Yazar Vecdi Çıracıoğlu: Deniz insanın kaderidir

ÖZGÜR DUYGU DURGUN | 72. Sait Faik Hikaye Armağanı-Doğan Hızlan Özel Ödülü'nün sahibi Vecdi Çıracıoğlu ile yeni kitabını konuştuk...

ÖZGÜR DUYGU DURGUN

''Denize bakmaktan geldim, yüzümde izi kaldı baktığım suların. Öyle ıslandım. Bu ıslak, yer yer nemli kağıtlara yazdıklarım o günlerden yazdığım hikayelerin toplamı...'' (Maviden/Deniz Güzeldir, Vecdi Çıracıoğlu)

Denizin ve denizcilerin kendine has bir lügati var. Artık konuşulmayan antik bir dil gibi. İşte bu dilin edebiyattaki işçilerinden Vecdi Çıracıoğlu, ''Maviden/ Deniz Güzeldir'' başlıklı öykü kitabıyla bu yıl 72. Sait Faik Hikaye Ödülleri kapsamında Doğan Hızlan Özel Ödülü'nü aldı.

Uzun yıllar metalurji mühendisi olarak demir-çelik dökümhanelerinde çalışan Vecdi Çıracıoğlu, edebiyat dünyasına 1999'da Can Yayınları'ndan aldığı İlk Roman Ödülü ile adım attı. 46 yaşındayken aldığı bu ödülle diğer her şeyi bırakıp, bakmayı ve görmeyi öğrenme yolunda kendisini yazıya adadı. Yanına yaratma cesaretini ve kendi deyimiyle 'iyi yalan söyleme becerisini' almayı da ihmal etmeden...

72. Sait Faik Hikaye Armağanı-Doğan Hızlan Özel Ödülü'nün sahibi Vecdi Çıracıoğlu ile yeni kitabını konuştuk.

Çıracıoğlu, son 27 yılda yedi roman, üç öykü kitabı, dört biyografi, dört monografi ve dört çocuk kitabı yazdı. Hemen her edebi eserinde denizle hasbıhal etti, denizcilerin dilinden konuştu. Kimi eleştirmenlere göre ''Sait Faik’in başlattığı, Cemil Kavukçu’nun geliştirdiği 'Sakin gerçekçilik çizgisinin son temsilcisi' oldu. Kimisine göre Halikarnas Balıkçısı ve Orhan Veli'yle gönüldaşlık kurdu. Çıracıoğlu'nu Sait Faik'e yakın bulanlar pek de yanılmıyor zira Çıracıoğlu, 'Dülger Balığı'nın yazarı ile uzaktan akraba.

Bu kan bağının edebiyatındaki izdüşümünü ''Yazarken sarhoş düşünürüm, cümlelerim belki pürüzlü gelebilir ama bu aynı zamanda samimiyet de verir. Aynı şey Sait Faik'te de vardır. Pürüzlü gibi görünür ama o pürüzü temizlediğiniz anda şiirselliğini kaybeder'' diye anlatıyor Çıracıoğlu.

Üniversite öğrencisiyken İstanbul Boğazı'nda çalışan balıkçı teknelerinde denizciliği bizzat deniz insanlarıyla yaşayarak öğreniyor. Anavaşya yapan, yani Marmara'dan Karadeniz'e göç eden balıkları anlatırken denizci dilinden konuşması bu yüzden. Öykülerinde sıkça konuk ettiği, doğma büyüme Rumelihisarlı kaptan Coşkun Reis ile arada bir 'Denizden bir başka görünen hayatın tuhaflığına' tanıklık ediyor. Bu serüvende 'Başkaları daha güzel yaşasın diye yoksulluğun omzuna elini çekinmeden atan arkadaşlar' ediniyor. Ve öykülerinde İstanbul Boğazı'nın derin mavisini, o mavi içindeki hayatları, kıyısındaki insanların hikayelerini anlatıyor.

