Türkiye’nin en deneyimli siyasetçisi Süleyman Demirel’dir, mesela İsmet İnönü değildir. İnönü, kurtuluş savaşının komutanıdır, sonra da genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tek parti döneminin üst düzey bürokratıdır. Siyasetçi kimliği çok partili hayattan sonra başlar.
Demirel’in ise fiilen siyasetin içinde geçen tam 40 yılı vardır. Bunun 7 yılındaki “siyasi yasaklı” olma durumu sizi yanıltmasın, siyasi olarak en aktif dönemidir Demirel’in siyasi yasaklı olduğu yıllar. Seçim kazanmış, seçim kaybetmiş, muhtıra ile darbeye muhatap olarak başbakanlık koltuğundan kaldırılmıştır. Mücadele azmi onu cumhurbaşkanlığı koltuğuna da oturtmuştur. 6 kere gidip 7 kere gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı sonrasında da siyasetten elini ayağını çekmemiştir, Güniz Sokak’taki evi siyasi “türbe” gibi her zaman kalabalıklar ağırlamıştır. Israrlara rağmen fiilen siyasete dönmemiştir. Siyasetteki deneyimin özetidir bu.
Turgut Özal deneyimli bir siyasetçi değildi. Hep darbenin kendisine çizdiği alanın içinde kaldı. Darbe ikliminde çok vahim hatalar yapma ihtimali de yoktu. O iklim ortadan kalkınca hatalar ve yanlış yönetimler de başladı. Cumhurbaşkanlığı döneminde siyasetçi kimliğini kazandı, parti kurup başına geçerek siyaset yapacaktı ömrü buna izin vermedi. (Bu deneyim memleket için hayırlı olabilirdi.)
Mesut Yılmaz da deneyimli siyasetçi değildi, Tansu Çiller ise siyasetçi bile değildi. Bu iki isim merkez sağı, yani bir siyasi kanadı yok ettiler. 80 sonrasının en deneyimli ve birikimli siyasetçisi Demirel ve Necmettin Erbakan’ın yanında Deniz Baykal’dır. Baykal bu özelliklerini hep parti içi mücadelede kullanmıştır. Buradaki rakipleri de siyasi olarak deneyimsiz olmasına karşın, toptan siyasete kalite katan Erdal İnönü ve sonuç almasına etki yaratacak kadar olmasa da siyaseten deneyimli diyebileceğimiz Bülent Ecevit’ti. Baykal, siyasetteki deneyimini, parti içinde “genel başkan olma ve kalma” hırsına bıraktığı için önce nitelikli kadrosunu kaybetmiş, yaptığı hatalarla CHP, tarihinde ilk kez baraj altı kalmıştır.
Türkiye’deki siyasetin, yıl baz alındığında en deneyimli isimlerinden birisi de kuşkusuz Erbakan’dır. 13 yılı siyasi yasaklı olmak üzere 42 yıl fiilen siyasetin içinde yer almış, hem başbakanlık hem de başbakan yardımcılığı koltuğuna oturmayı başarmıştır. Kurduğu politik hareketin temsilcileri 23 yıldır Türkiye’yi mutlak bir güçle yönetmektedir.
Erdoğan’ın deneyimi
Bugünkü siyaset sahnesinin en deneyimli ismi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Diğer siyasetçilerden farklı olarak 1976 yılında sıradan bir Millî Görüş neferi olarak siyasi faaliyetlerine başlamıştır, tepeden inmemiştir. Yani 50 yıl önce. Ve her kademede verdiği mücadele ile Türkiye’deki tek örnek olarak hem belediye başkanlığı hem başbakan hem de cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı başarmıştır. Tek başına 23 yıldır ülkeyi yönetiyor olması da Türkiye’nin ilklerindendir. Başarısız olduğu bir belediye başkanlığı bir de tercihli oyla kaybettiği milletvekili seçimi vardır. Başka da yoktur.
AKP ilk kurulurken Erdoğan’ın yanındaki isimler olmasaydı bu noktalara gelmesi imkansızdı. Bugün de karşımızda duran tabloya baktığımızda Erdoğan’ın “amacına ulaşmak için” kurduğu ittifakların politik hayatında hiç eksik olmadığını görüyoruz...
