İLHAN UZGEL ANLATIYOR: YUNANİSTAN’I KİM AMERİKANCI YAPTI?

ABD için Yunanistan Rusya’nın Akdeniz’e, Çin’in ise her yere girmeye çalıştığı küresel ortamda kritik bir yere sahip oldu. ABD’nin Girit üzerinden Akdeniz’de daha rahat hareket edeceği, Dedeağaç üzerinden Balkanlar ve Karadeniz’e ulaşabileceği ideal bir coğrafi imkan sağladı.

Kısa Dalga Podcast · İLHAN UZGEL ANLATIYOR: YUNANİSTAN’I KİM AMERİKANCI YAPTI?



ABD’nin, Yunanistan’a artan yoğunlukta sürdürdüğü askeri yığınak, işbirliği, güçlenen bağlar küresel siyasetin olduğu kadar bölgedeki gelişmelerin de bir sonucu olarak yaşanıyor. Yunanistan’ın 2008 sonrasında yaşadığı en büyük ekonomik kriz, halkın fakirleşmesi, ülke ekonomisinin, AB (yani Almanya) ve IMF’nin insafına kalması, bütün bu stratejik dönüşümün parçaları oldu. Gelinen noktada Yunanistan iktisaden AB’ye, stratejik olarak daha çok ABD’ye bağlı, bölgesel olarak da İsrail ve Arap ülkelerine yakın bir ülke haline geldi. Yunanistan’ın giderek ABD yörüngesine giren bir ülke olmasının çıkış noktası içine girdiği ekonomik kriz oldu, ardından Türkiye’nin hızla silahlanması, dış politikasının militarizasyonu, bu Yunanistan’daki bu dönüşümün meşrulaştırıcı dayanakları oldu.


KRİZ VE ÇİPRAS’IN GELİŞİ


2008 krizi ABD’de başlasa da, bütün dünyayı etkiledi ama Avrupa’nın güneyindeki etkisi daha fazla oldu. Yunanistan ise herhalde dünyada bu krizden en olumsuz etkilenen ülke oldu. AB, başta Almanya (ve Alman bankaları) bazı AB üyeleri ve IMF Yunanistan’a o tarihe kadar görülmemiş miktarda, 320 milyar dolarlık bir mali kaynak sağladılar ve karşılığında sıkı kemer politikası dikte edildi. Dokuz milyon nüfusa sahip Yunanistan için bunun ödenebilir bir para olmadığı ortada. Yunanistan iflasını ilan etmişti ve verilen bu borçlar, birikmiş borç ödemelerini yapabilmesini sağlıyor, önemli bir kısmı yine Alman bankalarına dönüyordu. Yunanistan halkının buna tepkisi büyük sokak gösterileri düzenlemek ve kendisini radikal sol olarak tanıtan Syriza Partisini ve onun lideri Çipras’ı 2015’te iktidara getirmek oldu. Çipras istikrar tedbirlerini halk oyuna sundu ve tabii ki hayır oyu çıktı. Buna rağmen hükümet sermayenin baskısına direnemeyerek, istikrar tedbirlerini parlamentodan geçirdi. 


ÇİPRAS DÖNEMİ


Çipras deneyimi, Batı sistemi için bulunmaz bir nimetti. İdeolojisi ile mütevazi yaşamı uyum içindeki Çipras, hızlı sayılacak bir dönüşüm geçirdi. Filistin destekçiliğinden İsrail ile yakın ilişkilerin güçlendirilmesine, başka bir partinin çözmesi zor olan Makedonya ile uzlaşmanın sağlanmasına ve anti-emperyalizmden ABD ile askeri ilişkilerin güçlendirilmesine birçok kritik aşama Çipras hükümeti tarafından gerçekleştirildi. Sermayenin gücü solcu Çipras’ı iktidarda terbiye etmişti. Syriza emperyalist sistemden kopmak yerine Yunanistan’ı daha çok bağladı. Bu kriz sırasında Yunanistan’ın tarihsel dostu Rusya pek bir yardımda bulunmazken, Çin ise artık iyice tanıdık gelen, arazi kapma işine girerek 400 milyon dolar gibi, Yunanistan’ın borcu yanında çerez parası sayılabilecek bir meblağ ile devlet şirketi COSCO aracılığıyla Pire limanının işletmesini satın aldı. 


