Selamün Aleyküm sigarasının hikayesi...

Almanya’da yaşayan yazar ve emekli öğretmen Kemal Yalçın ile kitabın oluşma hikayesi, biraz sigara tarihi, İttihatçı paşalar ve elbette Almanya – Osmanlı İmparatorluğu ilişkilerini konuştuk.

YUNUS ÜLGER

Almanya’da yaşayan yazar ve emekli öğretmen Kemal Yalçın’ın Selamün Aleyküm Sigarası kitabı iki hafta önce Yay yayınevi tarafından yayınlandı. Dinsel simgelerle dolu sigara hikayesi, aynı zamanda dönemin Almanya - Osmanlı İmparatorluğu ilişkilerine de ışık tutuyor. Yalçın, başta Emanet Çeyiz olmak üzere belgesel romanlarıyla tanınmış bir yazar. Özellikle Ermeniler ve Süryaniler hakkında geniş hacimli kitaplar yazdı.

Yalçın ile kitabın oluşma hikayesi, biraz sigara tarihi, İttihatçı paşalar ve elbette Almanya – Osmanlı İmparatorluğu ilişkilerini konuştuk...

Bu kitabı yazma fikri nasıl oluştu? Nasıl geldi aklına bu konuda bir kitap yazmak?

Ben Almanya’nın Bochum şehrinde dört ayrı ilkokulda yirmi yıl Türkçe öğretmenliği yaptım. Öğretmenliğe 1989 yılında Bochum’da Heinrich Böll Gesamtschule’de başladım. 10 yıl orada öğretmenlik yaptıktan sonra sağlık nedenleriyle ayrıldım, ilkokullara geçtim. Bu ilkokullardan Güneş İlkokulu'nda 4. sınıfta ünitemiz "Burası ve orası, yani Almanya ve Türkiye" idi.

Konumuz ise "Türkiye hakkında ne biliyoruz? Konuyu Mete Atay’ın „İşte Türkiye" adlı kitabından işliyorduk. Sorulardan biri, "Almanya'da ilk olarak Selamün Aleyküm sigarası 1890 yılında Dresden'de üretilmiştir. Bunu biliyor muydunuz?" idi.

Daha Selamün Aleyküm Sigarası der demez, sınıfın en yaramaz çocuğu hemen ayağa kalktı. Eline kalemi aldı, sigara içer gibi karşıma geçti, "Selamün Aleyküm" deyip sigara dumanı üfler gibi yaptı. Ardından bütün çocuklar ayağa kalktı. Sınıfı oturtmak mümkün değil, herkesin dilinde, “Selamün Aleyküm ve Aleyküm Selam”. Bir kız çocuğu böyle büzülmüş korkmuş bir halde bana, "Her Yalçın, Allah bizi çarpmaz mı? Günah olmaz mı?" diye sordu. Diğer öğrenciler de, “Öğretmenim gerçekten Selamün Aleyküm sigarası olur mu?” diye soruyorlardı. Öğrencilere, “Çocuklar ben de bilmiyorum, gelecek derse size bilgi vereceğim” dedim, o ders böylece sona erdi. Biraz araştırdım, gerçekten Selamün Aleyküm adıyla Dresden’de sigara üretilmiş.

2017 yılının Noel tatilinde Dresden'e gittim, fabrikayı buldum, Sultanahmet Camisi gibi. Yedi minareli, ama ilk bakıldığımda altı minare görülüyor, üçü şerifeli. Kubbeli, ama kubbesi Sultanahmet’e benzemiyor, biraz daha silindir kubbe dediğimiz Mısır mimarisindeki örneklere benziyor. Fabrika şimdi işyeri ve restoran olarak kullanılıyor. Restoranda bir köşeye oturdum, garson fabrikanın tarihi hakkında bir tane broşür verdi. Dresden'de Tabak Moschee, yani Tütün Camisi olarak biliniyor. Benim merakım iyice arttı ve konuyu araştırmaya başladım, zaman içinde de bu konuda bir kitap yazma fikri oluştu.

