Ahmet Özer: Bahçeli samimi, Erdoğan da harekete geçmeli

Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Özer, "Bahçeli samimi, Erdoğan da harekete geçmeli. Bu meseleyi Erdoğan’ın harekete geçmesi ve Bahçelinin onun yanında dik durması çözer" dedi.

VEDAT YALVAÇ

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kıyasıya bir mücadele yaşandı. CHP, AKP’nin kalesi denilen pek çok il ve ilçeyi kazandı. O yerlerden biri de İstanbul’un Esenyurt ilçesiydi. Akademisyen Prof. Dr. Ahmet Özer, resmî nüfusu 1 milyona 4 bin, gayriresmî nüfusu 1,5 milyon olan ilçede her iki kişiden birinin oyunu alarak belediye başkanı seçildi. Ancak bunun bedeli de ağır oldu. Yaklaşık 7 ay sonra gözaltına alınarak tutuklandı. Yerine de kayyım atandı. 1 yıl 12 gün sonra tahliye oldu ve cezaevinden çıktı.

Devlet Bahçeli birkaç kez güçlü bir biçimde “Ahmetler göreve dönmeli” dedi. Özer örgüt üyeliği suçlamasıyla aldığı 6 yıl 3 aylık ceza için de “mahşeri vicdanda yeri yoktur” diyerek sert tepki gösterdi. Ancak buna rağmen Özer hâlâ görevinin başına dönebilmiş değil. Peki iktidar ortağı Bahçeli’nin çağrılarına rağmen Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer neden hâlâ görevine dönemiyor?

Kendisi, engelin bazı odaklar olduğunu düşünüyor. “Çözüm sürecinin yavaş ilerlemesini ve ipe un serilmesini” yanlış buluyor. Bu sürüncemede bırakma halinin sürece zarar verdiğini düşünüyor.

“Kayyım kraldan daha kralcı davranıyor”

Gözaltına alındınız, tutuklandınız, şimdi de serbestsiniz, hatta maaş bile alıyorsunuz. Ancak görevinizin başında değilsiniz. Yerinizde bir memur kayyım olarak oturuyor. Pek çok tartışmalı çalışmaya da imza atıyor. Neler söyleyeceksiniz bunlara ilişkin?

Bildiğiniz üzere 30 Ekim 2024 tarihinde bir siyasi operasyonla önce gözaltına alındım ve aynı gün tutuklanarak cezaevine gönderildim. Düzmece ve boş bir dosyayla beni içeri atanlar, “Ver belediyeyi, gir içeri, suçunun ne olduğuna sonra karar veririz” dediler. Halk iradesi lafını ağzından düşürmeyen iktidar, halk iradesini hiçe sayarak 1,5 milyonluk bir şehrin başkanını sorgusuz yargısız tutukladılar. Ve bir gecede kaymakamken vali yardımcısı yapılan bir kişiyi Esenyurt'a kayyım olarak atadılar.

Esenyurt'taki kayyım suç işliyor, normal bir devlet memuru gibi davranmıyor. Çünkü kayyım, devletin görevlendirdiği vali yardımcısı ya da kaymakamdır; geçici bir süre için bu görevi yapması kendisine söylenen kişidir. Zira belediye başkanı benim, 2 ayda bir vekaleten kayyım denilen kişi atanıyor. Buraya atanan kayyımın süresi 2 ayda bir uzatılıyor. Ama ben 6 aydır çıkmışım, hâlâ görevime iade edilmedim, bekliyorum. Halk soruyor, “Başkanımız yerine neden dönmüyor?” diye. Buna iktidarın cevap vermesi gerekir.

