Bakan Şimşek'e iki soru

Bakan Şimşek, “programın yükünü dar gelirli çekiyor” değerlendirmeleri için “Bu tamamen ezber” diyor. Sayın Bakan’a iki soru sorulabilir...

İBRAHİM EKİNCİ

Bakan Şimşek, “Gelir dağılımında iyileşme başladı. Neymiş efendim, programın yükünü dar gelirli çekiyormuş. Bu tamamen ezber, doğru değil" diyor. Belli ki bakan tabela rakamlara bakıyor, yük dar gelirlide diyenler ayrıca topluma, hanelere, pazarlara bakıyor. Farklı yerden bakınca böyle oluyor.

Bakan gelir dağılımı diyor… Gelir dağılımı rakamlarına bakarsanız, en düşük gelirli yüzde 20’nin payında kötüleşme olmamış gözüküyor. En düşük gelirli yüzde 20’nin payı 2016’dan bu yana – arada iniş çıkış var ama – yüzde 6,2’den 6,4’e çıkmış. 0,2 puanlık artış diyelim. Diğer yandan “dar gelirli” kesimleri en düşük gelirli yüzde 40 olarak ele alırsak, 2016’dan 2025’e gelirden toplam paylarında bir değişim olmadığını (yüzde 16,8) görüyoruz. Gelir dağılımında düzelme olduğu görüşü neye dayanıyor?

Peki aynı tarihler itibariyle en zengin yüzde 20’deki artış ne kadar? 0,6 puan. Yüzde 47,2’den yüzde 48’e çıkmış. Kaybeden aradaki yüzde 20’lik dilimler olmuş. “Orta sınıf” diyebileceğimiz kesimlerde düşüşler var.

Bir kere gelir dağılımında gerçek bir iyileşmeden söz edebilmek için bir önceki yıla göre 0,1 puanlık artışlara tutunmanın geçerliliği yok. TÜİK’in rakamlarını verdiği 2016 – 2025 arasındaki 10 yıllık erimde 3 – 4 – 5 puanlık artışlar görülmeliydi.

Diğer yandan… Eğer enflasyonun yükü kimin omuzunda diye bir araştırma yapacaksak bir kere şirketler kesimini elemeliyiz. Durumları fevkalade gözüküyor.

Ekonomi Gazetesi’nin haberinde deniliyor ki, “Borsa İstanbul’da işlem gören ve BİSTTÜM Endeksine dahil 545 şirketin bilançoları 2025’in son çeyreğinde yüksek kârlılıklarıyla dikkat çekti. Ziraat Yatırım’ın analizine göre şirketlerin net dönem kârı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87 artışla 243 milyar lirayı aştı. Yüksek artışta, bankaların yanı sıra holdingler ve enerji sektörü de öne çıktı. En yüksek kâr artışını enflasyon muhasebesi uygulanmayan bankalar başta olmak üzere holdingler, enerji ve havayolu şirketleri sağlarken, demir-çelik, kimyasal maddeler, gıda, GYO ve pazarlama sektörleri son çeyrekte negatif performans gösterdi.”

Tablo şirketler yönünden, mal ve hizmet üretenler yönünden açık. Nas Enflasyonu başladığında TÜFE’nin oldukça üstünde kalan ÜFE, son dönemde TÜFE’nin bir hayli altında seyrediyor. Şirketler artık güvensizlik, bozuk fiyatlama davranışları veya fahiş kar peşinde… Hangi motivasyonla olursa olsun rahatlıkla maliyetlerden kopuk zamlar yapabiliyor. Enflasyonun yükü onların sırtında değil.

Yüksek tasarruf sahibi kesimler de yüksek enflasyon şartlarında ciddi gelir sağladılar. Yüksek faizlerden, getirilerden, varlık değerlenmelerinden ellerini sakınmadan bol bol harcayabilecekleri gelirler oluştu. 50 milyar dolarlık tüketim malı ithalatı onlara hitap ediyor.

