Bitmeyen sorunlarla başlayan yeni öğretim yılı: Maarif Modeli var; temizlik, güvenlik ve ücretsiz yemek yok

HASAN AYDIN | Yaklaşık 17 milyon öğrenci ile 1,2 milyon öğretmen yeni eğitim yılına başladı. Ancak okullardaki güvenlik ve temizlik açıklarından zorunlu bağışlara, ücretsiz yemek talebinden MESEM’lerdeki çocuk işçiliğine, tarikat protokollerinden öğretmenlerin güvencesizliğine kadar eğitim sisteminin kronik sorunları yeni döneme de taşındı.

HASAN AYDIN

Yaklaşık 17 milyon öğrenci ve 1,2 milyon öğretmenin ders başı yapacağı 2026-2027 eğitim öğretim yılı, 14 Eylül'de yine sorunlarla başlıyor.

Milyonlarca öğrenci bu tarihte yeniden okul yollarına düşecek. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, daha önce belirlenmiş bir okulda açılış törenine katılarak yeni eğitim öğretim yılına ilişkin mesajlarını verecek.

Bakan Tekin, 13 Eylül'de yayımladığı mesajında ise 2026-2027 eğitim öğretim yılının temel sorunlarına değinmekten çok, Türkiye Yüzyılı Maarif Model’inin nasıl bir insan yetiştirmeyi hedeflediğini anlatan bir vizyon ortaya koydu.

Okullarda zilin çaldığı ilk gün, okul bahçelerinde düzenlenen törenlerde çoğu okul yöneticisi okul kurallarından, yönetmeliklerden ve uyulması gereken disiplin hükümlerinden söz ederken, gelecekte otoriteyi sağlamak amacıyla ses tonlarını yükseltmeyi de ihmal etmeyeceklerdir.

Bazı öğrenciler, uzun yaz tatilinin verdiği rehavetle okula dönmekten hoşnut olmazken, okula yeni başlayacak öğrencilerde ise heyecanlı bekleyiş giderek artacaktır.

Büyük şehirlerde servis araçlarının yollara çıkması ve binlerce velinin özel araçlarıyla çocuklarını okula bırakması, ilk gün trafik yoğunluğunu da beraberinde getirecektir.

Okul güvenliği

Son yayımlanan MEB genelgesinde; okullara giriş ve çıkışların kontrollü şekilde sağlanacağı, yaya ve araç trafiğinin birbirinden ayrılacağı, kör noktaların aydınlatılacağı, acil durumlarda tahliyenin sağlanacağı ve ilgili kurumlarla eş güdüm içerisinde koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınacağı belirtiliyor. Ayrıca randevusuz veli ziyaretlerine izin verilmeyeceği ifade ediliyor.

Ancak genelgede, okul güvenliğinin hangi somut yöntemlerle ve hangi standartlar çerçevesinde sağlanacağına ilişkin ayrıntılı bir yol haritasına yer verilmemişti.

Geçen yıl ve daha önceki yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve buna bağlı ölümlerin acısı hâlâ taze. Eğitim kurumlarının öğrenciler için güvenli alanlar olması gerekirken, okullarda meydana gelen şiddet olayları bu güven duygusunu ciddi biçimde zedeliyor.

MEB'in, 2026 eğitim öğretim yılının ikinci yarısında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan saldırılara benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemleri gecikmeden hayata geçirmesi gerekiyor.

Alınacak önlemler yalnızca fiziksel güvenliği sağlamaya yönelik olmamalı; öğrencilerin pedagojik ve psikolojik açıdan olumsuz etkilenmemesi de gözetilmelidir. Okul güvenliği yalnızca kapıda bekleyen bir güvenlik görevlisi ya da kontrollü giriş çıkıştan ibaret değildir. Öğrencilerin kendilerini güvende, değerli ve korunmuş hissetmelerini sağlayacak bütüncül bir yaklaşımın hayata geçirilmesi gerekir.

