GÜLSEVEN ÖZKAN
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş 27 Eylül 2024'te kaybolmuş ve 18 gün süren arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısında ölü bulunmuştu. Soruşturma sürerken Van Barosu, Rojin Kabaiş soruşturma dosyasında Dava Takip Komisyonu tarafından bugüne kadar yürütülen çalışmalara ilişkin kamuoyunu bilgilendirdi. Baro tarafından paylaşılan ve 3 Temmuz’da hazırlandığı ifade edilen bilgi notunda dosyada bulunan "kısıtlılık kararı" nedeniyle tüm ayrıntılara yer verilemediği belirtilirken resmi kurumlara iletilen talepler ve dosyadaki süreç aktarıldı.
Öte yandan Rojin Kabaiş'in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut savcılıktan “diatom testi” yapılmasını, Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunun yeniden değerlendirilmesini ve gerekmesi halinde fekki kabir (fethi kabir-mezarın açılması) işlemi yapılmasını talep edeceklerini açıkladı.
Diatom testi neden önemli?
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü'nden Prof. Dr. Emel Hülya Yükseloğlu da diatom testinin ilk aşamada yapılmamasını "önemli eksiklik" olarak değerlendirdi. Prof. Dr. Yükseloğlu, "Bu test, Rojin'in suda boğularak mı öldüğünü yoksa öldürüldükten sonra mı suya atıldığını ortaya çıkarabilirdi. En doğrusu ölüm gerçekleştiği an hem o sudan örnek almak hem de kişinin akciğerlerinden örnek almak en doğrusuydu. Şu anda Rojin'in akciğerleri çürümüştür. Karaciğer de çürümüştür, ama kemik iliğinden alınabilir. Organlar, yumuşak organlar çabuk çürür, ama kemik öyle değildir. Eğer organlarda, kemik iliğinde bulunan diatomlar özellikle boğulma suyu ile eşleşiyorsa kişinin canlıyken su yuttuğunu ve boğulduğunu anlarız. Burada genç kızın suda boğularak ölüp ölmediğini anlardık. Yani oraya taşındı mı yoksa suda boğuldu mu?” ifadelerini kullandı.
Bilgi notundaki en dikkat çeken başlık: Diatom testi
Öte yandan Van Barosu'nun kamuoyuyla paylaştığı bilgi notunda en dikkat çeken başlıklardan biri diatom testine ilişkin değerlendirmeler oldu. Bilgi notunda, Rojin Kabaiş'in akciğerlerinde su bulunmamasına rağmen ölüm nedeninin "suda boğulma" olarak değerlendirilmesinin bilimsel olarak açıklığa kavuşturulması amacıyla diatom testi talep edildiği belirtildi. Bu kapsamda, 3 Ocak 2025 tarihli dilekçeyle testin yapılıp yapılmadığının sorulması, yapılmışsa raporunun dosyaya sunulması, yapılmamışsa ise fekki kabir dahil gerekli yöntemlerle gerçekleştirilmesinin istendiği ifade edildi. Ayrıca, diatom testi ve otopsi numuneleri üzerinden Rojin'in suda mı yoksa su dışında mı boğulduğunun ve yuttuğu suyun Van Gölü'ne mi yoksa başka bir su kaynağına mı ait olduğunun belirlenmesi talep edildi.
Van Barosu'nun açıklamasında şu ifadelere de yer aldı:
"Bu yöntemle Rojin'in suda mı yoksa su dışında mı boğulduğunun ve yuttuğu suyun Van Gölü suyu mu yoksa başka bir su mu olduğunun belirlenmesi istenmiştir. Ancak ATK cevabı yazıda diatom bilimsel yönteminin Türkiye'de uygulanmadığı, uygulanamayacağı ve bilimsel olarak sağlıklı bir yöntem olmadığı belirtilmiştir."
2011 tarihli araştırma diatom analizinin uygulandığını gösterdi
Ancak Adli Tıp Dergisi'nin Nisan 2011 sayısında yayımlanan "İstanbul'da Otopsisi Yapılmış Suda Boğulma Sonucu Ölüm Olgularında Diatom Varlığının Değerlendirilmesi" başlıklı bilimsel çalışma, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde diatom analizinin uygulandığını farklı bir dosyada ortaya koydu.
