ÖZGE MUMCU AYBARS
Ankara, 7-8 Temmuz 2026’da düzenlenecek NATO Zirvesi ve sonbaharda Antalya’da yapılacak COP31 hazırlıklarıyla yoğun bir diplomasi takvimine girerken, küresel güç dengelerinde de dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. Çin’in Trump ve Putin’i birkaç gün arayla Pekin’de ağırlaması, yalnızca iki ayrı lider ziyareti değil; ABD, Rusya ve Çin arasında yeniden şekillenen güç mücadelesinin görünür bir sahnesi olarak okunuyor. Pekin, ABD ile ekonomik ve stratejik gerilimleri kontrollü biçimde yönetmeye çalışırken, Rusya ile “çok kutuplu dünya” ve hegemonya karşıtlığı ekseninde ortaklığını derinleştiriyor. Bu tablo, Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Avrupa güvenliği, savunma harcamaları, Ukrayna’ya destek, caydırıcılık ve yeni bloklaşmalar tartışmasını doğrudan etkileyen bir arka plan oluşturuyor.
Ankara’nın diplomasi gündeminin merkezinde 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi var. Bu nedenle kentteki elçilikler her düzeyde yoğun bir hazırlık içinde. Toplantılar yapılıyor, temaslar sürüyor ve ülkelerin zirvede nasıl bir tutum alabileceği değerlendiriliyor.
En çok merak edilen başlıklardan biri ise Trump’ın zirveye katılıp katılmayacağı. Bu soru, yalnızca protokol açısından değil; ABD’nin NATO’ya yaklaşımı ve Avrupa güvenlik mimarisinin geleceği bakımından da önem taşıyor. Washington’ın olası yeni pozisyonu, Avrupa’da güvenlik dengelerinin nasıl şekilleneceğine dair tartışmaları da beraberinde getiriyor. Ukrayna’ya uzun vadeli destek, savunma harcamalarının arttırılması, caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesi ile Avrupa savunma sanayisi ön plana çıkacak başlıklar arasında duruyor. İkili savunma sanayi anlaşmaları – şimdilik- ön planda olacak gibi görünüyor.
COP31 Zirvesi
Ankara’nın gündemindeki bir diğer önemli başlık ise sonbaharda Antalya’da düzenlenecek COP31. Ön hazırlıklar devam etse de iklim diplomasisi açısından kritik olacak bu zirveye henüz zaman var.
Trump ve Putin’in Çin ziyaretleri
Ankara’da diplomasi çevreleri bu başlıklara odaklanmışken, dünya gündeminde de dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Çin’e yalnızca 4-5 gün arayla yaptığı ziyaretler, küresel güç dengeleri açısından yakından izlendi. Peki iki lider Çin’de ne görüştü, kamuoyuna hangi mesajlar yansıdı? Şimdi buna bakalım.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinden yalnızca birkaç gün sonra Putin de Pekin’e gitti; Çin, iki lideri de neredeyse aynı protokolle ağırladı.
Xi Jinping, Vladimir Putin’i Pekin’de kırmızı halı, askeri bando, onur kıtası ve bayrak taşıyan çocukların yer aldığı resmî törenle karşıladı. Ziyaret, Trump’ın Çin temaslarından birkaç gün sonra gerçekleştiği için kamuoyunun gündemindeydi.
Çin-Rusya ilişkileri
Xi Jinping ve Vladimir Putin, iki ülke ilişkilerinin “tarihsel olarak en yüksek seviyede” olduğunu belirtti. Çin ile Rusya yakınlığı uzun vadeli stratejik bir zemine dayanıyor malum. Görüşmede enerji, ticaret, ulaşım, uzay ve dış politika başlıkları öne çıktı. Rusya, Çin’e daha fazla petrol ve gaz satmak istiyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025’te 240 milyar doları aştı. Batı yaptırımları nedeniyle Rusya için Çin daha önemli bir ekonomik ortak olurken, Çin için de Rusya büyük ve güvenilir bir enerji kaynağı olarak öne çıkıyor.
Çok kutuplu dünya ve hegemonya karşıtlığı
İki liderin mesajlarında “çok kutuplu dünya” ve hegemonya karşıtı ortak bir bildiri yayınlandı.
“Çok kutuplu dünya” ifadesi, Çin ve Rusya’nın dünyaya nasıl baktığını anlatan temel kavramlardan biri. Buna göre dünya düzeni artık tek bir ülkenin, özellikle de ABD’nin etkisiyle şekillenmemeli. Güç; Çin, Rusya, Hindistan, BRICS ülkeleri ve başka merkezler arasında daha dengeli biçimde dağılmalı. Yani iki ülke, ABD merkezli tek kutuplu düzenin sona erdiğini ve daha dengeli bir uluslararası sistem kurulması gerektiğini savunuyor.
“Hegemonyaya karşı” ifadesi de bu anlayışın bir parçası. Çin ve Rusya, bu ifadeyle ABD’nin tek taraflı politikalarını, NATO’nun genişlemesini, yaptırımları ve Batı merkezli kurumların belirleyici gücünü eleştiriyor.