Son dönemde iktidar tarafında sık sık ülke yönetiminde “deneyimli Erdoğan’ın” varlığının olumlu bir durum olduğu dile getiriliyor. Bunun gerçekliği tartışmalıdır. Dış ilişkiler açısından Trump’ın çok kaba hitaplarının ardından kurulan “iyi” ilişkilerin diplomasi açısından başarı olabileceğini kimse söyleyemez. Aynı durum sürekli “git- gel”lerin yaşandığı Rusya, AB ve Ortadoğu ülkeleri içinde geçerlidir.
Ekonomide Bakan Mehmet Şimşek’in sürekli enflasyonu düşürmelerinden başarı olarak söz etmesi sıkıntılıdır. Deneyimli bir isim onu yüzde 70’lere çıkardı. AKP iktidara geldiği zaman yani 23 yıl önce enflasyon yüzde 31’di bugün de yüzde 31. AB ve OECD’de enflasyon oranında 1’inci olan Türkiye, dünya sıralamasında da 6’ncı sırada. 23 yıllık mutlak iktidarın ve “deneyimli” bir yönetimin ortaya koyduğu tablo bu. Düşük enflasyonu olan ülkelerin yöneticileri çok da deneyimli değil.
Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve basın özgürlüğü gibi endekslerdeki yerimiz, iktidar sözcülerinin kabul etmemelerine karşın hayli vahimdir. Ama bu sözcülerin bile reddedemeyecekleri bir “sefalet endeksi” var. Orada Türkiye 5’inci sırada. Enflasyon, faiz, işsizlik ve GSYH’deki büyüme oranı ile hesaplanıyor bu endeks. Yani siz de bu hesabı yapabilirsiniz. Sudan, Arjantin, Suriye ve Yemen’in ardından 5’inci Türkiye. Şu ülkelere bakın lütfen. Deneyimi burada aramayıp nerede aramak lazım?
AB’de ortalama gelir Türkiye’nin neredeyse 6 katı. Euro bölgesine yeni katılan Bulgaristan’da bile gelir Türkiye’nin neredeyse 1,5 katı fazla. Bulgaristan bugün “gelinemeyen” yeri anlamak için iyi bir örnek.
Cezaevlerindeki mahkûm sayısı kapasitenin neredeyse yüzde 50 üzerinde. Çalışanların yarısını oluşturan asgari ücretli açlık sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretliden daha vahim durumda olan yaklaşık 13 milyon emekli var. AİHM’de başvuru ve ihlal kararlarında Türkiye 1’inci sırada.
Gerçekten ülkeyi deneyimli bir isim yönetmeseydi daha iyi olurdu diyorsunuzdur. Aslında memleket “çıraklık” döneminde daha iyiydi “ustalık” dönemine göre.
Bakan değişimi
Eski sistemde yani milletvekillerinin bakan olduğu dönemde her milletvekilinin bakan olma beklentisi nedeniyle bakanların değişeceği haberleri hiç eksik olmazdı. Ve bu haberler hep heyecan yaratırdı. Şimdi de sürekli bakanların değişeceği konuşuluyor ama bu hiçbir heyecan yaratmıyor.
TBMM açıldıktan sonra bakanların değişeceği ciddi bir biçimde konuşuldu. Erdoğan yoğunluğu nedeniyle ve anladığımız kadarıyla ihtiyaç da duymadığı için erteledi. Sonra devreye bütçe görüşmeleri girdi. Bütçe görüşmeleri sırasında zaten bakan değişimi olmazdı.
Şimdi tekrar bakan değişimi gündemde. Kimse kimlerin gidip kimlerin geleceğini bilemiyor. Ama yeni bakanların sayısal çoğunluk ihtiyacı nedeniyle parlamentodan olmayacağı kesin. Kesin olan bir başka konu da değişmeyecek isimler. Bunlar Dışişleri, Milli Savunma, Maliye, Çevre ve Şehircilik, Milli Eğitim ve Turizm. Burada sadece Turizm Bakanı kendisi isterse değişebilir.
Bakan değişiklikleri eskiden parti içi dengeleri sağlamak için yapılırdı. Artık bu denge için bakanlıkları devreye sokmaya ihtiyaç yok. Bu da Erdoğan’ın elini çok rahatlatıyor.