Vecdi Çıracıoğlu denizle ilk kez 5-6 yaşlarında anne ve babasıyla çıktığı Zonguldak yolculuğunda tanışmış. Babasının Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu'nda görevli olarak çalışacağı kente yaklaşırken yolda annesi ''Birazdan denizi göreceksin'' diye heyecanlandırmış onu. ''Annem öyle deyince ben de denizi benim gibi bir çocuk sandım. Hiç unutmuyorum, station vagon bir araçla gidiyorduk. Bir tepeyi tırmandık ve orada deniz çıktı karşımıza. Masmavi bir çöldü sanki. Dakikalarca karşısında bakakaldım. Ufuk çizgisinin arkasında uçurum olduğunu sanıp korkmuştum denizdeki gemilerin düşmesinden. Seneler sonra Cihangir'de bir dostumun evinde terasta otururken Adalar'ın arkasında da aynı şeyi görür gibi oldum. Aynı hisle ürperdim'' diye anlatıyor bu ilk karşılaşmayı.

Çıracıoğlu'nun öykülerinde 70'lı yılların Rumeli Hisarı ve deniz insanları başat unsur. Doğma büyüme Rumeli Hisarlı Coşkun Reis'in yeri ise apayrı. Çıracıoğlu, çeşitli öykülerinde de yer verdiği bu eski deniz adamını şöyle anlatıyor:

''Benim gözümü açan bir insandı Reis. Bir gün kıyıya bağlı bir sandalda balık yapmışız; yiyor içiyoruz. Kerli ferli bir adam geldi yanımıza. Adamı o zamanlar mühendis olarak çalıştığım yerden tanıyorum. 40-50 tane şirketi olan biri. Bebek'te yürüyüşe çıkmış. Bize şöyle bir baktı ve seslendi; ''Oh oh, bey gibi hayatınız var''. Reis adama ne dese beğenirsiniz; 'Açlığa katlanan bey gibi yaşar'. Coşkun Reis'in insani meziyetleri çoktu. Teknede kazanılanı eşit olarak paylaştıran, çok düzgün, bambaşka bir insandı.''

''Boğaz köylerinin denizle bağı koptu''

Istanbul'da yaşayıp da hala denizi görmemiş yüz binlerce insan olduğu düşünülürse, kara dünyası ile deniz dünyası arasında kültürel bir uçurum olduğu aşikar. Bu aynı zamanda kente dair aidiyet duygusunu belirleyen psikolojik bir unsura dönüşebiliyor kimi kez.

''Düşünüyorum da İstanbul'un karasal bir semtinde otursaydım, Boğaz'ı ancak çay içmeye gidince görecektim. Hiç orkinosa çıkmayacaktım mesela...Boğaz yaşamı benim hayatımı şekillendirdi'' diyor Çıracıoğlu.

70'lerin İstanbul'u, Boğaz köyleri ve deniz kültüründeki değişimi gözlüyor, üzerinde düşünüyor sık sık; ''Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda Boğaz'daki tüm yerleşimler için köy tabiri kullanılırdı. İstanbul'a gidenler şehre gidiyorum der, İstanbul'dan gelenler köye gidiyorum derlerdi. Istanbul köylerinin tümünün denizle bağı vardı. Ne zamanki kıyılar betonlaştı o bağ koptu. Eskiden aç ve fakir insan yoktu çünkü denizde balık boldu. Şimdi deniz kirlendi, balıklar tükendi. Biz kara dünyası insanları olarak bir kara etiği ortaya koyduk belki ama deniz etiğini beceremedik. Şimdi bakıyorsunuz yunus balıklarını tüfekle vuruyorlar. 10 santimetreden küçük lüferleri katlediyorlar. Siz kalkıp yunusun evine ağ atarsanız o da gelip ağı parçalayacak elbette. Tersini düşünelim, denize girip yüzdünüz. Geri geldiğinizde şezlongunuzda bir köpek balığı yatıyor, ne yaparsınız? Bizim deniz canlısına yaptığımız bu, onların doğal ortamlarını işgal etmek''.

