Ankara’nın hikâyesi Cumhuriyet’in aydınlanma mekânlarının hikâyesinde saklıdır. O hikâyeler ki bizi biz yapan, bizi yurttaş yapan bir devrimin bize emanetidir. Ve o emanetler içerisinde en gür seslisi, en çok hırpalananı Atatürk Orman Çiftliği’dir.
Yüzyılı geride bırakıp 5 Mayıs’ta 101.yılında bize göz kırpacak olan bu mekânın bilançosu bir devrimin, kurucusunu kaybetmesinin ardından 88 yıllık biteviye talanın ve toplumun kılcal damarlarına işleyen bitmemiş bir direnişin bilançosudur aynı zamanda.
5 Mayıs 1925’te Mustafa Kemal Atatürk Gazi Orman Çiftliği’ni kurduğunda, üç çadırla başlayan mekânsallık sadece bir tarımsal çiftliğin kurulması değildi elbette. Bir düşüncenin ot bitmez kıraç topraklarda emekle büyümesi, “başka bir hayat mümkündür” diyen bir iradenin ete kemiğe bürünmüş haliydi: Devletçi, Cumhuriyetçi, Halkçı, Devrimci, Eşitlikçi...
Toprağın üretime, üretimin eşitliğe, eşitliğin özgürlüğe dönüştüğü bir mekânsal manifestonun tohumlarının atıldığı bu çiftlik, aynı zamanda kadınların, erkeklerin, çocukların aynı mekânda buluştuğu, havuzlarında yüzdüğü, lokantasında yemek yediği, atölyelerinde ürettiği, öğrendiği, paylaştığı bir Cumhuriyet üniversitesi, teorinin pratikle hemhal olduğu yerdi.
Atatürk Orman Çiftliği, katmanlaşan zamanın bizi dün ile buluşturduğu bir zaman sıçramasıdır. Toprağa ilk fidanın dikildiği, fabrikaların kurulduğu, Marmara Köşkü’nde halkla buluşmaların yapıldığı, istasyona trenin yaklaştığı zaman, dün… Bugünden düne uzandıkça, gelecek oradan yarına göz kırpar. Bir ulusal hafızanın inşa edildiği o berrak dün, kesintiye uğratılmış bugünü, yarına taşıyacak başlangıç noktasıdır. O başlangıç noktası hikâyeyi yeniden yazmanın mümkünatıdır.
İşte o yüzden Atatürk Orman Çiftliği için yürümek, düşünmek, eylemek bir ülkenin tüm parametrelerine dokunmanın adı, yüzyıllık bir hikâyenin geleceğe uzanan devrim mekânıdır.
Kurucu zamandan kırıcı zamana
Kurucu zaman ile kırıcı zaman, parçalanan topraklar, devirler, kiralamalar, yıkılan yapılar, saplanan hançerler sadece fiziksel değil simgesel olarak bir yok etme girişiminin izleriydi.
Yarın, geriye dönüp baktığımızda kaybettiklerimiz sadece hektarlar değil: Bir istasyonun hafızasını, bir lokantanın kamusallığını, bir havuzun eşitliğini, bir köşkün buluşma kültürünü, bir toprağın bölünmez bütünlüğünü kaybettik.
Daha da ötesi, bir ülkenin demokrasisini, hukukunu, özgürleşme alanını ve en önemlisi bir mekânın “müşterek” olma halini kaybettik.
AOÇ’nin kalbine inşa edilen yapılar, açılan yollar, yapılan tahsisler… Bunların hiçbiri tek başına okunamaz. Bunlar bir bütünün parçalarıdır. Bir mekânı dönüştürerek, yıkarak bir hafızayı yeniden yazma girişimidir. Çünkü mekân, ideolojinin en kalıcı formudur. Bir kez değiştirildiğinde, gündelik hayatı da hafızamızı da değiştirir.
