğunu vurguladı. Ancak sorun o ki, o zaman da temel dertlerinden biri bu kalabalığın seyirci olarak sahnelerinde karşılığının olmamasıymış:
“Kâr beklentimiz çok yoktu ama 2,5 senenin sonundaki bilançomuzda gelir=gider noktasındaydık. Örneğin ortalama 30 seyirci ile zarar ediyorduk. 35 seyirci bizi dengeye getiriyordu. 40 kişi bazı arkadaşlarımıza küçük de olsa harçlık vermemize imkân tanıyordu. Komik ama ortalamada 5 seyirci işin rengini tamamen değiştirebiliyor.”
Pera’nın kültürel olarak tarihte hep inişleri, çıkışları olduğunu vurgulayan Esen, 6-7 Eylül olayları, Şan Tiyatrosu’nun kundaklanması, 1980 darbesi, Taksim Sahnesi’nin ardından AKM’nin, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun, Baro Han’ın kapatılması gibi olayları hatırlatıyor. Beyoğlu’nun bu dönemlerde hep kültürel bir merkez olmaya çalıştığını ama engellerle karşılaştığını belirten Esen, 2010 ve sonrasında kültürel iklimin ve seyircinin alımlama biçiminin değiştiği, Gezi sonrasında ise bilinçli bir dönüştürmenin söz konusu olduğu fikrinde.
Arka sokaklarda direnenler de var
Elbette İstiklal Caddesi büyük ölçüde boşalırken tiyatro Beyoğlu'nu tümüyle terk etmedi. Ana caddenin omurgasından inen sokaklarda ve kenar bölgelerde ikinci bir hat kuruldu. Bu hat, caddenin kendisinden çok daha uzun süre dayandı. Daha sınırlı kapasiteli oda tiyatrolarının, stüdyo sahnelerin ağırlıkta olduğu bu hat halen ayakta. Kumbaracı50, 2009'da İstiklal Caddesi’nden aşağı inen Kumbaracı Yokuşu’nda kuruldu. Aynı yokuşun biraz aşağısında 2018 yılında kurulan Gri Sahne bulunuyor. 2014 yılında o bölgede kurulan BiSahne de eskisi kadar yoğun olmasa da hâlâ açık.
Cihangir bölgesi de, ara ara el değiştirseler de, epeyce sahneye ev sahipliği yapıyor. Cihangir Atölye Sahnesi hem akademik çalışmaları, hem de yoğun repertuvarı ile 2017 yılından bu yana kapılarını güçlü biçimde açık tutan bir odak. Aynı bölgede daha önce sırasıyla Arama Tiyatrosu ve Sahne Cihangir olan mekân, 2014 yılından bu yana Tatavla Sahne olarak faaliyetine devam ediyor. Hemen yanlarında Çolpan İlhan Sahnesi, Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin çoğunlukla öğrencilerin kullandığı sahne olarak 2014’ten bu yana faal. Bölgenin en eskilerinden biri de 2003 yılından bu yana faaliyette olan Çıplak Ayaklar Kumpanyası’na ait çakStüdyo.
Ocak 2011’de Şişhane’de açılan Salon İKSV, mekânsız kalan özel topluluklara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Şişhane’deki bir başka sahne Asmalı Sahne 2015 yılından bu yana ayakta. Galata Kulesi civarında ise Bahçe Galata ve Mahal Galata 2019’da açılan iki ayrı sahne olarak varlıklarını sürdürüyor. İstos Sahne Zarifi ise 2023 yılında Büyük Zarifi Apartmanı oyunuyla aktif sahne yaşamına adım attı. Aynı yıl İBB, Metrohan’ın bir katını da tiyatro ve etkinlik alanı olarak düzenledi, hâlâ bağımsız tiyatroların sahne aldığı bir mekân olarak faaliyette.
Beyoğlu’nda son yıllarda ayrıca Non Box, Minoa Pera, Postane ve TheraPera gibi asli işlevi tiyatro sahnesi olmayan, ancak dönem dönem tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapan mekânların sayısında da artış görülüyor.
