MetroPoll Araştırma Genel Müdürü Kınıklıoğlu: Son anket trend bozucu... Özel parti kurarsa dengeler alt üst olur

MetroPoll Araştırma Genel Müdürü Suat Kınıklıoğlu, Kemal Göktaş’ın sorularını yanıtladı. Kınıklıoğlu; Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurması halinde yüzde 33-34 bandından başlayabileceğini, CHP ile birlikte toplam potansiyelin yüzde 46’ya ulaşabileceğini söyledi. Kınıklıoğlu, İktidar blokundaki oy kaybını, erken seçim ihtimalini, dış politikanın seçmen üzerindeki etkisini ve çözüm sürecinin oy verme davranışları üzerindeki etkisini değerlendirdi.

KEMAL GÖKTAŞ

Metropoll Araştırma Genel Müdürü Suat Kınıklıoğlu, Kısa Dalga'ya yaptığı özel açıklamalarda, Türkiye'deki siyasi iklimi tamamen değiştirecek güçte anket verilerine ulaştıklarını açıkladı. CHP’deki bölünme tartışmalarından, iktidarın yeni anayasa ve "terörsüz Türkiye" stratejisine, NATO zirvesinin iç siyasete yansımalarından erken seçim ihtimallerine kadar kritik başlıkları değerlendiren Kınıklıoğlu, siyasetteki dip dalgayı gözler önüne serdi.

"Türk siyasetinde yeni bir dönem başlıyor"

Metropoll Araştırma'nın verileri Türkiye'de hep dikkate alınır, siyasetin okunmasında dikkate alınır. Şimdi Suat Bey'e şunu sormak istiyorum: herkesin merak ettiği soru. Özgür Özel yeni parti kurursa, Özgür Özel ve ekibi diyelim, daha doğrusu, siyasette denge nasıl değişir?

Suat Kınıklıoğlu: Yani bir şeyi bilmekte fayda var. Bu ay yaptığımız ölçümler gerçekten bizim sektörde trend bozucu olarak adlandırdığımız, yani var olan trendleri tamamen değiştiren bir veri seti bize geldi. Gerçekten Türk siyasetinde yeni bir dönemin başladığını aslında işaret eden sonuçlar geldi. Kamuoyu, seçmen, partililer olan biteni yakından izlemiş. Her ne kadar bazı kesimlerde halen kafa karışıklığı olsa da bu sonuçlar eğer Özgür Özel ve arkadaşlarının siyasette olmadığı bir durumda Türkiye siyasetinde ciddi bir temsil krizi çıkabileceğini, yani yüzde 36'ya yakın "Sandığa gitmem" veya "Protesto oyu kullanırım" türünde cevaplar aldık. Bu tabii çok önemli bir rakam.

Olası yeni partiye destek

Özgür Özel ve arkadaşları parti kurarsa, şu anda Türkiye'de daha önce çok az siyasiye nasip olabilecek yüksek bir oranla başlıyorlar. 33-34 bandı civarında bir rakamla karşı karşıyayız. Tabii, bu rakamları zikrederken şunu da unutmamamız gerekiyor. CHP Genel Merkezi'nin kolluk kuvvetiyle ele geçirilmesi, akabinde Özgür Özel ve arkadaşlarının o yürüyüşü yapmaları, oradaki ifadeler, dramatik görüntüler tabii ki halen tazeliğini koruyordu ve bu verilerin çıkmasında tabii önemli bir katkı sağladı bence.

Tabii yarın bu parti kurulur, isimler belli olur, temel felsefesi ve ideolojik yönelimi daha netleştiğinde bu rakamların belki bir miktar daha geriye gitme ihtimali de olabilir. Ama tabii buradaki belirleyici olan nokta, Özgür Özel ve arkadaşlarının göstereceği liderlik, Özgür Bey'in göstereceği liderlik ve partinin kamuoyunda nasıl algılanacağıyla ilgili izlenim; tabii ki siyasi strateji. Sadece mağdur olmak veya mağduriyete maruz kalmak, kendi başına bir siyasi strateji değildir. Seçmen aynı zamanda bu yeni bir partinin eğer kurulursa veya Özgür Özel ve arkadaşlarının önümüzdeki süreçte stratejik olarak nasıl bir oyun planına sahip olduklarını görmek isterler temel olarak. Ama yani şunun altını mutlaka çizmek lazım. Mayıs 2026'ya göre Haziran 2026 bir kırılma noktasıdır. Özgür Özel ve arkadaşları, siyasette eğer temsil edilemezlerse, bunun genel olarak bir temsiliyet krizine yol açabileceğini altını çizmemiz lazım.

