CHP’nin bitmeyen çilesi…

SEDAT BOZKURT | CHP henüz başını kaldırabilmiş değil ittifak arayışları için. Yeni Parti’nin tezi CHP yönetimindeyken tasarladıkları gibi devam ediyor. İlk turda çok aday çıkar, 2’nci tura CHP’nin adayı kalır ve toptan muhalefetin oylarını alarak seçimi kazanır. CHP ile Yeni Parti arasında bölünen her bir oy Cumhur İttifakı'na milletvekilliği seçiminde milletvekilliği, yerel seçimlerde belediye başkanlığı kazandıracaktır. AKP’de bunun da hesabı yapılıyor…

SEDAT BOZKURT

Muhtelif mesleklerin insanları duygusuz birer makine haline getirdiği çokça yapılan bir değerlendirmedir. Bu değerlendirme, bazı meslek grupları için daha çok, bazıları için ise daha az yapılabilir. Çok yapılanların başında siyaset gelir. İnsana ait ne kadar olumsuz nitelendirme varsa, siyasetin pratiğinde de görebilirsiniz. Çünkü siyasetin hedefinde muhtelif iktidarlar vardır ve iktidarlara ulaşmak, ulaştıktan sonra da onu muhafaza etmek insanı, insanlıktan çıkaran duyguların devreye girmesiyle mümkün hatta kolay olabiliyor. Bunu tüm dünyadaki siyaset pratiklerinde görmek mümkün. Mesela savaşlara karar verenler de askerler değildir, siyasetçilerdir.

Mekanik bir makine haline gelseler de politikacıların da insan olduklarını unutmamak lazım. Ama siyaset sahnesi onların bu taraflarının gösterilmesine çok izin vermez.

Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşı ve 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 16 Mayıs 1950 seçimlerini kaybettikten sonra oğlu Erdal İnönü’den aldığı mektuba 22 Mayıs 1950 yılında cevap yazar:

“Sevgili Erdal’ım, şimdi mektubunu aldık. Ne kadar iyi yürekli, filozofik ve ahlaklı yazıyorsun. Teşekkür ederim. Seninle bir kez daha iftihar ettim… Seçimi fena nispette kaybettik… Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız bin bir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletlerin en masum en tabii bir arzularıdır. En sıkıntılı zaman, kaybolmuş bir seçimden sonra geçen bir haftadır. Şimdi bu bitti. İki gün sonra yeni cumhurbaşkanı ve hükümet seçilecektir. Saat 18:30’da da ben, yeni cumhurbaşkanını tebrik edeceğim. Bu bir hafta, çok şükür sarsıntısız geçmiştir. Beş seneden beri politikacılar benim için nasıl düşmanlık havası yaratmaya çalıştılar, bilirsin. Hatta yanlış bir şey yapıldığı hissinin halkta göründüğünü söyleyenler bile var. Bunların ehemmiyeti yalnız bir noktadır; o da İnönü ailesine karşı düşmanlık telkini muvaffak olmamıştır, itibarımız içeride, dışarıda artmıştır. Taşıdığımız adla iftihar edeceksiniz. Bu seçim, memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir.”

Savaş meydanlarında kurulmuş bir devletin yönetimini, sandıktan çıkan sonuçla ve büyük bir olgunlukla devretmeye hazırlanan İnönü’den, siyasetçi şapkası ile hiçbir zaman işitemeyeceğiniz sözleri oğluna yazdığı mektupta okuyorsunuz.

İnönü’nün, zeminini “demokrasinin” oluşturduğu ve “yeni bir hayat tarzı” dediği ve bunun için iktidardan bile vazgeçtiği mesele CHP’nin bir daha iktidara gelmemesinin en önemli nedenidir. Demokrasiyi ve çağdaş bir ülkeyi inşa etmenin temelini çok sağlam atmak CHP’ye politik olarak çok maliyetli olmuştur. CHP daha sonra hemen hemen hiç iktidar olamamıştır ama demokrasinin olmazsa olmaz koşulunu yerine getirerek muhalefette demokrasiye sahip çıkma görevini yerine getirmiştir.

CHP’nin hep değişen rakipleri

CHP 1961 darbesi sonrasında Adalet Partisi (AP) ile Türkiye’nin ilk koalisyon hükümetini kurmuştur. Kısa ömürlü bu koalisyondan sonra yine çok kısa ömürlü Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve daha sonra da bağımsız milletvekillerinin desteği ile bir azınlık hükümeti kurmuştur.

