Kısa Dalga - DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında dün (19 Şubat) akşam saatlerinde Ankara’da bulunan adresine yapılan baskınla gözaltına alındı. Uludağ, sabaha karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi. Gözaltı işlemiyle ilgili savcılıktan yapılan açıklamada Uludağ’a “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarının yöneltildiği belirtildi. Açıklamada, Uludağ’ın “Ankara’da yakalandığı” öne sürüldü.
Gazeteci Uludağ, bugün öğlen saatlerine doğru Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Burada Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli savcıya “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarıyla ifadesi alındı. Uludağ, ifadeden sonra, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Savcılıkta Uludağ’ın 28 Ocak 2025 ile 18 Şubat 2026 tarihleri arasında sosyal medya hesabından paylaştığı haberlerinin ve gönderilerinin suçlama konusu yapıldığı anlaşıldı. Alican Uludağ'ın DW Türkçe'de yayınlanan "Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi kimdir?" haberi de suçlamaya dayanak yapılarak dosyaya girdi. Uludağ'ın suçlama konusu edilen bazı paylaşımları şöyle:
- "Gazeteci Furkan Karabay İstanbul yargısı tarafından organize bir şekilde en az 200 gün cezaevinde tutulmak isteniyor. Oysa bu davanın sonunda Furkan kesinlikle beraat edecek. Amaçları adaleti sağlamak değil, Furkan'ı özgürlüğünden mahrum tutarak peşinen cezalandırmak ve ders vermek.. Gazeteci Furkan Karabay, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu. Çünkü bu ülkede gazeteci tutuklamak savcılar için bir hobi haline geldi... Bu ülkede diploma atamalarına şaşırmamak gerek. Çünkü bu iktidarın temel politikası liyakatsiz atamalar. Bunların sahte diploma alanlardan farkı yok."
- "Bu ülkede sahte diploma vakalarına şaşırmamak gerek. Çünkü bu iktidarın temel politikası liyakatsiz atamalar. Bunların sahte diploma alanlardan farkı yok. Örneğin hakimlik sınavında en az 70 puan alma şartının kaldırıldığı 7 Ocak 2017-20 Şubat 2019 arasında yaklaşık 5000 hakim ve savcı alındı. Bunların önemli bir kısmı AKP teşkilatları mensubu oldu. Üstelik o dönem alınanlar doğru düzgün bir eğitimden dahi geçmedi. Devlette yazılı sınavda 70 puan bile alamayan kişiler bugün hakim savcılık yapıyor. Bugün muhalefete yönelik operasyonel işlerin arkasındaki hakim ve savcıların sicillerine bakın, o dönem alınanlar olduğunu görürsünüz."
- "Erdoğan'ın Trump'tan alacağı 'meşruiyet' ne? İktidarda kalmak için ABD'den mi icazet alacak? Bir de hileli seçim meselesi izaha muhtaç."
- "Yaşananların özeti: Halk desteğini yitiren Erdoğan, devlet mekanizmalarını vesayetçi bir anlayışla halka karşı kullanarak iktidarda kalma çabasında."
- "Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Alp Altınörs, Murat Çalık, Can Atalay, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Ahmet Özer, Selçuk Mızraklı, Resul Emrah Şahan, Zeydan Karalar, Fatih Altaylı, Furkan Karabay dahil birçok siyasi tutuklu ve hükümlü cezaevindeyken, Erdoğan'dan adalet, demokrasi, hukuk ve barış beklemek ne kadar inandırıcı? Muhalifler haksız yere cezaevindeyken iktidar ile çözüm süreci de yeni Anayasa süreci de yürütülemez. Masaya oturmak için masanın temiz olması gerek. Bu şartlarda iktidar kayığına binenler istemediği yerde inmek zorunda kalır.
- O kadar zalim bir iktidar ki, İsrail’den farkları yok.
- Erdoğan’ın bugünkü grup toplantısındaki konuşması, CHP’li belediyelere yönelik yargı operasyonlarının devam etmesi kararının net göstergesi. Rejim geri adım atmayacak. Plan işliyor.
- Rejim zulmetmeye devam ediyor. Tarih, Erdoğan dönemini de yazacak. Sözde muhafazakar demokratlar daha ne kadar susacaksınız; yarın amalı cümleler kurmamak için… Yoksa “Evet, AKP döneminde muhaliflere 28 Şubat’ta yaşadığımızdan bin kat zulüm yaşatıldı. Biz de eleştiriyorduk ama içimizden mi” diyeceksiniz?
