Gazeteci Ozan Gündoğdu ile son dönemdeki uyuşturucu operasyonlarının medya ve siyasetteki yansımasını konuştuk: “Türkiye'deki bu yargı düzeninin günün sonunda yarattığı en önemli duygu, korku duygusu.”
2025 yılını neredeyse her haftaya bir şafak operasyonu düşen uyuşturucu soruşturmasıyla kapattık.
Aslında soruşturmanın ana suçlaması uyuşturucu değil, suç örgütü. Adı kara para soruşturmasıyla manşetlere taşınan HaberTürk’ü, bu dosyada da görmemiz, operasyonun toplumsal ve siyasi etkilerini konuşmamıza vesile oldu.
Sondan başa doğru gidersek, HaberTürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Arsoy'un son ifadesi geçen hafta haberlere yansıdı. Özel hayata dair detayları bir kenara bırakırsak, ifadesinde Kenan Tekdağ ile ilişkisini de anlatıyor.
Kenan Tekdağ başta söylediğimiz diğer büyük operasyonun başrollerinden. Can Holding'e yönelik suç örgütü kurmak, dolandırıcılık ve kara para aklama iddiasıyla yürütülen operasyonda el konulanlar arasında Can Holding Medya Grubu da var. Habertürk ve Show TV'nin de dahil olduğu grubun yönetim kurulu başkanı Kenan Tekdağ şu anda tutuklu. Tutuklanmadan önce ilk gözaltına alınıp bırakıldığında kendisine "Geçmiş olsun" dileklerini ileten MHP lideri Devlet Bahçeli'ydi.
Yine Ersoy'un son ifadesinde adı geçenlerden biri de HaberTürk'ten olaylı şekilde ayrılan Veyis Ateş. Sezgin Baran Korkmaz'dan hukuki durumunu lehine çevirmek için 10 milyon euro istediği iddiasıyla gündeme gelmiş, Korkmaz'ın ricası üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü açıklamıştı. O da uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklu.
Ersoy'un son ifadesinde adını geçirdiği diğer kayda değer isim de eski Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yardımcısı Çağatay Özdemir. Ersoy onunla bir kez telefonda tartıştığını beyan ediyor.
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü Furkan Torlak da soruşturmaya dahil olduğu haberleri üzerine görevinden istifa etti.
Farklı suçlamalar, aynı soruşturmalar, siyasetçilere yakın isimler, sonu ya istifa ya hapishane ile biten önemli görevler...
İki ayrı soruşturmaya konu olan HaberTürk az sayıdaki etkili televizyondan biriydi. Dolayısıyla kesin olan soruşturmaların sıradan adli olay olmadığı.
Peki gerçekten söylendiği gibi bu büyüklükte bir soruşturma silsilesi Ankara'dan ferman gelmezse yapılamaz mı?
Mevzudan magazini çıkarınca geriye ne kaldığını, operasyonun siyasetle bağlantılarını gazeteci Ozan Gündoğdu ile konuştuk.
Operasyonları Ersoy'un eski bir fotoğrafından yola çıkarak Susurluk’a benzeten de oldu, seçim öncesi yol temizliği diyen de. Hatta dış politika hamlesi, olası jeopolitik değişimlere hazırlık diyenler oldu. Bir yandan gri listeden ucu ucuna çıkmamızla bağlantılı olduğunu söyleyen ekonomistler var. Bunlar mutlaka sisin içinden bizim tahmin ettiklerimiz, gerçeği tüm detaylarıyla bilemiyoruz ama bu noktada yine de şunu sormak isterim. Operasyonlar siyaseten değerli mi?
Siyaseten değerli olup olmadığını muhtemelen bir zaman sonra anlayacağız. Bu operasyonları açıklamaya çalışan herkes aslında hakikati anlatmıyor da tutarlı hikayeler yaratıyor.
Mesela bu operasyonların hepsinin gri listeden çıkmamıza ilişkin bir arka planı olduğunu söyleyenler tutarlı ya da bu operasyonların hepsinin Erdoğan'a veliaht yaratmak için bir yol temizliği olduğunu söyleyenler tutarlı veya bir sermaye grubuna çökme operasyonu olduğunu söyleyenler de tutarlı. Buralarda tutarsızlık yok.