Sigarayla caminin nasıl bir ilgisi olabilir? Kim kurmuş bu fabrikayı, neden sigaraya Selamün Aleyküm adını vermiş?

Fabrika 1890 yılında Hugo Zietz tarafından kurulmuş, adı Zigarettenfabrik Yenidze, Türkçesi Yenice Sigara Fabrikası. Tütün Selanik yakınlarındaki Yenice Ovası’ndan geldiği için fabrikaya Yenice adı verilmiş. Fabrikanın tasarımını yapan ise mimar Martin Heinrich Hammitsch, İstanbul ve Mısır’da camileri inceliyor. Almanya’da Yenice sigarası 1890 sonrası üretilmiş. Tütünü Selanik yakınındaki Yenice ovasından geliyormuş. Yaşı ilerlemiş olanlar bilir, Tekel de Yenice sigarası üretiyordu, artık üretmiyor.

Dresden’de 1890’lı yıllarda 24 tane sigara imalathanesi vardı. Yenice Sigara Fabrikası bunlardan biri, tahmin edileceği gibi rekabet de büyük. Fabrikanın sahibi Hugo Zietz, Yenice'ye gidiyor, oradan 400 Türk işçi getiriyor. Bu gelen Türkler ürettikleri sigarayı içmiyor. Fabrikanın sahibi buna şaşırıyor, sigarayı beğenmediklerini düşünüyor. Çağırıyor işçileri, soruyor: “Siz niye içmiyorsunuz?” İşçiler, “Gâvur malı” karşılığını veriyor.

“Nasıl olur? Tütünü sizden, emeği sizden? Neden Gâvur malı olsun?”

“Efendimiz adı Gâvur!” cevabını vermişler.

Fabrikanın sahibi zeki bir adam, hemen sigaraya Selamün Aleyküm adını veriyor. Bir süre sonra da fabrikanın adı Yenice oluyor. Sigaranın adı Selamün Aleyküm olunca Türk işçiler sigarayı içmeye başlıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, dinsel kavramlar ve simgeler sigara ve Almanya’nın çıkarları için kullanılmış.

Evet. Sigara konusunu anlamak için Osmanlı İmparatorluğu ile dönemin Almanyası arasındaki ilişkiye bakmak gerek. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya arasında çok sıkı siyasi, askeri ve ekonomik ilişkiler var. Bu ilişkiler Almanya İmparatoru 2. Wilhelm ile İttihatçı paşalar Enver, Talat ve Cemal Paşa döneminde doruğa ulaşıyor. 2. Wilhelm, İngiliz ve Fransız sömürgeciliğine karşı durmak, Almanya’nın da sömürgeler edinmesi için Osmanlı İmparatorluğu’nu stratejik bir ortak olarak görüyor.

Bu bağlamda ilk akla gelen elbette Bağdat Demiryolu, kendisi üç kez Osmanlı İmpartorluğu’nu ziyaret ediyor.

Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı 2. Wilhelm 1898 yılında Osmanlı İmparatorluğunu 2. Kez ziyaret ediyor. Bu ziyaret sırasında Kudüs’e gidiyor. Hacı oluyor. Sonra Şam’a geçiyor. Haçlı ordularını yenen Selahattin Eyyübi’nin mezarını ziyaret ediyor. Yaptırdığı görkemli mezarının açılışını yapıyor ve tören sırasında yaptığı konuşmasında kendisini Müslümanların koruyucusu ilan ediyor.

Bu ziyaret sırasında Osmanlı Padişahı Abdülhamit, Bağdat -Berlin Demiryolu imtiyaz hakkını Almanya’ya veriyor. Bu imtiyaz hakkının ve Osmanlı-Almanya Dostluğunun sembolü olarak Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi 1901 yılında açılıyor.

Almanya’nın Dresden şehrinde üretilen sigaralara dini adlar verilmesi ve simgelerle sigara üretimi, Almanya’nın çıkarları için Osmanlı’yı pohpohlama politikalarının bir parçası olarak görmek gerek. Kitabım aynı zamanda, dönemin Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya arasındaki ilişkilere de ışık tutuyor. Sigara üretimi, Selamün Aleyküm sigarasıyla kalmıyor.