AOÇ’de direnişin izleri
Ama bu hikâye sadece kayıplardan ibaret değil, aynı mekânda herkese dokunan başka bir iz daha var: Direnişin izi…
Mahkeme salonlarında, açılan davalarda, sokakta tutulan nöbetlerde, yürüyüşlerde uydu görüntülerinde ifşa edilen gerçeklerde… Bu mekânı savunanlar, aslında sadece ağaçları, parçalanan bütünlüğü bozulan toprakları değil, bir fikri korumaya çalıştılar. Ve belki de en önemlisi, unutmayı, teslim olmayı reddettiler.
101. yılında Atatürk Orman Çiftliği’ne baktığımızda yarım bir coğrafya görmüyoruz; yarım bırakılmamış bir mücadele görüyoruz.
Bu mekân bize yüz yıllık bilgeliğiyle şunu söylüyor: Bir yer yok edilmek istendiğinde, önce anlamı hedef alınır. Ama o anlam hatırlanmaya devam ettiği sürece, hiçbir yıkım tamamlanmış sayılmaz.
İşte AOÇ bugün yıkılan köşklerin yerinden, kesilen ağaçların gölgesinden, parçalanmış toprakların derinliğinden bize fısıldıyor: Bu hikâye bitmedi…
…………………………………………………………………………………………………...
Bilanço AOÇ
1925 - 1937: Kuruluş, Üretim ve Aydınlanma Dönemi
- 5 Mayıs 1925: Mustafa Kemal Atatürk, Ankara'nın bataklık ve çorak topraklarını şahsi malvarlığıyla satın alarak 20 bin dekar arazi üzerinde çiftliğin temellerini 3 çadırla attı.
- 1926 - 1937: Çiftlik; fabrikaları (bira, şarap, süt, meyve suyu), Merkez Lokantası, işçi/memur lojmanları, okulları ve hayvanat bahçesiyle kolektif bir yaşam ve Cumhuriyet Üniversitesi modeline dönüştü. Denizsiz Ankara'da Karadeniz ve Marmara havuzları inşa edilerek halka özgür bir sosyal alan sunuldu.
- 11 Haziran 1937: Atatürk, ulaştığı en geniş sınırlarıyla (kayıtlara göre 102 bin dekar) çiftliği, şartlı bağış ve vasiyetle Hazine'ye, yani halka emanet etti.
1938 - 1949: Vefat Sonrası İlk Talanlar
- 1938: Atatürk'ün ölümünden sadece 9 ay sonra, çiftlik arazilerinin ilk satış ve devri gerçekleştirilerek 88 yıllık talan süreci başlatıldı.
- 1939- 1949: Yönetimi Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu'na devredilen araziler, yönetim kurulu kararlarıyla amaç dışı kullanıma açıldı ve parçalanmaya başlandı.
1950 - 1980: Siyasi Talan ve Demokrat Parti Dönemi
- 24 Mart 1950: Çıkarılan 5659 sayılı kanunla çiftliğin adı "Atatürk Orman Çiftliği" oldu; ancak kanun, toprak kayıplarını engelleyemedi.
- 1950'ler: Demokrat Parti iktidarı döneminde özel kanunlar çıkarılarak Karayolları, Milli Savunma Bakanlığı, MKE, PTT, Ankara Belediyesi gibi kurumlara devasa araziler tahsis edildi ve satıldı (yaklaşık 20 bin dekar)
1981 - 2005: 12 Eylül Darbesi, Özelleştirmeler ve Hülle Yoluyla Satışlar
- 1981: 12 Eylül rejiminin kararıyla AOÇ arazisinden 536 dekar koparılarak Devlet Mezarlığı yapıldı; halkın kullanımındaki Karadeniz Havuzu kapatıldı.