Birbirinden farklı senaryolar yaratılıyor. Fakat bu tutarlı hikayelerin hangisi hakikat veya hepsi mi hakikat? Bunu bilemiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var. Böyle hikayeler yaratıyoruz. Çünkü bize anlatılanın yalan olduğunu algılayabilecek kadar tecrübe sahibiyiz. Bize anlatılan eğer doğru değilse doğrunun ne olduğu zihnimizi kurcalıyor ve bir anlama çabası içinde oluyoruz.
Benim geçenlerde başıma gelen bir olay aslında bu duygumuzu tercüme ediyor. Sürekli karşılaştığım bir otopark görevlisi var. Arabayı park ettiğim zaman park eder park etmez bir 10 dakika muhabbet ediyoruz Oğuzhan abi ile. Bir aydır falan görüşmüyorduk. En son Sadettin Sara'nın gözaltına alındığı gün, Oğuzhan abi ile karşılaştım, dur dedi bekle sana sorularım var. Abi dedim baştan söyleyeyim hiçbir şey bilmiyorum. Dur dedi daha sormadım. Dedim hiçbir şey bilmiyorum, bende bir bilgi yok. Ben sana sorayım dedim. Sadettin Saran neden gözaltında? Bak mesela ben bunu bilmiyorum dedim. Oğuz abi dedi ki bunu bilmeyecek ne var dedi, uyuşturucudan aldılar işte... Tamam uyuşturucudan aldılar. Okey. Ama arkasında ne var?
Şunu hepimiz biliyoruz değil mi? Yani bu boydaki bir iş insanı özel hayatında uyuşturucu tüketti diye kendisi yurt dışındayken evi basılıp alınmaz. Şimdi bunun arkasında ne olduğunu halk kesimleri kendiliğinden sorgulamıyorlar. Gazeteciler tabii ki yapması gerekeni yapıp bunun arkasını sorguluyorlar. Ama elimizdeki bilgi o kadar az ki bu bilgilerle ancak tutarlı hikayeler yaratıyoruz. Elimizde tutarlı hikayeler var. Hakikat yok maalesef şimdilik.
Evet, sisin içinde yolunuzu bulmaya çalışıyoruz demiştim, sen konuyu açmışken sorayım. Gaipten haber veren gazeteciler var, çok büyük bir isim alınacak dediler. Hakikaten de öyle oldu. Fenerbahçe başkanı büyük bir isim. Sadettin Saran neden büyük ve diğer isimlerden ayrılan kısmı ne?
Savcılarla muhatap olup savcıya ifade veren insanların bildiği bir şey var, teknik bir şey. Geçen Barış Terkoğlu ile konuşurken o da söylemişti, biz savcılığa ifade verirken savcılık her ifademizi yazmıyor. Biz ısrar ettiğimiz zaman yazıyor oraya. Ben ısrar ediyorum, bunları da lütfen yazın kayda geçsin diye. Şimdi buradan yola çıkarak, bu bilgiden yola çıkarak şunu anlayabiliyoruz. Mesela X kişisi savcıya ifade veriyor. İfade verirken hiç alakasız bir yerde Ömer Çelik diyor. Hiç alakasız bir yerde Süleyman Soylu diyor. Şimdi Süleyman Soylu'nun veya Ömer Çelik'in adları çok tehlikeli bir şekilde anılmıyor belki ama tutanağa giriyor. Yani savcı bu ikisinin tutanağa girmesine, isminin tutanağa girmesine cevaz veriyor, izin veriyor. Aslında normal şartlar altında izin vermezler. Buradan yola çıkarak diyoruz ki ha demek ki operasyonun siyasi arka planında ucu Ömer Çelik'e ve Süleyman Soylu'ya dokunan, onların canını yakan bir şey var. Sadettin Saran da da benzer bir şey oldu.
Bir kadın ifade verirken Sadettin Saran'ın, Serdar Bilgili'nin ve Okan Bayülgen'in ismini verdi. İfadeye bu isimler geçti. Fakat bu isimler bir suçun içinde değil. Bu ifadeyi veren hanımefendinin ilişkide olduğu, daha önce birliktelik yaşadığı kişiler olarak geçti. Şimdi bu bilgi bile, şu refleksi yarattı. Demek ki tutanağa girdiyse yakında bu isimler alınacak. Şimdi öyle bir hal oluyor ki kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşüyor. Orada tutanakta görününce bir anda gazeteciler Sadettin Saran da mı işin içinde demeye başladılar.