Boykot soruşturmasıyla ilgili paylaşımı
Uludağ’a suçlama olarak yöneltilen paylaşımlardan biri de tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve tutuklanmasının ardından üniversite öğrencilerinin başlattığı, CHP’nin de destek verdiği tüketim boykotuna açılan soruşturmayla ilgili. Uludağ, bu durumla ilgili şunu paylaşmıştı:
“Yaşananların özeti: Halk desteğini yitiren Erdoğan, devlet mekanizmalarını vesayetçi bir anlayışla halka karşı kullanarak iktidarda kalma çabasında.”
Savcı, Uludağ’ın ifadesini aldıktan sonra dijital materyaller üzerinde henüz inceleme yapılamamış olması karşısında delillerin toplanma aşamasında olduğunu, Uludağ’ın kolluk marifetiyle yakalandığını, kaçma şüphesinin olduğunu öne sürerek tutuklanmasını istedi.
Uludağ’ın beyanı
Uludağ, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusunda verdiği ifadede şunları söyledi:
“18 yıldır adliye muhabirliği yapıyorum. Kürsünün önünü ve arkasının iyi bilen biriyim. Çocuklarımı gözü yaşlı arkada bırakarak buraya getirildim. Gazetecilik uğruna bedel ödemem isteniyorsa hazırım. Savcılık, suçlama konusu ettiği paylaşımlarımın hiçbirinin suç unsuru taşımadığını, tamamen eleştiri olduğunu gayet iyi biliyor. Bugüne kadar bu paylaşımlarla ilgili ne Cumhurbaşkanı ne de avukatları şikayette bulunmadı. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili re’sen soruşturma açılmadı, bugün neden Ankara’dan apar topar buraya getirildim? Bunu anlamak istiyorum. Buradaki temel mesele bu paylaşımlarım değil. Aylar öncesinde yapılan paylaşımlarla ilgili bir soruşturma ya da cumhurbaşkanından bir şikayet yok. Bugüne kadar tutuklatamadılar, 'Gazetecilik sınırlarında işini yaptığından yapamadık, mecburen bu paylaşımlara ilişkin işlem yapıyoruz' dediler. Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor. 'Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı uzaklaştırmamız lazım Ankara’dan' denilerek bu dosya uyduruldu. Nesnel bir şekilde tutuklama talebi okunursa ne cumhurbaşkanının şahsına ne de makamına yönelik bir küfür vardır. Yargı muhabirinin eleştirisi vardır. Bu ülke demokratik bir hukuk devletidir. Biz bu elkinin yargısını, yargı mensuplarını, cumhurbaşkanını eleştiremeyeceksek o zaman neden gazetecilik yapıyoruz? Ben yargı muhabirliğine 2010 yılında Fethullahçıların kol gezdiği sırada başladım. Yaptığım haberlerden dolayı ‘idamlıksın’ dediler bana. Dönemler değişti, hiçbir adalet bakanının ya da başsavcının sorumluluk alanına girmedim.
Kaçma ve delil karartma şüphem yoktur. Şu anda Deutsche Welle’de çalışıyorum. Vizem bile yoktur. Bugüne kadar hakkımda onlarca soruşturma açıldı, hangi birine gitmedim? Hangisinden yakalama kararı çıkarıldı? Attığım tweetleri mi karartacağım? Emniyete ya da savcılığa teslim edilen telefonu çalıp delil mi karartacağım? Delil karartma ihtimali sıfırdır.
Bu ülkede Cumhurbaşkanını eleştirdik diye cezaevine atılacaksak neden arkanızda 'Adalet mülkün temelidir' yazıyor. Neden Anayasa var? Basın Kanunu’nda eleştiri doğrudan korunmuş durumdadır, suç işlendiği iddiasıyla ilgisi yoktur bu soruşturmanın. ‘Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin, basın toplantılarında soru sorma ihtimali var, tutuklayalım, susturalım’ diye yapılıyor. Çocuklarım vardır. Bu ülkede halka gazetecilik yapmak için çocuklarımın gözyaşları aksın ama ben çizgimden ayrılmayacağım. Çünkü ben suç işlemedim, takdir sizindir, vicdanınızındır. Bu suça ortak olmayın, cesaretli olun. Bugüne kadar kimsenin karşısında önümü ilikleyerek gazetecilik yapmadım. Tutuklamak çok kolaydır, hiçbir önemi yoktur, biraz vicdan ve hukuk diyorum.”