Görünen o ki, iktidar seçimle kazanamadığı belediyeyi yargıyı kullanarak ele geçirdiği için bırakmak istemiyor. Bu bir gasptır ve bu daha kolayına geliyor, onun için belediyeleri bu şekilde ele geçirmiş oluyor. O yüzden Esenyurt’a gönderdiği kayyım da kraldan daha çok kralcı davranıyor. Adeta cezasızlık konforunu yaşayarak suç işleme pahasına birtakım adımlar atıyor. Mesela gelir gelmez belediyedeki bütün başkan yardımcılarını değiştirdi. Bizim yaptığımız hizmetlerin üstünü örttü, söktü. Bizim hizmetlerimizi kendisi yapmış gibi lanse etmeye çalışıyor. Oysa insanda bir hak, hukuk, emeğe saygı, utanma duygusu olur. Bu olacak iş mi? Ayrıca gelir gelmez şehri sanki işgalden kurtulmuş gibi Türk bayraklarıyla donattı. Kimsenin Türk bayrağıyla bir sorunu yok. Yani kendilerince, eskiden beri yaptıkları gibi, değişik birtakım imajlar çizmeye çalışıyorlar. Oysa halk her şeyin farkında.. Bunlar toplumun birliğine ve dirliğine hizmet etmiyor, bilakis toplumsal barışı sabote ediyor.

Halbuki sen kayyımsın, bir devlet memurusun. Geleceksin, görevini yapacaksın, görevin bittiğinde gideceksin. O ne yapıyor, gelir gelmez bütün belediye başkan yardımcılarını değiştirdi. Yerine AK Partili insanlar getirdi. 44 tane müdür var, büyük çoğunluğunu değiştirdi. Yetmedi, insanlara mobbing uyguladı. Yetmedi, iç sürgünler yaptı. Yetmedi, çoluk çocuk sahibi insanları işten attı.

Belediye başkanı olmadığı hâlde sağa sola “belediye başkanı” diye kendi adını yazıyor. Bir ihaleyle, üstelik ramazanda tahta çatal, bıçak, kaşık yaptırdı. Bir kullanımlık, büyük bir israf. Üstüne de kendi adını yazdırdı, reklamını yaptı. Bir devlet memuru kamu kaynaklarıyla kendi PR'ini yapıyor, lansman yapıyor. Bunlar suç. Devlet memuru alıyor yanına belediye çalışanlarını, özel kalem müdürünü, ki bunların hepsi de memur, AK Parti grubuna gidiyor. AK Parti genel merkezine gidiyor. AK Partili genel başkan yardımcılarıyla poz poz fotoğraflar çekiyor, yayınlıyor. Bir devlet memuru bunu yapamaz. Bu bir suçtur. Nitekim meclis üyelerimiz zaten bununla ilgili suç duyurusunda bulundular.

“Halkın mallarını sağa sola peşkeş çekti”

Bu kayyım Esenyurt halkının malı olan şeyleri sağa sola peşkeş çekmeye başladı. Bizim 5 tane kampüs lise projemiz var. Bir gecede bir kuruma devretti. On dönüm arsamız vardı. Bir gecede başka bir yere devretti. Yüzün üzerinde dükkanımız vardı. Otuz sekiz caminin altında bir gecede diyanete devretti. Üstelik meclis kararı yok, bir şey yok. Kendisi, iki memuruyla birlikte bu kararları alıyor. Ve bununla aslında suç işliyor. Çünkü anayasa açık; kimse halktan almadığı bir yetkiyi halk adına kullanamaz.

Ve en son yapmaya çalıştığı garabet, şehrin akciğeri olan Recep Tayyip Erdoğan Parkı'na, üstelik Recep Tayyip Erdoğan ismiyle anılan bir parka, o parkın içine, yeşil bir alana emniyet müdürlüğünü yapmaya çalışıyor.

Bu her bakımdan uygunsuz: Bir, yeşil alan açısından bu uygun değil, itiraz ediyoruz. Çünkü orası kentin çok nadir görülen yeşil alanlarından biri. Niye nadir? Çünkü kentin çoğu yeşil alanı geçmişte beton lobilerine peşkeş çekilmiş. Dolayısıyla normalde kişi başına 10 metrekare yeşil alan düşmesi gerekirken, Esenyurt'ta kişi başına 70 santimetre kare; yani 1 metrenin altında. Yeni yeşil alanlara ihtiyaç varken mevcut yeşil alanı tahrip etmeye çalışıyor. Kentin akciğeri olan bir yeri söküyor. Çocukların oyun alanı olan bir yeri, çocukların bir araya gelerek sosyalleştiği bir alanı tahrip ediyor.