Hatta o dönem belki hatırlarsın Serdar Bilgili’nin de adı vardı tutanakta. Tutanakta geçtiği haliyle suç yoktu ortada. Sadece kadınlardan birinin ilişki halinde olduğu ya da daha önce birliktelik yaşadığı erkeklerden biri şeklinde geçiyordu. Eski bir Beşiktaş başkanı da alınabilir diye işe gizem katıp televizyon ekranlarında bunu anlattılar. Belki biraz reytingi iyi oluyor böyle şeylerin...
Ha ama Sadettin Saran neden bu şekilde alındı diye sorarsan ben tutarlı hikayelerden başka hiçbir şey anlatamam. Net olarak bildiğim bir şey var. Uyuşturucu kullandı diye alınamaz böyle bir kişi. Çünkü artık herkes bu vakaya hakim sanırım. Uyuşturucu kullanmanın cezası Türkiye'de tutuklanmak değil. Bu yüzden insanların evine basamazsın.
Ünlülere uyuşturucu operasyonu... Manşetimiz bu artık. İnsanları evlerinden topluyorlar. Bu insanları evlerinden neden topluyorlar onu bilmiyoruz. Yani yarın seni de alabilirler mesela beni de alabilirler. Hadi gidiyoruz saç testine... Saç testi, kan testi gidiyoruz negatif çıkıyor. Mesela oyuncu İrem Sak’ın testi negatif çıkmış. Şimdi İrem Sak’ı neden aldılar? Neden kadına bunu yaşattılar? İtibarını sarstılar çünkü bir şekilde o ekranlarda göründü, insanların tanıdığı biriydi. Belki bu esnada yaptığı iş görüşmelerinin bir kısmı akamete uğradı. Şimdi tüm bunları neden yaşadı İrem Hanım? Belli değil.
De ki uyuşturucu kullansın. Hani bir de suçsuzmuş diye bağlıyorum ama hani de ki uyuşturucu kullansın. Uyuşturucu kullanan bir kişinin, daha doğrusu uyuşturucu daha önce uyuşturucu kullanmış bir kişinin de gözaltına alınması için gereken şartları sağlamış olması lazım. Mesela nasıl alınırsınız? gözaltına, uyuşturucu testine nasıl götürülüyorsun? Trafik kazası yapmış olmalısın mesela. Kaza olmuş ve senin kendinde olmadığın anlaşılıyor. Alkollü de değilsen o zaman seni uyuşturucu testine götürüyorlar. Veya bir parkta yani kamusal alanda uyuşturucu tüketiyorsun. Birisi seni şikayet ediyor ve polis geliyor seni götürüyor. Bu zamana kadarki teamül buydu. Şöyle bir şey yoktu Türkiye'de. Kardeş sabah 5.30'da şafak operasyonuyla alınıyorsun. Niye alındım ben? Seni teste sokacağız.
Gerçekten elimizde tutarlı hikayelerden başka bir şey yok. Benim aklıma şöyle şeyler geliyor. Yani sektörde, medya sektöründe bir değişiklik, bir müdahale, bir orayı bir derli toplu hale sokma. Mesela önemli bir yapımcı Timur Savcı da bu şekilde gözaltına alınan kişilerden bir tanesi oldu.
Kan testi direkt olarak bedene müdahale sayıldığı için, hadi benim canım istedi, gel ben sana bugün test yapayım diye, hâkim kararı olmadan, mahkeme kararı olmadan, geçerli sebep olmadan yapılamaz. Dedin ya bugüne kadar yapılmadı diye. Çünkü bunun bir hukuki prosedürü var aslında. En azından yazılı olarak var, vardı. Ona göre uygulanıyordu. Hadi kalkın hep birlikte bu sabah 10 kişi teste gidiyoruz gibi, okul gezisine götürülür gibi bir durum da aslında hukuki değil. Ama dediğin gibi ortada bir siyasi suç yok. Hadi gazeteciyi yazdığından alıyorlar ama burada sebebiniz nedir, gerekçeniz nedir gibi soramıyorsun. Çünkü itibarı zedeleyen suçlar söz konusu olduğu için hani bari işte gideyim gibi insanların da böyle bir yaklaşımı oluyor. Maalesef zaten yani dediğin gibi başta da konuştuk. Hiçbir şey kesin değilse de kesin olan bir şey var. Birçok insanın itibarı zedelendi, konuyla ilgili ya da ilgisiz. Ki ilgili de olsa itibarının zedelenmesi etik değil.
