CENGİZ ERDİNÇ
Cumartesi günü saat 02.00 sıralarında ABD Ordusu, Başkan Donald Trump’un emriyle, 40 kişinin öldüğü çatışmanın ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ülkesinden kaçırarak New York’a getirdi. Maduro dört maddelik bir iddianamede organize suçu yönetmek ve uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanıyor.
Yeni strateji
ABD ile Venezuela arasındaki gerilim Pentagon’un 11 Eylül’den sonra şekillenen yeni stratejisinin gölgesinde şekillendi. Bu yeni emperyal strateji, doğrudan enerji kaynaklarına hükmetmek yerine “finansal kara delik” olarak görülen ekonomileri küresel sisteme entegre edecek müdahaleleri yapmaktı. Arap Baharı bu işe yöneldi, Tunus’ta patlayan olaylardan sonra dört ülkede rejim değişti. Özellikle Libya’da isyancıların daha başlangıçta bir merkez bankası kurması dikkat çekiciydi.
CIA’in ABD’ye soktuğu 1 ton kokain!
Venezuela da “finansal kara delik” ilan edilmeden önce ABD ile kokain kaçakçılığına karşı iş birliği yapıyor, ABD Venezuela güvenlik güçlerine uyuşturucu karşıtı programlarla eğitim desteği veriyordu. 1990 yılı sonunda Miami havaalanında yakalanan yarım ton kokainin izi sürüldüğünde bu uyuşturucu karşıtı programlardan birinde, CIA ajanları ile Ulusal Muhafızların, DEA’nın (ABD Uyuşturucuyla Mücadele Ajansı) itirazına rağmen ABD’ye 1 ton saf kokain soktuğu anlaşıldı. CIA bunun “birkaç CIA görevlisinin kötü yönetim ve kararlarının bir örneği olan üzücü bir olay” olduğunu açıklamakla yetindi. ABD’nin 1970’lerde başlayan narkotik operasyonları, İran-Contra gibi uyuşturucu karşılığı silah ticaretiyle bezendiği için CIA’in açıklaması kimseyi tatmin etmedi.
Baskı ve yolsuzluk
ABD’nin artan eleştirileri ve 2002 yılında 47 saat süren darbenin ardından Devlet Başkanı Hugo Chavez 2005 yılında DEA dahil olmak üzere ABD güvenlik güçleriyle bütün ilişkisini kesti. Kolombiya’nın ABD’nin desteğiyle FARC ve ELN gibi gruplara baskısının artması bu grupların Venezuela sınırına çekilmesine yol açmış, kokain trafiği de Venezuela topraklarına yönelmişti. Sınır bölgelerinde konuşlanan askerler ve Bolivarcı Sivil Muhafızlar kaçakçılığa karışmıştı. “Cartel de Los Soles” adını generallerin apoletlerindeki güneşten almıştı. Fakat bir kartelden çok, devlet ve ordu içindeki yolsuzluk ağıydı. ABD bunu giderek tırmandırılan bir stratejiyle Venezuela hükümetinin komplosuna dönüştürdü; 2008 yılında gerilla örgütü FARC’a uyuşturucu karşılığı silah sattıkları gerekçesiyle üç önemli yöneticiyle askeri istihbarat şefi, genelkurmay başkanı ve içişleri bakanına yaptırım uyguladı. Chavez’in ölümü ve Nicolas Maduro’nun devlet başkanı olmasından sonra da durum değişmedi.
2017’de bu defa Venezuela Başkan Yardımcısı Tareck El Aissami yaptırımların hedefi oldu. Nicolas Maduro aynı yıl Ekim ayında Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek, ardından Venezuela-Türkiye arasındaki gıda karşılığı altın ticareti 2018 yılında patlama yapacaktı. ABD ambargosu uyuşturucu ve organize suç gerekçesiyle başlasa da altın ve petrole doğru genişliyordu.
Trump’ın ilk başkanlık dönemi olan 2020’de New York’da bir mahkeme Maduro ve üst düzey Venezuela yöneticilerini kaçakçılık ve FARC ile işbirliği yapmakla suçladı. Bunlardan General Cliver Alcala başına konan 10 milyon dolar ödülden sonra Kolombiya’da ABD’ye teslim oldu. Eski Askeri İstihbarat Şefi, Meclis Üyesi Hugo Carjaval Barrios ise İspanya’da yakalandıktan sonra ABD’ye iade edildi. Her ikisi de suçlamaları kabul etti ve hapis cezalarına çarptırıldı.