Ortak bildirinin mesajları
Bildiride Birleşmiş Milletler’in rolünün güçlendirilmesi, uluslararası hukuka dönülmesi ve ülkeler arasında karşılıklı saygıya dayalı yeni bir ilişki biçimi kurulması gerektiği vurgulanıyor. BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformların daha etkili hale gelmesi, dolar dışı ticaretin artırılması ve bloklaşmaya karşı durulması da öne çıkan mesajlar arasında.
Bildirinin Trump’ın Çin ziyaretinden hemen sonra ve NATO Zirvesi öncesi imzalanması da dikkat çekici.
İki lider aynı zamanda Çin-Rusya İyi Komşuluk ve Dostluk Anlaşması’nın uzatılması dahil olmak üzere yaklaşık 20 - 40 anlaşma ve belgeye imza attı. Anlaşmalar enerji, ticaret, ulaşım, uzay ve stratejik işbirliği alanlarına odaklandı.
Trump-Xi Jinping görüşmesinin havası
Trump da birkaç gün önce benzer bir törenle karşılanmıştı; ancak iki ziyaretin havası doğal olarak aynı değildi. Xi Jinping’in Trump ile görüşmesinde pazarlık, ticaret ve uluslararası siyasetteki gerilimli başlıklar öne çıkmıştı.
İki günlük Trump-Xi zirvesinde ana gündem ekonomi ve ticaretti; ancak Tayvan, İran, teknoloji ve güvenlik gibi jeopolitik başlıklar da masadaydı. Somut anlaşmalar sınırlı kalsa da iki taraf, ilişkilerde gerilimi azaltmayı ve “stratejik istikrar” sağlamayı hedefleyen bir çerçeve oluşturdu.
Ekonomi ve ticaret başlıkları
Ekonomi alanında Çin’in ABD’den yıllık 17 milyar dolarlık tarım ürünü, özellikle de soya fasulyesi alması gündeme geldi. Ayrıca 200 Boeing uçağı alımı, nadir toprak elementleri ve kritik minerallere erişim, fentanil öncü maddelerinin engellenmesi ve ticaret-yatırım mekanizmalarının kurulması konuşuldu. Tarifeler ve yatırım kısıtlamaları da arka planda ele alınan başlıklar arasındaydı. Nadir toprak elementleri ise Türkiye’de yeni yeni konuşulmaya başlansa da dünyanın yeni dönemini şekillendirecek stratejik rezervler arasında yer alıyor.
Tayvan meselesi
Zirvenin en hassas konusu ise Tayvan’dı. Xi Jinping, Tayvan’ın Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli mesele olduğunu vurguladı. Çin, Tayvan’ın bağımsızlığına karşı net uyarılarını yinelerken, ABD’den silah satışları konusunda daha dikkatli davranmasını istedi. Trump ise bu konuda kesin bir taahhüt vermediğini söyledi ve taraflara sükûnet çağrısı yaptığını belirtti.
Hürmüz Boğazı
İran ve Orta Doğu da görüşmelerde yer aldı. Hürmüz Boğazı’nın açık kalması, İran’ın nükleer silah edinmemesi ve Çin’in İran’a silah ya da mühimmat desteği vermemesi gibi başlıkların ele alındığı belirtildi Trump, bu konuda Xi Jinping’den destek isterken Çin ise bir tutum alarak enerji akışının kesilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Teknoloji ve yapay zekâ
Teknoloji ve yapay zekâ başlığında ise risklerin azaltılması, güvenlik işbirliği, çip satışları ve teknoloji kısıtlamaları gündeme geldi. Nvidia gibi şirketlerin heyette yer alması, bu konunun ekonomik olduğu kadar stratejik açıdan da önem taşıdığını gösterdi.
Kuzey Kore ve Rusya-Ukrayna savaşı
Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlandırılması ve Rusya-Ukrayna savaşı da görüşülen diğer başlıklar arasındaydı. Ancak bu konularda belirgin bir ilerleme sağlanmadığı belirtildi.
Trump-Xi zirvesinin sonucu
Sonuç olarak Trump zirveyi “tarihi ve başarılı” olarak sunarken, ekonomik kazanımları öne çıkardı. Çin ise özellikle Tayvan konusunda kırmızı çizgilerini net biçimde hatırlattı. Zirve büyük bir yapısal değişim yaratmasa da iki ülke arasında gerilimi düşürmeye dönük kontrollü bir yumuşama zemini oluşturuyor.
İki ziyaretin farklı anlamları
Sonuçta Çin, iki lidere de ihtişamlı törenler düzenledi ama iki ziyaretin anlamı ve dışa vurumu farklıydı.
Çin, ABD ile köprüleri atmasa da Rusya ile yakınlığını da açıkça sürdürüyor. Böylece hem Batı’yla konuşabilen hem de Batı’ya karşı alternatif ortaklıklar kurabilen bir güç görüntüsü veriyor. Xi’nin Putin’i Trump’tan hemen sonra ağırlaması da bu nedenle yalnızca diplomatik bir ziyaret değil, sanki Çin’in küresel dengelerde kendisini stratejik olarak nasıl konumlandırdığı gösteren bir işaret olarak okunmalı.