Oda Servisi’nin yönetmeni Çağla Demirbaş: Regl hâlâ içselleştirilmiş bir utanç

YAĞMUR KARAGÖZ | İlk kısa filmi Oda Servisi ile ilk regl deneyimini ön ergenlik çağındaki Derin’in hikâyesi üzerinden anlatan Çağla Demirbaş, filmi yalnızca bedensel bir değişim üzerine kurmuyor. Demirbaş ile regl etrafındaki utanç ve sessizliği, büyüme hâllerini, kadınlar arasındaki dayanışmayı ve filmin festival yolculuğunu konuştuk.

İlk regl, pek çok kız çocuğunun hayatında bedeniyle ilgili daha önce karşılaşmadığı bir deneyim. Ancak regl hâlâ çoğu zaman utanma, saklama ve hakkında konuşmama hâliyle çevreleniyor.

Çağla Demirbaş’ın ilk kısa filmi Oda Servisi, bu deneyimi ön ergenlik çağındaki Derin’in hikâyesi üzerinden anlatıyor. Ailesiyle kaldığı otelde ilk kez regl olan Derin, yaşadığı şaşkınlığı anlamlandırmaya çalışırken bir yandan da arkadaşlarıyla oynayacağı su voleyboluna yetişmek istiyor. Annesine ulaşamayınca yardım istemek için havuz kenarında tanıştığı, kendinden emin tavırlarıyla dikkatini çeken Merve’ye yöneliyor.

Almina Kahraman ve Manolya Maya’nın başrollerini paylaştığı film; Derin’in birkaç saatine odaklanırken ilk regl deneyimini, bedenle kurulan ilişkiyi, çocukların dünyasında regl etrafında oluşan sessizliği ve iki karakter arasında gelişen dayanışmayı takip ediyor.

Dünya prömiyerini 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde yapan Oda Servisi, 8. Uluslararası Kadın Kısa Film Yönetmenleri Festivali’nde de Ulusal Finalist olarak yer aldı. Film ayrıca 5. Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin “Akbank Sanat ile Kısalar” bölümünün parçası olarak 20 Eylül Pazar günü saat 14.00’te Fabrika Ayvalık’ta sinemaseverlerle buluşacak.

Çağla Demirbaş ile Oda Servisi’nin ortaya çıkışını, Derin’in dünyasını, regl tabusunu ve filmin festival yolculuğunu konuştuk.

“Benden başka kimsenin anlatamayacağı hikâyeleri bulmak daha tatmin edici”

Önce sizi biraz tanıyarak başlayalım. Sinemayla ilişkiniz nasıl başladı, yönetmenlik yapmaya nasıl karar verdiniz? Bugün hikâye anlatırken sizi besleyen, sinemanızı şekillendiren şeyler neler?

Sinema ile ilişkim çocukluk yıllarımda başladı diyebilirim. Hatta en eski anılarımdan biri, VHS kameramız ile ev ahalisini çektiğim bir ana ait. İlkokulun sonlarına geldiğimde, arkadaşlarımla kutladığımız her doğum gününde mutlaka doğaçlama bir kısa film çektiğimizi hatırlıyorum. Hep birlikte bir şeyler üretebilmek ve sonucunu izleyebilmek beni çok heyecanlandırırdı.

Bu içgüdüyü takip ettim ve lisansımı da sinema üzerine yaptım. Bu süreçte sinemanın yanı sıra fotoğraf, fotoğraf kitabı üretimi, küratörlük ve yaratıcı yazarlık gibi başka alanlarla da ilgilendim. Belki de bu sebeple, tek bir fotoğraf ya da bir şiir bana ilham olabiliyor.

Ama açıkçası daha çok ürettikçe kendimi kişisel tarihimden daha çok beslenirken buldum. Bu başta kulağa ironik gelebilir, ancak benden başka kimsenin anlatamayacağı o hikâyeleri bulmak ve geliştirmek, tamamen kurgusal bir dünya yaratmaktan daha tatmin edici, belki de daha “doğru” gelmeye başladı. Bu esinlenme, yaşadığım deneyimleri farklı bir sonla hayal etmekten hayatımın bir noktasında hissettiğim bir duyguyu bambaşka bir olay örgüsünün içinde yeniden yaratmaya kadar uzanabiliyor.