"İdeolojik arayış" ve kararsızlık

Bir kere şeyi çok merak ediyorum. Yani, Özgür Özel'in kuracağı partinin ideolojisi ne kadar belirleyici? Araştırmanızda buna dair bir şey var mıydı?

Seçmenin bir kesimi, yani yeni bir CHP'nin ikinci bir kopyasını istemediğini ifade ediyor. Fakat önemli bir bölümü de sosyal demokrat olmalı, merkez solda konumlanmalı görüşüne hâkim. Azımsanmayacak bir bölüm de muhaletin diğer unsurlarıyla birlikte çalışarak daha kapsayıcı olmalı, daha geniş bir yelpazeye hitap etmeli görüşünü ifade etmiş. Yani orada merkez solda ama aynı zamanda demokrasi çadırını büyüten, diyeyim, demokrasi meselesini dert edinmiş; ama merkez soldan belki gelmeyen unsurların da katılmasının arzu edildiği gözüküyor.

CHP mevcut haliyle ilk bu butlan kararı verildikten sonra toplumsal meşruiyeti çok sınırlıydı. Ama şöyle görüşler var ve şöyle gözlemler de var. Kurumsallaşmayla birlikte, en nihayetinde CHP Genel Merkezi'nde oturan bir genel başkan, işte onun bir MYK'sı, ne kadar meşru olmasa da işte mahkeme kararıyla gelmiş olsa da CHP logosunu kullanan, CHP söylemini kullanan bir işleyiş giderek toparlayabilir gibi görüşler vardı. Toplumsal düzeyde değilse bile bazı kanaat önderlerinde bu yollu hafif kayışlar olduğu görülüyor. CHP içerisinde de bazı milletvekillerinin, başta Özgür Özel'in arkasında toplanan milletvekillerinin bazılarının kararsız olduğuna dair çokça haber, analiz ve gözlem var. Bu nasıl evrilebilir?

Tabii, çok dramatik bir süreç yaşanıyor. Burada belirli önemli kişilerin, milletvekillerinin, parti yöneticilerinin, il başkanlarının vesairenin alacakları tavır ve aldıkları tavırlar yakından izleniyor. Tabii, şunu unutmamak lazım, siyasetçiler öncelikle kendi çıkarlarını ve kendi geleceklerini düşünürler. Siyasetçiler tabii kendi geleceklerini nerede görüyorlarsa veya bu olayların hangi tarafa yönelebileceğini öngörüyorlarsa bir miktar da onun ışığında hareket ediyorlar. Burada sizin dediğiniz gibi belki ilk baştaki yeni parti heyecanını artık o kadar heyecanlı bir şekilde muhafaza etmeyen milletvekilleri veya yetkililer, parti örgütü üyeleri olabilir.

Tabii, zaman geçtikçe Kemal Bey'in genel merkezde oturuyor olması, biliyorsunuz, işte il başkanlarını görevden aldılar, bazı milletvekilleri disipline verildi, bazıları için disiplin süreci galiba devam ediyor veya bazılarında tamamlandı. Ama sonuç olarak bu bulanıklık, yani CHP meselesinin nereye evrileceğini henüz kimse kestiremiyor. Bunun bir sebebi de tabii Özgür Özel'in henüz parti kurma konusundaki kararlılığını ifade etmemiş olması. Zaman zaman seçmen, "Parti kurabiliriz, işte yedekte bir partimiz var" gibi ifadeleri duyuyor. Ama bir yandan da galiba, acaba CHP içinde de tekrar muhalefetimizi sürdürebilir miyiz veya CHP'ye geri dönebilir miyiz? Bu "baba ocağı" ifadesi de bu durumu birazcık sembolize etti. Zaten bizim ölçümlerde de ilk başta mesela "Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz?" sorusunu sorusuna gelen cevapla örneğin Kılıçdaroğlu Kılıçdaroğlu'nun başında olduğu bir CHP'nin olması durumunda hangi partiye oy verirsiniz sorularına verilen cevaplar çok farklı. Özgür Özel ve arkadaşlarının henüz tam bir yol haritasına sahip olmamaları kamuoyunun da ve özellikle CHP'lilerin bir bölümünün de kafasını karıştırmış gibi gözüküyor.