Peki açlık sınıf altındaki ücretlere mahkum çalışanlar, açlık sınırının yüzde 30 altında aylık alan emeklilere ne diyeceğiz? Enflasyonla mücadele programının yükü onların da sırtında değilse, bu eğer ezberse, Şimşek’in programı her kesimin kazandığı bir şey mi oluyor, bilemedim.

Geçtiğimiz günlerde 2025 4. Çeyrek GSYH rakamları ile birlikte 2025 GSYH rakamları da istatistikleri açıklandı. Türkiye’nin zengin ülkeler sınıfına girdiği müjdelendi. Fakat geçen yılın 4. Çeyreğinde işgücü ödemelerinin payının (bir önceki çeyrekte yüzde 34,7’ydi) yüzde 33,7’ye gerilediğini gördük. Geçen yılın 1. ve 2. çeyreklerinde yılbaşı zamlarının etkisiyle işgücü ödemelerinin payı daha yüksekti. Diğer yandan bakalım; işgücü ödemelerinin payının düştüğü 4. Çeyrekte sermayenin payı yüzde 47’den yüzde 49,1’e çıkmıştı.

Şimşek’e söylediğinin tersini ispata çalışmak da “yük.” Bu kadar yalın bir gerçeklik karşısında öyle hissettiriyor. TV’ler bakanın açıklamalarını ücretsiz pide için birbirini ezen insanların görüntüleriyle karşıladılar.

Verildiği günkü değerini koruması için 16 bin lira olarak ödenmesi gereken emekli ikramiyesini 4 bin liradan 5 bin liraya çıkaramadığınız yerde, nasıl olur da enflasyonla mücadelenin yükünün dar gelirli üzerinde olduğuna “ezber” diyebilirsiniz?

Ama işin aslına bakılırsa, “yükü dar gelirli çekmiyor” demenin kendisi ezber. Bütün IMF’cilerin, foncuların, paracıların ezberi… Böyle dersiniz. “Biz enflasyonla mücadele edeceğiz, bunun bütün yükünü de siz fakirlerin sırtına yıkacağız” diyecek haliniz yok ya. Kim, nerede, ne zaman kabul etmiş ki bunu?

Güzide memleketimizde rakamlar ayrı telden çalıyor, gerçekler ayrı telden. Böyle bir garabet zamana geldik. Diğer yandan istatistiklere güvende büyük erozyon var. Çünkü Pandemide hasta sayısını düşük açıklayan, ölü sayısını saklayan, hatta “gerçek sayı anlaşılmasın da AKP çok başarılı gözüksün” diye ölüm istatistiklerini o sıra açıklamayan bir anlayışla, algı… Her zaman algı, sadece algıyı gözeten, yöneten bir anlayışla karşı karşıya iseniz… Acaba hangi rakam doğru diye kuşkuya düşmeniz normal.

Hep söylediler bunu. Gerek Erdoğan gerekse kendisi ve diğer bakanlar her vesile ile “vatandaşı enflasyona ezdirmedik” demiyorlar mı?

Rakamlara bakıyorsunuz, evet yani, enflasyon kadar zam da verilmiş gözüküyor.

Ee peki 5 yıl öncesinin, 10 yıl öncesinin, 20 yıl öncesinin alım gücü niye yok?

Burada dönüp hep birlikte TÜİK’in gözlerinin içine bakıyoruz: Niye yok?

İbrahim Ekinci, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunudur. Basında çalışmaya, 1990 yılında başladı. Dünya Gazetesi, Yeni Yüzyıl, Star gazetelerinde ekonomi muhabirliği yaptı. Power Dergisi’nde genel yayın müdür yardımcılığı yaptı. 2000 yılında Milliyet Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Ekonomi Servisi’nde 5 yıl editörlük, şef yardımcılığı, 5 yıl süreyle de servis şefi yöneticiliği yaptı. 2010 yılında tekrar Dünya Gazetesi’ne dönerek 10 yıl süreyle yazıişleri müdürü ve genel yayın müdür yardımcısı olarak çalıştı. Halen Ekonomi Gazetesi ve Kısa Dalga’ya haber ve yazılar yazıyor.

Köşe Yazıları Haberleri