İki, deprem toplanma alanı bu alan. Allah korusun, bir deprem olduğunda bunun hesabını kim verecek? Esenyurt, 51 il ve 7 büyükşehirden daha büyük bir yer. Böyle yoğun bir şehrin ana merkezi olan bir yerde akciğer yeşil alanını tahrip ediyorsun, deprem toplanma alanını betona boğuyorsun ve üstelik de bu alanda trafiği daha da artırıyorsun; keşmekeşliği daha da büyütüyorsun. Bu kabul edilemez. Buna şehrin rızası yok, halkın rızası yok. 15 siyasi parti, sivil toplum örgütleri Kent Konseyi'nin öncülüğünde bir araya gelerek açıklama yaptı, “Bizler buraya inşaat istemiyoruz” diye.

Dolayısıyla kayyım kendi başına bu tür kararları alamaz. Bizler, şehrin dinamikleri, halka bir an önce bu kayyımın geri çekilmesini, Esenyurt halkının iradesinin tecelli etmesini bekliyoruz. Zaten bu çözüm sürecinin de çıktılarından birisi bu olacak.

Bildiğiniz gibi Sayın Bahçeli de bu anlamda birkaç defa çağrıda bulundu. O nedenle bu kayyım garabetinden kurtulduğumuz zaman bu tür garip ve garabet dolu işler de son bulacaktır.

“İktidar Bahçeli'nin sözlerine riayet etmeli”

Bahçeli demişken, oradan devam edelim. Siz Bahçeli'nin bu tutumunu samimi buluyor musunuz?

Ben Sayın Bahçeli'yi samimi buluyorum ve bu duruşundan dolayı da kendisine teşekkür ediyorum. Sayın Bahçeli bunu neden yapıyor? Birincisi, bu barış sürecinin başa gitmesini istiyor. Bu konuda samimi. Ama AK Parti aynı samimiyeti göstermiyor; biraz ağırdan alıyor. Bu da süreci enfekte etmeye, provoke etmeye açık hale getiriyor. Tehlikeli bir durum.

Sayın Bahçeli, aslında durumu özetleyen bir cümle kurdu. Dedi ki “Anadolu huzura, yani Anadolu'nun huzura ermesi için Öcalan Umut'a, bu bir çeşit örgüte mesajdı. Ahmetler makama, bu kayyımlara ilişkin bir mesajdı. 3 CHP, 10 DEM Parti olmak üzere bugün ülkede 13 kayyım var. Üçüncü olarak da dedi ki Demirtaş'ta yuvaya dönünceye kadar kararımız nettir. Bu da bir anlamda kayyımlara tepki, haksız, hukuksuz yere tutuklananlara, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasına yönelik bir çağrıydı. Bu çağrıları bir defa yazılı basında, bir defa Twitter'la, iki defa da grupta yaptı. Şimdi bu iktidar Sayın Bahçeli sayesinde ayakta duruyor. Çünkü eğer o olmasa, mecliste hiçbir kararı çıkaramaz, hiçbir kanunu çıkaramaz. O zaman Sayın Bahçeli'nin sözünü yere düşürmemesi lazım. Bu iş artık bizden çıkmış, Sayın Bahçeli'nin meselesi haline gelmiştir. Zira iktidar zaten yargıyı kullanarak bize operasyon yaptı, bizi hapsetti, yerimize kayyım atadı. Biz ondan çok güllük gülistanlık şeyler beklemiyoruz. Ama içinden geçtiğimiz süreçte bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için demokratikleşme gerekiyor. Buna biz de yürekten katılıyoruz, inanıyoruz.