"Potansiyeli yüzde 46'ya ulaşıyor"

Ama Kılıçdaroğlu, yani bu haliyle, seçime girse CHP'nin başında, büyük ihtimalle barajın altında kalıyor değil mi?

Yani baraja çok yakın… Tabii, bizim verilerimiz yüzde artı eksi 2 hata payıyla çalışıyor. Kararsızlar da dağıtıldıktan sonra barajı az bir farkla geçiyor. Ama bunlar çok erken veriler. Yani, bir seçim olması muhtemelen, yani en erken aylar sonrasında, en muhtemel zamanı 1-1,5 yıl sonrasından konuşuyoruz. Buna dayanarak öngörüde bulunmak kolay değil, çok doğru da değil bence. Çünkü burada birkaç senaryo var, biliyorsunuz. Birincisi Kemal Kılıçdaroğlu'nun şu anda CHP'nin başında, CHP'nin seçime girmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının bir parti kurmamasını farz ediyorum. Özgür Özel ve arkadaşlarının parti kurup CHP'nin, Kemal Bey'in liderliğinde seçime girmesi. Yani birkaç farklı senaryo var. Tabii bir senaryo da Özgür Özel'in CHP'ye geri dönüp genel başkan olarak yeniden seçime girmesi. Olması zor da gözükse, şu aşamada bir senaryo. Bunların hepsinde farklı cevaplar aldık. Ama dediğim gibi, asıl mesele şu anda yol haritasının çok netleşmemesi. Anladığımız kadarıyla Özgür Özel ve arkadaşlarının henüz CHP ile göbek bağlarını koparmaya hazır olmadıkları anlaşılıyor; ya da stratejik, hukuki, legal olarak, çünkü karşılarına potansiyel olarak herhalde bazı engellerin çıkabileceği de düşünüldüğünden, şu aşamada çok net bir tablo görmüyoruz. Bunun tabii sonucu olarak, gelen yanıtlarda ve bizdeki verilerde o anlamda değişiklikler görülebiliyor.

Siyaseten gördüğümüz manzara biraz bu parti kurulduktan sonra gösterilecek performans, belki isim seçiminden tutalım da logosuna, kadrolarına, vizyonuna kadar değişecek ama önemli olan hem sizin araştırmanızın verileri hem de başka güvenilir araştırmaların verileri şunu gösteriyor: Özgür Özel ve ekibinin yeni bir parti kurması için toplumsal bir talep var. Aslında bunu sahada da görüyoruz. Ve bu toplumsal talebin üzerine doğru bir stratejiyle gidilirse şu anda CHP'de, yani Özgür Özel'in başında olduğu CHP'de, CHP'nin aldığı oy ile CHP artı Özgür Özel'in yeni partisinin alacağı oy arasında da bir makas oluyor. Yani herhalde 7-8 puan bir fazlalık oluyor. Bunun nedeni ne sizce? Yani CHP artı Özgür Özel'in partisinin oy fazlalığı şunu gösteriyor: Özgür Özel'in partisi, yeni kurulduğunda daha önce CHP'ye oy vermeyi düşünmeyen bazı seçmenlerin de gidip Özgür Özel'in yeni partisine oy vermesine yol açabilir. Değil mi?

Doğrudur, evet. Yani sizin de ifade ettiğiniz gibi, CHP artı Özgür Özel'in kuracağı bir partinin potansiyeli bizim hani geleneksel olarak veya son bir yıldır gördüğümüz CHP rakamlarının ötesinde ve daha fazla.