“Filmin çıkış noktası sadece biyolojik değişimi anlatmak olmadı”

Oda Servisi bir ilk regl hikâyesi ama film yalnızca bedensel bir değişime değil, Derin’in daha önce hiç karşılaşmadığı bir deneyimle baş etmeye çalışmasına da odaklanıyor. Bir yandan yaşadığı şeyin şaşkınlığı içindeyken bir yandan arkadaşlarıyla su voleyboluna yetişmeye çalışıyor. İlk regl deneyimini bir kısa filmin merkezine taşıma fikri nasıl doğdu? Bu hikâyeyi anlatmak istemenizin ardında nasıl bir çıkış noktası vardı?

Oda Servisi’nin bir ilk regl deneyimini anlatırken aynı zamanda yetişkinler dünyası ile ilk teması anlatması benim için önemliydi. Filmin çıkış noktası hiçbir zaman sadece bu biyolojik değişimi anlatmak olmadı. Bu biyolojik değişim yaşanırken toplumun bakışının da eş zamanlı olarak değiştiğini fark etmek, hatta kimi zaman bireyin kendi bedenindeki değişimi önce toplum üzerinden idrak etmesi aklımı kurcalayan bir fenomendi.

Buradan Merve karakterine bağlamam gerekirse, belki de Derin bir kadın olmanın ne anlama geldiği üzerine ilk defa kafa yoruyor. Bu kırılma anında Merve ile tanışmasıyla toplumun kadına olan bakışını somutlaştırmayı amaçladım. Tabii bu noktada filmin başka bir katmanı olan, Merve toplumun onayından ne kadar geçiyor, kadınlığı ne kadar “kabul görüyor” konusu açılıyor.

Sorunuzun başına dönmem gerekirse, büyümek tabii ki bir anda olmuyor. Dediğiniz gibi Derin bütün bunlar yaşanırken aslında su voleyboluna yetişmeye çalışıyor. Filmin bu iki anlamda da büyümek konusundaki önermesi yine benzer bir ikilikte saklı bana kalırsa: Bir tarafta çocuksu bir oyun arzusu, diğer tarafta ise ertelenemeyecek sorumluluklar.

“Yardım isteyebilecekken isteyememesi içselleştirilmiş utancı gösteriyor”

Derin’in ilk tepkilerinden biri yaşadığını saklamak. Üstelik filmde çevresinde insanlar olmasına rağmen oldukça yalnız. Regl hâlâ neden bu kadar kolay biçimde utanma, gizleme ve yalnız başına halletme meselesine dönüşüyor sizce? Filmle bu sessizliğe nasıl müdahale etmek istediniz?

Derin karakterinin ebeveynlerini göremesek de babasıyla olan telefon konuşmasından yola çıkarak sevgi dolu ve anlayışlı bir aile olduğu çıkarımını yapabiliyoruz. Ama buna rağmen maalesef Derin’in regl olduktan sonra ilk tepkisi saklamak oluyor. Hatta resepsiyonist ve bellboy gibi karakterleri yazarken bu karşılaşmaları aynı zamanda Derin’in yardım isteyebileceği olası senaryolar olarak değerlendirmek istedim.

Yardım isteyebilecekken isteyememesi ve bu durumu kendi başına halletmeye çalışması ile de bu içselleştirilmiş utanç duygusunu incelikli bir şekilde vermeye çalıştım. Bana kalırsa herhangi bir toplumsal gerçekliğe sinema aracılığıyla müdahale edebilmenin yolu, onu olabildiğince gerçek bir şekilde anlatabilmek. Oda Servisi’nde de yapmaya çalıştığım gibi, bunu yaparken o gerçeklikle beraber ortaya çıkan diğer hikâyeleri de anlatmak izleyicinin filmden uzaklaşmadan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmasına olanak tanıyor.

“Otelin içine girdiğimizde Derin’in iç dünyasına da giriyoruz”

Filmde çok sevdiğim bir karşıtlık var: Herkes tatilde, güneş var, havuz var, çocuklar oyun oynuyor; ama Derin için aynı mekân bir anda son derece tekinsiz ve sıkışık hâle geliyor. Güneşli havuz kenarından karanlık, dar koridorlarda bulabiliyoruz bir anda kendimizi. Bu karşıtlık bilinçli bir tercih miydi?

Bu karşıtlığı fark etmenize sevindim. Dediğiniz gibi iç ve dış mekânlar arasındaki farkı prodüksiyon tasarımı, ses ve renk ile verebilmek benim için önemliydi, bu detaylar senaryo evresinde de mevcuttu.

Filmde dış mekândan iç mekâna girdiğimizde bir nevi Derin’in iç dünyasına da girmiş oluyoruz, kendi içinde yaşadığı kaosu hissedebiliyoruz. Bu sebeple mekân seçimini yaparken cıvıl cıvıl büyük bir tatil köyü yerine özellikle yaz sezonunun sonuna gelindiğini hissettiğimiz daha mütevazı bir otel olmasını göz önünde bulundurduk.