Demokratikleşme için de en başta yasal ve anayasal değişiklik gerektirmeyen, güven vermesi gereken birtakım adımların atılması gerekiyor. Mesela kayyımların kaldırılması bu adımlardan biridir. Kayyım kaldırılmadığı zaman halkın seçime güveni, toplumun devlete aidiyeti ve milli iradeyle bağı zayıflıyor. O zaman biz kendi bindiğimiz dalı kendimiz kesmiş oluyoruz. Sadece bu da değil, tutuksuz yargılama olmalı. Tutukluluk bir istisnadır. Sadece bu da değil, AYM ve AHİM kararları uygulanmalı. Demirtaş, Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman gibi birçok kişi serbest bırakılmalı. Ama aynı şekilde adil yargılama da olmalı.

Halkın yüzde 65'i bu yargılamaların, bu tutuklamaların siyasi olduğunu söylüyor. Ve aynı zamanda hasta tutsaklar var; bunların serbest bırakılması insanî ve vicdani bir durum. Her sabah, bir operasyonla uyanıyoruz. Şimdi ben soruyorum size, bir taraftan barış süreci yürütülürken, bir taraftan da toplumun üçte birini temsil eden ana muhalefet partisine, operasyon üstüne operasyon yaparak biz barışı sağlayabilir miyiz?

Evet, biz barış istiyoruz. Evet, biz demokrasiyi istiyoruz. Evet, biz ülkemizin huzur içinde, yaşamasını istiyoruz. Ama bunun gereklerini de bekliyoruz. Halk iktidarın artık, işi ağırdan almak yerine bir an önce adım atmasını bekliyor.

“Bir an önce gerekli adımlar atılmalı”

Bu durumda siz çözüm sürecinin yavaş ilerlemesinde AKP'yi ve iktidarı sorumlu tutuyorsunuz, öyle değil mi?

Öyle görünüyor. Yani bir ara “Suriye” denildi, süreç uzadı, şimdi “İran” deniliyor. Bir süre sonra belki “seçim” denilecek. Yani böyle uzatarak, seçim hesaplarıyla seçime kadar uzatabilirler. O zaman da bu sürecin, bu tarihi fırsatın enfekte olma tehlikesi var. Erdoğan'ın bir hesabı var o zaman? Herkesin bir hesabı olabilir. Ama bu ulusal bir meseledir. Oy kaygılarıyla hareket ettiğiniz takdirde başarılı olma şansı azalır. O zaman da süreç başarısızlığa mahkûm olur. Kimse istemez bunu. Çünkü o zaman bu başarısızlık hepimize daha kötü bir biçimde geri döner. Bu yüzden bir an önce bu adımların atılması şart.

Bakın niye?

Orta Doğu'daki gelişmeler barış sürecinin ne kadar yerinde olduğunu, Bahçeli'nin ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

İktidar mensupları, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, iç cepheyi güçlendirelim diyor. Doğru, iç cephenin güçlü olması önemli. Bakın, Amerika'nın o kadar tankına, topuna rağmen İran hâlâ direniyorsa, iç cephe sayesindedir. Biz de iç cephemizi, bünyemizi güçlendirmemiz gerekiyor. Peki ama kardeşim, bir tarafta bunları deyip öte taraftan kayyım atayarak, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını uygulamayarak, siyasi operasyonlar yaparak iç cepheyi nasıl güçlendireceğiz? Bunlar birbiriyle çelişen şeyler. Bunu ben bir siyasetçi olarak değil, sokakta giden herhangi bir akıl sahibi birine söylediğiniz zaman bunları size söyleyecektir.

Siz bir de sembol bir isimsiniz bu konuda. Geçmiş çözüm sürecinde de rol aldınız? Bir taraftan size bu tarz görevler verilirken diğer taraftan görevden alındınız, tutuklandınız? Buna ilişkin neler söyleyeceksiniz?

Bu süreçte de Sayın Numan Kurtulmuş benden rapor istedi. Kendisine rapor verdim. Bir taraftan bu yapılıyor, bir taraftan da bu yapılıyor, bu olmaması lazım.

“Bu bir devlet projesidir”

Peki bu dönemki çözüm sürecini nasıl görüyorsunuz? Umutlu musunuz?

İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim. Şu anda süreç rölantide gibi. Yani ben bu sürecin mutlaka gerekli olduğuna inanıyorum ve mutlaka başarılı olması gerektiğini düşünüyorum. Bakın, size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Ben bu anlamda 7-8 tane il dolaştım ve gittiğim her yerde de barış sürecine dair herkesin katkı ve destek vermesini istedim. Bana ahali diyor ki “Ya hocam, bu iktidar sana bu kadar eza ceza etti, bu proje onların projesi, sen hâlâ niye bunu söylüyorsun?” Birincisi, bu proje bir devlet projesi. İki, barış hepimizden daha büyük ve gerekli bir şey. O nedenle ben orada dedim ki barış gelsin, bin Ahmet Özer feda olsun.

Mesela Ahmet Özer meselesi değil. Kayyım meselesi de benim kişisel meselem değil. Mesele ülke meselesi. Hak, hukuk, adalet meselesi. Mesele Esenyurt halkının iradesi meselesi. Mesela milli irade meselesi. O nedenle de biz demokrasiye inanıyorsak demokrasinin gereklerini yerine getirmemiz lazım.

Bugün hukuka duyulan güven yüzde 20'nin altında. Bu aynı zamanda hukuk güvenliğini de ortadan kaldırıyor. Hukuk güvenliği, senin görevini yapabilmen için güvenliğinin sağlanmasıdır. Benim işimi güven içinde yapabilme güvenliğidir. Vatandaşın üretimde, tüketimde, yolda, sokakta, işte yaşamını sürdürebilme güvenliğidir. Kamu düzeni içinde, güvenlik içinde, güvenilir bir biçimde yaşamını sürdürme güvencesidir. Bugün bu yok. Bugün bir belirsizlik var. Yarın ne olacağını kimse bilmiyor. Dolayısıyla Türkiye aynı zamanda bu süreçte büyük bir ekonomik krizde açlık ve yoksulluk içinde çalkalanıyor. Bir de üstüne üstlük bu hukuksuzluk gelmiş, üstüne binmiş durumda. Bundan bir an önce vazgeçilmesi lazım. Çünkü ekonomiyi düzeltmenin yolu da adalete ve hukuka dönmekten geçiyor.

“Rekabet de nezaketle yapılmalı”

Operasyonların siyasi olduğunu söylüyorsunuz. Peki, ne amaçlanıyor sizce bu operasyonlarla?

Bu operasyonların üç temel amacı olduğu ortaya çıktı. Bir, rakibi elimine etmek. İki, Kürt seçmenine kurulan bir diyalog vardı. O diyalog kent uzlaşısı adı altında kriminalize edilmeye çalışmak. Üç, CHP ilk defa seçimde birinci parti oldu. İktidar alternatifi haline geldi. Bunun üzerine iktidar alternatifi zayıflatmak için bir çabanın içine girildi.

Bunlar doğru değil. Siyasi partiler birbirlerinin düşmanı değil, birbirlerinin rakibidir. Rekabet de nezaketle yapılmalıdır.

“Belediye başkanı olmasaydım bunlar başıma gelmezdi”

Bir konuşmanızda “AKP'de olsaydım bunları yaşamazdım” demiştiniz. Neden böyle söylediniz?

Ben belediye başkanı olmasaydım da bunların hiçbirisi benim başıma gelmeyecekti. Ben bugüne kadar üniversitede bölüm başkanlığından rektörlüğe kadar bütün görevleri yaptım. Aynı zamanda Devlet Planlama Teşkilatı'nda, Millî Eğitim Bakanlığı'nda çalıştım. BM, Habitat 2'de temsil ettim. Amerika'da, Avrupa'da, Afrika'da birçok çalışmaya katıldım. 40 tane kitap, 350 tane bildiri ve 200 tane ulusal ve uluslararası makale yazdım. Ve bugüne kadar örgüt üyesi değilim de belediye başkanı olduğumda mı aklımı oynattım, gittim örgüt üyesi oldum? Bu akla, izana, vicdana ve mantığa sığar mı?