Okula bağış sorunu

Anayasa'nın 42. maddesinde, “İlköğretim, öğrenim çağındaki kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.” hükmü yer alıyor.

Bu anayasal hüküm, geçmiş yıllarda ne yazık ki bilinçli olarak görmezden gelindi. MEB, bu yıl öğrenci kayıtlarının e-Okul üzerinden otomatik olarak gerçekleştirildiğini ifade ediyor.

Bilindiği üzere birçok okul; kırtasiye, kâğıt havlu, hijyen malzemeleri, tahta kalemi ve benzeri ihtiyaçların karşılanması, ayrıca güvenlik hizmetleri için bütçe oluşturmaya çalışıyor. Bu ihtiyaçların karşılanmasında Okul Aile Birlikleri önemli bir rol üstleniyor.

İlgili yönetmelik, Okul Aile Birliklerinin bağış toplamasını yasaklamıyor; ancak bağışın zorunlu hâle getirilmesini yasaklıyor. MEB, velilerden kayıt sırasında herhangi bir ücret istendiğine ilişkin şikâyet gelmesi hâlinde bu başvuruların titizlikle takip edilerek gereğinin yapılacağını ifade ediyor.

Buna rağmen geçmiş yıllarda bu konuda ciddi soruşturmaların yürütülüp sonuçlandırıldığına ilişkin kamuoyuna yansıyan yeterli bir tablo oluşmadı. 2011, 2016 ve 2024 yıllarında kayıt sırasında para talep edildiğine ilişkin MEB'e şikâyetler yapılmıştı.

Genelgeyi yayımlayan Bakanlık, kayıt parası ve benzeri uygulamaların önüne geçmek için gerekli takip ve denetimleri etkili biçimde yapmalıdır. Önümüzdeki süreçte, özellikle başvuru yoluyla yapılan kayıtlarda “gönüllü bağış” adı altında kayıt parası alındığına ilişkin şikâyetlerin basına yansıması da söz konusu olabilir.

Okulların temizlik sorunu

Okulların temizlik sorunu son iki yılda basında ve kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı. Bütçe ve kadro yetersizliğini gerekçe gösteren MEB, okullara yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli atamadı.

Bunun sonucunda birçok okulda hijyen ve temizlik sorunları yaşandı. Pek çok ilde okulların temizlik ihtiyacı ya velilerin katkılarıyla ya da yerel yönetimlerin desteğiyle karşılanmaya çalışıldı.

Bakanlık, maliyetin yüksek olduğunu gerekçe göstererek temizlik hizmetlerinde İŞKUR aracılığıyla TYP (Toplum Yararına Program) veya İUP (İşgücü Uyum Programı) gibi geçici istihdam programlarına yöneldi. Yaklaşık dokuz aylık sürelerle çalışan bu personelin güvencesiz ve geçici koşullarda istihdam edilmesi, okulların sürekli ve nitelikli temizlik personeli ihtiyacını çözmedi.

Temizlik ve hijyenin öğrencilerin sağlığı açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, okulların bu hizmeti geçici programlarla yürütmeye çalışması kalıcı bir çözüm değildir.

Bu eğitim öğretim yılında da okulların temizlik ve hijyen sorununun tartışılmaya devam edeceği görülüyor.

Okullarda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek

Eğitim emekçileri sendikalarının, özellikle yoksul ailelerin çocuklarına okullarda bir öğün sağlıklı yemek ve temiz su verilmesi yönündeki ısrarlı talepleri yıllardır karşılanmıyor.

Yeterli ve dengeli beslenemeyen çocukların derse odaklanması ve öğrendiklerini kavraması da zorlaşıyor. Çocukların beslenme hakkı, yalnızca sosyal yardım kapsamında değerlendirilecek bir konu değil, doğrudan eğitim hakkının bir parçasıdır.