ESKİ MÜTTEFİKE DÖNÜŞ


Kriz Yunanistan’ı yeni müttefik arayışına değil, eski müttefiklerine döndürmüştü. Hem de daha sıkı bir şekilde. Bu arada ABD de Yunanistan’ın içine düştüğü açmazı görmüş, önce o dönem başkan yardımcısı olan Biden, sonra da görevden ayrılmadan hemen önce 2016 sonunda Obama bu ülkeyi ziyaret etmiş, ABD, Yunanistan’ı acımasız AB ve Almanya’nın elinden kurtaran, acılarını hafifleten büyük güç ve kurtarıcı rolüne bürünmüştü. 

Çipras 2019 seçimlerini kaybetti, kendi söylemine, çizgisine aykırı davranan bu politikacıya seçmen prim vermedi, ekonomide belirgin bir iyileşme de olmadı. Ama eski Ankara büyükelçisi Eric Edelman’ın National Interest dergisindeki makelesinde de belirttiği gibi, ABD kanalının açılmasında çok önemli bir rol oynadı. Yunan seçmeni herhalde neoliberal politikalar izlenecekse, hiç değilse bunun gerçek sahibi sağ bir hükümet yürütsün diye düşünmüş olsa gerek. 


ABD’YE EN YAKIN OLDUĞU DÖNEM


Yunanistan 1829’daki bağımsızlığından bu yana, kısa süren Albaylar cuntası dönemi istisnası dışında, siyasal ve askeri olarak ABD’ye hiç bu kadar yakın olmamıştı. Hatta, gerek darbe yönetimine verilen destek, gerekse Kıbrıs harekatı sırasında Türkiye’yi engellemediği, hatta el altından desteklediği gerekçesiyle, ABD karşıtlığı Yunanistan’da çok güçlüydü. 

Öyle ki, 1980’lerde Andreas Papandreu seçim kampanyasının ana eksenini ABD ve Türkiye karşıtlığı üzerine kurmuştu. Bir ABD’li büyükelçi, Yunanistan’ın bu süreci yaşaması gerektiğini, birkaç kuşak sonra ABD karşıtlığının geçeceğini söylüyordu, öyle de oldu. Obama dönemiyle birlikte zaman içinde ABD karşıtlığı azalmaya başladı, ABD Dışişleri Bakanlığı da Yunanistan ile ilgili hazırladığı raporda bundan bahsediyor, genelde Çipras’a bu konuda bir teşekkür borçlu olduklarını kabul ediyor.

ABD’nin stratejik ilgisinin Yunanistan’a kaymasının nedenleri üzerinde de durmak gerek. Bütün bir Soğuk Savaş ve hatta sonrası dönemde ABD için stratejik değeri yüksek olan ülke Yunanistan değil Türkiye idi. Hatta, ABD’li yetkililer Yunanistan’a diplomatik nezaket (üst düzey ziyaret vs) çerçevesinde olumlu bir şeyler söylemek istedikleri zaman çoğunlukla, eski Yunan’a gönderme yaparlar, bir dönem eski Yunan’ın Batı’yı nasıl şekillendirdiğini, ABD’deki demokrasi fikrinin kaynağının Yunan demokrasisi olduğunu söylerlerdi. 


Bu söylemin, kendisini Batı uygarlığının çekirdeği olarak algılayan Yunan toplumsal ve siyasal psikolojisi açısından başarılı bir tercih olduğu ortada. ABD, Türkiye ile ilişkilerde ise, uygarlığa katkı vs gibi bir konuyu değil, muhtemelen Türk tarafının da duymak istediği stratejik önemi vurgulardı. 


