Ercüment Akdeniz "Kardeşim Boro"yu anlattı: Hapishane defterlerine 7 kez yazdım

HİLAL YAĞIZ |Gazeteci-Yazar Ercüment Akdeniz, Silivri Cezaevi’nde kaleme aldığı son kitabı "Kardeşim Boro"nun yazım sürecini ve arka planını anlattı. Akdeniz, kitabın sadece bir aile öyküsü değil, Anadolu’nun evrensel göç trajedisine tutulan bir ayna olduğunu vurguladı.

HİLAL YAĞIZ

İSTANBUL – Gazeteci Ercüment Akdeniz, Nisan ayında okurla buluşan ve büyük ilgi gören “Kardeşim Boro: Kanatlarını Göçte Bırakanlar” kitabı üzerine konuştuk. Akdeniz, 30 yıldır zihninde taşıdığı bu projeyi, kaderin bir cilvesi olarak kardeşiyle benzer bir mekânda, cezaevinde tamamlama imkânı bulduğunu belirtti.

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ


Harita metot defterlerinden kitaba: 7 kez redakte edildi

Kitabın yazım sürecinin zorlu ama verimli geçtiğini ifade eden Akdeniz, cezaevi koşullarındaki üretim sürecini şu sözlerle aktardı:

"Sekiz aylık bir cezaevi sürecim oldu. Harita metot defterlerine yazdım. Bilgisayar imkânı olmadığı için kitabı yedi kez üst üste elle yazarak redakte ettim. Sonra parşömen kağıtlarla dışarı gönderdim." Akdeniz, bu süreci kendisi için bir "şans ve vefa borcu" olarak tanımladı.

"Hangimiz göçmen çocuğu değiliz?"

Kitap, 1966 Varto depreminden başlayarak Akdeniz ailesinin dört kuşaklık göç serüvenini odağına alıyor. Ancak yazar, bu hikâyenin bireysel olmaktan öte toplumsal bir yüzleşme barındırdığını savunuyor:

"Anadolu’daki her insan aslında bir göç toplumunun parçası. Hangimize dokunsak altından ya bir mübadele, ya bir deprem kaçışı ya da bir sürgün hikâyesi çıkıyor. Bu kitap vesilesiyle herkes kendi göç tarihine yolculuk yapabilir."

Empati ve iyileşme vurgusu

Yıllardır mülteci ve göçmen hakları üzerine çalışan Akdeniz, kitabın yerleşik toplumla göçmenler arasında bir köprü kurmasını hedeflediğini belirtti. Kendi aile tarihindeki göçle yüzleşmenin insanı güçlendirdiğini ve iyileştirdiğini söyleyen Akdeniz, "Kardeşim Boro"nun bu anlamda evrensel bir empati zemini sunduğunun altını çizdi.

"Her göç hikâyesi özünde sınıfsaldır"

Ercüment Akdeniz, "Kardeşim Boro"nun sadece bir anı kitabı değil, Türkiye’nin işçi sınıfı tarihine ve yoksullukla şekillenen göç yollarına tutulmuş bir ayna olduğunu vurguladı. Akdeniz, "Anadolu'nun göç hikâyesi, aynı zamanda bir hayatta kalma mücadelesidir" dedi.

Akdeniz, kitabın merkezindeki göç olgusunun bireysel tercihlerden ziyade, sınıfsal zorunluluklarla şekillendiğini ifade etti.

Kendi kökenindeki göçle yüzleşmenin insanı güçlendirdiğini söyleyen Akdeniz, "Hangi coğrafyadan gelirse gelsin, yoksulluğun dili birdir. Kendi tarihimizdeki göçle bağ kurmak, bugünün mülteci meselesine de daha sınıfsal ve insani bir yerden bakmamızı sağlıyor. Bu bakış açısı hepimiz için iyileştiricidir" dedi.

"Göç, sınıfsal bir savrulmadır"

Kitabında dört kuşağın hikâyesine odaklanan Akdeniz, 1966 Varto depreminden büyükşehirlerin işçi mahallelerine uzanan yolculuğu sınıfsal bir perspektifle ele alıyor. Söyleşide, göçün romantize edilmesine karşı çıkan yazar, şu noktalara dikkat çekti:

"Mülteciler ve göçmenler üzerine yıllarca çalıştık; onların hangi acıları çocuklarına miras bıraktığını gördük. Kendi aile tarihimize baktığımda da aynı şeyi görüyorum: Anadolu insanı yerinden yurdundan koparken aslında sınıfsal bir kaderin peşinden sürükleniyor. Bu kitap, o yoksulluk döngüsünün ve emek mücadelesinin bir dökümüdür."

Podcast Haberleri