SES 1885 - Ortaoyuncular: Direnme gücümüzü geçmişimizden aldık
SES 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu, İstiklal Caddesi üzerinde tüm bu yaşananlara tanıklık eden tarihi ve büyük bir sahne olarak ayakta. 1885'te yapılan Halep Pasajı'ndaki sahne, 1989'dan bu yana Ortaoyuncular'ın kullanımında. Tiyatro Müdürü Mustafa Gültekin, son dönemi bir yalnızlık ve direniş hikâyesi olarak anlatıyor:
“Köhneleşen Beyoğlu’nda yalnız kaldık ama zaten Ortaoyuncular direnen bir tiyatro. Ferhan Şensoy’un, ilk günden vefatına kadar, sadece söz konusu yozlaşmaya bağlı erozyona karşı değil; darbelere, siyasi çalkantılara, ekonomik krizlere, gerici saldırılara karşı ekibiyle beraber direndiği bir tiyatro Ortaoyuncular. Beyoğlu’nda direnme gücünü bu geçmişimizden aldık.”
Beyoğlu’nda sadece tiyatronun bitmediğini, sinemaların kapandığını, “Beyoğlu’na çıkma” kültürünün geride kaldığını, kebapçılar, nargileciler ve yüksek sesle müzik çalan yerlerin yeni Beyoğlu olduğunu belirten Gültekin, “Tiyatrocular ve izleyiciler, hatta Beyoğlu’nun sakinleri daha sakin yerlere örneğin Kadıköy’e göç ettiler. Bizim Ses Tiyatromuz olduğu için göç etmemiz düşünülemezdi. Biz de her zaman yaptığımız ve çok iyi bildiğimiz şeyi yaptık; direndik. Ferhan Şensoy daha çok turne yaptı, susmadı, küsmedi, yazmaya, üretmeye ve umut etmeye devam etti. Seyircimiz azalsa da kemik Ortaoyuncular seyircisi bizi bırakmadığı için tiyatromuzu zor dönemden geçirerek bugünlere kadar geldik” değerlendirmesinde bulundu.
SES Tiyatrosu için yalnız kalmak, kapıyı kapatmak anlamına da gelmemiş. Beyoğlu'ndaki kapanışların ardından gelen misafir ekip taleplerini değerlendirdiklerini, sahnesi olmayan ya da sahnesi başka yerde olup Beyoğlu seyircisiyle buluşmak isteyen ekiplere kapılarını açtıklarını, açmaya devam ettiklerini vurguluyor. Bu dönüşüm onlara bir adım daha attırmış: Tiyatronun tam karşısındaki bir dükkânı Cafe Tiyatro adıyla buluşma noktası olarak işletmeye açmışlar. Gültekin bunu Halep Pasajı'ndaki ve giderek Beyoğlu'ndaki dönüşüme katkı, bir de “Buradayız ve genişliyoruz” mesajı olarak tarif ediyor.