Yani ne kadarlık bir potansiyel?

Yani 46 civarında bir potansiyel gözüküyor burada. Dolayısıyla bu potansiyelin tabii arkasında yine bence birden fazla sebep var. Birincisi tabii ki ekonomi yönetiminden hiç memnun olunmaması, fakirlik, yoksulluk, enflasyon programında tünelin sonunda bir ışığın gözükmemesi. Genel olarak kanı, enflasyonun düşmeyeceği yönünde. Bunun yanında CHP'ye yapılan bu müdahalenin ki bizim verilerimize de bu sonuçlar ortaya çıkıyor, toplum nezdinde CHP'nin iç meselesinden çok bunun siyasi bir müdahale olarak algılandığı görülüyor. Buna tepki olarak bu potansiyel artıyor. Çünkü evet, bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye'de siyaseti maalesef iki kutba böldü. Fakat CHP dışında da demokrasiyi önemseyen demokratlar var. Örneğin, İyi Parti seçmeninin reaksiyonlarına bakıyoruz. İyi Parti seçmeni, çoğunlukla seküler, kentli ama bazı sorularda CHP'lilerden daha fazla Özgür Özel ve CHP'yi destekleyen cevaplar alıyoruz. Bu anlamda ciddi bir hassasiyet oluşmuş durumda. Burada İyi Parti'ye de değinmekte fayda var. Şey senaryosunda, yani Kemal Bey'in CHP'nin başında seçime girip Özgür Bey'in parti kurmaması, yani seçime girmemesi senaryosunda İyi Parti'nin oyları %15'e yakın bir artış gösteriyor. İyi Parti'nin bu durumdan faydalandığı bir miktar oylar TİP, Zafer Partisi, diğer partilere kayıyor ama en büyük avantaja sahip olan parti İyi Parti oluyor böyle bir durumda. Dolayısıyla, Özgür Özel ve arkadaşlarının önümüzdeki süreçte hangi kararları alacakları İyi Parti'yi doğrudan etkiliyor.

Umduğunu buluyor mu iktidar bu siyasi manzarada? Anlattığınız kadarıyla muhalefetin aldığı toplam oyun artması gibi bir risk de ortaya çıkıyor. Sizce iktidarın stratejisi işleyecek mi? Hani bundan vazgeçecekler, işte birtakım yargı kararlarıyla yine çünkü Kılıçdaroğlu'ndan memnundular gibi yorumlar da var. Siz nasıl görüyorsunuz?

Bizim bu ay gelen verilerimiz, iktidar kanadının oylarının düştüğünü gösteriyor. İktidar bloğu şu ana kadar bu butlan kararından beklediği verimi almış gözüküyor. Bizim gördüklerimiz bunlar. Mayıstan hazirana kadar Adalet ve Kalkınma Partisi oylarında %4-4,5 civarında düşüş var.

İktidar kanadında ciddi kan kaybı

Peki, bu düşüşte butlan kararının etkisi olabilir mi?

Tabii tabii. Tabii, yani olumlu karşılanmamış. Yani muhafazakâr kesimlerde de veya AK Parti seçmeninde, biliyorsunuz, orası da homojen bir kitle değil, orada da belki bu denli bir müdahalenin, bu denli bir siyasetin bildiğimiz yolların ötesinde dizayn edilmesine bir itiraz olabilir. Ve hem MHP'de hem AK Parti'de düşüş görüyoruz bu haziran ayı verilerinde. Bu tabii hani sizin söylediğiniz gibi önümüzdeki süreçte yargı yoluyla hani farklı bir yol izlenmesine yol açar mı? Bunu herhalde söylemek için henüz erken. Belki önümüzdeki aylardaki verilere tekrar bakmak lazım. Tabii, iktidar da bu kamuoyu yoklamalarını kendisi de yaptırıyor, kendisi de yakından takip ediyor. Ama mayıs ve haziranı karşılaştırmak gerekirse çok verim alınamamış gözüküyor iktidar bloğu açısından.