Yenice Sigara Firması 1901 yılında Hicaz Demiryolu inşaatı başlayınca “Muhammed Ortadoğu’nun İncisi” marka sigara üretmeye başlıyor.

Enver Paşa 1909 yılında Askeri Ateşe olarak Berlin’e gelince, daha önce Almanya’da eğitim görmüş olan ve kendini Napolyon’a benzetmekten hoşlanan Enver Paşa’yı pohpohlamak için Postdam’da yeni yapılan bir köprüye Enver Paşa Köprüsü adını veriyorlar.

Yenice Şirketi de Napolyon’un başına kırmızı bir fes giydirerek “Enver Bey” marka sigara üretimine başlıyor. Berlin’deki belediye otobüslerine “Enver Bey” sigarasının reklamları yazılıyor.

Sigara üretimi için neden Dresden kenti seçilmiş? Bunun özel bir sebebi var mı?

O dönem Dresden şehri Almanya'nın ve Avrupa'nın sigara üretim merkezi. Günümüzde de Almanya'nın sigara üretiminin büyük bölümü Dresden'de yapılıyor. Neden bu? Çünkü oradan Elbe nehri geçiyor. Elbe Nehri'nin vadisi tütün depolamaya uygunmuş. Almanya'nın başka yerlerinde tütün nemlendiği halde Elbe Nehri'nin yapısı, vadinin durumu, ışık durumu, güneş durumu nedeniyle orada tütün nemlenmezmiş.

Tütün, Amerika'nın keşfinden sonra gelmiş Avrupa’ya, Osmanlı'ya da ilk gelişi de hemen hemen 1600'lerde olmuş. İlk tütün üretimi Selanik Yankınları'ndaki Yenice Ovası'nda, ikincisi Bulgaristan'daki Kırcali Ovası'nda, üçüncüsü de Milas ovasında yapılmış

Yenice ve Vardar ovalarında üretilen tütün, Avrupa’da çok tutuluyor ve bütün Avrupa'daki Dresden'deki sigara firmaların hepsi de Osmanlı'dan tütün alıyor. Avrupa’da Osmanlı’dan alınan tütün, Şark Tütünü olarak adlandırılıyor. Osmanlı İmparatorluğunda, Rumeli’nde ilk demiryolları da tütün üretim yerlerinde kuruluyor. Selanik ile Dresden arasında da demiryolu bağlantısı var, ayrıca Dresden Berlin arasında da demiryolu bulunuyor. Bu sebeplerden Yenice Sigara Fabrikası için Dresden tercih edilmiş.

Burada üretilen sigaralar Osmanlı İmparatorluğu’nda da satılmış mı? Yoksa sadece Avrupa ve Almanya pazarı için mi üretilmiş?

Ağırlıklı olarak Almanya ile diğer Avrupa ülkelerinde satılıyor. Yalnız şöyle bir durum var, Selamün Aleyküm sigarası, ilk önce Berlin Bağdat demiryolunun geçtiği yerlerde satılıyor. Muhammed Ortadoğu’nun İncisi sigarası ise Hicaz demiryolunun geçtiği yerlerde satılıyor. Fabrika sahibi bakıyor ki, sigaralar çok tutuluyor, Selamün Aleyküm Kalifat Bağdat, Selamün Aleyküm Bağdat, Selamün Aleyküm Gold gibi adlarla bir sürü markalar üretilmiş. Yenice şirketi ürettiği sigara paketlerinin üzerinde cami fotoğrafı koyarak Müslüman pazarına daha kolay girmiş. Daha sonraki yıllarda bu sigaralar, Osmanlı İmparatorluğu’nun başka bölgelerinde de satılmış. İslami adlar ve simgelerle sigaralar çok tutulunca, diğer sigara şirketleri de Hazreti Ömer, Hazreti Fatıma gibi adlarla sigara üretmişler.