Uludağ’ın avukatlarının beyanı
Uludağ’dan sonra avukatları söz aldı. Uludağ’ın avukatlarından Tora Pekin, suçlama konusu edilen paylaşımların “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgisi olmadığını söyledi. Avukat Pekin, 2005 yılında yürürlüğe konulan bu suçlamanın anlamını tamamen yitirdiğini belirterek, yasanın 2017 yılından cumhurbaşkanlığı makamını koruduğunu, partili cumhurbaşkanlığı döneminde ise yasanın esnetildiğini kaydetti. Suçlama konusu edilen paylaşımlarla dava açılsa dahi Uludağ’ın cezaevinde bir gün bile kalmayacağına işaret eden Pekin, hakime tutuklama kararı vermek zorunda olmadığını hatırlattı.
Avukat Pekin’den sonra söz hakkını avukat Abbas Yalçın aldı. Yalçın, Uludağ’ın hakkında açılan davaların hiçbirinde mahkumiyeti olmadığını vurguladı. Avukat Yalçın, Uludağ’ın görevi gereği her gün yüksek mahkemelerde olduğunu ve onu tanımayanının olmadığını hatırlatarak serbest bırakılmasını talep etti.
Avukat Yalçın’dan sonra söz hakkını avukat Akın Atalay aldı. Atalay, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma yürütülebilmesi için önce Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması gerektiğini hatırlattı. Soruşturma şartı gerçekleşmeden tutuklama kararı verilmesinin cezalandırmanın ötesinde bir şey olduğunu işaret eden Atalay, soruşturma izni verilmemesi durumunda tutuklu geçirilen günlerin nasıl telafi edileceğini sordu. Hangi cümlenin veya sözün “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğunun belli olmadığını aktaran Atalay, “Bu bize göre bir yargı tacizidir” dedi. Tutuklama kararının Uludağ nezdinde gazetecilere “bundan böyle adliye muhabirliği yapmanın yasaklandığının ilamı” niteliğinde olacağını söyleyen Atalay, hakime “Vicdani karar verme yetkisini kullanırken çok makul eleştirilere dair tutuklama talebini reddediniz” dedi.
Sulh ceza hakimi, Uludağ’a yönelik kuvvetli suç şüphesinin olduğunu öne sürerek Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasının zincirleme biçimde işlendiğini savundu. Atılı suçun üst sınırını gözetildiğinde kaçma şüphesinin var olduğunu iddia eden hakim, delillerin yok edilme, gizlenme, tanıkların ve diğer kişilerin üzerinde baskı girişimi konusunda şüphe oluştuğunu ileri sürdü. Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağını aktaran hakim, Uludağ’ın tutuklanmasına karar verdi.
Uludağ’ın Metris Cezaevi’ne götürüldüğü öğrenildi.
Özel: Çocuklarının gözü önünde alındı
Gazeteci Uludağ'ın gözaltına alınmasına başta meslektaşları olmak üzerine birçok tepki geldi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Uludağ’ın eşi Kıymet Uludağ ile telefon görüşmesi yaptı ve sürecin takipçisi olacaklarını belirtti. Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada da şöyle dedi: "Gazeteci Alican Uludağ’ın gazetecilik faaliyeti sınırlarındaki sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınması hukuksuzluk zincirinin yeni bir halkasıdır. Alican Uludağ’ı evinden, küçük çocuklarının gözü önünde, kıyafetlerini bile değiştirmesine müsaade etmeden alıp götürmek, zorbalıktır! Alican Uludağ serbest bırakılmalıdır. Biz, medya özgürlüğünü ve en temel insan haklarını savunmaya, bağımsız gazetecilerin yanında durmaya devam edeceğiz." ifadesini kullandı.