İBB'den biri İstiklal'de biri Haliç'te iki önemli merkez
Muammer Karaca’nın 1955 yılında kendi kaynaklarıyla inşa ettirdiği tiyatro salonu harap halinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi eliyle kurtarıldı. Depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle 14 yıl kapalı kalan Muammer Karaca Tiyatrosu, aslına uygun olarak neredeyse yeniden yapıldı, mekânda yer alan Fransız Mahkemesi yapısı ile birlikte ana sahnenin yanında çalışma alanları ve sergi salonunun da bulunduğu bir komplekse dönüştü. İBB Miras ve İBB Kültür eliyle hayata döndürülen sahne, bir Tiyatroevi olarak kullanılacak. İBB Kültür’ün bir başka önemli adımı da Beyoğlu’nun Haliç kıyılarında atıldı. İstanbul Sanat olarak faaliyet gösteren Haliç Tersanesi içinde performans sanatları için hem sahne, hem çalışma alanı oluşturuldu. Ayakta 1500, oturarak 512 kişi kapasiteli olan büyük bir salona sahip olan bu merkezde, ayrıca 4 atölye, 4 eğitim, 3 çalışma odası, 3 toplantı odası yer alıyor. İstanbul Sanat Performans Sanatları Merkezi 16 Ekim tarihinde kapılarını açıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Tolga Volkan Arslan, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun kültür ve sanat dünyası için çok önemli bir buluşma mekânı olarak pek çok kişinin hayatında yer eden bir merkez olduğunu hatırlattı. Arslan, yola çıkarken bu merkezin tıpkı eskiden olduğu gibi yine kültür ve sanat hayatının emekçilerine, insanlarına ev sahipliği yapmasını; aynı zamanda Beyoğlu'ndaki bu aks içerisinde insanları gerçekten güzel etkinliklerle buluşturmasını; bağımsız tiyatroların bir sahnesi olmasını ve buluştukları, toplandıkları, sohbet ettikleri bir ev gibi hizmet etmesini hayal ettiklerini söyledi.
Volkan Arslan, Muammer Karaca'nın bağımsız tiyatroları önceleyeceğini ve sahneyi mümkün olduğu kadar bağımsız tiyatroların alanı olarak değerlendireceklerini belirterek, tiyatro alanında yaşanan krize dikkat çekti:
“Umarım bu canlılığı görürüz. Bu konu şöyle bir şey aslında; hayat pahalılığı, kiraların artışlarıyla birlikte özellikle kültür alanlarından kültür emekçileri çekilmek durumunda kaldı. Bu, bir çeşit kamunun bu yükü taşıyarak geri çağırma meselesi aslında. Bütün bu tarz özel bağımsız mekânlara, alanlara sahip olabilseler, o ekonomiye sahip olabilseler. Fakat şu anki koşullarda bu tarz dönüşüm süreçlerini kamu eliyle desteklemek ve ilerletmek durumundayız. Biz de aslında üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiriyoruz.”
FİTAŞ Dünya: Pasaj kendi geçmişini hatırlıyor
Muammer Karaca Tiyatrosu gibi, iyi bir haber de İstiklal Caddesi’nin başından geliyor. Eskiden büyük bir sinemaya ev sahipliği yapan FİTAŞ Pasajı’nda, iki salonu ve bir atölye alanı olan bağımsız tiyatro mekânı kuruluyor. Yakın döneme kadar Taksim Ara Sahne’nin hem kurucularından hem de Genel Koordinatörü olan Serhat Barış, şimdi yeni kurulan FİTAŞ Dünya Sahnesi’nin tiyatro müdürlüğünü üstleniyor. Taksim’de kalmanın, Taksim’de var olmanın önemine dikkat çeken Barış, FİTAŞ Pasajı’nın 3. katındaki yeni mekânın 211 kişilik bir büyük sahne, 79 kişilik bir küçük sahne ve büyük bir atölye alanını içereceğini belirtiyor.
FİTAŞ Pasajı, İstanbul için bir tiyatro hafızası taşıyor. FİTAŞ, 1965-66 sezonunda İpek Film tarafından Dünya Sineması ile birlikte kurulduğunda, Beyoğlu'nun en büyük sinema salonlarından biriydi. Haldun Taner’in öncülüğünde Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından kurulan Devekuşu Kabare’nin pek çok oyununa ev sahipliği yaptı. FİTAŞ Sineması, 2000’li yılların başında 2 büyük salondan 10 cep sineması çıkaran yeni bir yapıya dönüştü. Şimdi FİTAŞ Pasajı’nın bir katında tiyatro sahnelerinin açılması yeni bir işlev değil; bir anlamda yapının kendi geçmişine dönmesi anlamına geliyor.