Her ne kadar film havuz kenarında, çocukların oyun sesleriyle açılsa da Derin tek başına, herkesten uzakta bir yerde başlıyor filme. Otelin içine girdiğimizde kendine ait alanı giderek küçülüyor ve kendi başına kalıyor; az önce yaşadığı deneyim iç dünyasına da benzer bir şekilde tesir ediyor.

“Derin Merve’de geleceğini, Merve de Derin’de çocukluğunu görüyor”

Derin annesine ulaşamadığında yardım için neredeyse hiç tanımadığı Merve’ye gidiyor. Burada biyolojik ya da ailevi bağın dışında, iki kadın arasında çok kısa sürede oluşan bir dayanışma görüyoruz. Merve’nin Derin için temsil ettiği şey nedir?

Evet, dediğiniz gibi bu bağ kendiliğinden oluşan, organik bir bağ olmasının yanı sıra gerçekten kısa denebilecek bir sürede oluşuyor. Bu benim kendi hayatımda da gözlemlediğim bir durum, eminim birçok kadın da benimle aynı fikirde olacaktır. Bence Merve’nin Derin için temsil ettiği şey, eşiğinde olduğu o kadınlığın ta kendisi. İleride utangaçlığını üstünden atabilirse dönüşebileceği, kendi alanını özgüvenli bir şekilde kaplayan bir yetişkin figürü.

Bu noktada Derin’in de Merve için temsil ettiklerini düşünmenin önemli olduğuna inanıyorum, çünkü ikilinin ilişkisi simbiyotik bir hâl alıyor. Derin her ne kadar Merve’de geleceğini görse de belki Merve de Derin’de çocukluğunu görüyor.

Filme dair en sık aldığım sorulardan biri, Merve’nin neden Derin ile tanışırken mayosundaki flamingo deseni üzerinden konu açması. Bana kalırsa bu diyalogda her iki karakterin de iyi gözlemciler olduğunu öğreniyoruz, zira Derin’in ona verdiği yanıt otelde benzer flamingo figürleri görmesi hakkında. Merve sadece flamingo desenini görmüyor, aynı zamanda Derin’in gardını indirebilmesi için onu böyle bir yerden yakalayabilmesi gerektiğini görüyor. Derin’in Merve’ye güvenebilmesi de onu “gördüğünü görmesi” ile oluyor.

“Regl, milyonlarca kadın için günün normal akışının bir parçası”

Filmde kanı ve regl deneyimini dramatize eden ya da travmatik bir olaya dönüştüren bir anlatı yerine oldukça gündelik bir yerden ele alıyorsunuz. Derin panik yaşıyor ama hayat da devam ediyor; hâlâ o havuza yetişmek istiyor. Regli “büyük bir olay” hâline getirmeden görünür kılmak sizin için nasıl bir dengeydi?

Senaryoyu yazarken bu çabayı önceliklendirdim, o yüzden bunu sormanıza çok sevindim. “Gündelik” kelimesi burada harika bir tercih. Dünyanın her yerinde milyonlarca kadın için regl sadece günün normal akışının bir parçası. Şikâyet ettiğimiz, pek çok zorluğu beraberinde getiren bir süreç ama dediğiniz gibi hayat devam ediyor.

Bu denge yukarıda bahsettiğim sosyal gerçeklikleri ekrana taşımak hakkındaki tutumuma benziyor. Daha teknik bir yerden yanıtlamam gerekirse, ekranda bu sahneyi görme süremiz tam da olması gerektiği kadar. Eğer birkaç saniye daha kısa tutsaydık belki seyirci sansasyonel bir tepki amaçladığımızı düşünecekti. Ya da tam tersi, birkaç saniye daha uzun olsaydı bütün odağı üzerine çekip filmin geri kalanı üzerine gölge düşürecekti.

Şu anki hâliyle filmdeki sahnelerden sadece biri. Filme ve en akılda kalan sahnelere dair aldığım geri dönüşlerin hep iki karakter arasındaki ilişkiye dair olması da umuyorum bu dengeyi başardığımızı gösteriyor.

“Flamingolar Derin’in yolculuğunda nerede olduğuna dair ipuçları veriyor”

Görsel dünyada pembe, kırmızı ve flamingolar tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Filmde bu renklerin Derin’in yaşadığı dönüşümle birlikte farklı anlamlar kazandığını da görüyoruz. Flamingolar neyi temsil ediyor? Renk dramaturjisini görüntü yönetmeni Róbert Maly ile nasıl kurdunuz?