1970 sonrası Milli Selamet Partisi (MSP) ile koalisyon kuran CHP 1977 seçimlerinde yüzde 41 oy almasına karşın güvenoyu alan bir hükümet kuramamıştır. Daha sonra CHP 2’nci kez bağımsız milletvekillerinin desteği ile azınlık hükümeti denenmiştir. Bu denemenin politik maliyeti de ağır olmuştur. Güneş Otel meselesidir bu.

Darbeler ya da siyasete demokrasi dışı müdahaleler hep sağ siyaseti yeniden üretmiştir. Bu nedenle CHP 103 yıldır aynı kalmasına karşın, rakipleri hep değişmiştir. DP, AP ve ANAP’ın yanı sıra AKP ile de hep politik mücadele etmek CHP’ye düşmüştür. Mücadele ettiği partilerin bir kısmı ile de koalisyon ya da ittifak da kurmuştur. CHP’deki bu hikâye gerçekten çok ilginç.

CHP’nin 12 Eylül darbecileri tarafından kapatılması üzerine kurulan, DSP dışındaki sosyal demokrat partilerin oluşturduğu SHP 1991 yılında DYP ile koalisyon kurmuştur. 1961 yılındaki modelin 30 yıl sonra tekrarıdır bu ve koalisyon SHP’nin CHP ile birleşmesiyle de bir seçim dönemi kadar da sürmüştür.

Koalisyon hükümetleri CHP’nin yararına olmamıştır. Sermaye de toprak ağaları da doğal olarak tarikat ve cemaatler de bilinen ezberin tam aksi bir biçimde asker de CHP’yi iktidarda istememiştir. Tarikat ve cemaatlerin bir başka “sevemediği” politik figür Necmettin Erbakan’dır ve Ecevit ile Erbakan o dönem iktidarda olmasaydılar bugün KKTC olmayabilirdi. ABD ile Türk sağının ilişkileri bu değerlendirmeyi hayli destekler.

CHP’den ayrılan büyük parçanın kurduğu Yeni Parti ile başlayan sol kimlik tartışması da CHP açısından hayli sıkıntılıdır. CHP, savunduğu politikalar sosyal demokrat yaklaşımlar içerse de kendisi de genel başkanları da hiçbir zaman politik olarak solcu olmamışlardır. Bir Cemil Meriç tartışmasına girmeden Türkiye’deki solculuğu neyin üzerinden tanımladığınıza baktığınız zaman bu çıkarımı hayli kolay yapabilirsiniz. CHP’nin de Yeni Parti’nin de programlarındaki ekonomik yaklaşımlar liberaldir, kamuculuğa Saadet Partisi kadar bile yer verilmemiştir.

Atatürk solcu değildi. İsmet İnönü de değildir, Bülent Ecevit de. Ecevit, ortanın solu kavramını ortaya attı ama bu başlıkla yazdığı kitapta hep ortanın solunu bir kıvama sokmaya çalıştı. En sonunda o da sol üzerinden tartışmayı kesti. Deniz Baykal da solcu değildi, Kemal Kılıçdaroğlu da. Özgür Özel de solcu değil.

CHP’yi solcu olarak etiketleyen politik olarak aldığı pozisyondur hep. Sürekli olarak rafine sağ ve yelpazenin her yerinde yer alan sağ iktidarlara karşı mücadele ettiği için konumundan kaynaklanan bir solculuktan söz edilebilir.

Bu dönemlerin en net sol partisi SHP’dir ve darbenin ürettiği faşizmle mücadele ettiği için rafine bir biçimde solcu partidir.

SHP’nin genel başkanları Erdal İnönü ile Murat Karayalçın’ı da aşan bir sol kimliği mevcuttu. SHP’nin bu sol damarı Önder Sav ve Deniz Baykal tarafından CHP ile bütünleşmenin ardından tasfiye edilmiştir. Seçmen de bunu cezalandırmıştır. CHP’nin adında “halk” kavramı bulunmasına karşın uzun zamandır yöneticilerinin halk yerine “millet” demesi, bu pozisyon solculuğundan bile uzaklaşıldığının göstergesidir.