- 1983: Çıkarılan 2823 sayılı kanunla şartlı olarak araziler devredildi. Bu arazilerden en önemlisi. Tıp Fakültesi yapma şartıyla Karakusunlar’da Gazi Üniversitesi'ne verilen arazilerdi. AOÇ arazilerinin kanun yoluyla satışı bu tarihten sonra yapılamadı. Kiralamalar ve tahsisler yoluyla talan süreci başladı. .
- 1987: Aydos Yaylası'ndaki 50 bin dekarlık alan hukuksuz bir şekilde Orman Genel Müdürlüğü'ne devredildi.
- 1989: Atatürk'ün şahsi malvarlığıyla kurulan Ankara Çimento Fabrikası özelleştirilerek Fransız bir firmaya satıldı (Daha sonra Limak Holding'e geçti).
2006 - 2012: Rant Sürecinin Hızlanması
- 2006: 5659 sayılı kanunda yapılan değişiklikle AOÇ arazilerinde plan yapma yetkisi Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne (Melih Gökçek dönemi) devredildi. Bu, arazilerin ranta açılmasının yolunu tamamen açtı. AOÇ piknik alanları kapatıldı.
- 2011-2012: 1. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı olan arazilerin dereceleri, yapılaşmaya olanak sağlamak için 3. dereceye düşürüldü. 2012'de alanın kalbi, Bakanlar Kurulu kararıyla "Kentsel Dönüşüm Alanı" ilan edildi.
2013 - 2024: "Kaçak Saray", Ankapark ve bellek yıkımı
- 2013-2014: Yargının verdiği yürütmeyi durdurma kararlarına uyulmayarak "Kaçak Saray" (Cumhurbaşkanlığı Külliyesi) inşa edildi. 1983'te Gazi Üniversitesi'ne tıp fakültesi yapma şartıyla verilen arazi, hülle yoluyla TOKİ üzerinden ABD'ye yeni Büyükelçilik binası yapılması için satıldı.
- Tarihi Yıkımlar: Cumhuriyetin temsil aksını taşıyan tarihi işçi lojmanları, Jandarma Karakolu ve Atatürk'ün Marmara Köşkü hukuka aykırı şekilde yıkıldı(Marmara Köşkü daha sonradan ruhu olmayacak şekilde yeniden inşa edildi)
- 2015: AOÇ'nin mutlak tarım alanları üzerine, şartlı bağışa aykırı olarak Ankapark inşa edildi. Toprak bütünlüğü yollarla parçalandı.
- 2021-2023: Medipol Üniversitesi'ne tahsisler, Türk-İş Genel Merkezi ve TOBB'a verilen araziler, alanı yollarla parçalayan bulvar projeleriyle talan devam etti.
- 2024: Kaçak Saray'ın hemen karşısındaki 388 bin metrekarelik "ağaçlandırılacak alan", rekreasyon alanına çevrilerek yapılaşmaya açıldı ve ismi "Beştepe Millet Ormanı" olarak değiştirildi.
Atatürk Orman Çiftliği'nin tarihi sadece siyasi iktidarların tahribatıyla değil, aynı zamanda sivil toplumun, dönemin Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin, Başkent Dayanışması’nın meslek örgütlerinin yürüttüğü amansız bir kentsel ve hukuki direnişle yazılmıştır. Dönemin Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu tarafından 350’ye yakın hukuksal sürece konu edilmiştir.
1992 - 1998: İlk Koruma Zırhı ve Sit Kararları
- 2 Haziran 1992: Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 2436 sayılı kararıyla AOÇ arazileri taşıdığı evrensel ve ulusal değerler gözetilerek 1. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı olarak ilan edildi.
- 7 Mayıs 1998: Bu karar 5742 sayılı kararla tescillendi ve alanın siluetini bozacak, bilimsel koruma dışında hiçbir müdahaleye izin verilmeyeceği hükme bağlandı.
