Az daha gayret edilseydi, kişi başına gelirimiz 15 bin dolara çıkacaktı

Ne demek 15 bin dolar çıkacaktı? Buna geleceğim. Önce TÜİK’in açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) rakamlarına bakalım bir. Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3,5 büyümüş. Yıl bazında büyüme yüzde 5,6 olmuş. Cari fiyatlarla milli gelir 15 trilyon TL, dolar cinsinden 905,5 milyar dolar, kişi başına gelir 10 bin 655 dolar olmuş.

Ne demek 15 bin dolar çıkacaktı? Buna geleceğim. Önce TÜİK’in açıkladığı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) rakamlarına bakalım bir. Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3,5 büyümüş. Yıl bazında büyüme yüzde 5,6 olmuş. Cari fiyatlarla milli gelir 15 trilyon TL, dolar cinsinden 905,5 milyar dolar, kişi başına gelir 10 bin 655 dolar olmuş.

Yüzde 5,6 büyüme hiç fena değil aslında ama hep söylenir, bu rakamlar hepimize, toplumdaki her kesime aynı şeyi ifade etmiyor. İktidar sözcülerinin bu rakamlarla övünen sözleri, milyonlarca yurttaşımızın, hanemizin kulağına, kendi ağır, sıkıntılı hayat gerçeklikleri içinde ulaşıyor ve o sözleri birer mavala dönüştürüyor.

Çünkü “bana faydası nedir” sorusuna olumlu bir cevap bulamıyorlar.

Çünkü büyümede ülkelerin toplam huzuruna ve refahına katkı yapan ne kadar üretildiğinden çok üretilenin nasıl bölüşüldüğüdür. Ne kadar yüksek milli hasıla üretilirse üretilsin, eğer gelir dağılımı kötüyse ve kötüleşiyorsa eşliğinde huzur ve refah değil yoksulluk ve huzursuzluk da üretilmiş, artırılmış olur.

Bütün dünyada böyle. Bölüşüm durumu genel olarak ülkeleri “vahşi sömürü” ile “ılımlı sömürü” skalasında bir yere yerleştirir. Bütün ülkeler diyorum çünkü, katma değerin tamamının emek tarafından, üretenler tarafından bölüşüldüğü (sosyalist) bir ülke yok. Gelir adaletinin kısmen iyi olduğu ülkelerde de bu kısmen iyiliği o ülke patronlarına mahsus merhamet ve cömertlik değil emekçi örgütlerinin gücü, direnci sağlıyor.

Bizdeki büyümeyi de bu açıdan tartışmamız gerekiyor. Ülkelerde gelir adalet veya adaletsizliği düzeyini gösteren Gini Katsayısı denen bir istatistik hesaplama var. Adını geliştiricisi İtalyan istatistikçi Corrado Gini’den alıyor. Bölüşüm verileri ile yapılan hesaplama 1 ila 0 arasında bir değer veriyor. Bu iki rakam arasındaki değer 1’e yaklaştıkça bölüşüm adaletsizliği artıyor, 0’a yaklaşıyorsa adaletsizlik nispeten az veya azalıyor demek oluyor.

Şimdi… Türkiye’de milli hasıla rakamlarına dönersek, Türkiye’de milli hasıladan işgücünün aldığı pay son yıllarda sürekli düşüyor. Bu da Türkiye için Gini Katsayı’nın adaletsizlik artışını yansıtacak şekilde 1’e doğru hareketlenmesi gerektiğini düşündürüyor ama TÜİK tersini söylüyor. 2021 araştırmasında, Gini katsayısının bir önceki yıla göre 0,009 puan azalış ile 0,401 olduğunu açıklamıştı. TÜİK’e göre iyileşme var. Gerçi bu rakam da Türkiye’yi, örneğin OECD içinde Kosta Rika, Şili ve Meksika’dan sonra gelir dağılımı en bozuk 4’üncü ülke yapıyor ama “iyileşme” bulgusu milli hasıla rakamlarıyla pek örtüşmüyor.

2022 GSYH rakamları açıklandığında, görüldü ki bölüşüm adaletsizliğindeki derinleşme sürmektedir… İşgücü ödemelerinin payı 4. Çeyrek için yüzde 25.2 olmuş. Yıl bazında pay yüzde 26,5 olmuş. Bir önceki yıl bu rakam 30,1’di.