Faiz ödemelerine ve yap-işlet-devret modeli kapsamındaki projelere milyarlarca lira aktarılırken, ülkenin geleceğini temsil eden çocukların sağlıklı yemek ve temiz su ihtiyacının karşılanmaması ciddi bir çelişkidir.

Öğrenciler, fiyatları yüksek olan okul kantinlerinden alışveriş yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle okullarda ücretsiz, sağlıklı ve nitelikli bir öğün yemek uygulamasının hayata geçirilmesi artık ertelenmemelidir.

Bu konuda da yeni eğitim öğretim yılında farklı tepkilerin ortaya çıkması beklenebilir.

MESEM'ler aracılığıyla çocuk işçiliği

MEB'in Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla yürüttüğü uygulamalar, düşük ücretle çalışan çocukların emeğinin sömürülmesi tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Fabrikalarda ve atölyelerde “stajyer” veya “çırak” adı altında çalışan, emeği sömürülen ve iş güvenliği açısından yeterince korunmadığı öne sürülen çocuklardan her yıl iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler oluyor.

Çocukların eğitim hakkı ile çalışma hayatının ihtiyaçları arasında kurulacak ilişki, öncelikle çocuğun güvenliği ve eğitim hakkını esas almalıdır. Çocuk işçiliğinin normalleştirilmesine yol açabilecek uygulamalardan vazgeçilmesi ve sistemin yeniden ele alınması gerekiyor.

Okullarda tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller

Okulların laiklik karşıtı kurumlara dönüşmesine yol açabilecek biçimde cemaat ve tarikatlarla bağlantılı vakıf ve derneklerle iş birliği protokolleri imzalanması doğru değildir.

Pedagojik formasyondan yoksun kişilerin sınıflara ve okullara girmesi, eğitim bilimi ve rehberlik açısından ciddi sakıncalar doğurabilir. Okullarda yapılacak her türlü eğitim faaliyeti bilimsel ölçütlere, pedagojik ilkelere ve kamu eğitiminin temel esaslarına uygun olmalıdır.

Eğitim sendikalarının yıllardır savunduğu farklı kimliklerin ve dillerin eğitim sisteminde yer alması ise evrensel bir haktır.

Bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışı, anadilde eğitim hakkıyla birlikte ele alınmalıdır.

Öğrenci ve öğretmen kıyafetleri

MEB, yeni eğitim öğretim döneminde öğretmenlerin beyaz önlük giymesi konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyor. 2023-2024 eğitim öğretim yılında tavsiye edilen önlük uygulamasının yeni dönemde zorunlu hâle getirilmesi yönündeki tartışmaların da artması bekleniyor.

Öğretmenin önlük giymesiyle itibar kazanacağını ileri sürmek ve öğretmenin kıyafetine müdahale etmek, öğretmenin özgür iradesi ve hukuk normları açısından tartışılması gereken bir konudur.

Önlük konusunda iktidara yakınlığıyla bilinen Eğitim-Bir-Sen'in iktidarın kararının yanında durması ise şaşırtıcı değildir.

Öğretmenin itibarı kıyafet üzerinden değil; mesleki özerklik, ekonomik koşullar, çalışma ortamı ve sahip olduğu özlük hakları üzerinden değerlendirilmelidir.

Öğretmenin itibarı

Farklı dönemlerde farklı iktidarların söylem ve uygulamalarıyla itibarı giderek zedelenen öğretmenler, bu iktidar döneminde güzel ifadelerle tanımlanmaya çalışılsa da uygulamada çoğu zaman eleştirilerin hedefi oldular. Eğitim politikalarının oluşturulmasında öğretmenlerin yeterince söz sahibi olmaması da önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 13 Eylül 2026 tarihli mesajında öğretmenlerin “mesleğini huzur ve güven içinde icra edebilmesi, mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve emeğinin hak ettiği itibarı görmesi” için çalışmaya devam edeceklerini; öğretmenlerin görüşlerinin eğitim politikalarının bir parçası olacağını ifade ediyor.