Peki, iktidarın yönelimi açısından bir sıkıntı olduğu açık ama bir de ekonominin gidişatı, işte, içte çok ciddi sıkıntılar var. Ama bir başarı hikâyesi peşindeydi iktidar, herhalde bu NATO zirvesinin bir etkisi olur diye düşünüyor. Bazı analistler de zaten buradan dolayı iktidarın kaybettiği oyları toplayacağı görüşünde. NATO zirvesi yeni bitti, henüz bir araştırma yoktur belki ama siz nasıl görüyorsunuz? Nasıl etkileyebilir? Çünkü Türkiye'nin rolü gerçekten de belirginleşti; Avrupa'nın ve Amerika'nın Türkiye'deki otoriterleşmeye itiraz etmedikleri zaten biliniyor. Ama bundan sonra da daha toleranslı olacakları, Türkiye'ye ilişkin demokrasi, insan hakları vesaire itirazlarını çok saklı tutacakları gibi bir görüntü var. Siz nasıl görüyorsunuz?

Evet, sizin söylediğiniz gibi tabii bizim araştırmamız şeyden önce yapıldı, zirveden önce yapıldı. Ama yani dış politikada zaten iktidar uzun bir zamandır, sadece bu NATO zirvesiyle değil, muhalete nazaran tabii çok tabii karar verici; elinde Dışişleri Bakanlığı, Diyanet, TİKA, büyük bir medya gücü... Hatırlarsınız, Kısa Dalga'ya bununla ilgili ben de bir yazı yazmıştım. Yani çok büyük bir avantaja sahip ve bunu çok iyi kullanıyor. NATO zirvesi tabii bunu daha da perçinleştirdi. Özellikle Trump'ın işte "Sayın Erdoğan olmasaydı ben bu zirveye katılmayacaktım, gelmezdim" Trump'ın çok Trump ve Erdoğan arasındaki yakınlaşmanın neredeyse zirvenin diğer unsurlarını gölgeleyecek derecede güçlü olması, Trump'ın ve Erdoğan'ın...

Ama tabii sizin söylediğiniz gibi bu tabii bizim eskiden bildiğimiz siyasal ve uluslararası iklimden farklı bir iklimde gerçekleşiyor. Trump'la birlikte İran Savaşı, Ukrayna'da devam eden Rus işgali, Suriye, İsrail'in bölgedeki Lübnan ve diğer bölgelerdeki faaliyetleri, yeni bir dünyada yaşadığımızı, yeni parametreler ışığında yaşadığımızı ve bu parametrelerin maalesef güçlü parti, güçlü lider modellerini önemsediğini ve önce öncelik verdiğini, eskisi gibi demokrasi, insan hakları, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı gibi bizim bildiğimiz ve Avrupalıların geçmişte de zaman zaman dile getirdiği değerlerin artık eskisi kadar önemli olmadığını görüyoruz. Avrupalılar tabii büyük oranda Rus tehdidine karşı alarm vaziyette. Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa'nın çekilmesi durumunda eskisi kadar NATO'ya destek vermeyeceğini, Avrupa güvenliğini sübvanse etmeyeceğini ifade etmesi, Avrupalıları tabii çok panik modunda demeyeceğim ama neredeyse bir panik havası içerisinde hızlı bir şekilde silah sanayiye yatırım yapmayı gerektirdi. Burada tabii Türkiye'nin savunma sanayisinde Avrupalılardan daha önce yatırım yapmış olması, özellikle drone teknolojisinde Türkiye'nin mesafe almış olması ve tabii coğrafi olarak bizim her zaman olduğu gibi jeostratejik konumumuzun Karadeniz'den tutun Orta Doğu'ya, Doğu Akdeniz'den tutun Balkanlar'a kadar hep olayların göbeğinde ve merkezinde olmamızı gerektirdiği için iktidarın tabii bunu çok iyi kullandığını görüyoruz. İktidar medyası tabii çok uzun bir mesaiyle sürekli "dünya lideri", işte "Türkiye savunma sanayii" bu konuda çok vurgu yapılarak anlatılıyor zirvede. Fakat tabii burada iğneyi birazcık da muhalefete batırmak lazım. Muhalefetin de yeterince güçlü olmadığını düşünüyorum. Yani özellikle savunma meselelerinde, dış politikada, stratejik meselelerde muhalefet partilerinin hemen hemen hepsinde yeteri kadar iyi bir altyapının olmadığı ve bu alternatif siyaset geliştiremediklerini, genellikle de en emin yol olan iktidarın dış siyasetinden çok fazla söz etmeden konuyu geçiştirme kolaycılığı görülüyor.