DİSK – AR’ın grafiği 2016’ya kadar geri gidiyor. O yıl işgücü ödemelerinin payı yüzde 36,3 görünüyor. Geçen yıl ise 26,5. Yani 6 yılda 9,8 puanlık kayıp olmuş. (İş gücü payının çeyreklik bazda yüzde 39’u geçtiği dönemler var. Mesela 2019 – 2020 yılları 1. Çeyreklerde yüzde 39,1)

Peki aynı dönemde (2016 – 2022) sermayenin payında ne olmuş? Yüzde 47.5’ten 54,5’e yükselmiş. Özetle bu son 6 yılda işgücünün payından alınarak patronlara aktarılmış. Böylece timsah kapitalizmindeki zalim timsahın üst ve alt çenesi arasındaki mesafe açılmaya devam etmiş gözüküyor.

Şimdi… Buradan bakınca Türkiye’nin gelir dağılımı en bozuk ülkelerden biri olduğu, milli hasıla rakamlarında bozulmanın devam ettiğini görüyoruz. Büyümelerden sermaye (Türkiye’de ağırlıkla AKP’li sermaye) gittikçe daha yüksek pay alıyor ve sonuç itibariyle varlıklı yüzde 10’la, yüzde 5’le toplumun diğer kesimleri arasındaki mesafeyi uçuruma dönüştürüyor. Ve sonuçta bizzat bu durum, bu gelir dağılımı adaletsizliği artışı topluma huzursuzluk artışı olarak dönüyor. Yani ceplerini dolduranlar da bunu daha fazla düşmanlık karşılığında elde ediyorlar. Ekonomi de büyüyor, huzursuzluk da.

Gelelim GSYH rakamlarının diğer gösterdiklerine:

