ABD ve Çin: Kuşatma ve diplomasi aynı anda

ABD’de Çin politikası partiler üstü bir nitelik taşıyor. Her yeni yönetim Çin’e yönelik baskıyı artırıyor ama istenilen sonuç şu ana kadar elde edilemedi. ABD Çin’i hizaya getiremiyor. Çin konusu ABD'yi teslim aldı.

İLHAN UZGEL


18-19 Haziran’da ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, aynı dönemde İklim Temsilcisi John Kerry, ardından Hazine Bakanı Janet Yellen Çin’i ziyaret ettiler, üst düzey görüşmeler yaptılar. Bu yoğun diplomasi trafiği ABD’nin Çin ile ilişkilerde yeni bir arayış içinde olduğunu gösteriyor. Bu yazıda ABD’nin Çin’den kopmasının mümkün olmadığını anladığı için yeni bir ilişki modeli geliştirmeye çalışması üzerinde duracağım.

Çin’den kopamamak

ABD-Çin ilişkileri küresel siyasetin merkezinde yer alıyor ve arka planı oluşturuyor. Obama’nın son döneminde başlayıp Trump’la devam eden, Biden’in ağırlaştırmaya çalıştığı bir arayış olan Çin’den ticaret ve yatırım olarak kopma girişimi başarılı olmadı. ABD iklim ve çevre gibi konular dışında, Çin ile kurduğu karşılıklı bağımlılığa dayalı ekonomik ve ticari bağları en aza indirmeye çalıştı ama olmadı. ABD şirketlerinin Çin’den çıkışı çok sınırlı kaldı, ticaret konusunda 2018’den itibaren yürütülen ticaret savaşı –Çin ürünlerine gümrüklerin yükseltilmesi, Çin’in 200 milyar dolarlık ABD çıkışlı ürünü ithal etmesi gibi uzlaşı da işe yaramadı. ABD ile Çin arasındaki dış ticaret hacmi toplam 700 milyar dolar ile rekor kırarken, ABD’nin verdiği dış ticaret açığı azalmadı. Bu kopuş (de-coupling) gerçekleşmeyince ve bunun şu anki koşullarda mümkün olmadığı anlaşılınca, ABD daha çok Avrupalı müttefiklerinin tercih ettiği riski azaltma politikasına geçti. Ama burada da ikili bir yol izliyor. İktisadi olarak ticari ilişkiler sürerken ve diplomatik temaslar artarken, hassas teknolojilerde kısıtlamaya gidiyor, askeri ve stratejik olarak Çin’i kuşatmaya devam ediyor.

Çin konusu ABD dış politikasını esir aldı

ABD, 2010’lardan beri artan oranda dış politikasını Çin prizmasından geçirerek oluşturmaya başladı. İtalyan Başbakanı Meloni’den Hindistan Başbakanı Modi’ye kadar Biden’ın diplomasisinde öncelikli konu Çin olmaya başladı. Biden, 2019’da Kuşak ve Yol Girişimine dahil olan ve yaptığı anlaşmanın yenilenme tarihi yaklaşan İtalya başbakanı Meloni’yi bunu uzatmaması konusunda ikna etmek için Beyaz Saray’a davet etti, buradan çıkma karşılığında ABD’nin yeni ticari kolaylıklar sağlayacağı sözünü verdi. Yine Modi ile görüşmenin ana gündemi Çin idi. Bu arada Biden yönetimi küresel siyaseti demokratik yönetimler ile otoriterler arasındaki bir kutuplaşma üzerine kurma fikrinden vazgeçti. Bundan sonra ABD yönetiminin müttefiklerine ve diğer ülkelere yaklaşımını, demokratik olup olmadıkları değil Çin ile kurdukları ilişkinin şekli ve düzeyi belirleyecek. Müttefikleri de bunu keşfetmiş durumda. Bundan Erdoğan, Netanyahu gibi siyasetçilerin faydalandığını belirtmek gerek.

Pasifik’te mücadele kızışıyor

Hem Çin hem de ABD Pasifik bölgesine olan ilgilerini ve angajmanlarını artırdılar. İlk olarak ABD bir süredir Çin’le komşu olan ve aynı coğrafyayı paylaşan ülkeler olan Vietnam, Kamboçya, Singapur, Filipinler gibi bölge ülkelerini Çin’e karşı mesafeli olmaya ve kendisiyle Çin arasında seçim yapmaya zorladı. Ne var ki bu ülkeler ABD’nin söz konusu baskına boyun eğmediler. Çin’in yanı başlarındaki bir dev komşu olduğu ve onunla ilişki içinde olmanın zorunlu olduğunu söylediler ve ABD’ye bu konuda boyun eğmediler. İkinci olarak Çin’in Pasifik’in güneyindeki Solomon Adalarıyla Nisan 2022’de askeri anlaşma imzalaması ABD’de alarm etkisi yaptı ve Çin ile ABD arasında ilginç bir rekabet başladı. Buradaki Nauru, Vanatu, Marshal Adaları, Samoa Adaları, Fiji, ABD üslerinin bulunduğu Guam’a yakın Mikronezya ve Palau gibi küçük ada ülkeleri birden bire kıymete bindi. Örneğin bir süre önce Çin dışişleri bakanı bölge ülkelerini dolaşırken, hemen arkasında ABD dışişleri bakanı benzer bir diplomatik tur başlattı. ABD şimdiye kadar ihmal ettiği bu bölgedeki ülkelere artık büyükelçilikler açıyor, askeri ve güvenlik anlaşmaları imzalıyor. Bunlardan en büyüğü ve önemlisi Papua Yeni Gine. Buraya da önce Blinken, ardından Avustralya gezisi çerçevesinde tarihte ilk kez bir Amerikan savunma bakanı gitti.

