YUNUS ÜLGER
Ayça Miraç’ı ilk kez on yıl kadar önce doğup büyüdüğü Almanya’nın Gelsenkirchen kentinin belediye meclisinde verdiği kısa bir konserde dinlemiş, çok beğenmiştim. Çok duru ve duygulu bir sesi vardı, daha kariyerin başındaydı, yakın çevresi dışında kimsenin tanımadığı bir caz sanatçısıydı. 2019 yılında kendisiyle ilk söyleşiyi yaptığımda, bir yıl önce Lazjazz albümü yayınlanmıştı, artık en azından caz müziği tutkunları çevresinde tanınan bir caz sanatçısıydı. İlerleyen yıllarda dörtlü grubuyla verdiği konserleri ve radyo yayınlarıyla tanınırlığı caz müziği sevenlerin dışında da arttı.
Miraç, sanatında olgunlaşmanın sağladığı birikimle geçen şubat ayında A Window To The Bosporus (Boğaza Açılan Bir Pencere) adını verdiği ikinci albümünü yayınladı. Dokuz eserden oluşan albümde sanatçının kendi besteleri ile Türkçe ve Lazca türküler yer alıyor. Albümde yer alan şarkılardan, Akşam Boğaziçi’nde, Yelkenler ve Erguvandır İstanbul şarkıları, İstanbul’u konu ediyor. Erguvandır İstanbul şarkısına şair babası Yaşar Miraç da bir dize eklemiş. Halk ozanı Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayım eseri de albümde yer alıyor.
“Boğaz, çocukluğumda yaz tatillerimi geçirdiğim yerdi”
Ayça Miraç, 1986 yılında Ruhr Bölgesi’nin Gelsenkirchen kentinde doğup büyüdü. Ruhr Bölgesi, Almanya’nın demirçelik ve maden ocaklarıyla kömür deposu, dolayısıyla zengin bir kentti. Bu iki sektörün yok olmasıyla diğer Ruhr kentleri gibi Gelsenkirchen de yoksullaştı, bununla da kalmadı, Almanya’nın en yoksul kenti oldu. Peki, Gelsenkirchen’de doğup büyüyüp, İstanbul ve Boğaz özlemi duymak, albüme Boğaza Açılan Pencere adını vermeyi, Ayça Miraç şöyle açıklıyor:
“Çocukluğumda ailem Istanbul Boğazı’na yakın ve Boğazı gören bir ev aldı. Küçüklüğümden beri sıkça oraya gittim, yaz tatillerimi de orada geçirdim. Boğaz benim için Almanların deyimiyle 'Sehnsuchtsort', yani hasret yerim oldu. Bu hasretimi bu albümde ifade etmek istedim. Dünyanın her yerinde kolayca anlaşılması için Albümüme İngilizce A Window To The Bosporus, yani Boğaza Açılan Bir Pencere ismini verdim.”
Şu anda Almanya’nın eski başkenti Bonn’da yaşayan Miraç, Gelsenkirchen’in yoksulluğuna ve imajının gittikçe kötüleşmesine çok üzüldüğünü söylüyor, üzüntüsünü şöyle ifade ediyor:
"Yolum Gelsenkirchen'e düştüğünde şehrin durumu beni üzüyor. Gelsenkirchen'in aslında güzel bölgeleri var. Ancak 'tehlikeli ve çirkin' etiketi üzerine o kadar yapıştı ki, insanlar buradaki potansiyeli görmekten ve buraya taşınmaktan çekiniyor. Oysa Gelsenkirchen, Berlin gibi metropollerden daha tehlikeli değil. Umarım bu kötü imaj en kısa sürede iyiye dönüşür ve şehir hak ettiği değeri yeniden kazanır."
Bu dünya bir pencere gibi, her gelen bakar gider
Avrupa’daki kariyerinin yanı sıra Türkiye’de de birçok konser veren sanatçı, bilinen halk türküsü “Bu Dünya Bir Pencere” şarkısında şu dizeleri seslendiriyor: “Bu dünya bir pencere, her gelen bakar gider.” Albümün başlığını da taşıyan bu düşünce, eser boyunca kırmızı bir iplik gibi işleniyor. Boğaziçi’ne bakan aile evinde bulunan bu pencere, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan köprüler ve boğaza bakan eşsiz bir manzaraya açılıyor. Bu özlem yüklü mekân, değerli anılarla dolu ve Miraç için tükenmez bir müzikal ilham kaynağı olmuş. Sıcak tınılı, su gibi akan duru sesi ve ustaca uyumlu akustik enstrümanlarla birleşen yorumları, Doğu ile Batı’nın, gelenek ile modernin günümüzde uyum içinde buluştuğu çok katmanlı bir ses panoraması yaratıyor. A Window to the Bosporus, Boğaziçi’nin büyülü metropolüne ve Laz mirasına bir övgü, durup dinlemeye, müzikle yakalanmış bu manzarayı seyretmeye davet ediyor.
“Almanca duygusal bir dil değil, onun için Türkçe ve Lazca söylüyorum”
Hollanda’da caz eğitimi alan Miraç, Türkçe ve annesinin dili olan Lazca söylüyor. Evde hep Türkçe konuşulmuş, Lazcayı annesinden ve Laz akrabalarından duymuş. Lazca öğreniyor, ancak daha konuşacak aşamaya gelmemiş. Aslında kendini en ifade ettiği Almancayı duygusal bir dil olarak görmüyor, onun için de Almanca şarkı söylemiyor. Sosyal medyada yazışmalarını da İngilizce ve Türkçe yapıyor. Caz tarzını tercihi hakkında, “Babam evde piyanoyla doğaçlama yapardı, bunun cazı seçmemde çok etkisi olduğunu düşünüyorum” diyor.
6 yaşında bale ve piyano dersi almaya başlayan genç müzisyen 12 yaşlarında bir saksafoncudan dinlediği caz eserden o kadar etkilenmiş ki, müzikte yolunun caz olacağı kesin karar vermiş.
Miraç, ünlü caz ustalarının eserlerinin yanı sıra Yeni Türkü, Karadenizli sanatçılar Kazım Koyuncu ve Volkan Konak ile Zeki Müren’i de severek dinlediğini belirtiyor. 2016 yılında kurulan dörtlü grubuyla konserler veriyor, albümlerini de bu grubuyla hazırlıyor. Eşi Philip Grussendorf (Kontrbas), Henrique Gomide (piyano) ile Marcus Rieck (bateri) Miraç’ın müzikte yol arkadaşları. Eserleri Alman, İsviçre ve Fransız radyoları ile TRT 3 radyosunda çalınıyor. Gelecek için konserler planlayan Miraç, ikinci albümü için bir klip de çekeceğini söyledi.
Yunus Ülger, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu ile Almanya'da Bochum Ruhr Üniversitesi'nde gazetecilik, iletişim ve toplum bilimleri öğrenimi yaptı. Gazeteciliğe başladığı Almanya'da Hürriyet, Sabah, Köln Radyosu ile Gazete Duvar için çalıştı. Ülger'in halk ozanı Neşet Ertaş hakkında, Neşet Ertaş - Kentin Tezenesi kitabı 2021 yılında Ankara'daki Anı Yayıncılık tarafından yayımlandı.