2006: Plan Yapma Yetkisinin Devrine Karşı Direniş ve "Ankaram Platformu"
- Nisan - Temmuz 2006: Çıkarılan 5524 sayılı yasayla AOÇ'de plan yapma yetkisi Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne (Melih Gökçek dönemi) devredildi,,. Bu yetki devri, talanın habercisi olarak görüldü ve meslek odaları tarafından "Ankaram Platformu" kurularak bünyesinde kampanyalarıyla fiili direniş başlatıldı,
2007 - 2010: AOÇ Ana plan ve hukuksal iptalleri dönemi
- Ocak 2007 - Kasım 2008: Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı ve AOÇ'yi parçalara ayıran ilk Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı'na karşı davalar açıldı. Mahkeme, bilirkişi raporlarındaki bilimsel uyarıları dikkate alarak 28 Kasım 2008'de planı tamamen iptal etti,
- Ağustos - Kasım 2010: Belediye, mahkeme kararlarını aşmak için aynı içerikte ikinci bir planı onayladı. Meslek odaları bu ikinci talan planına karşı da hukuki süreci hızla başlattı.
2011 - 2012: Sivil İtaatsizlik, "Başkent Dayanışması" ve Uydu İfşası
- Ağustos 2011: İktidarın baskısıyla Koruma Kurulu, 46 hektarlık alanın 1. Derece Sit statüsünü 3. dereceye düşürdü. Bu hukuksuzluğa karşı dava açıldı,.
- Şubat - Nisan 2012: Kaçak Saray'ın inşası için Başbakanlık, Orman Genel Müdürlüğü ve TOKİ arasında protokol imzalandı ve alan "Kentsel Dönüşüm Alanı" ilan edildi.
- Mayıs 2012: Artan baskılara ve talana karşı sokak muhalefetini örgütlemek üzere "Başkent Dayanışması" kuruldu. "Siyah giy, eyleme katıl" gibi yaratıcı sivil itaatsizlik eylemleriyle Ankara halkı haklarını aramaya davet edildi,
- Nisan - Eylül 2012 (Uydu İfşası): İdare bilgi vermeyince, Mimarlar Odası Ankara Şubesi uydu görüntüleri satın alarak, kapalı kapılar ardında yürütülen ağaç katliamını ve Kaçak Saray'ın temel kazılarını kamuoyuna ifşa etti. Bu hamle direnişin en büyük kırılma noktalarından biri oldu,
- Temmuz 2012: AOÇ'nin UNESCO Kültürel Peyzaj Alanı ilan edilmesi için resmi başvurular yapıldı ve bu talep reddedilince konu yargıya taşındı,
2013 - 2016: Sembolik Mühürlemeler ve Vasiyeti İhlal Davası, Uluslararası Hukuk süreci
- Ocak 2013: Kurumlar görevini yapmayınca Başkent Dayanışması, kamu vicdanı adına Kaçak Saray inşaat alanına yürüyerek alanı sembolik olarak mühürledi.
- 5 Şubat 2014: Ankara 5. İdare Mahkemesi, AOÇ ana planlarına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak dönemin Başbakanı'nın "Mahkeme kararına uymayacağım, binayı da bitireceğim içinde de girip oturacağım, güçleri yetiyorsa gelsin yıksınlar" sözüyle yargı kararları alenen tanınmadı, Yargı kararlarının hiçe sayılması üzerine Mart 2014'te inşaat temellerinde Başkent Dayanışması tarafından temsili bir mühürleme eylemi daha gerçekleştirildi.
- 7 Mayıs 2014 (Tarihi Dava): AOÇ'nin kuruluş yıldönümünde, Atatürk'ün şartlı bağış senedinin ve vasiyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle "Müdahalenin Men'i (Vasiyeti İhlal)" davası açıldı. Bu dava, halkın da bireysel olarak katılarak (46 yurttaş) süreci sahiplendiği tarihi bir halk davasına dönüştü dava Yargıtay’da devam ediyor.