Akademisyenlerin yanında alanda uzmanların da yer aldığı araştırma, Bahadır Kumral, Yalçın Büyük, Gülser Fidancı, Ebru Cun, Mehmet Özbay, Cüneyt destan, Cenger Deniz ve Oğuzhan Melez tarafından hazırlandı.
Çalışmada, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde 2003-2007 yılları arasında otopsisi yapılan 440 suda boğulma olgusu retrospektif (geriye dönük inceleme) olarak incelendi. Araştırmada yaş, cinsiyet, akciğer ağırlığı, mide ve bağırsaklarda su bulunup bulunmadığı, mantar köpüğü ile "organ örneklerinde diatom varlığı" değerlendirildi. Bulgular bölümünde, diatom analizi bulunan 433 olgunun 300'ünde sonucun negatif olduğu, tatlı su ve tuzlu su vakalarının da ayrıca istatistiksel olarak karşılaştırıldığı belirtildi.
Araştırmacılar sonuç bölümünde ise şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kontaminasyon ve kullanılan sindirme yöntemi gibi tüm faktörlerin değerlendirilmesi için diatom analizinde kullanılan farklı yöntemlerin de kullanılmasıyla boğulma ortamına ait örneklerle birlikte karşılaştırmalı olarak değerlendirecek prospektif, kontrollü çalışmalar ile diatomların suda boğulma tanısında kullanılabilirliğinin gözden geçirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."
Uzmanlar geçmişte testin yapıldığını belirtti
2011 yılında yayımlanan bilimsel çalışma, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde diatom analizinin uygulanarak değerlendirildiğini ortaya koyarken, Van Barosu'nun bilgi notuna göre ATK'nin Rojin Kabaiş dosyasına verdiği yanıtta ise diatom yönteminin Türkiye'de uygulanmadığı, uygulanamayacağı ve bilimsel olarak sağlıklı olmadığı ifade edildi. Uzmanlar ise diatom testinin geçmişte uygunladığını ancak günümüzde bu yönteme çok nadir başvurulduğunu dile getirdi.
Öte yandan bu araştırmada, diatom analizinin uygulanmış olduğunu göstermekle birlikte yöntemin suda boğulma tanısındaki bilimsel güvenilirliğinin daha kapsamlı çalışmalarla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini de vurgulandı.
Baronun bilgi notunda başka neler yer aldı?
Rojin Kabaiş'in kaybolduğu dönemde arama çalışmalarının ağırlıklı olarak "intihar" ihtimali üzerinden yürütüldüğü belirtilen bilgi notunda nöbetçi savcı, Cumhuriyet Başsavcısı ve emniyet yetkilileriyle görüşüldüğü ifade edildi. Açıklamaya göre, Rojin Kabaiş'in cansız bedeninin 15 Ekim 2024'te bulunmasının ardından Van Barosu ve Kadın Hakları Merkezi üyeleri otopsi sürecini takip etti. Baro, bağımsız bir hekimin otopsiye katılmasını istedi. İlk talep vekâlet ilişkisi olmadığı gerekçesiyle reddedildi ancak Rojin Kabaiş'in babasının vekâlet vermesi üzerine bağımsız hekim otopsiye katıldı. Daha sonra soruşturmayı takip etmek üzere Van Barosu bünyesinde bir dava takip komisyonu oluşturuldu.
Baro komisyon üyeleri, soruşturma dosyasındaki kısıtlılık kararına itiraz ederek dosyaya erişim, ön otopsi raporunun paylaşılması ve soruşturmanın genişletilmesi yönünde çok sayıda başvuruda bulunulduğunu açıkladı. Açıklamada bu taleplerin ardından savcılığın kolluk birimlerinden ek araştırmalar istediği, Cinayet Büro Amirliği'nden ise 17 maddelik ek inceleme talep edildiği belirtildi. Baronun notunda ayrıca soruşturmanın etkin yürütülmediği gerekçesiyle dosyaya ikinci bir Cumhuriyet savcısının görevlendirilmesini istendiği, bu talebin ardından 14 Ocak 2025'te dosyaya ikinci savcının atandığı ifade edildi.