Çıracıoğlu'na göre 'Deniz insanın kaderi'. En azından kendi yaşamını ve yazarlık serüvenini tümden belirleyen güçlü bir imge. İçli bir şarkıya benzeyen, şiir gibi bir dili olan denizin kendine has bir lugati var. Öykülerinde sıkça başvurduğu denizci dilini günlük yaşamında da kullanan Çıracıoğlu, kitabın son bölümünde meraklısı için bir sözlüğe yer veriyor. Zira denizin dilinden anlamazsak onunla nasıl anlaşırız?

''Denizcilik kültürü can çekişiyor, balıklar her gün dayak yiyor''

Öykülerinden birinde, kadim dostu Reis'e verirken sözü, aynı zamanda denizle arkadaş olmanın, ondan ekmek çıkarmanın zorluklarını da anlatıyor şu satırlarda; ''Avucunun içini bilmem ama Boğaz'ın huyunu, suyunu ve balıklarını çok iyi bileceksin. Balıkları denizlerin ahalileridir. İçini, dışını, dibini karış karış, yosun yosun, midye midye bileceksin...Akıntının artmışını artacağını, anafora yakalanmamayı, oltacılarının, ağcılarının hangi balıklara av verdiğini pekiyi bileceksin...''

Reis'in hayat dersinden bir şeyler öğrenebildik mi peki?

''Türkiye bir deniz ülkesi ancak yararlanmayı bilmiyoruz'' diyor Çıracıoğlu. Yunanistan'da mesela, bizdeki gibi orta su trolü kullanmıyorlar. Mevsimine göre, balıkların boy ölçüsüne göre avlanıyorlar. Onun için balık oralarda rahat ediyor, bizim sularda ise her gün dayak yiyor. Siz her gün dayak yediğiniz bir yere gitmek ister misiniz? Lüferin denizlerdeki yolculuğunun 200 milyon yıllık bir tarihi var. Cebelitarık'tan geçip Akdeniz'e, oradan Ege'ye, oradan Marmara'ya geliyor. Havaların ısınmasını bekleyip Anavaşya yapıp Karadeniz'e çıkıyor. Yolda zelepür alıp yağlanıyor. Katavaşya yapıp bu defa aşağıya Marmara'ya iniyor. Biz 200 milyon yıl boyunca lüferin izlediği bu yolu yok ettik. Denize çöp atan, plastik atan bir ülke olduk. Balıklar da aptallaştı. Artık sularımıza gelmiyorlar. Siz olsanız gelir misiniz?''

Vecdi Çıracıoğlu kimdir?

Bursa Erkek Lisesi'nden sonra İTÜ Metalürji Fakültesi'ni bitirdi. Lisanslı sporcu olarak uzun yıllar futbol oynadı. Yerleşmiş olduğu Rumelihisarı'nda balıkçılık yaptı. Yurdun çeşitli kentlerinde kurulu demir-çelik dökümhanelerinde mühendis ve yönetici olarak çalıştı.

1999 yılında, 46 yaşında Öküz dergisine yazdığı yazılar ve aynı yıl Kara Büyülü Uyku adlı romanıyla Can Yayınları İlk Roman ödülüyle mühendislik hayatını sonlandırarak edebiyata başladı. Birçok edebiyat dergileriyle gazetelere hikâyeler yazıp, röportajlar yayınladı. 2008 tarihinde Türkiye’nin Onur Konuğu olduğu Frankfurt Kitap Fuarı’nda ‘Bilge Serseri’ adlı metnini sundu. Çıracıoğlu, TYS, PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği ve BESAM, Türkiye Yazarlar Dayanışma Derneği üyesi.

Söyleşi Haberleri