Ekim ayında perdelerini açacak olan FİTAŞ Dünya’da her gün eş zamanlı iki oyun sahnelenmesi hedefleniyor. Mimari yapı ve ses yalıtımının iki ayrı oyunun eş zamanlı sahnelenmesine uygun olduğunu anlatan Serhat Barış, programa şimdiden yirmiye yakın oyun aldıklarını anlatıyor. Yakın zamana kadar İstiklal Caddesi üzerinde SES 1885 dışında sahne olmadığını, hâlâ oyun sahneleyecek yerlerin oldukça sınırlı olduğunu anlatan Barış, Kadıköy’de bile sahne bulmakta sorun yaşandığına dikkat çekiyor.
Barış’a göre, eskiden hemen her sokağında bağımsız sahnelerin bulunduğu Beyoğlu yavaş yavaş eski kimliğine tekrar kavuşuyor. FİTAŞ Dünya da tarihinden aldığı güçle bu geri dönüşe omuz vermeye hazırlanıyor.
Yeni sahneler: Alan Cihangir Art ve İstos Sahne Aznavur
Beyoğlu’ndaki alternatif sahne geleneği içinde “klasik tiyatro sahnesi olmayan mekânlar” da var. 2026 yılı içinde Sıraselviler Caddesi üzerinde 120 yıllık tarihi bir apartmanın ikinci katında açılan Alan Cihangir Art da bunlardan biri. 29 Nisan 2026’da mekâna has oyunu DNA ile kapılarını açan sahne için neden Beyoğlu’nu tercih ettiklerini kurucularından Nihan Okutucu, şöyle anlattı:
“Burası eskiden beri İstanbul’un merkezi. Her şehirde olduğu gibi İstanbul’da da kültür ve sanat tarihinin, hikâyelerinin ve yaşanmışlıklarının en yoğun olduğu yerlerden biri hâlâ Beyoğlu. Bizim için Beyoğlu’nun ilhamından beslenmek, özellikle gündemin iniş çıkışlarında motivasyonumuzun düştüğü zamanlarda da iyi geliyor. Burada hâlâ sanatçılar iç içe ve aynı dili konuşuyorlar. Bizim için bu ortak dil ve ortak tarih çok kıymetliydi. Alan Cihangir’i de bu kültürün içinde, onunla ilişki kurarak var etmek istedik. Bu nedenle Beyoğlu bizim için sadece bir adres değil, aynı zamanda projenin ruhunu besleyen bir yer.”
Alan Cihangir Art’ın aslında altı yıllık bir projenin sonucu olduğunu ve ardından mekânın geldiğini ifade eden Okutucu, ilk oyunları DNA’ya seyircinin tepkilerinin heyecan verici olduğunu, şaşıran, daha önce böyle bir deneyim yaşamadığını söyleyen izleyicilerle karşılaştıklarını belirtti: “Çünkü biz burada daha önce çok denenmemiş, hatta belki de hiç yapılmamış bir şeyi denedik. Bunun bir risk olduğunu biliyorduk. Ama bugün seyircinin bu deneyime verdiği karşılığı görmek, aldığımız riske değdiğini hissettiriyor.”
Okutucu, 2026 yılı içinde Beyoğlu’nda üst üste yeni tiyatro sahnelerinin açılmasını “Kesinlikle çok heyecan verici bir gelişme” olarak görüyor:
“Muammer Karaca bizim çocukluğumuzun tiyatrosu. Yeniden tiyatroya dönmesi bizi çok heyecanlandırdı. İkinci sahnesini Aznavur’da açan İstos Sahne’nin de bizim için özel bir yeri var. İstos’un ilk sahnesinin bulunduğu Zarifi Apartmanı, Alan Cihangir’e de ilham veren yapılardan biri. FİTAŞ Sahnesi’nin bağımsız oyunlara alan açması da çok değerli.”