Bilgi notunda, olay günü ve sonrasına ait kamera kayıtlarının toplanması, dijital görüntülerin iyileştirilmesi ve görüntülerde yer alan kişilerin kimliklerinin belirlenmesine yönelik çok sayıda talepte bulunulduğu belirtildi. Açıklamada, "Rojin'in en son görüldüğü bölgede yer alan çardak içerisinde görülen 4 şahsın ve bisikletli kişinin kimlik bilgilerinin belirlenmesi talep edilmiştir" denilirken, dosyaya ikinci savcının atanmasının ardından bu kişilerin kimliklerinin tespit edilmediğinin ve araştırmaların eksik bırakıldığının görüldüğü ifade edildi.
“Kamera görüntüleri iyileştirilemedi”
Kamera kayıtlarının olayın aydınlatılması açısından yetersiz kaldığı belirtilen bilgi notunda, görüntüler için teknik iyileştirme talep edildiği aktarıldı. TRT tarafından yapılan incelemeye ilişkin ise, "Kamera görüntülerinin iyileştirilmesinin, kameraların görüntü kalitelerinin düşük olması ve dosyaya yarar görüntülerin kameralara fiziki mesafesinin fazla olması nedeniyle teknik olarak mümkün olmadığı bildirilmiştir" ifadelerine yer verildi. Ayrıca, kayıtların TÜBİTAK ve diğer kurumlara da gönderildiği belirtildi.
“Cep telefondaki veriler inceleniyor”
Bilgi notunda, Rojin Kabaiş'in cep telefonu, SIM kartı ve dijital materyallerinin incelenmesi, silinen verilerin geri getirilmesi ile WhatsApp, Telegram ve BİP başta olmak üzere iletişim kayıtlarının araştırılmasının talep edildiği belirtildi. Açıklamada, Telegram yazışmaları, Google hesap verileri, Instagram aramaları ve e-posta geçmişine ilişkin incelemelerin dosyaya alındığı, ancak bunlardan Rojin'in ölümüyle bağlantılı bir bulgu elde edilemediğinin bildirildiği aktarıldı.
Açıklamada ayrıca, telefonun açılabilmesi için Türkiye'deki teknik incelemelerin yanı sıra İspanya ve Çin makamları nezdinde de girişimlerde bulunulduğu belirtilerek, "Telefon henüz açılamadığından telefon içindeki verilere erişim ve delil toplanma faaliyetleri aradan geçen 2 yıla rağmen henüz mümkün olmamıştır" denildi. Bilgi notunda, "Cihaz şifresinin çözülememesi nedeniyle tam kapsamlı içerik erişimi sağlanamamıştır" ifadelerine de yer verildi.
“Bazı araştırmalar yüzeysel yapıldı”
Bilgi notunda, HTS kayıtları, baz istasyonu verileri, PTS kayıtları ve şüpheli araçlara ilişkin kapsamlı incelemeler talep edildiği belirtildi. Açıklamada, Rojin Kabaiş'in kaybolduğu bölge ile cansız bedeninin bulunduğu alanda ortak sinyal veren telefonların tespit edilmesi, beyaz araç iddialarının araştırılması ve araç sahiplerinin belirlenmesi yönünde başvurular yapıldığı ifade edildi.
Ancak bilgi notunda, "Alanda bulunan baz istasyonunun sayısının sınırlı olması, bu bazlardan sinyal alan hatların çokluğu nedeniyle baz verileri üzerinden Rojin'in hareketleri tespit edilememiştir" denildi. Ayrıca şüpheli araçlara ilişkin incelemelerde "Araştırmalar yüzeysel yapılmış ve bu hususta anlamlı bir sonuç tarafımıza iletilmemiştir" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, baz istasyonu direğindeki “kameranın kayıt yapmadığının ve “direk üzerindeki kameranın olay tarihinden sonra söküldüğünün" tutanak altına alındığı da aktarıldı.
“Terlik bulunamadı, Rojin’in en son ne yediğine yönelik talebe olumsuz yanıt verildi”
Bilgi notunda, olay yerindeki fiziksel delillerin incelenmesi, Rojin Kabaiş'e ait terliğin bulunması, kek ve diğer bulguların olayla ilişkilendirilmesi ile mide içeriğinin son tükettiği gıdalarla karşılaştırılmasına yönelik taleplerde bulunulduğu belirtildi. Açıklamada, "Tahkikat Bitlis ili göl sınırlarında bulunan yerlerde dahil olmak üzere genişletilmiş, şu ana kadar Rojin'in terliğine ulaşılamamıştır" denildi.