- Ekim 2014 (Doğrudan Diplomasi): Direniş uluslararası boyuta taşınarak 250 devlet başkanına mektup yazıldı. Liderlere, Atatürk'ün vasiyetine ve hukuka aykırı inşa edilen Kaçak Saray'daki 29 Ekim resepsiyonuna katılmamaları çağrısı yapıldı,
- Haziran 2015: Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, tarihi bir kararla Kaçak Saray alanı için alınan "Kentsel Dönüşüm" kararının hukuka ve koruma ilkelerine aykırı olduğunu belirterek yürütmesini durdurdu.
- Ağustos 2015: Ankara 5. İdare Mahkemesi, Kaçak Saray ve Ankapark projelerinin dayanağı olan üst ölçekli ana planları tamamen iptal etti,
- 15 Eylül 2015 (AİHM Süreci): Türkiye'deki mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının hükümetçe uygulanmaması nedeniyle iç hukuk yollarının etkisiz kaldığı vurgulanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) resmen başvuru yapıldı. 9 yıl süren davada hükümet savunma verdi ve 9 yıl sonra AİHM usulden davayı geri çevirdi
2016 - 2026: Süregelen Mücadele
- Danıştay'ın Ayasofya kararı emsal gösterilerek AOÇ arazilerinin aslına rücu ettirilmesi davası açıldı.
- Yollar, bulvarlar ve kavşaklarla arazi bütünlüğü parçalanmaya devam etti. Medipol Üniversitesi, TOBB ve Türk-İş'e yapılan yeni tahsislerle AOÇ toprakları daha da eridi. Özelleştirilen Çimento Fabrikası alanında Limak Holding'in 470 bin metrekare inşaatlı rezidans projesini mahkeme iptal etti.
- 1983 yılında tıp eğitimi için Gazi Üniversitesi'ne verilen arazinin TOKİ üzerinden hülleyle satılmasıyla inşa edilen yeni ABD Büyükelçiliği binası AOÇ topraklarında yükseldi. Satış sözleşmesinin iptali davası Yargıtay’da devam ediyor.
- Tarihi ve doğal sit alanlarına resmi kurum yapılabilir ilke kararları mahkeme tarafından iptal edildi.
Kimlik aşındırılması
Gelinen noktada Atatürk Orman Çiftliği’nin, 101.Yılında 88 yıllık talan sürecinde devirler tahsisler ve kiralamalarla toprak bütünlüğü 33 bin dekara gerilemiştir. Bu sadece bir arazi kaybı değil, bilinçli bir 'tasfiye' sürecidir.
Tarihi Gazi İstasyonu’nun bir künefeciye, AOÇ PTT binasının bir kokoreççi tezgâhına, o zarif Merkez Lokantası’nın ise bir kebapçıya dönüşmesi basit birer işletme değişikliği değildir; bu, Cumhuriyet’in modern ve kamusal estetiğinin 'arabeskleştirilerek' hafızalardan silinme girişimidir. Mekânın kimliğiyle kurulan bu hoyrat ilişki, kurucu iradenin estetik mirasına duyulan mekânsal bir hıncın tezahürüdür.
Bu mekân hıncı ile talan edilmeye karşı direnenler bedeller ödemiş, yargılanmış, hedef gösterilmiş, ama AOÇ'nin hafızalardan silinmesine izin verilmemiştir.
Atatürk Orman Çiftliği vasiyetin çiğnendiği, hukukun askıya alındığı ve 'müşterek' olanın ticari bir meta haline getirildiği devasa bir hukuksuzluk arenasına dönüştürülmek istenmektedir. Ancak bu sıradanlaştırma operasyonuna karşı Cumhuriyet’in özgürleşme idealini hatırlamaya ve hatırlatmaya devam etmek sorumluluğumuzdur.
Çünkü AOÇ'nin 101 yıllık bilançosu bize şunu söylüyor: O çorak topraklarda kök salan Cumhuriyet iradesi, kesilen her ağaca, dökülen her betona rağmen inatla çiçek açmaya devam etmektedir.