Sadece bunlar da değil. AKP'nin daha önceki meclis başkanı Cemil Çiçek, Beni çağırmış demiş ki ‘Anayasa komisyonuna katkıda bulunun.’ Beni çözüm komisyonu başkanı Sayın Naci Bostancı çağırmış, demiş ki ‘Çözüm sürecine katkıda bulunun.’ Ben raporlar hazırlamışım, sunumlar yapmışım. AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu beni çağırmış, ‘Bu sorunu nasıl çözeriz?’ demiş, benden fikir almış. AK Partili Şehircilik Bakanı Özhaseki beni belediyecilik ve kentçilik uzmanlığımdan dolayı Türkiye Şehircilik Şûrası üyesi yapmış. Ben Şura'ya katılmışım, Şura'ya katkıda bulunmuşum. Bütün bunları yaparken örgüt üyesi değilim de Esenyurt'ta iki kişiden birinin oyunu alıp belediye başkanı olunca mı örgüt üyesi olmuşum? Bu akla mantığa sığar mı? Böyle hak, böyle hukuk, böyle adalet olur mu?

Ben ülkeye seslenmek istiyorum. Sadece ben değil, herkesin vicdanına seslenmek istiyorum. Bu yargıya tasallut edenler beni aldı, 1 yıl hapse attılar. Bir yıldan fazla, bir yıl on gün, on bir gün. Ne değişti Türkiye'de? Güneş daha mı parlak doğdu? İşler daha mı yoluna girdi? Tam tersine, halk beni arayıp diyor ki böyle bir şey olur mu? Bir tarafta sen hapiste, bir tarafta da çözüm süreci. Bir tarafta demokrasi, bir tarafta da demokrasiyle iş başına gelen belediye başkanının yerine kayyım atamak. Toplumun adalet duygusu zedelendi. Vatandaşın devlete aidiyet bağı büyük bir darbe aldı. O nedenle Sayın Bahçeli bana bu ceza verildiğinde en üst perdeden de karşı çıktı. ‘Bu ne evrensel hukuk kurallarına uyuyor, ne de adil yargılamaya; Prof. Dr. Ahmet Özer’e verilen bu ceza mahşeri vicdanda mahkûm olmuştur; hiçbir yerde yeri yoktur’ dedi. Bunu niye dedi, biliyor musun? Ezbere demedi. Çünkü dosyamı hukukçularına inceletti. Dosyanın içinin boş olduğunu biliyor. Bir kumpas olduğunu, sırf belediyeye el koymak için yaratılan bir şey olduğunu bu işi yapanlar, yaptıranlar dahil herkes biliyor.

Ben bugüne kadar Türkiye'de barışın, demokrasinin, kardeşliğin hakim olması için çalışan bir akademisyenim. Ve bugünden sonra da çalışmaya devam edeceğim. Çünkü ben bu ülkenin birliğini, dirliğini istiyorum. Herkesin eşit temelde özgürlük ve demokrasi içinde bir arada yaşamasını savunuyorum. Savunmaya devam edeceğim.

“İçi boş bir dosya ile belediyeye el koydular”

Peki bu süreçte parti değiştirmeniz konusunda herhangi bir resmi ya da gayri resmi teklif aldınız mı?

Hayır, hayır. Şöyle, zaten benim öyle biri olmadığımı biliyorlar. Benim bir duruşum var, bir karakterim var, ben bir bilim insanıyım. Bu seçime de halka hizmet etmek için girdim. Yani siyasette oraya geçeyim, buraya geçeyim, bir şey kazanayım, nemalanayım, itibar devşireyim diye girmedim ki. Tam tersine, zaten ben birtakım mevkileri, makamları bırakarak geldim.

Neden? Çünkü geçip giderken bu dar dünyada halkımın gönlünde bir iz bırakayım. Bunu da hizmetle yapayım istedim. Üniversitede hizmet yeridir, ama orada 10 sorun geldiğinde 2 tane çözüyorsanız, siyasette 10 sorun geldiğinde 7 tane çözersiniz, 8 tane çözersiniz. O nedenle siyasete ilgi duydum.

