MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan için önerdiği radikal 'koordinatörlük' statüsü neye işaret ediyor? CHP üzerinde kara bulut gibi dolaşan 'butlan' davası ana muhalefeti bir kayyum kıskacına mı sürüklüyor? Gazeteciler Kemal Göktaş ve Sedat Bozkurt, Politi-Cast’te değerlendirdi.
Programı dinlemek için tıklayınız
Bahçeli’nin "Öcalan’a statü" çıkışı
Kemal Göktaş: Devlet Bahçeli, son haftalarda sergilediği suskunluğun ardından radikal bir yorumla çıktı ve Öcalan için "barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü" gibi bir statü önerisinde bulundu. Bu hamleyi nasıl okumalıyız? Öcalan’a bir statü verilmesi bu denklemde kaçınılmaz mı?
Sedat Bozkurt: Cumhur İttifakı bileşenlerinin kurduğu siyasal denklemde Öcalan bir figür olarak yer alıyor; bu denklem Öcalansız değil. Geçen hafta Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’deki süreci yavaşlattığını söylemiştim. PKK kanadından yapılan açıklamalar da bunu teyit etti. Bu işi Türkiye’de risk alarak üstlenen isim Devlet Bahçeli’dir.
Bahçeli, kendi tabanına "devlet adına hareket ettiği" algısını yerleştirdi. Şimdi bu algıyı somut bir sonuçla taçlandırmak istiyor. Öcalan’ın devreye girerek PKK’yı tamamen silahsızlandırması, Bahçeli’nin tabanına karşı "Gerekeni yaptık" diyebilmesi için tek yol. Bu noktada iktidarın ve Erdoğan’ın daha temkinli yaklaşımını zorluyor.
Rol dağılımı mı?
Kemal Göktaş: Bahçeli’nin bu çıkışları iktidarın söyleyemediği şeyleri üstlenmesi mi? Yani bir rol dağılımı mı var, yoksa Bahçeli süreci iktidara dayatıyor mu?
Sedat Bozkurt: Geçmişte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişte olduğu gibi, ilk işaret fişeğini hep Bahçeli attı. Bu bir rol dağılımı gibi görünse de Bahçeli sadece Erdoğan’ın siyasi hamleleri için kendini veya partisini bu noktaya taşımaz. Evet, Erdoğan’ın onayı olmadan bu adımların atılması mümkün değil ancak Bahçeli’nin çıtayı bu kadar yükseğe koyacağını veya bu kadar hızlı gideceğini muhtemelen iktidar kanadı da tam kestiremiyordu.
Şu an karşımızda klasik bir hükümet ortağı değil; adeta muhalefetteymiş gibi davranan ama meseleyi çözmek için iktidarla iş yapan bir MHP var. AK Parti içindeki Kürt meselesine dair "ileri" cümleler kuran isimler ise sessizliğe gömülmüş durumda. Erdoğan, politik kaygılarla bu meseleden uzak durmaya özen gösterirken sorumluluğu Parlamentoya ve Bahçeli’ye paylaştırıyor.
Bölgesel konjonktür ve Kürt siyaseti
Kemal Göktaş: Bölgesel gelişmeler de süreci zorluyor gibi. ABD’nin desteğini çekme ihtimali ve Türkiye'nin askeri baskıları PKK'yı nasıl bir yola sokuyor?
Sedat Bozkurt: Türkiye; PKK’nın Kuzey Irak’taki Mahmur gibi kampları boşaltması için yoğun baskı uyguluyor. Hakan Fidan’ın Ankara’daki temasları ve Irak yönetimiyle kurulan iyi ilişkiler, PKK’yı köşeye sıkıştırıyor. ABD’nin SDG’ye desteğini çekme tartışmaları ve konjonktürel değişimler Kürt siyasetinin aleyhine gelişiyor. Türkiye, bu zayıflamayı kullanarak "silah bırakma" şartlarını kendi lehine oluşturmaya çalışıyor. Ancak bu meselenin üstünün sadece geçici bir süre örtülmesi, sorunu sadece ertelemek olur.
Muhafazakar blok ve "Anahtar Parti"
Kemal Göktaş: Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarında Mahmut Arıkan, Ali Babacan ve Fatih Erbakan isimleri geçiyor. Bir de Yavuz Ağıralioğlu’nun kurduğu Anahtar Parti (A Parti) var. Bu tabloda bir "Üçüncü Yol" ya da muhafazakar bir ortaklaşma mümkün mü?
Sedat Bozkurt: Türkiye’de her yıl iki kez Abdullah Gül’ün ismi gündeme gelir ancak kendisi şu an sadece vakıf işleriyle ilgileniyor. Erdoğan’ın aday olamaması durumunda AK Parti içinde seçimi kazandırabilecek bir isim şu an için görünmüyor.
Muhafazakar blokta bir ittifak arayışı var ancak bu partilerin tek başlarına 100 bin imza toplamakta bile zorlanabilecekleri bir gerçek. Yavuz Ağıralioğlu’nun partisi ise teşkilat yapısı olarak İyi Parti’nin kurucu kadrolarına dayanıyor. Ancak Erdoğan, muhafazakar veya milliyetçi blokların kendi aleyhine birleşmesine asla müsaade etmez; ya onları kendi yanına çeker ya da bir şekilde bu ittifakları dağıtır.
CHP ve "butlan" davası
Kemal Göktaş: Son olarak CHP içindeki "butlan" (geçersizlik) davası tartışmalarına değinelim. Kararın yazıldığı ama bekletildiği iddia ediliyor. Bu manzara ne ifade ediyor?
Sedat Bozkurt: Türkiye’de yargı, iktidar tarafından muhalefeti dizayn etmek için bir araç olarak kullanılıyor. CHP içindeki kurultay süreçlerine yönelik davalar ve "butlan" iddiaları, aslında ana muhalefet partisinin içine bir "mikser" sokma çabasıdır.
Eğer yargı, kurultay süreçlerine yönelik bir iptal kararı verirse, bu otomatikman sonuçların geçersizliğini gündeme getirir. Bu durum, ana muhalefet partisine bir nevi "kayyum" atanması ihtimalini doğurur ki; böyle bir tablo Türkiye’deki demokratik sistemin tamamen değiştiğinin en büyük tescili olur. İktidar çok seçenekli planlarla hazırlanırken, muhalefetin bu komplike stratejilere karşı hazırlıklı olması gerekiyor.