Dünyadaki en eski parlamento binasına Anadolu, Patara’da MÖ 2. yüzyılda ev sahipliği yapmıştır. En eski parlamento ise İzlanda’daki Alting’tir ve 930 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden bu yana çalışmaların aralıksız devam ettiren parlamento ise Man Adası’ndaki Tinvaal’dir ve 979 yılından bu yana toplanmaktadır. Hollanda’da 1200 yılında yapılan Binenhof ise yapıldığı günden bu yana parlamento binası olarak kullanılmaktadır.
Hafıza mekanları aynı zamanda sizin geleneklerinizin de sembolüdür. Bazı geleneklerin tüm yazılı metinlerden daha güçlü olduğunu biliriz. Parlamento geleneği de insanlık açısından çok önemlidir. Demokrasinin inşasının ilk temel yapı taşıdır. Başkanlık sistemlerinde de parlamentolar çok güçlüdür. Bu sistemin denge içinde ve denetlenebilir bir biçimde çalışmasını sağlar. Parlamentoların varlığı aynı zamanda kuvvetler ayrılığının da teminatıdır. Güçler ayrılığının en önemli göstergesidir.
Türkiye’de hayli “aksak” olan parlamento, sistem değişikliği sonrasında etkisini tamamen yitirmiştir. Parlamentonun oluşmasından, milletvekili listelerinin yapılış yöntemi, adaletsiz seçim sistemi ve süreci, parti içi demokrasilerinin olmamasına kadar bunun pek çok nedenini sıralayabiliriz. Bunun somut göstergesi de 3 yılı bile dolmadan 37 milletvekilinin partilerinden istifa etmeleridir. (Rakip partilere geçen milletvekillerinin siyasi ömürleri bitmeyecektir, bundan emin olun.)
TBMM iktidar istediği zaman toplanan ve onun gündemiyle yol alan bir kurumdur. Bu hafta en düşük emekli maaşına 2 bin lira zam yapılması için toplanacak. Vereceği bu karar kendi kararı değil, iktidarın aldığı bir kararı yasa haline getirmesidir. TBMM’nin varlığının ve işlevinin en somut nedeni de burada açıkça ortaya çıkıyor.
Demokrasisi işleyen ülkelerdeki parlamentoların 2025 yılındaki gündemi ile TBMM gündemi arasındaki fark aslında meseleyi ortaya koyuyor. Almanya’da güncel olan seçimler ile bütçe krizi, yasadışı göç, Fransa’da bütçe krizi ve yeni vergi düzeni, İngiltere’de sosyal haklar ve düzensiz göç meseleleri parlamentoların gündemine gelmiş. TBMM ise 2025 yılında, ne için kurulduğunu hala anlayamadığımız süreç komisyonunu, 24 yıllık iktidarın halen ihtiyaç duyduğu “yargı reform” paketlerini ve iktidarın ihtiyaçlarını karşılayacak torba yasalarını görüştü. Sokaktaki vatandaşın sorununa ilişkin hiçbir karar almayan TBMM, sermayenin önünü açacak, zeytin ağaçlarının bile sökülüp atılmasını sağlayacak pek çok yasayı çıkardı.
Sümer Şehir Devletleri’nde milattan 2500 yıl önce yaşanan ilk parlamento deneyiminden bugüne, “olması ya olmaması” arasında hiçbir fark bulunmayan birkaç parlamentodan birisine ülkemizde tanıklık yapıyoruz. Bu hayli acı bir durum.
Yeniden 2 anahtarlı günler mi?
Siyasetçi olamadan başbakan olan Tansu Çiller Türk siyaseti ve siyasetteki kadın figürü nedeniyle tam bir fiyaskodur. Süleyman Demirel’den sonra DYP tabanının onu yerine Çiller’i seçmesi de “parti tabanlarını” sağlıklı bulan bütün cümlelerin geçersiz olmasına yeterlidir.
Çiller ile Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek bazı konularda birbirlerine hayli benzemektedirler. Ekonomiye bakış açılarının ortak noktası hep sermayeden yana pozisyon alma eğilimleridir. Vatandaşı gider kalemi olarak görür her ikisi de. İkisi de siyasetçi değil, muhasebeci gibidir. İngilizce düşünüp Türkçe konuştukları için de zor anlaşılırlar. Şimşek, “Daha çok kişi erken aşamada konut ve araba sahibi olabilecek” dedi. İşte size bunun için iyi bir örnek. Bu cümle bence “bürokratik işlemlerin hızlanacağını” anlatmak için kuruldu. Anlamı öyle çünkü. (Bu cümleyi İngilizce, Şimşek’in söylemek istediği anlamda da kolayca kuramazsınız.)
Eğer insanların kolayca hem ev hem araba sahibi olabilecekleri söyledi ise Bakan Şimşek, herkes elindekilere sahip çıksın. Çünkü Çiller benzer şekilde herkese “2 anahtar” vadetmişti, ev ve araba olarak. O vaadin arkasından pek çok insan elindeki tek anahtardan oldu. Gerçekten benziyorlar.
Ülkeye en ağır hasarı veren Çiller, halen ortalıkta dolaşıyor. Nurettin Nebati’nin bakanlığı döneminde “icat” ettiği “kur korumalı mevduat” nedeniyle vatandaşın 60 milyar dolarını faizcilere aktardı. O da şimdi milletvekili sıralarında oturarak sıkıntılı vatandaşın cebine bir kuruş daha fazla para girmemesi için çabalayanlardan.
Devlet vatandaştan elde ettiği gelir ile -2026 yılında harcamalarından tasarruf yapmadığı için- aldığı borçların sadece faizine 2 trilyon 742 milyon lira ödeyecek. 16,5 milyon emekliye ise 1 trilyon 872 milyar lira.
2009 yılında 9 milyon emekliye bütçeden ayrılan pay yüzde 6,7’ydi. Bugün 16,5 milyon emekliye bütçeden ayrılan pay ise sadece yüzde 6. Fakirleşmenin matematikle ifadesidir bu.
Türkiye’de sadece ekonomide değil hemen hemen her alanda çökmüş ve yönetilemeyen bir tablo var. Nedeni cumhurbaşkanlığı sistemi ve bu sistemin tüm yöneticileri. Garip olan bu tablonun mimarlarının hala ciddi bir halk desteğine sahip olmaları. Bunun sebeplerinin başında muhalefet geliyor. İktidar başta CHP olmak üzere muhalefeti hapsettiği dar alanda tutmayı başarıyor. Hedefi bunu en az 2 yıl daha sürdürmek.
AKP varlığını iktidarda olmaya borçlu bir parti. Bundan sonra da ancak iktidarda olursa varlığını devam ettirebilir. Aynı zamanda kimliksiz bir partidir AKP. Bütün partileri de dayattığı sistem ile kimliksizleştirmiştir. Bu da AKP’ye rahat bir siyaset yapma alanı yaratıyor…