Muhalefetin dış politika çıkmazı

Bir de ideolojik belirsizlik var, değil mi? Yani, ideolojik bocalama var, daha doğru bir ifadeyle. Klasik dış politika bakışıyla, argümanlarla yaklaşmanın yetersiz olduğu ortada. Bu hayli zamandır böyle aslında, hani yeni bir durum da değil. Ama CHP, Kılıçdaroğlu döneminde zaten dış politikada ya kuyrukçu ya da dediğiniz gibi yetersiz davranıyordu. Özgür Özel döneminde de bu değişmedi. Hatta böyle fahiş hatalar da yapıldı; işte Suriye'nin, Şam'ın iktidara gelişi döneminde, bırakın etkili bir muhalefet yapmayı, durumu kavrayan açıklamalar bile yapılmadı. Seçmen karar verirken dış politikaya bakmıyor mu? Böyle mi düşünüyor muhalefet? Aslında önemli bir etken olduğunu düşünüyorum ben, çünkü bugün yine iktidar cenahından çoğu insan şöyle yazıyor: "Hani bir savaş olduğunda kim ülkenin başında olsun istersiniz?" diye sorulduğunda, MHP seçmeni dahil, bugün Sedat Bozkurt'un yazısında da vardı bu, MHP seçmeni dahi diyor ki "Erdoğan olsun." Ve yüksek oranda böyle bir algı var. Burada bir boşluk yaratılıyor ve Erdoğan bundan çok istifade ediyor diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Çok haklısınız. Geçmişte mesela Suriye'ye yapılan operasyonlarda, işte harekâtlarda vesaire, dış politikanın kısa bir dönem için rakamları değiştirdiğini, ondan sonra tekrar normale döndüğünü görüyorduk. Fakat son zamanlarda dış politikadaki duruşlar, politika teklifleri veya açıklamalar bence daha fazla önem kazanmaya başladı. Bunun sebebi de Türkiye'nin bölgesel olarak iklimin çok güvenlikleştirilmesi ve işte biliyorsunuz kuzeyde Ukrayna meselesi de var, hemen doğumuzda İran'da savaş var, güneyde Suriye biraz durulmuş gözükse de her an tekrar İsrail'le orada birbirimize girme ihtimali var, Doğu Akdeniz'de İsrail'le, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'ın iş birliği giderek artmaya başlıyor, orada Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Dolayısıyla sizin söylediğiniz gibi bu soru sorulduğunda, gerçi biz bu soruyu sormadık ama bu soru sorulduğunda büyük oranda AK Parti seçmeninin ötesine de yansıyacaktır. İnsanlar Tayyip Erdoğan'ı ülkenin başında görmek isteyeceklerdir. Bunu savunma sanayii meselesinde de görüyoruz. Orada Özgür Bey doğru bir şey yaptı; biliyorsunuz, 1-2 ay önce fuara, savunma sanayii fuarına gidip CHP içinde savunma sanayisinin önemli olduğunu vurguladı ve doğru bir hamle yaptı. Ama seçmen nezdinde hâlâ muhalefet partilerinin savunma sanayii, dış politika gibi millî olması veya ulusal meselelerde görüşlerinin yeteri kadar net olmadığı veya iç siyaset endişeleriyle eleştirmek için eleştirdiklerini düşünen bir kesim var. Tabii, muhalefetin işi burada çok kolay değil, ama alternatif bir söylem geliştirmek de mümkün. NATO zirvesinin takdir edilecek tarafları da var, hani o zirvenin Ankara'da yapılmış olması çok doğru olmakla birlikte, Türkiye'yi bütün dünya gündeminin içine tekrar sokmasıyla birlikte olumlu tarafıyken ama mesela Trump'la bu kadar iç içe gözükmenin, yakın olmanın, özellikle Epstein dosyalarından sonra Trump'la bu kadar yakın olmanın ne kadar doğru olup olmayacağı mesela şey yapılabilirdi, muhalefet tarafından dile getirilebilirdi.

