AYSEL

Nasıl Ahmet Kaya’yı kahrından kalbi öldürdüyse, Aysel Tuğluk’un hafızası da unutmak için kendi kendini siliyor. İnancı yüzünden idam edilen Hallac- ı Mansur’un dediği gibi "Cehennem acı çektiğimiz yer değildir, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir."  Aysel’i orada unutup cehennemine odun taşımayalım.

Memleketin yazılı olmayan “Türklük sözleşmesine” göre en makbul olmayan kombinasyon herhalde “Kürt-Zaza-Alevi-solcu-kadın-Dersimli” olmaktır.

Doğduğun gün, önünde geçmişin vardır.

Sen ne kadar apolitik olursan ol, ne kadar “entegre” olmaya çalışırsan çalış, etnik ve politik kodların geleceğini belirler.

Bir de sen geçmişini elinde saklamadan, gizlemeden taşıyorsan ve yapılanları aklında mıh gibi taşıyorsan müesses nizam için en makbul olmayan vatandaşsındır.

Rengi bazen ulusalcı kırmızıya, bazen ülkücü kara(n)lığa veya İslamcı yeşile dönse de memleketi her daim Türk-Sünni-Erkek (TSE) standartların gri tonu yönetir.

Aysel, makbul olmayan tüm özellikleriyle 1965 yılında Elazığ’da doğsa da aslında Dersimli Zaza-Alevi bir aileye mensup. 1938 Dersim katliamında ailesinden 70 kişi öldürülmüş.

Seyit Rıza ile beraber idam edilen ‘Fındık Ağa’ büyük amcalarından. Büyük halalarından biri Dersim katliamından sonra kendini Dündül tepesinden atıp intihar eden Esma Hatun.

Tuğluk’un Aytekin abisi 80’li yıllarda Elazığ Cezaevi’nde öldürüldü.

Onun için apolitik olmak gibi bir seçenek yoktu. Benzer özellikteki birçok kız çocuğu gibi hukuk okumak istiyordu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ve başarıyla mezun oldu.

Bir süre serbest avukat olarak çalışsa da hep sivil toplum çalışmalarının içinde yer aldı. Toplumsal Hukuk Araştırmaları Vakfı’nda Yönetim Kurulu üyesi, İnsan Hakları Derneği’nde üyeydi.

2007 genel seçimlerinde Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçildi ve ardından Meclis’te DTP grubuna katıldı. DTP’nin eşbaşkanı oldu.

Aralık 2009’da DTP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılınca DTP Eş Genel Başkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk siyasi yasaklı hale geldi ve milletvekillikleri düşürüldü.

Çözüm süreci için dönemin Başbakanına açık mektup yazdı. Çözüm süreci döneminde İmralı-Kandil ve hükümet arasında iletişim sağladı.

Kobene’nin IŞID tarafından kuşatıldığı günlerde günlerce sınır boyunda bekledi.

Polise taş atma görüntüsü günlerce basında yer aldı. “Ben de kendimi savunmak için o esnada yerde bulduğum taşla karşılık verdim” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” açıklaması ile onay verdiği Anayasa değişikliğinden sonra 55 milletvekili ile birlikte dokunulmazlığı kaldırıldı.

HDP Genel Başkan Yardımcılığı görevindeyken 26 Aralık 2016’da gözaltına alındı ve 28 Aralık 2016’da “terör örgütü yönetmek” suçlamasıyla tutuklandı.

3 kardeştiler ama Aysel hep annesiyle yaşamıştı. Herkes annesine düşkündür ama onların arasında belki de kardeş kaybından kaynaklı daha sıkı bir bağ vardı.

Aysel’in annesi Hatun Hanım, 13 Eylül 2017 günü, saatler gece yarısını geçmişken son nefesini verdi. Vasiyeti basitti: “Beni buraya gömün (Ankara), Aysel’im burada kalacak, eve yakın olur, bana gelir.”

“Oğlumu benden önce asmayın” diyen Seyid Rıza’nın vasiyetine uymayan yüce devletimiz, buna itiraz etmemişti. Hatun Hanım, arzu ettiği gibi Ankara’daki mezarına defnedilecek, kızı da arada sırada mezarına bir tas su dökecekti.