Milletvekili transferleri
Güneş Motel olayı bir politik kavram halinde 1977 yılında siyasi literatürümüze girdi. Ve bir daha da çıkmadı. Hatta çok kullanıldığı için de aşındı.
Milletvekili seçimlerinin üzerinden 2 yıl 8 ay geçti. Bu süre içerisinde partilerinden 37 milletvekili istifa etti. Bunların 14’ü AKP’ye 14’ü de CHP’ye katıldı. 9’u halen bağımsız.
Seçim ittifakı dışında partilerinden ayrılarak başka partiye geçme sadece etik dışı olarak nitelendirilemez. Burada daha büyük bir ayıp vardır. Bu ayıbı işlerken hele hele “seçmene sordum” gerekçesinin arkasına saklanmak bu ayıbı birkaç kat arttırır.
Gazeteci dostumuz Cengiz Erdinç Halk TV’den ilkesel bir eleştiriyi dile getirdi. Parti içinde yıllarca emek harcayanların yerine dışarıdan gelen isimlerin milletvekili listelerinde yer almalarının doğru olmadığını söyledi. İlkesel olarak doğru bir eleştiridir bu.
Cumhurbaşkanlığı sistemi nedeniyle ittifaklar bir politik tercih değil, zorunluluk olarak partilerin önüne geliyor. Erdoğan bile seçim kazanabilmek için 6 ayrı parti ile ittifak yapmak zorunda kalıyor. Çünkü 50+1 oy bulmak zorundasınız.
Ben Millet İttifakı’nı ve onun listelerini, isimlerden bağımsız olarak doğru bulduğumu hep yazdım ve söyledim. Bugün de aynı noktadayım. Siz bugün CHP Genel Başkanı ile yöneticilerinin eleştirilerine takılmayın, o gün bu sistemi, çıktıkları televizyonlarda en sıkı savunanlar ve sistemi oturtmak için görüşmeler yapanlar onlardı.
Millet ittifakında sağ parti adaylarının CHP listelerinden gösterilmesinin en önemli nedeni İyi Parti’nin tutumudur. İyi Parti, şu anda AKP’de yönetim kademesinde bulunan anketçilerin “gazı” ile alacakları “hayali bir oy” oranın peşine düşmüşlerdi ve listelerinde kimseye yer vermek istemediler. Hatta bugün CHP’de bulunan 2 isim CHP ile ittifakı bırakın yanında bile durulmasına karşıydılar.
Millet İttifakı çatısı altında Gelecek, DEVA ve Saadet partileri de bir 3’üncü ittifak oluşturamadılar ve kriz çıktı. CHP yönetimi ittifak olmanın ahlaki gereğini yerine getirerek listelerini bu isimlere açtılar.
Erdinç’in eleştirilerine Cemal Enginyurt temelsiz bir şekilde itiraz etti o yayında. Listelere konulduktan sonra ve sonrasında yaptıklarınız parti emekçilerinin o güne kadar yaptıklarının önüne geçirmez sizi. Ayrıca ittifakta partilere sadece listelerde yer verildi. O listelerdeki sıralara isimleri ittifak yapılan partilerin genel başkanları belirledi. Yani Enginyurt’un birinci derecede sorumluluğu, kendisini seçen CHP seçmenine olduğu kadar onu listeye koyan DP ve onun Genel Başkanı Gültekin Uysal’adır.
Sonuçta CHP listelerinden gösterilen isimlerin oy oranına olmasa bile seçilen milletvekili sayısına aynen seçimler öncesinde Özgür Özel’in bir televizyon programında anlattığı gibi katkısı olmuştur. Bunları yok saymak haksızlık olur. Ayrıca parti değiştiren her milletvekilinin sorumluluğu milletvekili kadar onu listeye koyan genel başkana da aittir.
Ali Mahir Başarır’ın kendisiyle aynı yöntemle listeye konulan ve AKP’ye giden milletvekilini, yöntem açısından da eleştirme hakkı yoktur. Eleştirilmesi gereken milletvekili aday belirleme yöntemi yani sistemdir. Bunu sadece eleştirmek de yetmez, gereğini yapmak gerekir…