Peki, iktidarın antiemperyalist, tırnak içinde tabii, hani gerçeklikle hiç uyuşmayan, gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir antiemperyalist söylemi ya da anti-Batı söylemi var. Erdoğan NATO zirvesinde bile bunu hissettiriyor, yapıyor. Ama muhalefette bu konuda bir çekingenlik var, çok ilginç geliyor bana. Yani Batılı merkezlerden onay almak hâlâ çok mu önemli görülüyor? Yani, Trump'ın Erdoğan'la ilişkisi sıradan bir vatandaşın ulusal onurunu incitecek bir boyuta geldi. Yani işte "Brunson'u bırak dedim, bıraktı." Bu pazarlıklar böyle at pazarlığı şeklinde sürüp gidiyor ve hakikaten devletçi ve milliyetçi birini çok rahatsız edecek bir boyut, bir bağımlılık ilişkisi de seziliyor burada. Ama bunlara girilmiyor. İşte Özgür Özel'in ve Ekrem İmamoğlu'nun zaman zaman dış basına yazdıkları yazılarda da farklı bir hava var. Yani işte Türkiye'deki otoriterleşmenin Batı'nın çıkarlarına aykırı olduğu yönünde birtakım iddialar ileri sürülüyor. Bu da bana ilginç geliyor. Yani en azından işin Türkçesi şu: Muhalifsiniz, yani biraz antiemperyalizm yapabilirsiniz, biraz bunları kaşıyabilirsiniz, bundan da ısrarla kaçınıyorlar, çok enteresan bir biçimde.

Evet, bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü yani her şeyi bırakın; hani siyaseten doğru olan, Türkiye'nin coğrafyası ne, bütün yumurtalarımızı Batı sepetine, Doğu sepetine, kuzeye veya güneye koymaya uygun değil. Yani Türkiye hakikaten Rusya'sından Çin'ine, İran'ından Suriye'sine kadar komşuları ve Batılı olmayan aktörlerle de çalışmak zorunda. Bunu sevsin veya sevmesin. Ama bunu muhalefetin daha etkin bir şekilde ifade edebilmesi, araçsallaştırabilmesi gerekirdi. Belki de muhalefette dış politikaya bakan ilgililerin backgroundları buna pek uygun değil, bilmiyorum.

Ama bence haklısınız, özellikle Trump yönetimindeki bir Amerika'ya yönelik bu söylemi geliştirmek hem çok kolay hem çok yerinde hem de Avrupalılar tarafından da takdir görebilecek bir söylem. Yani

Hem de yani içteki kamuoyuna da antifaşist, antimilliyetçi, antiırkçı bir mesaj da verirdi, bu değil mi?

Evet, yani burada bir şey var. Burada belki muhalefetin biraz daha ev ödevini çalışması gerekiyor.

"Erken seçim ancak ekonomik iyileşmeyle mümkün"

Mevcut siyasi konjonktür, siyasi manzara, işte butlan kararı, CHP'nin bölünmesi artık diyebiliriz ikiye bölünmesi, ister yeni parti olsun ister olmasın, ve de işte iktidarın oylarındaki düşüş... Hepsini değerlendirdiğinizde bir baskın seçim ya bir erken seçim olasılığı görüyor musunuz?