Okutucu bu hareketliliğin sadece yeni sahnelerle sınırlı olmadığının da altını çiziyor. Alan Cihangir’in içinde bulunduğu Sıraselviler Caddesi 57 numaradaki apartmanın da her katında farklı bir sanat disiplinine ev sahipliği yapan bir kültür-sanat rezidansına dönüştüğünü aktaran Okutucu’ya göre bu da Beyoğlu’nun yeniden canlandığının bir göstergesi. Okutucu, Beyoğlu gibi güçlü bir tarihi ve kültürel hafızası olan yerlerin, içindeki yapıları ve insanları da kendi ruhuna uyum sağlamaya çağırdığını vurgulayarak, “Bu akışın yeniden oluşmasını içeriden izlemek ve bir parçası olmak bizi, her zorluğa rağmen devam etmeye motive ediyor” dedi.
İstiklal Caddesi üzerindeki Aznavur Pasajı da yeni bir sahneye ev sahipliği yapmaya başladı. İstos Sahne, Büyük Zarifi Apartmanı'ndaki ilk sahnesinin ardından ikinci sahnesini Aznavur Pasajı’nın sekizinci katında açtı. Geçen sezonun son günlerinde açılan İstos Sahne Aznavur ilk tam sezonuna 17 Eylül’de başladı. Geçmişte Bulunmaz Tiyatro, İkincikat’ın ikinci mekânı olan Sekizincikat, Sahne Aznavur gibi isimlerle farklı topluluklara ev sahipliği yapan bu mekân, artık bağımsız tiyatro topluluklarının sahne aldığı bir oda tiyatrosu olarak öne çıkıyor. İstos Sahne Aznavur da zaten amacını “yalnızca kendi üretimlerini sahnelemek değil, mekân ihtiyacı olan bağımsız topluluklara alan açmak, caddenin ortasında bir konser ve dinleti alanı kurmak, atölye programı yürütmek” olarak açıklıyor.
İBB Daire Başkanı Arslan: Hakikatli bir kültür zonu oluştu
İstiklal Caddesi’ni ve Beyoğlu’nun kimliğini değiştiren dönüşümde yerel yönetimlerin verdikleri kararlar kritik bir rol oynamıştı. Bugün Beyoğlu’nu yeniden düşünmeye iten gelişmelerin bir ayağında İstanbul Büyükşehir Belediyesi yer alıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Tolga Volkan Arslan, Muammer Karaca Tiyatrosu’nun yanı sıra Beyoğlu Sineması, Casa Botter, Metrohan, Zafer Toprak Arşivi, Cumhuriyet Müzesi gibi kültür sanat hayatına ve halkın hizmetine yeniden kazandırılan mekânları da hatırlatıyor.
Çok güzel örneklerin yaşandığını ifade eden Arslan, şu bilgileri verdi:
“Beyoğlu sinemasında sinemacılarla, Casa Botter'de sergiler ve sanatçılarımızla, Metrohan’da sergilerimiz, şimdi Zafer Toprak Arşivi’nde tarihçilerle, yine Metrohan’ın sahnesinde müzisyenlerle, bağımsız tiyatrolarla var olan dinamizme en az bunların iki katı kadar bir dinamizm katacak bir tiyatro salonu aslında Muammer Karaca. Bizim deyimimizle, bunu daha önce aslında politikalarımızı anlatırken açıklamıştık; orada hakikaten hakikatli bir kültür zonu oluştu şu anda. Bunu Beyoğlu’nda üreten birçok bağımsızın da dahil olduğu, Beyoğlu Belediyesi'nin de İBB'nin de içinde olduğu bir hareketlilikle yürütülebileceğine inanıyoruz. Umarım faydalarını kültür ve sanat hayatına katkılarını hep birlikte gözlemliyor oluruz.”
Tiyatro camiasıyla İBB Kültür ve Tiyatro Birimi’nin her zaman dirsek teması içinde olduğunu ifade eden Arslan, “Sorun, problem, veri, katkı, güzellik, iyi olan şeyler bize bir biçimde akıyor zaten camiadan. Biz bugüne kadar gelen taleplerin İBB'nin sorumluluğunda olan alanlarının birçoğunu Tiyatro Politikaları Birimi başlığı altında karşılamaya hep gayret ettik. Türkiye tarihinde ilk defa İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı tüm sahneleri yerel yönetimlerde ‘Bağımsız Tiyatro’ ibaresi ile 5000 TL’lik sembolik bir rakamla tiyatrolara kiralamaya başladık. Birçok yerdeki kültür merkezlerimiz tiyatrolara ev sahipliğini kat be kat arttırmaya başladı. Bu çok verimli bir dönüş oldu. Onun yanı sıra özellikle kültür merkezi sezonlarının kapandığı haziran ayından itibaren ekim ayına kadar provalar için bütün kültür merkezlerimizin salonlarını tiyatrolarımıza ücretsiz tahsis ettik” açıklamasında bulundu.