Bilgi notunda ayrıca, Rojin Kabaiş'in kaybolduktan sonra başka bir gıda tüketip tüketmediğinin belirlenmesi amacıyla otopside tespit edilen mide içeriğinin, yurtta son yediği akşam yemeğiyle karşılaştırılmasının talep edildiği aktarıldı. Ancak bu talebe ilişkin Adli Tıp Kurumu ile Tarım Müdürlüğü'nden olumsuz yanıt geldiği belirtilirken, "Market ve kek içeriğine dair olay anına yönelik net bir tespitte bulunulamadığı tutanak altına alınmış, bu durum halen gölgede kalmıştır" ifadelerine yer verildi.
DNA tespiti ardından neler yapıldı?
Bilgi notunda, Adli Tıp Kurumu'nun ilk raporunda iki farklı erkeğe ait DNA profili tespit edildiği, ancak DNA'nın hangi vücut bölgelerinde bulunduğunun açıklanmadığı belirtildi. Bunun üzerine, "Erkek DNA'larının hangi vücut bölgelerinden alındığının açıklanması, kim ya da kimlere ait olduğunun belirlenmesi ve bulaş ihtimali dışlanırsa bu DNA'ların şüpheli DNA kabul edilerek soruşturmanın genişletilmesi istenmiştir" denildi. Açıklamada, DNA'nın bulunduğu bölgelere ilişkin raporun uzun süre dosyaya sunulmaması üzerine Adli Tıp Kurumu hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, daha sonra hazırlanan raporda DNA'nın sternum ve intravajinal bölgede tespit edildiğinin bildirildiği aktarıldı. KYK'de görev yapan erkek personel, üniversitenin özel güvenlik görevlileri, dosyada tespiti yapılan kişiler ve gerekli görülmesi halinde beyaz araçta bulunan erkeklerden DNA örnekleri alınarak karşılaştırma yapılmasının istendiği kaydedildi. Kamuoyuna yansıyan iddialar üzerine Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü ile yeğenine ait DNA örneklerinin de karşılaştırılması için inceleme yapıldığı belirtildi.
Açıklamada “Kamuoyuna yansıyan iddialar dayanak gösterilerek söz konusu YYÜ Rektörü ve adı geçen yeğenine ait DNA kıyaslaması talep edilmiş, bu talep doğrultusunda kan örnekleri alınarak inceleme gerçekleştirilmiştir" denildi.
“2 bin erkeğe ait DNA örneği ayrıştırıldı”
Açıklamada ayrıca, "Çevre köylerdeki ve kampüsteki tüm erkeklerden toplu DNA taraması yapılması" talebinin savcılık tarafından "genele matuf, soyut ve ölçüsüz" bulunarak reddedildiği ifade edildi. Bilgi notunda, bugüne kadar 490 kişinin DNA incelemesinin tamamlandığı, 500 kişinin daha incelemeye alınacağı ve toplam yaklaşık 2 bin erkeğe ait DNA örneğinin ayrıştırıldığı yönünde bilgi verildiği de aktarıldı.
Bilgi notunda ayrıca, ölüm zamanının ve Rojin Kabaiş'in suda ne kadar süre kaldığının bilimsel yöntemlerle belirlenmesi, vücuttaki larva bulgularının bu kapsamda yeniden değerlendirilmesi ve iki erkek DNA'sının yeniden inceleme yapılmasının talep edildiği aktarıldı.
"Cinsel saldırı ihtimali araştırılsın"
Açıklamada, Rojin Kabaiş'in regl döneminde olduğuna ilişkin bulgular ile eksik ped nedeniyle olası cinsel saldırı ihtimalinin jinekolojik ve adli tıp uzmanlarınca değerlendirilmesinin istendiği belirtildi. Ayrıca kayıp terliklerin aranmasının sürdürülmesi, cansız bedende çorap bulunmaması nedeniyle yurttan çıkış görüntülerinin yüksek çözünürlükte incelenmesi ve bu durumun adli tıbbi olarak değerlendirilmesi talep edildiği ifade edildi.