Tabii ki teorik olarak ihtimal dahilindedir ama ben çok olası görmüyorum. Bence Sayın Erdoğan da bunu çok iyi biliyor. Halkın ekonomiden çok muzdarip olduğunu, ekonomide göreceli düzeltmeler olmadan seçime girmek istemeyecektir. Bu yüzden ben 2028 ilkbaharını düşünüyorum. Yani veya belki hani eğer ekonomi düzelir, gerçekten enflasyonda düşüşler olur, emekliler, asgari ücret vesaire bir miktar toplumun alt kesimlerinin bir göreceli de olsa bir iyileşme yaşamadan seçime gireceğini sanmıyorum. Çünkü halen Türkiye'de seçmen nezdindeki birinci mesele ekonomi ve orada çok büyük çoğunluklar ekonominin kötü yönetildiğini ve ekonomide de bir çıkış olabileceğine inanmadıklarını gösteriyor. Bu konuyu halletmeden seçime gireceğini pek sanmıyorum.

Kritik bir haftaya giriyoruz. Bu hafta DEM Parti ve Kürt tarafının beklediği bir yasa taslağının artık ortaya çıkması ve hatta temmuz içinde yasalaşması ama anlaşılıyor ki çok zor artık. Ama en azından taslak çıksın, tartışılsın noktasındalar. İktidar ilginç bir tavır sergiliyor burada. Yani ilginç demem şu yüzden, her şey yolundaymış gibi açıklamalar yapılıyor ama henüz bir taslak yok ve de Kürt tarafında da huzursuzluğu belirten çokça açıklama var. İşte etkin pişmanlığa itirazlar, cezaevindekilerin tahliye edilmemesi vesaire. Bunu çok kontrollü götürdüğünü anlıyoruz iktidarın. Mevcut çözüm sürecinin sandığa pek yansıdığını göremiyorum. Yani anketlere baktığımda hani öyle bir etki çok görülmüyor. Siz ne dersiniz? Bir de iktidarın stratejisinin de herhalde bunu böyle seçime kadar uzatmak ve de kendi çıkarları doğrultusunda sürekli yön değiştirmesi gibi geliyor bana. Hani net, somut bir amaç koymak yerine siyasi iklime göre bir akışa bıraktıkları gibi bir algı var ya da en azından manzara onu söylüyor, siz ne dersiniz?

Bizim ölçümlerimize göre "terörsüz Türkiye" sürecine hâlâ çok önemli kesimler destek vermiyor. Yani, seçmen nezdinde olumlu karşılanmıyor. Özellikle Abdullah Öcalan meselesinde seçmende çok ciddi çekinceler var.

Ama oy verme davranışını etkilemiyor değil mi? Onu kastettim. Yani oy verme davranışını AKP, MHP bu süreci yürütüyor; o yüzden henüz ona oy vermem gibi bir şey olmuyor.

Hayır, ama burada İyi Parti yine biraz öne çıkıyor. İyi Parti'nin bu konudaki net duruşu kamuoyunda takdir görüyor. Bu arada onu da belirtmedim. Bizim bu ayki ölçümlerimizde butlan meselesine hangi liderin olumlu olarak yani hangi liderin reaksiyonunu olumlu olması olumlu olarak görünüyor sorusuna da yine Müsavat Bey'in en üstte çıktığını gördük açık uçlu bir soruda. Dolayısıyla İyi Parti tabii ki hani bu "terörsüz Türkiye" sürecindeki duruşu net, ne söylediği belli. Oradan bir miktar alıyor ama sizin söylediğiniz gibi ne Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ne de MHP'nin seçmenlerinde "terörsüz Türkiye" meselesi yüzünden büyük bir dalgalanma yok. Yani büyük bir şey yok.

Orada ben sizin dediğinize katılıyorum. Orada muhtemelen, tabii biliyorsunuz, geçmişte bir açılım süreci tecrübesi edinildi. Muhtemelen iktidar bloğu, hem zamana yayarak hem de bu süreçte tepkileri ölçerek stratejisini buna göre belirliyor. Çünkü net bir yol haritası görünmüyor. Muhtemelen parlamentoda veya yasama sürecinde atılacak adımların nasıl yankılanacağını veya bunun siyasete nasıl yansıyabileceğini iyice görmek isteyeceklerdir.

Suat Bey, çok teşekkür ederim. Siyasi manzarayı öğrenmek isteyenler için çok iyi bir kılavuz niteliğinde bir program oldu.

Eksik olmayın, davet ettiğiniz için çok sağ olun.

Podcast Haberleri