Filmdeki renklerin Derin’in yaşadığı dönüşümle birlikte değişmesi benim için önemliydi. Ön hazırlık sürecinde hazırladığım moodboard’larda hep renk paleti örnekleri bulmaya özen gösterdim. Post prodüksiyon sürecinde de bahsettiğiniz bu pembe ve kırmızı tonlarının arasındaki geçişlerin kademeli bir şekilde olması için titizlikle uğraştık.

Film boyunca renk geçişlerini ve flamingoları takip ettiğinizde Derin’in yolculuğunda nerede olduğuna dair fikir sahibi oluyorsunuz. Renklerdeki değişim daha kolay fark ediliyor, ama aklıma gelmişken bir ipucu vermek isterim. Otelde gördüğümüz tablolarda flamingoların hâlâ su içinde olup olmamaları ya da uçmaları gibi detaylar Derin’in iç dünyasındaki kırılma anları olarak dikkate alınabilir.

Buradan flamingoların neyi temsil ettiğine bağlarsam, belki de renklerinden dolayı cinsiyet kodlarıyla doğrudan bir ilişkisi var. Kolektif hafızamızda “feminenliği” ve feminenlikle özdeşleştirilen “zarafet” gibi kavramları çağrıştırabiliyor. Ama flamingoların her şeyden önce birer kuş olduğunu ve her şeyden önce özgürlüğü temsil ettiğini de unutmamak gerekiyor.

Oda Servisi festival yolculuğunu sürdürüyor

Oda Servisi ilk filminiz ve şimdi festival yolculuğunu sürdürüyor. Oda Servisi’ni hangi festivallerde göreceğiz?

Oda Servisi’nin festival yolculuğu 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde başladı. Ankaralı biri olarak da filmi Ankara’da açmamıza ayrıca sevindim. Uçan Süpürge’yi belki de lise yıllarımdan beri takip etsem de açıkçası dünyada FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) ödülünün verildiği tek kadın filmleri festivali olduğunu bilmiyordum. Böylesine saygın bir otoritenin bu alanda ödül verdiği tek festivalin Ankara’da olması çok gurur verici.

Eylül ayı gösterim takvimimiz için oldukça yoğun geçecek. Bu hafta sonu, 12 Eylül Cumartesi günü yine bir kadın filmleri festivali ile İstanbul prömiyerimizi yapıyoruz. 8. Directed By Women (Uluslararası Kadın Kısa Film Yönetmenleri Festivali)’ın ulusal finalisti olarak 16.15 seansında Sinematek/Sinemaevi’ndeyiz. İstanbul gösterimi çok soruluyordu, ekip katılımlı bir şekilde orada olacağımızı duyurmaktan mutluluk duyarım.

Beni çok heyecanlandıran bir başka güzel haber ise filmimizin Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ndeki gösterimi. Türkiye’nin en köklü film festivallerinde yıllarca çalışmış bir ekibin, genç sinemacıları destekleme motivasyonuyla çıktıkları bu yol çok kıymetli. Önümüzdeki hafta sonu, 20 Eylül Pazar günü saat 14.00’te yine ekip katılımlı olarak “Akbank Sanat ile Kısalar” seçkisi ile Fabrika Ayvalık’ta olacağız, yolu düşenleri bekleriz.

Şu anda Columbia Üniversitesi’nde sinema alanında yüksek lisans yapıyorsunuz. Bu filmden sonra anlatmak istediğiniz hikâyelerde yine kız çocukluğu, kadınlık ve büyüme hâlleriyle mi ilgileniyorsunuz? Sırada nasıl bir proje var?

Geçtiğimiz temmuz ayında ikinci kısa filmim olan Ev Sahipleri’nin çekimlerini tamamladım, istifçilik mirası ve aile üzerine bir hikâye. Günün sonunda her iki film de kadın karakterlerin hikâyelerini anlatsa da ton olarak o kadar benzemiyorlar. Ama genel olarak anlattığım hikâyelerde ortak bazı temaları görebiliyorum.

Bunlardan ilki bir yolculuk hâli. Oda Servisi’nde Derin’in ailesiyle tatilde olması gibi, Ev Sahipleri’nde de yıllar sonra çocukluk evine dönen bir ana karakterimiz var.

Bunun yanı sıra büyüme mevzusu Oda Servisi’nde ön plandayken, yeni filmimin alt metinlerinden biri olarak yer alıyor. Vaktinden önce büyümek durumunda kalmış bir karakter ile henüz büyümemiş bir karakteri yan yana getirmeyi seviyorum sanırım, bu her iki filmin karakterleri arasında olan bir dinamik.

Söyleşi Haberleri