AKP’nin ilk iktidar yıllarında muhtelif meselelerde aldığı pozisyon ve yaptığı tercih ona Sosyalist Enternasyonal’den üyelik teklifi gelmesine bile neden olmuştur. Bu teklifi yapanlarla da bu sol, sosyalizm işini bugünkü örneklerle birlikte tekrar konuşmak hayli iyi olabilir.

Milliyetçi muhafazakâr ittifak modeli

Ortaya çıkan anketlere göre AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın partisin oy oranı yüzde 30 ile 35 arasına sıkışmış bulunuyor. Yani seçmenin yüzde 65’i Erdoğan’ın partisine oy vermeyeceğini beyan ediyor. Erdoğan’ın partisine oy vermeyecek yüzde 65’lik bir seçmen kitlesi var yani. Buna karşın cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oyu ise Erdoğan’ın yüzde 45’i buluyor.

Anketlerde seçmenin Erdoğan ve AKP’ye kızgınlığı net bir biçimde görülüyor. “Tekrar Erdoğan seçilirse iyi mi olur?” sorusuna verilen yanıtların yüzde 65’i “hayır”. Ama “memleketin sorunlarını kim çözer?” sorusuna verilen yanıtların yüzde 50’ye yakını Erdoğan hem de rakibinin iki misli oy oranı ile.

(Seçim zamanı seçmen sadece Erdoğan’a bakmıyor oy verirken, rakibine hatta rakiplerine de bakıyor. Erdoğan da bunun farkında doğal olarak.)

2023 seçimleri öncesinde de benzer tablo vardı. Ekonomi biraz da az sıkıntılıydı. Şimdi Erdoğan’ın önce aday olabilmesi için erken seçim kararı alınması ya da anayasanın değişmesi gerekiyor. İlk sıkıntısı burada, sonra da yüzde 50’yi bulacak ittifakı kurup muhalefetin kurmayı planladığı ittifak olasılıklarını ve ortak aday seçeneklerini ortadan kaldırmak.

AKP’nin masasının üzerinde 14 parti var; seçim döneminde ittifak denklemlerine dahil olabilecek. Bunlardan bazıları kendisine çok uzak. Bazılarını ikna edebileceklerini hesaplıyorlar. Cumhur İttifakı'nın 2023’de rakibi olan cumhurbaşkanı adayı ile sayısı 7 olan paydaşları bu seçimde daha fazla olacaktır.

Muhalefet cephesinde de ittifak meselesi sıcak gündem maddesi. Saadet Partisi (SP) ile Yeniden Refah Partisi (YRP) uzun zamandır “flört” halindeler. Öncelik bir ittifak kotarmak, ardından birleşme için nabızlar yoklanacak. SP ile Deva Partisi de bir süredir görüşmelerini genel başkanlar düzeyinde “eyleme” dönüştürmüş vaziyetteler. Burada “dışlanmışlık” duygusu yaşayan Ahmet Davutoğlu tepki göstererek siyaset bıraktı, partisini de kapattı.

İyi Parti’nin de bu ittifaka dahil olabilmesi muhtemel görülüyor. Bunun da “hafif” yoklamaları yapılmış anlaşılan. Bu ittifak modelinin yaratacağı olumlu iklim, Cumhur İttifakı'na oy vermekten sıkılan, gidişattan memnun olmayan milliyetçi ve muhafazakâr seçmen için adres olacak. YRP, geçen seçimlerde tek başına ve CHP’li ittifaktan da uzak kalarak bu etkiyi yaratmıştı.

İyi Parti, Zafer ve Anahtar Partisi ile ittifaka çok sıcak bakmıyor. Güçlü ve gelecek vadeden bir ittifak modeline dahil olmaması halinde İyi Parti’nin mevcut gücünü de kaybetme riski var.

CHP henüz başını kaldırabilmiş değil ittifak arayışları için. Yeni Parti’nin tezi CHP yönetimindeyken tasarladıkları gibi devam ediyor; İlk turda çok aday çıkar, 2’nci tura CHP’nin adayı kalır ve toptan muhalefetin oylarını alarak seçimi kazanır.

CHP ile Yeni Parti arasında bölünen her bir oy Cumhur İttifakı'na milletvekilliği seçiminde milletvekilliği, yerel seçimlerde belediye başkanlığı kazandıracaktır. AKP’de bunun da hesabı yapılıyor…

Köşe Yazıları Haberleri