Direnen bellek: Sarkis Margosyan’dan Dilara’ya kasketin ilmekleri

Kale’deki o küçük dükkân Sarkis Margosyan’dan Ali Bozdağ’a, Ali İhsan’dan Dilara’ya uzanan bir direniş zinciri: göçün, çok kültürlülüğün, esnaf ahlâkının ve emeğin somutlaşmış hâli, bir kadının erkek egemen zanaata karşı meydan okuması.

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN

Ankara Kalesi’nin kıvrımlı sokaklarında birbiri ardına dizilen dükkânlar, içlerine sinmiş insan nefesiyle, kalenin surlarına yaslanmış göç hikâyeleriyle, taşların üzerine düşmüş alın teriyle emekle açar her gün kapılarını. Her dükkânın göç, emek, çok kültürlülük ve esnaf ahlakına dair biriktirdiği ayrı bir hikâyesi vardır. Ve bu hikâyeler gün yüzüne çıkarıldıkça bir kentin hafızası küçük atölyelerde işlenir. Zamana direnen emekçilerin elinde hafıza kayıt altına alınır. Bu bir yeniden varoluş izidir.

Mekânın hafızası ve başın üzerindeki tarih

Bu izin peşinde Ankara Kalesi’nin surlarına, sokaklarına, öte yüzüne sığınmış atölyelerin hikâyesinin peşindeyiz. Can Sokak’ta Ahi Şerafettin Camisi’nin gölgesine sığınmış, şapkacılığı ile kaleye iz bırakan o mütevazı dükkân işte böyle bir belleğin geçmişten bugüne taşıyıcısı. Burası çok kültürlülüğümüzün izlerini içerisinde barındıran Ermeni zanaatkârların el verdiği dükkânlardan birisi: Bozdağ Kasketleri.

Şapka, Orta Çağ’dan bu yana yalnızca başı örten bir nesne olmadı. Aynı zamanda insanın toplum içerisindeki yerini ve statüsünü belirten, sınıfını, inancını gösteren sessiz bir simgeye dönüştü. Orta Çağ Avrupası’nda soylunun başındaki tüy, zanaatkârın sade başlığı, Osmanlı’da sarığın sarılış biçimi, fesin rengi ve yüksekliği hep bir temsiliyetin simgesiydi. Şapka Cumhuriyet’te Kastamonu’da ilan edilen başta taşınan devrimin adıydı. O yıllarda başa geçirilen her fötr, yalnızca bir kumaş değil, yeni bir yurttaşlık tahayyülünün işaretiydi. İşte bu yüzden başımızdaki o korunak çoğu zaman başımızın içindekinden önce konuştu.

İşte bu korunağın izinde Ankara Kalesi’nin parıltılı yüzünde, turizm dönüşümü adı altında silinmek isteyen mahallelerin ortasında, zamana karşı sessiz ama kararlı bir direniş noktası olan Bozdağ Kasketleri’ndeyiz.

Kayseri’den İstanbul’a, Sarkis Margosyan’ın Eli

Bozdağ Kasketleri’nin hikâyesi Ali Bozdağ ile başlar. Yıl 1957, Kayseri Melikgazi’den 18 yaşında çıkan ve ustalaşmak isteyen Ali Bozdağ’ın rotası İstanbul’dur. Yoksullukla, göçle yaşama tutunmaya çalışan bu genç İstanbul’da Ermeni bir şapka ustası olan Sarkis Margosyan’ın çırağı olarak emeğe adım atar. İstanbul’da Sarkis Usta’nın atölyesi, Ali Bozdağ’ın kasket yapımı ile birlikte, iş ahlakını, vefayı, kardeşliği ve çok kültürlülüğü öğrendiği yerdir.

Zanaatın Onuru

Sarkis Usta’nın çırağı Ali’ye öğrettiği şey yalnızca kasket biçmek, dikmek değil işin onurunu emanet etmekti.

Sigortanın yeni başladığı yıllarda yarım gün çalışan işçisinin dahi sigortasını yatıran bir adalet anlayışı, Sarkis Usta’dan habersiz satış yapan öz kardeşine bile taviz vermeyen bir esnaf ahlâkı, Ali Bozdağ’ın ömrü boyunca yanında taşıdığı, çocuklarına, torunlarına anlattığı değerlerin kendisiydi.

Askerliğini yapmak için geldiği Başkent’te Kale’de açtığı kasketçi dükkânı Ali Bozdağ’ın yaşama tutunduğu yer oldu.

Mekâna, kültüre ve babaya vefa

Kale’de Ahi Şerafettin Camii’nin arkasında tarihi Ankara evlerinde oturmaya başlayan Ali Bozdağ’ın üç çocuğu olur. 1966 yılında doğan Ali İhsan Bozdağ 11 yaşında babasının dükkânında kasket yapmayı öğrenir. Baba usta oğul çıraktır. Ancak Ali İhsan babasından öğrendiği kasket yerine demircilik mesleğini seçer. Pandemi döneminde babasının değer verdiği tarihi kasket dükkânının uzun süre kapalı kalmasına ve babasının zorluk çekmesine Ali İhsan Bozdağ’ın gönlü razı olmaz. Baba mesleğinin kaybolmasına ve dükkânın kapanmasına üzülmesi, Ali İhsan Bozdağ’ın yaşamına dair yeni kararlar almasına neden olur. O dükkânın ekmeğiyle ve emekleriyle büyüdüğünü belirterek, mekâna olan vefa borcu hissiyatıyla "Burayı bırakıp da terk edip gitmek bize yakışmaz" diyerek sanayideki işini tamamen bırakır ve kasket dükkânında babasıyla birlikte çalışmaya başlar. Bu cümle bir ekonomik hesap değil; bir hafıza kararıdır. Mekâna, kültüre ve babaya vefanın adıdır artık kasketçilik.