STRATEJİK ÖNEMİ ÖNE ÇIKTI


Oysa, Yunanistan için artık stratejik öneminin öne çıktığı görülüyor, ABD’li yetkililerin Yunanistan’ın taşıdığı stratejik konuma daha çok dikkat çektikleri fark ediliyor. ABD ile savunma işbirliği anlaşmasını 1990’da imzalayan Yunanistan 2019’da bunu genişleterek biri Girit’te Souda, diğerleri de Larissa, Stefanovikeio ve Dedeağaç gibi anakarada üç askeri üs ve limanda, drone, helikopter, eğitim, tatbikat gibi alanlarda işbirliğini içeren anlaşma imzaladı. 

ABD için Yunanistan Rusya’nın Akdeniz’e, Çin’in ise her yere girmeye çalıştığı küresel ortamda kritik bir yere sahip oldu. ABD’nin Girit üzerinden Akdeniz’de daha rahat hareket edeceği, Dedeağaç üzerinden Balkanlar ve Karadeniz’e ulaşabileceği ideal bir coğrafi imkan sağladı. Hatta, ABD’li savunma yetkilileri Bulgaristan ve Romanya’ya askeri sevkiyat için Dedeağaç hattının daha kolay olduğunu fark ettiler. Tabii ki, savaş gemisi söz konusu olduğunda Boğazlar hala çok kritik önemde. Yunanistan’ın stratejik olarak Türkiye’nin yerini alabilmesine imkan yok. Ama ABD böylece Türkiye’yi çok kolay yedekleyebildiğini de göstermiş oldu. 


ENERJİ DAĞITIM HATLARI


ABD aynı zamanda Yunanistan’ı enerji dağıtım hatları üzerinde bir ülke olarak görüyor. Özellikle LNG istasyonu kurma çabaları, ABD şirketleriyle doğal gaz arama anlaşmaları, Trans Adriyatik Boruhattı gibi Avrupa’ya giden hatların güvenliği konuları, bir başka işbirliği alanı olarak ABD’li yetkililer tarafından vurgulanıyor. 

Bu noktada ilginç bir şekilde Yunanistan siyasal eliti ve kurulu düzeni için Türkiye karşıtlığının, Türkiye tehdidi “efsanesi”nin bir sabite olduğu, Yunanistan halkını da buna çoktan ikna ettiği görülüyor. Dahası, bu noktada ABD ile bu denli bir siyasal-askeri işbirliğini Türkiye sorunuyla meşrulaştırmak mümkün oldu. Bunda Alan Makovsky gibi Türkiye’yi yakından takip eden ABD’li uzmanlara göre, Erdoğan’ın da katkısı büyük oldu. 

Bu süreçte bir diğer ilginç gelişme de, ABD Yunanistan’a askeri angajmanı Rusya (ve Çin) için yaptığını belirtirken, Türkiye’deki milliyetçi/ulusalcı kesimlerin bunu Türkiye’ye yönelik bir tehdit olarak almaları, ABD’nin Türkiye’yi kuşatması, çevrelemesi olarak algılamaları. İnanılmaz bir şekilde, kendisi onlarca yıl ABD ve NATO’nun stratejilerine hizmet etmiş, coğrafyasını kullandırmış bir ülke ve onun sağ siyaseti, ABD’nin Yunanistan ile geliştirdiği askeri ilişkilere ya Türkiye’yi merkeze alarak bakıyor ya da Yunanistan’ın ABD’ye teslimiyeti, zavallılığı olarak tanımlandı. 

Yunanistan hükümetinin, ABD ile geliştirilen stratejik işbirliğini, Türkiye karşıtlığına dönüştürmek, Rusya yerine Türkiye’yi öne çıkarmak için yoğun bir gayret içinde olduğunu da tespit etmek gerek. Geçtiğimiz Ekim 2021’de ABD ile geliştirilen “Stratejik Diyalog” çevçevesindeki görüşme öncesinde, Dışişleri Bakanı Blinken, Başbakan Mitsotakis’e bir mektup yazarak Yunanistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duyulacağını belirtirken, ilk kez bir metinde uluslararası deniz hukuku çerçevesinde egemenlik haklarına saygı göstereceğini kayda geçirdi. Bu ifadeleri Yunan hükümeti ABD’nin, Yunanistan’a Türkiye’ye karşı garanti vermesi olarak tanımlasa da, ABD’li yetkililer bu tür bir göndermeden kaçındılar, hatta dışişleri Yunanistan ile yakın işbirliğinin üçüncü ülkelere karşı olmadığını açıklamak zorunda kaldı. ABD sonuçta, Erdoğan yönetimine farklı tercihleri olduğunu gösterirken, Yunanistan ile artan işbirliğinin bir başka NATO üyesine karşı olduğunu da söylemek istemiyor. Böyle bir tutum hem formel olarak ittifak ilişkisini zedeler, hem dünyaya NATO içinde çok fazla sorunlu bir görüntü verir, hem de Yunanistan’a çok fazla prim verilmiş olur. 