Aslında soruşturmaya dahil olmayan ama konuşulan çok etkili isimler var. İşte başta bahsettiğimiz meşhur fotoğraftaki MHP'li avukat Serkan Toper var. Mehmet Akif Ersoy'un doğum günü fotoğrafında... Ya da Kenan Tekdağ ile görüştüğü iddia edilen bürokratlar üst düzey yargı mensupları da bu bahsedilen ifadelere yansımış durumda. Soruşturmada da sürekli Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan ayrılmış ya da görevden alınmış olan isimler geçiyor. En az bildiğimiz şu an üç isim var. Dolayısıyla diğer okumaların yanında bizim belki bir yıldan fazla uzun süredir konuştuğumuz bir de iktidar içi kavga mevzuu var. Sürekli bu isimlerin ortalığa saçılmasında bunun da bağlantısı olabilir mi? Yani MHP ve AKP arasındaki çekişmenin...
MHP AKP arasındaki çekişme bir de AKP deyince artık o da yekpare bir yapı değil. Orada bir de saray oligarşisi oluşmuş durumda. Gerçekten bir bürokratik oligarşi oluşmuş durumda. Kamuoyu tarafından tanınmayan fakat oldukça güçlü olan koltuklar yaratabiliyor bu rejim. Şimdi örneğin Furkan Torlak dezenformasyonla mücadele merkezinin başına geçirilmişti, Fahrettin Altun gitmeden biraz önce. Ve çok kritik bir isim bu. Neden kritik? Çünkü mesela Cumhurbaşkanlığı uçağına hangi gazetecilerin geleceğini oraya o uçağa kimin bineceğini belirleyen pozisyondaki önemli bir kişi. Şimdi bu kişi istifa ettirildi.
Demek ki şimdi şu yüzden istifa etti uyuşturucu kullanıyor, iddiası var. Bu tip bir iddiayla istifa ettirilmesi zaten hepimize soru işaretleri yaratmalı. Çünkü mesela bir çetenin içinde olsa, menfaat sağlamış olsa bunları algılayabiliriz ama burada ne yapılıyor? Direkt itibarına saldırarak istifa zorluyor. Hani diyor ki yani senin direnmen halinde, istifa etmeme etmemen halinde yani Mehmet Akif Ersoy'un başına geleni görüyorsun ve o bir ibret olarak orada duruyor.
Cezanın zaten iki amacı vardır değil mi? Bir ıslah etmek, bir de ibrettir. Mehmet Akif Ersoy'u cezalandırırken onu ıslah etmek amacı taşınmadığı ortada. Orada bir ibret var. Bütün siyasi davalarda olduğu gibi. Bu ibret üzerinden aslında sopa kaldırmış oluyor.
AKP, MHP çatışması mı? Ha işte orada sadece AKP, MHP değil. AKP içinde de çeşitli hizipler oluştuğunu görebiliyoruz. Örneğin Fahrettin Altun'un tasfiyesi ve ardından işte yeni bir ekibin İletişim Başkanlığına gelişi sürecinde belli ki bir yol temizliği de gerçekleşiyor. Ama tüm bunları biz medya operasyonlarıyla görebiliyoruz.
Bizim önümüze ne düşüyor? Bizim önümüzde savcılık kaynaklarının sızdırdığı ifadeler düşüyor. Mehmet Akif Ersoy 3 saat konuşmuş savcıyla. Suçlama ne? Örgüt kurmak. İddia bu. Yani bize anlatılan iddia bu. Ama bizim önümüze düşürülenler ne? Önümüze düşürülenler Mehmet Akif Ersoy'un hareketli cinsel hayatı ve uyuşturucu partileri.
Bunun önümüze düşürüldüğünün bilinciyle bir medya okur yazarlığına ihtiyacımız var. Gazeteciler bu haberleri şöyle yapmıyorlar. Mehmet Akif Ersoy'un 3 saatlik ifadesi ellerine geçiyor ve o ifadeden haberler üretmiyorlar. Hayır, şunu bilmemiz lazım. Gazeteciler kendilerine sızdırılan parçaları sanki kendilerine sızdırılmamış gibi haber yapıyorlar. Hal böyle olunca sürekli karşımıza böyle manşetler çıkıyor: “Mehmet Akif Ersoy özür diledi, uyuşturucu kullandığını kabul etti.” Veya aynı haberin alt başlığı olarak İletişim Başkanı yardımcısının eski eşini taciz ettiğini öğreniyoruz mesela. Şimdi buradan anladığımız ne bizim? İletişim Başkan Yardımcısı Mehmet Akif Ersoy'un eski eşine uygunsuz mesajlar atmış. Uygunsuz mesajlar attı diye kimse tutuklanmayacak. Biliyoruz değil mi? Buradan şunu anlıyoruz, demek ki iletişim başkan yardımcısı da topun ağzında. Demek ki o da tasfiye edilecek kişilerden bir tanesi.