Bunlara paralel olarak görünürlüğe katkı için Antrakt gibi programlar ürettiklerini, “Yerinde İzle” projesiyle sahnesi olan tiyatrolara konuk olduklarını hatırlatan Arslan, “Biz her sene kültür merkezlerimizde cuma akşamları bedelini İBB Kültür karşılayacak şekilde özel tiyatrolara halkla buluşacakları alımlar da yapıyoruz. Bu da bir can suyudur. Elimizden geldiği kadar katkı veriyoruz” dedi.
Yine de bu adımların “tek başına genel problemlere çok fazla sirayet etmediğinin” farkında ve durumu daha doğru tespit etmek için düzenli olarak tiyatro araştırması yapıyor, raporlar hazırlıyorlar. Yakında bağımsız tiyatrolarla ilgili kapsamlı bir araştırma raporu hazırlayacaklarını ifade eden Arslan, konuya ilişkin şunları aktardı:
“Bu raporların herkes tarafından okunuyor ve biliniyor olması gerekir ki hem büyükşehir ölçeğinde Türkiye'deki belediye uygulamalarına örnek teşkil etsin hem İstanbul'daki ilçe belediyeleri hem de Kültür Bakanlığı gibi tiyatrolarla yine iletişimde olan bakanlıkların da bu konulardan haberdar olması sağlansın. Kısa süre içerisinde bunu da paylaşacağız. Biz oradan kendimize görev edindiklerimizi alacağız. Herkesin de görebilmesini ve görevlerini alabilmesini sağlamaya gayret edeceğiz. Her projemize muhakkak tiyatro dünyasından aldığımız sistemsel verileri dahil etmeye ve bunun gerçekleşmesi için çabalamaya devam ediyoruz. Birlikte çalışmak, birlikte alışveriş içerisinde olmak en büyük amaçlarımızdan biri.”
Bağımsızlar sistemli destek mekanizmaları istiyor
SES 1885 Tiyatrosu Müdürü Mustafa Gültekin de, İBB'nin kapanmak üzere olan Beyoğlu Sineması dahil birçok kültür mekânını uhdesine aldığını hatırlatarak, bu değişime tiyatro olarak destek verdiklerini söyledi. Beyoğlu Belediyesi'nin bir süredir Yaşasın Sahneler projesiyle ilçe sınırlarındaki tiyatro işletmelerine kiralamalar yoluyla destek olduğunu ifade etti. Bu sürecin daha ileriye taşınması için önerisi ise devlet kurumlarına yapılan ödemelere dair. Gültekin, belediyeden Maliye'ye, SGK'ye kadar tiyatroların ödediği vergi ve primlerde, belirli koşulları sağlayan sahneler için yasal bir indirim yapılmasını öneriyor. Bu talebin gerekçesini ise bir işletme gerçeğine dayandırıyor: “Bu işletmeler kayda değer para kazanmıyor, kazandıklarının vergisel kısmının bir bölümünün kendilerine kalması onları ihya eder.”
Mekân tahsisinin ötesine geçen kalıcı bir mali mekanizma da talepler arasında. Muammer Karaca Tiyatrosu konusunda ise beklentiyi bir adım öteye taşıyor: Yarın Karaca yetmezse, takviminde gelecek ekiplere yer bulunamazsa, İBB'den Beyoğlu'na yeni bir sahne kazandırmasının istenebileceğini söylüyor.