İşte bu noktada, Yunanistan’da muhalefet, hatta eski başbakan Simitis, ABD ile artan askeri işbirliğini Türkiye’ye karşı yeterli bir güvence sunmadığı kaygısıyla eleştiriyorlar. “Kimse Yunanistan için savaşmaz” gibi genel olarak doğru ama bağlam itibariyle tuhaf bir söylemle, Yunanistan’da bazı çevreler bu yakınlaşma için Türkiye’ye karşı stratejik bir galibiyet elde etmeye yaramıyorsa, o zaman bu kadar ödün vermek niye türünden bir ruh hali içindeler. Dolayısıyla, Yunan milliyetçi çizgisi ABD askeri angajmanının Türkiye değil de Rusya’ya yönelik olmasından şikayet ederken, Türkiye’deki milliyetçi/ulusalcı kesimler bunun Türkiye’ye yönelik olduğu algısından muzdaripler. 


FRANSA İLE İLİŞKİLER


Yunanistan yalnızca ABD değil, Fransa ile de askeri ilişkilerini ve siyasal işbirliğini geliştirdi. Eylül 2021 sonunda yapılan askeri anlaşmayla beş milyar dolar tutarında deniz kuvvetleri için dört fırkateyn ve dört korvet alımı kararlaştırıldı. Daha önce de 2,5 milyar dolar tutan 24 Rafale savaş uçağı alımı için anlaşmıştı. Eylül’deki anlaşmaya Yunanistan ve Fransa, karşılıklı olarak bir saldırı durumunda birbirlerine danışacakları ve yardıma gelecekleri hükmünü koydular. Mitsotakis, zaten NATO varken neden böyle bir hükmün ikili anlaşmaya koyulduğu sorusuna ise, NATO’nun 1950’lerden beri hep Türkiye’yi kolladığı iddiasıyla yanıt verdi. NATO Genel Sekreteri’nin, NATO sistemi dışında bu tür ikili savunma anlaşmaları yapılması fikrine eleştirel yaklaştığını da ekleyelim. 

ABD Yunanistan’ın bu sadık tutumunu ödüllendiriyor. Kongre üç milyar dolarlık askeri satış fonu sağlarken, çok sayıda Amerikan şirketi Yunanistan’a bilişim ve hizmet sektöründe yatırım yapmaya başladı. Örneğin Pfizer ve Cisco Selanik’te araştırma/ geliştirme merkezleri açacaklarını duyurdular. ABD ayrıca Yunanistan’ı İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır gibi müttefikleriyle yakınlaşmaya itti. Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail ve Yunanistan-Güney Kıbrıs-Mısır üçlü görüşmelerine ABD’li yetkililer de katılıyorlar, Washington’da ise Yahudi ve Rum lobileri kurumsal işbirliğine gittiler. 

Yunanistan ve Türkiye bir süredir anlamsız yere, ekonomik sıkıntı içindeki halklarına harcayacakları parayı silahlanmaya harcıyorlar, Batılı silah şirketlerine yarayan, ABD stratejik hedeflerine hizmet eden bir politika izliyorlar. 

Yunanistan’da milliyetçilik adına canlı tutulan Türkiye karşıtlığı ve Türkiye’de her daim hakim söylem olan dış güçler ve çevrelenmişlik iddiası, bu silahlanma yarışına meşruiyet sağlıyor. Yunanistan’da maalesef solcu Çipras döneminde de bu politikadan pek sapılmadı, Türkiye’de ise her kılığa girebilen AKP, silahlanma konusunda hepsinden daha hevesli oldu. 

 

Podcast Haberleri