Ali Bozdağ yılın ahisi seçildikten iki yıl sonra 2024 yılında bu dünyadan göçüp gittiğinde, Sarkis Usta’dan aldığı eli oğlu Ali İhsan’a ve torunu Dilara’ya bıraktığı için huzur içindedir.

Erkek egemen zanaata bir kadın müdahalesi

Dilara Bozdağ bu usta zincirinde üçüncü kuşak… Radyo-televizyon mezunu. Medya sektöründe yaşananlara sitemle, modern zamanların tüketim koridorlarından çıkıp dedesinin atölyesine dönmüş bir kadın. Bu dönüş bir nostalji değil. Bu, kültürel mirası devralma cesareti...

Dilara dedesinden devraldığı o geleneksel formu korurken bugünün renklerini ekliyor. Bir kadın olarak, erkek egemen bir zanaat alanında dededen kalan mirası inatla bugüne tercüme ediyor. Bu yalnız bir meslek devri değil, başlı başına bir mekânsal ve kültürel kırılma, hafızanın cinsiyet sınırlarını da aşmasının göstergesi.

Seri üretime karşı vicdanlı ilmek

Ali İhsan Bozdağ’ın babası için en ufak hatayı gördüğünde “görmezler demez, söker, yeniden yapardı” sözleri zanaatın bir ürün değil bir vicdan meselesi olduğunun altını çizer. Ama bugün vicdanla üretmenin ekonomik olarak cezalandırıldığı günlerden geçerken,
hazır alıp satmak daha kârlı belki ama bu dükkânda o çizgi aşılmıyor. Bu el emeği göz nuru şapkalar kapitalizme karşı küçük ama onurlu bir direnişin Kale’deki son çizgilerinden birisi.

Ali Bozdağ esnaf kültürünün de çözüldüğünü ekliyor sözlerine. Eskiden siftah eden dükkân komşusuna müşteri gönderirdi. Şimdi “O öldü, dükkân kapandı” denilerek müşteri kapılmaya çalışılıyor. Ahilik kültürü artık tabelalarda nostaljik bir süs; gündelik hayatta ise unutulmuş bir etik haline geldi.

Alkışlanan ama yaşatılmayan zanaat

Kurumlara da sitemli Ali Bozdağ: “Babam yılın ahisi seçildi, gazeteler yazdı, fotoğraflar çekildi, ama sonra ne gelen giden ne de sürdürülebilir destek veren oldu.” Usta haklı zanaat alkışlanıyor, ama yaşatılmıyor. Yönetenlerin koruma politikası, yaşatma iradesi yok.

İstanbul’da Sarkis Usta’nın yanında başlayan kasket sevdası, Ali Bozdağ ile 67 yıl boyunca başlara koyulan bir sanat emeği olarak bu dükkâna emanet edildi. Ali Bozdağ Ankara’daki dükkânında yalnızca kasket dikmedi; o Ermeni ustadan öğrendiği dürüstlüğü, emeğe saygıyı ve çok kültürlü bir yaşamın inceliğini çocuklarının ve torunlarının vicdanlarına teyelledi.

İşte bu yüzden şapkacılık kuşaktan kuşağa aktarılan aynı ülkede, aynı tezgâhta, farklı kimliklerin birbirine emanet ettiği bir ustalık zinciridir artık.

Hafızayla yoğrulmuş bir kimlik

Kapitalizmin çarklarında bir yanda 80-100 şapkalık kumaşı bir anda kesen makinelere karşı 3 saatte tek bir kasket dikmek için göz nuru ve alın teri dökülür. Bir yanda seri üretim, diğer yanda geçmişle geleceği birbirine bağlayan, bir değeri vicdanla ayakta tutma sabrı.

Bozdağların evi yanmış olsa da, mahalle değişse de, dükkân hep aynı yerde. Bu mekân sadece bir üretimhane değil; emekle hafızayla yoğrulmuş bir kimlik artık.

Kale’deki o küçük dükkân Sarkis Margosyan’dan Ali Bozdağ’a, Ali İhsan’dan Dilara’ya uzanan bir direniş zinciri: göçün, çok kültürlülüğün, esnaf ahlâkının ve emeğin somutlaşmış hâli, bir kadının erkek egemen zanaata karşı meydan okuması.

Bellek korunması için romantizm yetmez

Bugün Kale sokaklarında yürürken gördüğümüz, o atölyelerin içerisindeki hikâyelere tutunmadan geçip gittiğimiz bu azgın dönüşümde, yalnızca fiziksel değil, mekânın, belleğin ruhu aşınıyor.

Bu aşınmayı durdurmak için yalnızca duygusal sahiplenme yetmez. Kültürel miras politikaları, somut destek mekanizmaları, çıraklık teşvikleri gerekir. Çünkü bellek romantik cümlelerle değil, sürdürülebilir yapılarla hayat bulur.

Bir kasketin içindeki Cumhuriyet

O kasketlerin her ilmeğinde bir göç, bir Ermeni ustanın öğretisi, Kayserili çırağın emeği, bir Ahilik terbiyesi ve bir Cumhuriyet hayali var. O ilmek sökülürse yalnızca bir dükkân kapanmaz; bir şehrin hafızası da çözülür.

Köşe Yazıları Haberleri