Doç. Dr. Uluç Esen, Beyoğlu’nun yeniden kültür sanat odağı haline gelmesinin bağımsız tiyatro için olumlu olacağı fikrinde, ancak yerel yönetimlerin yaklaşımıyla ilgili kaygılarını da dile getiriyor:
“İki ayrı yakada kültürel merkez oluşumu kuşkusuz hem tiyatro sanatına hem de şehir kültürüne çok büyük katkı sunar. Zamanında Beyoğlu’nda konuşlanan bağımsız tiyatroları kamu kurumları ve belediye desteklemedi ve pek çoğu sönüp gittiler. Kadıköy Belediyesi’nin de şu an ciddi bir kültür politikası ve desteği yok. Umarım Belediyeler semtlerinin kafe çokluğuyla değil kültürel çeşitlilik ve zenginliğiyle anılmasının önemini artık fark ederler.”
Yeni sahnelerin, İstiklal Caddesi civarındaki diğer sahnelerle birlikte yeni bir rüzgâr yaratıp yaratamayacağını, seyircinin de geri dönme fikrini benimseyip benimsemeyeceğini zaman gösterecek. Ayrıca Beyoğlu’nu kuşatan Galataport ve Tersane İstanbul gibi sermayeye ait tartışmalı yapıların bölgeye etkisi tartışılıyor. Bu yapılara, Polat Holding’in Piyalepaşa bölgesinde “özel sektör tarafından yapılan en büyük kentsel dönüşüm projesi” diyerek yürüttüğü rezidans, otel, iş merkezi projesinde yer alan büyük bir performans sanatları merkezi de eklenecek. Dönülen Beyoğlu artık eski Beyoğlu olmadığından yeni açılan kültür sanat mekânlarının nasıl bir işlev taşıyacağı da ayrıca gözlemlenmeye ve analiz edilmeye muhtaç.
Bilançoyu tek yönlü okumamak gerekiyor. 2026'nın beş açılışı, 2025'in dört kaybının hemen ardından geldi; kapanan kapılarla açılanlar sayıca birbirine yakın. Üstelik kamunun iki kolu farklı yönlere gidiyor: İBB Muammer Karaca’yı bağımsızlara açıp, İstanbul Sanat içine 512 koltuk kapasiteli sahne açarken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Devlet Tiyatrosu altı sezon kullandığı Garibaldi Sahnesi’nden sessizce çekildi, bölgede DT’nin elinde sadece AKM Tiyatro Salonu kaldı.
Beyoğlu’na dönüşün kalıcı olup olmayacağını, bu iki eğrinin önümüzdeki sezonlarda hangi yöne ayrılacağı belirleyecek. Şimdilik kesin olan şu: Daha önce burada perde açmakta zorlanan pek çok topluluk, Muammer Karaca Tiyatrosu, İstanbul Sanat’ta açılan büyük sahne, FİTAŞ Dünya, İstos Sahne Aznavur gibi bağımsız topluluklara alan açan yeni mekânlar sayesinde İstiklal Caddesi'ne geri döndü, Beyoğlu’nda daha fazla noktada perde açmaya başladı. Bu yönelimin devamı da gelecek gibi görünüyor.
Mesele perdeyi açık tutmak!
Mustafa Kara, Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. 1995 yılından bu yana medyanın farklı alanlarında çalıştı. Gazete ve televizyonlarda Haber Müdürlüğü, Kültür ve Ek Yayınlar Editörlüğü, Genel Yayın Koordinatörlüğü gibi görevlerde bulundu, köşe yazıları ve tiyatro eleştirileri kaleme aldı, kültür dergisi ve yayınevi yönetti. Avrupa Birliği’nin CultureCIVIC programının desteğiyle “Türkiye’de Kamusal Tiyatro Deneyimleri” üzerine bir video serisi hazırladı. Serbest gazeteci olarak meslek yaşamına devam ediyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi ve kurucusu olduğu Sosyal Fayda için İletişim Derneği'nde Genel Sekreterlik görevini sürdürüyor.