Her yerden kuşatma

ABD artık NATO’yu Avrupa’da Rusya, Hint-Pasifik ve her yerde Çin’e karşı kullanma arayışında. Son Vilnius zirvesinde Japonya, G. Kore, Avustralya başbakanları bu yüzden davet edildi. NATO Tokyo’da ofis açmaya çalışırken, aralarında İkinci Dünya Savaşı yıllarına giden anlaşmazlık bulunan Japonya ve G. Kore de artık Çin’e karşı daha fazla işbirliğine gidiyor. ABD’nin insan haklarından sorumlu bakan yardımcısı Çin’i rahatsız etme pahasına Hindistan’a kadar gidip Dalay Lama ile görüşüyor, Hindistan, Japonya ve Avustralya savaş gemileri Tayvan Boğazı açıklarında devriye gezmeye başlıyor, Biden, dışişleri bakanının ziyareti öncesinde Tayvan’a yüklüce silah satışını onaylıyordu. Beijing de boş durmuyor, Yellen’in ziyaretinden üç gün önce güneş paneli ve çip yapımında kullanılan bazı az bulunur maddelerin ihracına kısıtlama getiriyordu.

2027 korkusu

Çin lideri Şi’nin 2021’de dile getirdiği Çin Halk Ordusunun kuruluşunun 100. Yıldönümünde savaşa hazır olması gerektiği şeklindeki söylemi hem Tayvan hem bölge ülkeleri hem de ABD’de Çin’e şüpheci bakan çevrelerde endişe yarattı. ABD içinde güvenlik ve istihbarat ile ilgili kurumlar bu konuda tam bir görüş birliğine varmış değiller. Çin’in o tarihe kadar Tayvan’a bir işgal eylemi düzenleyecek kapasiteye ulaşamayacağını iddia edenler olduğu kadar, özellikle savaş gemisi ve benzeri silahlanma hızındaki artış ve yapılan tatbikatların ağırlıklı olarak Tayvan işgalini simüle ettiğini belirterek bir askeri hamle bekleyen çok. Bu noktada Çin’in Ukrayna savaşını yakından gözlemlediği, ABD ve müttefiklerinin iradesini uzaktan test ettiğini eklemek gerek. ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı silah ve diğer yardım aslında aynı anda Çin’in Tayvan’ı işgal etmemesi gerektiği yönünde bir mesaj da içeriyor.

Her durumda Şi’nin bu açıklaması bölgede tedirginlik yarattı. ABD hazırlıklarını bu yöne kaydırırken, Japonya savunma planlarını olası bir Tayvan işgaline göre yapmaya başladı ve silahlanmaya hız verdi.

Blinken, Yellen ve Kerry ziyaretlerinin anlamı

Bu üç üst düzey ziyaret kendi içinde yeterince anlamlı. Diplomasi, ticaret ve finans, çevre konularında Çin de ABD de görüşmeye açık olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Eksik olan ise askeri temaslar. Çin kapıyı diplomatik görüşmelere kapatmıyor, ekonomik ilişkilerden zaten vazgeçemez, çevre konusunda işbirliğine hazır. Ama iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasında herhangi bir iletişim hattının kurulmasını ve savunma bakanlarının görüşmesini, ABD’nin bu yöndeki taleplerini ise kabul etmiyor. Çin, riski azaltma stratejisinin en kritik noktası olan askerler arasındaki iletişim kanalına şimdilik uzak duruyor. Bunu diğer alanlarla sınırlı tutuyor.

ABD, Çin’e yönelik olarak bir yandan diplomatik izolasyon ve askeri kuşatma uyguluyor, öte yandan diplomatik kanalları açık tutalım deyip dışişleri bakanını gönderiyor. Bir yandan çip ve ileri teknolojik yatırımları ve ihracatı durduruyor, öte yandan hazine bakanını göndererek ekonomik olarak kopamayız mesajı veriyor. Aslında yapmaya çalıştığı Çin’i kendi kurduğu düzen içinde tutmaya çalışmak. Çin bunu kabul etmediğini çok önceden ilan etti ama şu anki koşullarda bunu değiştirecek askeri ya da sert bir ekonomik, finansal hamleden kaçınıyor. Zaman kolluyor.

ABD’de Çin politikası partiler üstü bir nitelik taşıyor. Her yeni yönetim Çin’e yönelik baskıyı artırıyor ama istenilen sonuç şu ana kadar elde edilemedi. ABD Çin’i hizaya getiremiyor.

Yellen Çin’de dört gün kaldı, ılımlı açıklamalar yaptı, ABD’nin Çin ile bir kopuş istemediğini anlattı. Dünya ikimize de yeter gibi bir cümle kurdu. Ama ABD, kurduğu küresel sistemde Çin’in hiyerarşik olarak kendisine tabi olmasını, onun koyduğu kurallara uymasını isterken, Çin ufaktan, yavaş yavaş ABD hegemonyasını kemiriyor, nüfus ve yakaladığı büyüme ivmesiyle küresel kapitalist sistemde ABD’nin yerine oturmaya çalışıyor. Bu dünya yaşamayı bilseler ikisine de yeter, herkese yeter.

Köşe Yazıları Haberleri