Bilgi notunda, Van Barosu'nun otopsiye gözlemci doktorun katılımını sağladığı, bu doktorun raporunda yer alan travmatik bulgular, hyoid kemiği ve tırnak altı doku örneklerine ilişkin iddiaların yeniden incelenmesinin istendiği kaydedildi. Ayrıca, Van Gölü'ndeki akıntılar ve bir bedenin sürüklenme ihtimaline ilişkin Karadeniz Teknik Üniversitesi'nden bilimsel bilirkişi raporu talep edildiği ve raporun dosyaya sunulduğu belirtildi.
“İhbarlar Baro tarafından incelendi”
Bilgi notunda, Rojin Kabaiş'in kaybolduğu tarihten cansız bedeninin bulunmasına kadar geçen süreçte olayla bağlantılı olabileceği veya bilgi sahibi olduğu değerlendirilen çok sayıda kişinin ifadesinin alınmasının talep edildiği belirtildi. Açıklamada, arama çalışmalarına katılanlar, yurt ve üniversitedeki öğrenciler ile güvenlik görevlileri, aile üyeleri, arkadaşları, sağlık personeli, sosyal medya üzerinden ihbarda bulunan kişiler ve aile tarafından şüpheli görülen isimler dahil çok sayıda kişinin beyanına başvurulduğu, bazı kişilerin ifadelerinin ise eksikliklerin giderilmesi amacıyla birden fazla kez alındığı ifade edildi. Ayrıca, sosyal medya ihbarlarının da ayrıntılı şekilde incelendiği kaydedildi.
“Rektör ve yurt müdürü hakkında şikayette bulunuldu”
Bilgi notunda, kampüs ve olay yerindeki güvenlik zafiyetleri, sahil şeridindeki aydınlatma yetersizliği, çalışmayan veya sökülen kamera sistemleri ile Rojin Kabaiş'in yurda dönmemesine rağmen ailesine zamanında haber verilmemesi nedeniyle sorumluluğu bulunan görevliler hakkında cezai işlem yapılmasının talep edildiği belirtildi. Açıklamada, "Van YYÜ Rektörü ve yurt müdürü hakkında Van Barosu Başkanlığı’nca şikayette bulunulmuştur" denildi.
Bilgi notunda, yurt yetkilileri hakkında Van Valiliği'nin soruşturma izni vermediği, bunun üzerine Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurulduğu ve mahkemenin 2 Nisan 2026'da soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı kaldırarak ilgililer hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdiği ifade edildi. Soruşturmanın ise halen sürdüğü aktarıldı.
“İhmali olan kamu görevlileri cezai sorumluluğu belirsiz“
Açıklamada ayrıca, erkek DNA'larının hangi vücut bölgelerinden alındığına ilişkin bilgilerin uzun süre paylaşılmaması ve Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yazılarına yanıt verilmemesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu görevlileri hakkında da şikayette bulunulduğu belirtildi. Bilgi notunda, tüm idari belge ve ifadelere rağmen “ihmal iddialarının hangi kamu görevlileri yönünden cezai sorumluluğa dönüşeceğinin ise halen belirsizliğini koruduğu” kaydedildi.
“İhmal iddiaları aydınlatılmalı”
Bilgilendirmenin sonuç bölümünde, Van Barosu'nun girişimleriyle soruşturmanın kamera kayıtları, dijital materyaller, HTS ve baz verileri, DNA incelemeleri, adli tıp raporları, tanık beyanları ve kurumsal ihmal iddiaları gibi birçok başlıkta genişletildiği belirtildi. Ancak açıklamada, "Tüm bunlara rağmen dosyada halen açıklığa kavuşturulması gereken çok önemli hususlar bulunmaktadır" denildi.
Açıklamada, "Başta erkek DNA bulgularının kesin olarak kimlere ait olduğunun belirlenmesi, dijital materyallerin tam olarak çözümlenmesi, kurumsal ihmal iddialarının cezai sorumluluğa dönüşüp dönüşmeyeceğinin netleştirilmesi ve Rojin Kabaiş'in ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılması gerekliliğini sürdürmektedir" ifadelerine yer verildi. Bilgi notunda ayrıca, Van Barosu ile Kadın Hakları Merkezi'nin soruşturma sürecini takip etmeyi sürdüreceği ve "maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adalet arayışının sürdürülmesi" yönündeki çalışmalarına devam edeceği belirtildi.