Donald Trump ikinci başkanlık döneminde hem Meksika’ya hem de Venezuela’ya yönelik baskıyı artırdı. Cartel de Los Soles ve Tren de Aragua gibi suç örgütlerini “terör” listesine aldı, Maduro’yu liderleri ilan etti, bizzat ABD’li iilaç şirketi Johnson and Johnson’un ağrı kesici olarak ülkeye yaydığı fentanili “kitle imha silahı” olarak kabul etti ve çılgınca bir saldırı başladı.
Ağustos ayından itibaren Karayipler’e giden Amerikan savaş gemileri aralık ayına kadar irili ufaklı 35 tekneye saldırdı, 115 kişi hayatını kaybetti. Ve 2 Ocak günü Amerikan helikopterleri bir kez daha, “Zulüm kanun haline geldiğinde isyan bir haktır” diyen Simon Bolivar’ın ruhunu taşıyan topraklar üzerinde uçtu, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu yakalayarak kaçırdı.
Adını bir ülkeye veren kahraman
1800’lerin başında İspanyol sömürgeciliğine savaş açan Simon Bolivar neredeyse bütün bir kıtayı “uyandırmış”, Kolombiya, Ekvador, Peru ve Venezuela’nın kuruluşunda önemli rol oynamış ve adı bir ülkeye, Bolivya’ya verilerek onurlandırılmıştı.
Kolombiya’nın bağımsızlığa kavuşmasından sonra Bogota’da bir kır evi Bolivar’a hediye edilmişti. 1919’da Kolombiya Tarih Derneği’nin öncülüğünde bir kampanya ile satın alınıp müze olarak restore edilmiş, baş köşeye de sömürgecilikle mücadelenin simgesi olan kılıcı yerleştirilmişti.
Adını halka karşı hile yapılan 19 Nisan 1970 seçimlerinden alan M19 gerillaları 17 Ocak 1974 günü müzeye sürpriz bir ziyaret yaptı. Bolivar’ın kılıcını ve mahmuzlarını çalıp, geride “Bolivar ölmedi. Kılıcı mücadelesine devam ediyor. Şimdi ellerimize geçti ve Kolombiya'yı sömürenlerin kalplerine doğrultuldu” diye bir not bıraktılar. M19 Kolombiya’daki kanlı savaşın taraflarından biriydi.
Kılıç, 17 yıl sonra, 1990’da M19’un hükümetle yaptığı barış görüşmelerinde silah bırakma niyetinin gösterisi olarak iade edildi. Ve üç yıl önce bir kez daha meydana çıktı.
Trump’ın bir sonraki hedefleri arasında olan Kolombiya’nın eski bir M19 üyesi olan Devlet Başkanı Gustovo Petro 7 Ağustos 2022 günü başkanlık yeminini ettikten sonra tarihi Bolivar Meydanı’na geldi. Bolivar’ın kılıcı tören alayı tarafından meydana getirildiğinde 203 yıl önce Boyaca’da İspanya’yı mağlup eden kılıca şaşkınlıkla bakan İspanya Kralı VI. Felipe dışında herkes ayağa kalktı.
Gustavo Petro kılıcı aldı ve şunları söyledi: “Bu kılıç bizim için her şeyi temsil ediyor, bir daha asla gömülmesini istemiyorum. Bir daha asla kullanılmasını istemiyorum, her zaman kınında kalsın. Sadece bu ülkede adaletsizlik olduğunda çekilsin. Halkın kılıcı olsun.”
Kelimelerin kökenleri sürprizlerle dolu; Latincede hatıra anlamına gelen re-cordis, zihnin insanın kalbinde, göğüs kafesinde bir yerlerde olduğuna inanılan zamanlarda, kalbi delip geçen anlamında kullanılmıştı. Bu romantik sözcük İspanyol yağmacılarla Latin Amerika’ya taşındığında uyanmak-aklı başına gelmek gibi bir anlam da kazanacaktı.
Bolivar re-cordisten dört bağımsız ülke çıkarmıştı, şimdi onun iki yüzyıl sonra Bogota’da meydana çıkan kılıcı Latin Amerika’da yeni bir uyanışı tetikleyecek mi?
KAYNAKLAR
* "Cartel of the Suns" Insight Crime 22 Eylül 2025
* Anti-Drug Unit of C.I.A. Sent Ton of Cocaine to U.S. in 1990, Tim Weiner, NY Times, 20 Kasım 1993
* The Sword of Bolivar Is Wielded Again by the People of Latin America, Dan Kovalik, 10 Ağustos 2022, Marxizm-Leninism Today
* SBK olayı nereye bağlanır? Gözden kaçmış bir detay, Bahadır Özgür, Gazete Duvar, 23 Haziran 2021