Bunlar elbette olumlu ifadeler. Ancak öğretmenin itibarı yalnızca güzel sözlerle sağlanamaz.

Öğretmenin itibarı; özlük haklarının iyileştirilmesi, iş yükünün azaltılması, ücretlerinin insanca yaşayabileceği düzeye çıkarılması, hukuka ve yönetmeliklere aykırı biçimde tayin ve görevlendirmelere maruz bırakılmaması ve kıyafet dayatmalarının sona erdirilmesiyle sağlanabilir.

Okul servisleri

Öğrencilerin okullara ulaştırılmasında önemli bir görev üstlenen okul servisleri, her yıl gidilen mesafeye göre veliler açısından yüksek ulaşım maliyetleri oluşturuyor.

Özellikle kırsal bölgelerde eğitime erişimin sağlanması açısından okul servisleri önemli bir işleve sahip. Ancak servis ihalelerinin belirli kişilerin veya grupların kontrolünde olduğu yönündeki iddialar da uzun yıllardır tartışılıyor.

Bu yıl da taşıma ücretlerinde ciddi artışlar yaşandı. Aşırı fiyat artışlarının öğrencilerin eğitime erişimini olumsuz etkilememesi için ilgili kurumların gerekli denetimleri yapması ve velileri koruyacak önlemleri alması gerekiyor.

Ücretli öğretmen atamaları ve ataması yapılmayan öğretmenler

Sayısı bir milyona yaklaşan öğretmen adayları, yıllarca KPSS sınavları ve tartışmalı mülakat süreçleriyle bekletildi. Son olarak Eğitim Fakültesi diplomalarının yanı sıra yeni bir sınav süreciyle sınırlı sayıda öğretmen adayının Millî Eğitim Akademisi'nde yeniden eğitime alınması gündeme geldi.

Buna karşın öğretmen açığı bulunan okullarda atama bekleyen öğretmenlerin göreve başlatılmaması, hem öğretmen adayları hem de eğitim sistemi açısından büyük bir kayıptır.

İktidarın, açlık sınırının altında kalan ücretlerle öğretmenleri “ücretli öğretmen” statüsünde çalıştırması ise ucuz emek sömürüsünün bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Öğretmenlik mesleğinin güvencesiz ve düşük ücretli çalışma biçimleriyle sürdürülmesi yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam esas alınmalıdır.

Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş hakkı

MEB, 2014 yılında çıkarılan bir düzenlemeyle taban maaş hakkı ellerinden alınan özel sektör öğretmenlerinin haklı taleplerine yıllardır kesin bir çözüm getiremedi.

Alanlarda gerçekleştirdikleri eylemlerle haklarını arayan ve mücadelelerini kararlı biçimde sürdüren özel sektör öğretmenleri, sürekli görüşme ve çözüm vaatleriyle oyalanmamalıdır.

Bu yaz gerçekleştirilen açlık grevleriyle dikkat çeken özel sektör öğretmenlerinin Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle başlattıkları görüşmelerin bundan sonraki süreçte olumlu bir noktaya ulaşmasını temenni ederken, “Hak verilmez, alınır.” şiarını da akıldan çıkarmamak gerekir.

Eğitim sisteminin başarısı yalnızca yeni modellerin ve vizyon belgelerinin açıklanmasıyla ölçülemez. Öğrencinin okulda kendisini güvende hissetmesi, yeterli beslenmesi, temiz bir ortamda eğitim görmesi; öğretmenin ise güvenceli, özgür ve insanca yaşayabileceği koşullarda çalışması gerekir.

Ezbere dayalı, dini referansları ve piyasa merkezli yaklaşımları öne çıkaran eğitim politikaları yerine; çağın gereklerine uygun, bilimsel, laik, kamusal ve demokratik bir eğitim anlayışı esas alınmalıdır.

2026-2027 eğitim öğretim yılının tüm öğrenciler ve eğitim emekçileri için başarılı, sağlıklı ve güvenli geçmesini diliyorum.

Köşe Yazıları Haberleri