Buradan bir de şunu anlıyoruz tabii. Artık tutukluluk bir tür işkenceye dönüştürülmüş durumda. Örneğin Ela Rümeysa Cebeci'nin neden tutuklu olduğunu bilmiyoruz. Uyuşturucu kullanmak ve temin etmek değil mi? Yani suçlama o. Ama şunu biliyoruz. Ela Rümeysa Cebeci'nin konuşturulması için içeride tutulduğunu biliyoruz. E bu bir tür işkencedir aslında. 1970'li yıllarda, 80'li yıllarda elektrik veriyorlardı gözaltı sürecinde. Şimdi şunu yapıyorlar. "Kardeş ben seni alırım içeri. Yıllarca çıkamazsın" diyorlar. E ben nasıl çıkacağım diyorsun? Benim istediğim isimleri verirsen çıkarsın diyorlar. O kadın da 4 günde bir, 5 günde bir yeniden adliyeye getirilip ifade veriyor. Ne ifade verdiği de bilmiyoruz bu arada.
Dahası bilmediğimiz bir şey var. Ne soruluyor onu da bilmiyoruz. Yani önümüze sızdırılan bilgilerde, belgelerde savcılığın sorusunu... Hiçbir bir şey bilmiyoruz. Sorular yok. En kritik orasıdır aslında değil mi?
Mehmet Akif Ersoy'a ne sorulduğunu ben çok merak ediyorum. Şu sorulmadı muhtemelen: Mehmet Akif hovardalık anıları Bir dinleyelim senin, denilmedi herhalde. Ve bu zamana kadar da buna benzer ifadelerde savcılığın tavrı şuydu. Burası senin davanla ilgili değil. Bunları geç. Bunları anlatma, demesi gerekir savcının. Yani ama biz öyle dinlemiyoruz. Biz bayağı bir fanteziyi dinliyoruz. Kayda girmiş fantezileri dinliyoruz. Bunun konumuzda ne ilgisi var sorusunda henüz net bir cevap da alabilmiş değiliz.
Ya çok böyle fantastik şeylere çıkabilir bu iş. Belki şöyledir. Bilmiyoruz ki böyle bir seks şebekesi ve uyuşturucu ve cinsellik şebekesi vardır. Bir örgüt vardır burada. Belki bu örgüt buna benzer ilişkilerle şantaj yapıyordur... Ama şimdi öyle bir suçlama varsa henüz bilmiyoruz ama öyle bir suçlama da henüz önümüze gelmedi. Sadece şu anda, ne hayatlar yaşamışlar, ne yoz ilişkiler varmış işin içinde diyebildiğimiz şeyler var. Bunun ötesini henüz görmedik.
Evet, bilmediklerimiz, bildiklerimizden çok fazla. Olay ilk başladığında yerli Epstein benzetmesi bile yapıldı. Şimdi okuyoruz ifadeleri, bırak böyle bir Epstein çetesi falan görmeyi anlatılanların yüzde 90'ı suç da değil gibi görünüyor. Hani yetişkin insanların kendi rızalarıyla yaptıkları birtakım eylemler, üçüncü kişileri ilgilendirmeyen. Tabii iddianame çıktığında görüleceğiz. Belki çok şey sorulmuştur. Belki çok önemli suç şebekeleri çökertilmiştir. Fakat şu anki sızdırılanlardan gördüğümüz çok bu konuşulan isimlerden de fazla yukarılara gidilmeyecek gibi görünüyor. En azından yüksek bürokratlar denilen isimlere de... Kimi ne kadar göreceğiz, hangi suçlarla göreceğiz? Bilmiyoruz henüz. Biz bilmiyoruz da acaba Ankara kulisleri biliyor mu? Dediğin gibi iktidarın iki ortağının arasındaki çekişme uzun süredir konuşuluyor. Bunun dışında son dönemde su yüzüne çıkan iktidar içindeki kliklerin de koltuk kavgası olduğu söylenen çekişmeler var. Ankara kulisleri ne diyor? Biz bir İstanbul'dan bilmiyoruz da acaba Ankara'da biliyorlar mı? Kulislerde ne konuşuluyor ya da bunlar konuşuluyor mu?
