AYŞE YILDIRIM
"Arınma" diyerek partililerini AKP yargısının önüne atan, olmadı partiden atan, içeridekileri betona gömmeye çalışan, sonunda da partiyi bölünmeye taşıyan anlayışın yeni hedefi medya. AKP iktidarının neredeyse yok ettiği gazetecilikten, gazeteden, televizyondan ne kaldıysa onu da kayyım CHP yönetimi yok etmeye kararlı.
21 Temmuz günü Özgür Özel, CHP Grubu'nda yaptığı konuşmada partiden mecburi ayrılıklarını ilan ediyordu.
Aynı akşam CHP'nin İstanbul İl Başkanlığı'na mahkeme kararıyla "tedbiren ve geçici" olarak getirilen Gürsel Tekin, TGRT ekranlarındaydı.
Programın moderatörü Gürkan Hacır'ın, Tekin'e ilk sorusu "Özgür Özel'i dinlediğinde ne hissettiği" oldu.
"Hiçbir şey" dedi Tekin.
Devamında konuya dair bazı şeyler söylemesi beklenirdi. Ama o konuyu doğrudan "medyaya" getirdi:
"Kılıçdaroğlu'nun müteavız bir avukat arkadışının ofisinin kirasını sorgulayan o zatı muhterem sizin meslektaşlarınıza şunu söylemek isterim. Aman ha, önümüzdeki günlerde dikkatli olun. MASAK raporlarında olacaksınız, dünyanın neresinde olursanız olun.
İsminiz geçecek. Para aldı, verdi ilişkileriniz olacak ama hiçbir şey olmamış gibi döneceksiniz, tarihimizin rakipleriniz bile, bugün Kılıçdaroğlu'nu hiç sevmeyen insanlar bile dönüp Kılıçdaroğlu'nun dürüstlüğünü sorgulamayan insanlar MASAK raporlarındaki gazetecileri sorgulamaya başlayacak." (Cümle bozukluğu Gürsel Tekin‘e aittir. A.Y)
“O gazetecilerin“ sayılarının çok olduğunu bir kısmının da "AK Parti görünümlü gazeteciler" olduğunu ekledi Tekin.
Daha önce İBB soruşturmasında gizli tanıkların ifadesiyle suçlanmaya çalışılan gazetecilerden ya da CHP Genel Merkezi'nin reklam ve hizmet alımı karşılığı ödeme yaptığı medya kuruluşlarından söz etmiyordu.
"Önümüzdeki günlerde ilişki ağlarını göreceksiniz" diyordu zafer kazanmış komutan havasıyla TGRT ekranında.
Hangi MASAK raporu, hangi ilişki ağları? Tekin bu MASAK raporunu nasıl elde etti, nerede gördü? Kendi ellerinde bir belge vardı da onu mu adli makamlara verdiler? Eğer bir belge ve bilgi varsa, neden kamuoyuna açıklamıyorlar da toptancı bir anlayışla herkesi karalayıp hedef gösteriyorlar? Neyi bekliyorlar?
Bu soruların yanıtları yok tabii.
Doğrudan medyayı hedef gösterme ve tehdit var.
Aslında, Tekin'in medyayı ilk hedef alması değildi bu. Ama bu kadar ileri bir söylemi ilk kez kullanıyordu.
CHP'den istifa ettiğinde, "Benim mahallemdeki gazetecilerin, televizyoncuların beni aramasını beklerdim" diyerek eleştiriyordu.
Mahkeme tarafından İstanbul İl Başkanlığı'na atanmasıyla birlikte kendisine yönelik eleştirilerin yer aldığı televizyon kanallarına ve gazetelere bu kez "paralı gazeteciler ve troller, önümüzdeki günlerde çocuklarınızın gözlerinin içine bakamayacaksınız", "üç kuruş paraya satılarak insanları infaz etmesini biliyorsunuz" diyordu.
Sadece Gürsel Tekin de değil, Kılıçdaroğlu'na yakın başka isimler de gazetecileri hedef göstermişti bu süreçte.
Güçlerini de bizzat Kılıçdaroğlu’ndan alıyorlardı.
CHP'yi "arındıracağını", "kirli olanların tamamının işine son vereceğini" söyleyen Kılıçdaroğlu, hızını alamamış olacaktı ki 9 Haziran'da partisinin Genel Merkezi'nde yaptığı "grup konuşması"nda şöyle diyordu.
"Bu düzeni değiştireceğiz, değiştireceğiz! Emin olun, bu düzeni değiştireceğiz. Ama mücadeleyi yaparken, hak mücadelesini yaparken beraber olmak zorundayız. Omuz omuza olmak zorundayız. Sahibi Londra'da olan, Türkiye'ye gelmeye cesaret edemeyen bazı televizyonların sahipleri var. Parayla nasıl delege alınıp satılıyorsa, televizyon kanalları da parayla alınıp satılmasın. Onun da önüne geçeceğim, onun da önüne geçeceğim... Biz mücadeleyi bu çerçevede yapacağız. Ailenin birliği için yapacağız, dirliği için yapacağız. Birlikte mücadele edeceğiz. Bunu yapmazsak sorun yaşarız."
Tüm bunları uzun süredir Saray Medyası’nda dillendirilen gazetecilere yönelik büyük bir operasyon hazırlığı iddialarıyla değerlendirmekte fayda var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2012 yılında yaptığı bir sosyal medya paylaşımında "CHP'nin başında bu beyefendi olduğu sürece ben de halimize hamd ediyorum. İşimiz kolay" demişti.
Zaman Erdoğan'ı haklı çıkardı. Bu paylaşıma bugün bir güncelleme yapıp "CHP'nin başında bu beyefendi ve bu anlayış olduğu sürece AKP'ye gerek yok" diyebiliriz.