Şimdi olduğu gibi o yıllarda da sigara üreticisi firmalar arasında büyük rekabet var. Yenice fabrikasının sahibi yeni makinalarla üretimi büyük oranda artırıyor. Daha sonra piyasaya ABD şirketlerinden Marlboro pazara giriyor. Reklamda o kadar ileri gidiyor ki, hamile kadınlara da sigara içmeleri tavsiye ediliyor, sigaranın hamile kadınlara iyi geldiği reklamı yapılıyor.

1. Dünya Savaşı başlayınca bu kez sigara paketlerin üzerine savaş manzaraları konmaya başlıyor. Osmanlı askerleri cephede Selamün Aleyküm sigarası içiyor, bu sigarayı içenlere kurşun işlemediği efsanesi yayılıyor.

Bilindiği gibi Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu birlikte savaştıkları 1. Dünya Savaşı’nı kaybediyor. Savaş sonrası ne oluyor fabrikaya?

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra sigara üretimi devam ediyor, ancak sigaraların adları birkaç ay içinde değiştiriliyor. Almanya’da Weimar Cumhuriyeti kuruluyor ve her şey bitiyor. Bütün bu Enver Paşa sigarası, Muhammed sigarası, Selamün Aleyküm sigarası, bütün bunların isimleri hemen birkaç ay içinde değiştiriliyor, Selam kalıyor sadece. Osmanlı'yı savaşa sokan Enver Paşa ve diğerleri İstanbul'dan Almanya’ya kaçıyorlar. Savaş bittikten bir ay kadar sonra da 2. Wilhelm Almanya’dan Hollanda’ya kaçıyor.

Selamün Aleyküm Fabrikasını, Yenice şirketi sahibinin isteği üzerine cami biçiminde yapan Martin Hammitzsch Naziler iktidara gelince çok eleştiriye uğruyor. Fakat Martin Hammitzsch Hitlerin Üvey kız kardeşi ile evli olduğundan “Gençlik hatamdır, özür dilerim, bir daha yapmam,” diyerek cezalanmaktan kurtuluyor.

Naziler bu cami biçimindeki birçok şeyi yok ediyorlar. Minarelerin bir kısmında da değişiklikler yapmışlar. 2. Dünya Savaşı'nda Dresden şehri bombalanmıştı. Bundan fabrika da epeyce zarar görmüş. Eski Doğu Almanya döneminde fabrika aslına uygun olarak restore edilmiş ve büro olarak kullanılmış.

Şu anda durumu nedir fabrikanın? Hala büro olarak mı kullanılıyor?

Büro olarak kullanılan bölümleri var, ancak çoğunlukla restoran, cafe ve tiyatro salonu olarak kullanılıyor. Kubbe'nin olduğu yer Binbir Gece Masalları Tiyatrosu olarak kullanılıyor, tiyatro oyunları sahneleniyor. Bu minarelerin olduğu yedinci katta birahane ve lokantalar var, ayrıca bir de diskotek var. Şimdiki sahibi Berlin’de yaşayan bir Türk girişimci. Kendisiyle bağlantı kurmayı denedim, ama kuramadım, bana geri dönmedi.

Kitabın İstanbul’daki Yay Yayınevi tarafından yayınlandı. Yayınevi bulmada zorlandın sanırım. Ne gibi gerekçelerle yayınlamak istemediler?

Tek gerekçe şuydu: “Türkiye'de böyle konular artık okunmuyor. Bunun Türkiye'de pazarı yok.„ dediler. Benim kitaplarımı basan Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na başvurdum, onlar da basmadı. Bu yıl programlarının dolu olduğunu söylediler. Tanınmış yayınevlerinden 10 yayınevine başvurdum, hepsinden olumsuz yanıt aldım. Bazı yayınevleri cevap bile vermediler. Sonunda Yay Yayınevi basmayı kabul etti. Kitap 600 sayfaydı, yayınevi çok uzun buldu, kâğıt fiyatlarının yüksek olduğunu söyledi. Bunun üzerine kitabı mecburen kısalttım, birçok bölümü çıkardım.

Söyleşi Haberleri