Benim anlayabildiğim kadarıyla bizim gözümüzün önünde siyaset yapan herkes bizim kadar şey biliyor. Yani bu yeni rejimin DNA'sını anlayabilmek lazım. Örneğin ben AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin'in bizden daha fazla şey bildiği düşünmüyorum. Neler oluyor, neler bitiyor, meselesine de bizim kadar endişeyle yaklaşıyordur.
CHP'yi zaten tümüyle kenarda bırakıyorum. Onların da doğru düzgün bilgisi yoktur. Ama şu oluyor. Şu çok açık. Tüm bu okumaları siyasetçiler de yapıyor. Mesela sızdırılan ifadelerde Mehmet Akif Ersoy hakkında konuşan biri diyor ki: "Akif kızlara hava atmayı severdi. Hatta bir gece kızlara hava atmak için kızların yanında Süleyman Soylu'yu aradı.” Şimdi bu bu ifadede Süleyman Soylu'yu bağlayan bir şey var mı? Yok. Süleyman Soylu'yu kirleten bir şey var mı? Bence yok.
Süleyman Soylu bu konu üzerine hiç konuşmamayı tercih edebilirdi. Çünkü konunun Süleyman Soylu ile uzaktan yakından ilgisi yok. Hiç alakası yok. Ama ne oldu? Süleyman Soylu açıklama yapma gereği duydu. Çünkü herkes şunu biliyor. O ifadeye Süleyman Soylu'nun adını sokan savcı isteseydi bu ifade verilirken konunun Süleyman Bey'le ilgisi yok. Buraları geçelim lütfen deyip kenara geçerdi.
Demek ki Süleyman Soylu'nun adı tutanağa geçiyorsa burada Soylu'nun da tehdit edildiği bir durum var. Soylu bunu anlıyor ve açıklama yapma gereği duyuyor. Siyasetçiler de şöyle düşünüyor. Ha demek ki bu aralar ben Süleyman Soylu'ya çok yanaşmamalıyım. O da mesajı öyle alıyor. Veya mesela Hakan Fidan'a değen yerleri var bu işin deniyor. O zaman diyor ki ben Hakan Fidan'la çok ilişkilenmeyeyim.
Peki bu görüntüde kimin güçlü olduğunu düşünüyoruz biz? E operasyonun medya ayağının Turkuaz Medya olması, Sabah Gazetesi, ATV olması, AHaber olması üzerinden bu medya grubunda bizzat Albayrak'ların, Berat Albayrak, Serhat Albayrak üzerinden yönetildiğini biliyoruz. Siyasetçiler de diyorlar ki, ailenin operasyonu bu. O zaman biz buraya yanaşalım. Şimdi tüm ülke yeni düzen ilişkilerini böyle örüyor. Şu anda bu operasyonlardan kim güçlenerek çıktı dersek, Bilal Erdoğan güçlenerek çıkıyor çok açık. Neden? Çünkü bir iş adamı olsam ben mesela, böyle ihale almaya çalışsam veya kamuyla hiçbir işim olmasa bile hani vergi denetimlerinde başım ağrımasın diye bile Bilal Erdoğan'a yakın olmak isterim. Mesela konunun hiç Bilal Erdoğan'a ilgisi yok gibi görünüyor ama bu sonucu doğuruyor.
Mesela Mayıs ayında Fenerbahçe bir olağanüstü kongreye gidecek. Fenerbahçe başkanı olmak istersem mutlaka o süreye kadar aileden birileriyle, Erdoğan ailesinden birileriyle temaslanmak isterim. E buradan yola çıkarak aslında siyaset dünyasının da ne konuştuğunu tahmin edebiliriz. He demek ki aileye yaklaşmak gereken bir dönemdeyiz.
Demek ki mesela Süleyman Soylu gibi ya da Hakan Fidan gibi ailenin içinden olmayan ama güçlü olan veya Nurman Kurtulmuş gibi ailenin içinde olmayan ama güçlü figürlerle o kadar da temaslanmamak gerekir gibi bir algı var bence Ankara'da.