  1. En hızlı büyüyen kesim finans kesimi olmuş. Bu sektör yıl bazında yüzde 21,8 gibi, genel büyüme rakamının 4 katı büyüme gerçekleştirmiş. “Faiz lobisi” söylemine rağmen AKP’nin kurduğu model en başta bankalara yarıyor, kazandırıyor. Bu durumu sektörün yüzde 300 – 400 kar artışlarından da izleyebiliyoruz. İnşaat kesimi küçülmüş. Küçülen tek sektör inşaat ama tarım kesimindeki büyüme de (0,6) sıfıra yakın.
  2. Enflasyon etkisi büyümeye yansımış. 2022’de cari fiyatlarla GSYH, 15 trilyon 6 milyar liraya yükselerek yüzde 107 artış göstermiş. (Bu rakamın enflasyon rakamları ile ilgili kuşkuyu haklı çıkaran boyutları var.)
  3. Dolar cinsinden GSYH, 905 milyar dolar, kişi başına gelir de beş yıl sonra yeniden 10 bin doları aşarak 10 bin 655 dolar olmuş. GSYH’nin 905 milyar dolara, kişi başına gelirin 10 bin 655 dolara yükselmesinde, kurun, rezerv satışlarıyla baskı altında tutulması etkili. 80 – 100 milyar dolar olarak hesaplanan rezerv satışı, dolar kurunun 2022 yılı ortalamasında 16.57 TL olmasını sağladı. Bu olmasaydı ve dolar kuru ortalaması -örneğin- 20 TL olsaydı, dolar cinsinden milli hasıla 750 milyar dolar olacak, kişi başına gelir de 9 bin doların bile altında kalacaktı. Başlıkta “az daha gayret edilse kişi başına gelirimiz 15 bin dolar olacaktı” dememin nedeni de bu. Ekonomi yönetimi, diyelim, biraz daha dişini sıksa, biraz daha dolar bulsa ve diyelim 80 milyar dolar değil de 180 milyar dolar satma olanağı olsa ve kuru 11 – 12 lira aralığında tutmayı başarsaydı, o zaman milli hasıla 1,3 trilyon dolara, kişi başına gelirimiz de 15 bin dolara çıkacaktı. Ekonomi Bakanımız da kuşkusuz Türkiye’yi (elbette Yeni Ekonomi Modeli ile) orta gelir tuzağından çıkaran kişi olma şanını sahiplenecekti. İşte işin şakası bir yana… Görüldüğü gibi kur düşük olunca zengin, yüksek olunca fakir gösteriyor!.. Önemli olan ne o halde? Önemli olan kurun hakkaniyetli, adil bir fiyatta olduğu durumda nasıl göründüğünüz! Devam edelim:
  4. TÜİK’in açıkladığı kişi başına gelir rakamları nüfusun 84 milyon 936 bin kişi alındığını gösteriyor. Dolayısıyla 10 milyon civarındaki sığınmacı veya mültecinin milli hasılanın üretim tarafında katkısı olmasına karşın, kişi başına gelir hesabında dikkate alınmadığını anlaşılıyor. Bu 10 milyon kişi hesaba katılsaydı kişi başına gelir 9 bin 500 dolar civarında olacaktı. Yine AKP meşrep bir iş yapılıyor ve o sayede zengin gözüküyoruz.
  5. Büyümeye en büyük katkıyı yüzde 12,8 ile tüketim (ağırlıkla hane tüketimi) yapmış. Yüksek enflasyon ve yüksek gelir kayıplarına karşın hane tüketimindeki hızlanmanın nedeni, fiyat artışlarından kaçınmak için öne çekilen talep. Tüketici yarın aynı fiyata bulamayacağı şeyleri imkanı oldukça önceden almaya devam ediyor. Düşük faiz ortamının da bunu desteklediğini kaydetmeli.
  6. Üretim yöntemiyle hesaplamaya göre geçen yıl sanayi sektörü yüzde 3 daralmış, büyümeye 0,6 puan negatif katkı yapmış. Buna karşın hizmetler sektörü yüzde 11,8 büyümüş ve GSYH’ya 2,8 puan pozitif katkı yapmış.
  7. Çeyrekten çeyreğe büyüme rakamları (2022 son çeyrekte 3. Çeyreğe göre büyüme yüzde 0.9’dur) ekonominin yavaşlamakta olduğunu gösteriyor. 2023 büyümesi hem bu yavaşlamanın hem de depremin olumsuz etkilerini yansıtacak.
  8. Büyüme rakamları da (enflasyon, işsizlik rakamları gibi) öteden beri kuşkulu bulunmaktadır. Memleketimizin önemli iktisatçıları hesaplanma yöntemi konusunda birçok uyarı ve itirazda bulunmuştu. Bir başka itiraz alanı da cari fiyatlarla GSYH’nin zincirlenmiş hacim endeks denen sabit fiyatlara dönüştürülmesinde kullanılan deflatördür.
  9. Deflatörün içinde enflasyon rakamları da olduğu için enflasyonla ilgili tartışmalar haliyle büyümeye de taşınmaktadır. Bu konudaki kuşkuları ana muhalefetin iktisatçı sözcüsü Faik Öztrak da dile getirdi. Bir önceki çeyrek büyüme rakamları açıklandığında Doç. Dr. Orhan Karaca’nın deflatör konusundaki uyarıcı makalesinden bölümler paylaşmıştım. Karaca, nominal GSYH’yı reele dönüştürmek için kullanılan deflatör rakamının TÜFE rakamıyla ilişkisinin son yıllarda tersine döndüğünü söylüyor: “Eğer TÜFE doğru ölçülüyorsa GSYH deflatörü ondan daha düşük bir enflasyona işaret etmeliydi. (…) Yok eğer GSYH deflatörü doğru ölçülüyorsa o zaman TÜFE ondan daha yüksek bir enflasyona işaret etmeliydi. Elbette bunların ikisinin de yanlış ölçülüyor olması olasılığı da var.”

Ekonomi Gazetesi yazarı Erhan Aslanoğlu da buna başka bir açıdan dikkat çekmiş. Şöyle diyor: “TÜİK verilerine göre 2022 yılında cari fiyatlarla GSYİH bir önceki yıla göre yüzde 107 aratarak 15 trilyon liraya ulaşmış durumda. Yine TÜİK verilerine göre ortalama TÜFE artışı 72,31 görünüyor. Yüzde 5,6 büyüme olan bir yılda cari GSYİH büyümesinin yüzde 80’ler civarında olmasını beklerdik. Veriler geniş kapsamlı hissettiğimiz enflasyonun neden yüksek olduğunu da kısmen açıklıyor.”

Köşe Yazıları Haberleri