Basın meslek örgütleri Çağlayan'da açıklama
Basın meslek örgütleri, gazeteci Alican Uludağ'ın ifade için götürüldüğü Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. İfade işlemlerinin devam ettiği saatlerde yapılan açıklamada "Gazetecilere yönelik keyfi ve hukuksuz adımlar ile artık haber 'yanıltıcı bilgi' yani suç; kişisel yorumlar ise hakaret kapsamında değerlendirilmekte ve tüm meslektaşlarımız hedef alınarak gözdağı verilmektedir. Unutulmasın ki her hesaplaşma algısı yaratan keyfi gözaltı halkın haber alma hakkına da bir müdahaledir. Bizler meslektaşımız, Gazeteci Alican Uludağ’ın daha fazla vakit geçirilmeden derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Meslektaşları olarak yanındayız. Söylemekten bıkmayacağız: Gazetecilik suç değildir" denildi.
Taşçı: Evlatlarından özür dileyin
Gazeteci Timur Soykan: "Türkiye'de gazetecileri susturmak, korku iklimi yaratmak için her gün operasyonlarla uyanıyoruz. Artık gazetecilik suça dönüştürülmek isteniyor. Tüm gazetecilerin Saray'ı alkışlayan, onları destekleyen yazılar yazması isteniyor. Bunu yapmayan onurlu gazeteciler bu şekilde cezalandırılıyor. Ama biz gazetecilik yapmaya, halka gerçekleri ulaştırmaya devam edeceğiz. Alican Uludağ'ın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz."
TGS Genel Sekreteri Banu Tuna: "Alican Uludağ'ın bir bilgiyi doğruluğundan emin olmadan yayması mümkün değildir. Mesleğinin zirvesindeki isimlerden biri olduğuna şahidiz. Biz Alican'ın gazeteciliğine de masumiyetine de kefiliz."
İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı: "Yakalamak" için kaçılıyor, saklanılıyor olması gerekir; bu bir... Çocukların korku ve gözyaşları üzerine inşa edilebilecek bir "güç" yahut "otorite" yoktur; suçu "gazetecilik" olan bir babaya çocuklarının gözü önünde azılı suçlu muamelesi kof bir ego ve zulümdür; keza Gazetecilik suç değildir; bu iki.. Alican Uludağ’ı bırakmanız yetmez; gözlerinde "devlet'i güvenilmez kıldığınız, “öcü”leştirdiğiniz evlatlarından da özür dileyin! Tıpkı Tayfun Kahraman’ın... Tıpkı Ali Sukas’ın… Tıpkı aylardır hak ve hürriyetlerini ihlal ettiğiniz nice anne ve babanın evladından dilemeniz gerektiği gibi..."
Çağdaş Gazeteciler Derneği: Üyemiz, gazeteci Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Gazetecileri gözaltıyla susturmaya çalışmak, doğrudan ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelmiş bir müdahaledir. Gazetecilik suç değildir. Meslektaşımız derhal serbest bırakılmalıdır. Sürecin takipçisi olacak, meslektaşımızın yanında durmaya devam edeceğiz. Basın ve ifade özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Türkiye Gazeteciler Sendikası: Uludağ gazetecidir ve Gazetecilik suç değildir! Meslektaşımız Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanına hakaret" ve "Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" iddialarıyla gözaltına alındı. Ankara'da gözaltına alınan Uludağ, İstanbul'a götürülüyor. Meslektaşımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.
Sınır Tanımayan Gazeteciler: Yargının ağırlığıyla siyasete teslim olduğu bir süreçte gazeteci Alican Uludağ'ın gözaltına alınması, medya özgürlüğünün Türkiye’de daha zorlu geleceğe itildiğini gösteriyor. Uludağ, eleştiri ve araştırmaları rahatsız ettiği için gözaltına alındı. O kadar." denildi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci: Gazeteci Alican Uludağ Ankara’da ikamet eden, Ankara’da gazetecilik faaliyeti yürüten bir basın emekçisidir. Buna rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan bir soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve İstanbul’a götürülmesi hukuki değil siyasi bir tercihin sonucudur. Soruşturmanın İstanbul’dan başlatılması ve Ankara’da fiilen uygulanması, yargının nasıl merkezileştirildiğini ve baskı aracına dönüştürüldüğünü bir kez daha göstermektedir. Gazetecilik suç değildir. Alican Uludağ’ın yanındayız.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: Bir yandan gazeteciliği kriminalize ediyorlar, bir yandan İstanbul’dan Ankara’ya uzanan yeni bir yargı pratiği inşa ediyorlar. Basına yönelik keyfi suçlamalar arttıkça adaletsizlik ve hukuksuzluk da güçleniyor, büyüyor. Gerçek ise belli; Gazetecilik suç değildir.