Kaldı ki yerel yönetimler ve kentleşme benim uzmanlık alanım. Demin yazdığım 40 kitaptan bahsettim. Bunun 10 tanesi yerel yönetimlerle ilgili. Ben aynı zamanda yerel yönetimler konusunda Türkiye'de sayılı uzmanların arasında yer alıyorum. Ve aynı zamanda Kürt meselesi ve çatışmaların çözümü konusunda dünyanın birçok yerinde çalışmış bir akademisyenim. Postdoktoram bu konu üzerinedir. Bu alanda 15-20 tane kitap yazmışım. Dolayısıyla bugüne öyle bir anda gelmiş değilim. Ama mesele bunlar değil. Mesele belediyeye el koymak olunca, bir uydurma, içi boş bir dosyayla böyle bir şey yaptılar. Bu kimseye bir yarar sağlamaz. Kimse ilelebet değil. Yanlış o an için size çıkar, yarar sağlasa bile sonra sizi içine alır. Doğru o an için size bir şey kaybettirse bile, zamanı geldiğinde mutlaka size kazandırır. Doğruluk sallanabilir ama asla yıkılmaz.

“Kızım benim kahramanım”

Sayın Başkan, isterseniz ailenizle devam edelim. Onlar neler yaşadı bu süreçte? Seraf Hanım, hem kızınız hem de avukatınız olarak büyük bir mücadele verdi.

Seraf benim avukatım. O benim kahramanım. Bu süreçte benimle ilgili çok büyük bir mücadele verdi. Şunu söylemek istiyorum. Bu süreçte sadece haksızlık yapılan, zulme uğrayan ve tutuklananlar değildir. Aileler daha çok büyük eza çekiyor. Benim ailem de çok büyük acılar çekti. Eşim, kızım, oğlum, bunların da ötesinde büyük bir ailem var. Bütün ailemin fertleri bu haksızlığa isyan ettiler. Bana bunu nasıl yaptıklarına kimse bir anlam veremedi.

Bu haksızlıkları bu insanlara yapmaya hakkı yok kimsenin. Ama ailem dimdik durdu yanımda. Ben de alnım açık, başım dik girdim. Alnım açık, başım dik çıktım. İçeride de 3-4 tane kitap yazdım. Yakında hepsi bir arada çıkacak. Ben aynı zamanda gelecek kuşaklara bir not bırakmak, önümüzü de aydınlatmak için, umuda yolculuk için de yazıp çizmeye, düşünmeye, üretmeye katkı sunmaya da devam ediyorum, devam edeceğim. Şehre son sürat hizmet ederken operasyonla önümüzü kestiler, bırakmadılar ama kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Teşekkür ediyorum. Yani demokrasi mücadelesi bir insanın en onurlu mücadelesidir. Böyle zor zamanlarda ağır bedeller ödeniyor. Bu bedelleri ödemekten geri durmayanların sayesinde geleceğe dair, özgürlüğe dair, eşitliğe dair ve adalete dair umutlarımız diri kalıyor.

Bugün 18 tane belediye başkanı, onlarca, yüzlerce seçilmiş var. Onlar da bu mücadeleyi veriyorlar. İnşallah ülkemiz en kısa sürede eşitliğe, özgürlüğe, adalete kavuşur. Kavuşunca değil, herkesin, sivil toplumun, medyanın, siyasetin üstüne düşeni bir hakken yapması gerekir diye düşünüyorum."

Vedat Yalvaç, Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 2013 yılının sonunda Hayat Televizyonu’nda başladı, Evrensel Gazetesi ile devam etti. 2019 yılında bir süre bağımsız gazetecilik yaptı. Daha sonra yaklaşık bir yıl Cem TV’de çalıştı. Üç buçuk yıldır Halk TV’de haber editörü olarak çalışıyordu. 2 Mart 2026’dan bu yana serbest gazetecilik yapıyor.

Söyleşi Haberleri