Evet aslında sadece muhataplarının anladığı, bizim yani sıradan halkın, gazetecilerin sadece izlediği kendine verilen kadarıyla yetinmeye çalıştığı bir dönemdeyiz o zaman özetle. Tek bildiğimiz bu diyelim yani en azından. Tabii bu operasyonların böyle yürütülmesine biz çok alıştık ama yargı eliyle yürümesinin aslında yargı için çok olumlu şeyler söylemediği de başka bir gerçek. Operasyonları yürütenin yargı olduğunun unutulduğu bir durumdayız aslında. Hep bir siyasi yönden konuşuyoruz ama bu bir suç soruşturması aslında...
O kadar tutarsızlık olunca ortada bu tutarsızlıklar içerisinde konunun siyasi olmadığını düşünmek insanın zekasıyla alay etmeye benziyor. Yani bu komplocu bir kafa değil. O kadar aşikar ki yaşananın siyasi bir motivasyonu olduğu. Kendi çapında bir adli süreç yürüyor denildiği zaman kardeşim sen o zaman başka bir yerde konuş, ben nereden başlayayım sana anlatmaya diyesi gelir insanın.
Örnek vereyim mesela Rezan Öpözdemir davası... Kendisi avukat diye biliyoruz hem de böyle toplumsallaşmış davalara baktığı için kamuoyu tarafından tanınan bir figürdü. Adliye önünde açıklama yapan avukattı aynı zamanda ama milyonları da olduğunu biliyorduk. İlişki ağlarının nereye uzandığını bilmesek bile meşhur bir avukattı bu kişi. Bu kişi şu anda bazı yargı mensuplarına rüşvet vermekle suçlanıyor. Şimdi suçlama bu. Bunun bu suçlamaya sahip olduğunu biliyoruz.
Peki şunu biliyor muyuz? O tırnak içindeki yargı mensupları şöyle mi yapmışlar? “Aa asla Rezan Bey, biz rüşvetin parçası olmayız, hiç duymamış olalım mı?" dediler. Yok, bir grup yargı mensubu da Rezan Özdemir'in dağıttığı rüşveti almış ve buna göre karar almışlar. Yani parayla hüküm kurmuşlar.
Şimdi biz onları bilmiyoruz. Oraya dönük bir operasyon yok. Ama acaba bu hikaye üzerinden şöyle bir şey de yapılabilir mi? Rezan Özdemir bir avukat ve pek çok hakimle temaslı bir kişi. Şimdi ben açıkçası hakim olsam ve bu zamana kadar Rezan Epözdemir ile temas kurmuş olsam akşamları çok gergin yatarım. Yani uyurken çok zorlanır, çok korkak bir hayat sürerim. Çünkü yarın öbür gün Epözdemir ile beni ilişkilendirip beni de içeri alabilirler. Neler olacağı belli olmaz.
En son şunu söyleyeyim Bekir Ağırdır’ın korkular araştırmasını okudum. Adli korkular, ekonomik korkular diye böyle kategorize etmişler korkuları. Adli korkular içindeki en büyüğü evime hırsız girmesi değildi. Güvenlik korkuları içinde pardon. Ya da en büyüğü gasp edilmek değil. En büyüğü ne biliyor musun? En büyüğü haksız bir suçlamayla hapse düşmek. Türkiye'deki bu yargı düzeninin günün sonunda yarattığı en önemli duygu, korku duygusu. Araştırmaya katılanların yüzde 82'si en büyük korkum bu diyor. Diyorlar ki en fazla bundan korkuyorum. Nedir? Haksız bir suçlamayla hapse düşmek korkusu. Şimdi bu evet belki yargıya olan güveni sarsıyor, ediyor ama şöyle bir şey yaratıyor toplumda. Korkunun çok geniş biçimlere yayılmasına yol açıyor.
Spinoza'dan beri biliriz. Machiavelli'den beri biliriz... Korkuyla yönetirsin. Korku itaat getirir. İktidarın fazla itaate ihtiyacı var demektir, bu kadar korkutuyorsa halkı...
Toplumun geniş kesimlerine hakim bir duygu, korku. Bunca belirsizlik içinde en çok emin olduğumuz da bu. İçinde yaşadığımız durumun en önemli çıktısı da bu belki. Herhalde bu operasyonları ve genel olarak siyasi gelişmeleri çok daha fazla anlamaya çalışacağız bu dönemde... anlama çabamızdaki katkıların için çok teşekkür ederim.