Aysel cezaevindeydi. Yasal prosedürler gereği annesinin cenazesine katılabilecekti.

Jandarmalar arasında mezarlığa getirildiğinde mahalle hareketlenmişti.

Dersim katliamından bir çocuk olarak kurtulan Cemal Süreyya’nın dediği gibi “Tarih öncesi köpekler havlıyordu” mezarlık etrafında.

“Burada şehit cenazesi var, buraya terörist cenazesi gömdürmeyiz”, “Burası Ermeni mezarlığı değil”, Çıkartıp parçalarız...”

Polis “göstericilere” gayet nazik davranıyor, İçişleri Bakanı kendilerini “yatıştırmak” için dostane pozlar veriyordu. Grup mezara saldırmaya kararlıydı. Hatun Tuğluk, gömüldüğü yerden tekrar çıkarıldı ve Dersim’e yolcu edildi.

48 saatlik izin alarak dışarı çıkan Aysel, annesini toprağa vermeye Dersim’e gidemedi.

O gece yaşadığı acıyı şöyle tarif ediyordu: “Beni ikinci kez yaktılar, ikinci kez acıya boğdular. İkinci Madımak gibiydi… Anneme neler yaptılar, buna dayanamıyorum.”

Hürriyet daha gazeteyken verdiği bir röportajda şöyle demişti.

“Ölümlerden ötürü çok çabuk olgunlaştım, abimin cezaevinde haksızca öldürülmesi bile beni hukukçu olmaya itti.”

Bazı ölümler muhakkak ki insanı olgunlaştırır. Fakat ölen kişi anneniz ise ve gözünüzün önünde ölüsüne bile eziyet edilmişse, bununla baş etmek kimsenin harcı değildir.

İnsan bunları ancak unutarak yaşayabilir…Unutmakta neşter değil hançerdir. Yalnızca o anı unutmak mucizedir ve bazı insanlar o kadar şanslı değildir.

Unutma hançeri zihni parçalayarak dağıtır. Neşter gibi kesip almaz.

Aysel’in iradesi razı gelmese de zihni onu yaşatmak için unutmayı seçti…

56 yaşında 6 yıllık cezaevi sonrasında demans, hafızasını yavaş yavaş siliyor.

Ziyaretçileri Aysel Tuğluk’un pek konuşmadığını, genelde dinlediğini, sadece sıklıkla “Anneme neler yaptılar, dayanamıyorum” diye tekrarladığını aktarıyorlar.

Hrant Dink, “Biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gidip dibine girmek için” demişti.

Hatun Hanım vasiyetine rağmen ülkenin içişleri bakanı oradayken ülkenin başkentine gömülmedi. Sorsan en büyük bölücü Aysel.

Şimdi tüm bu acılarla baş etmek için hapiste yavaş yavaş kendi hafızasını siliyor.

“O kadar çok şey yaşadı ki önünde yalnızca geçmişi duruyor.”

Öyle bir geçmiş ki Kürt-Zaza olmak var, Alevi olmak var, kadın olmak var, solcu olmak, Dersim katliamının acı hatıraları var ve bunların hepsinin siyasetini HDP içinde yapmak var.

Nasıl Ahmet Kaya’yı kahrından kalbi öldürdüyse, Aysel Tuğluk’un hafızası da unutmak için kendi kendini siliyor.

Bu şartlarda hala cezaevinde tek başına tutuluyor.

Belki de bir süre sonra kendisi bile neden orada olduğunu unutacak.

Cezaevi yönetimi bile durumunun cezaevinde kalmaya uygun olmadığını söylerken onu “birileri” içeride tutuyor. Ceza hukuk olmaktan çıkıyor, öç almaya dönüşüyor.

İnancı yüzünden idam edilen Hallac- ı Mansur’un dediği gibi "Cehennem acı çektiğimiz yer değildir, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir." 

Aysel’i orada unutup cehennemine odun taşımayalım.

O acılarını unutuyor, biz onu unutmayalım.

Köşe Yazıları Haberleri