Hepimiz oraya gidiyoruz: Ömrümüz uzuyor, peki ya hayatımız?

HASAN AYDIN | Bugünün gençleri ve yaşlıları geleceğin potansiyel yaşlılarıdır. Yaşlılık, insan yaşamında kaçınılmaz bir evredir. Toplumun hafızası olan yaşlılara gereken değerin verilip sorunlarına sahip çıkılmasının zamanı çoktan gelmiştir.

HASAN AYDIN

2026 Dünya Yaşlılar Günü, Birleşmiş Milletler’in "Uzun Ömür Çağı: Daha Uzun Yaşamlar İçin Sistemleri Yeniden Düşünmek" temasıyla 1 Ekim'de dünya genelinde kutlandı.

Bu günün esas amacı, yaşlı bireylerin toplumdaki rolüne ilişkin farkındalığı artırmak ve yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan sosyal ve sağlıkla ilgili gereksinimleri gündeme taşımaktır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bireyin çevreye uyum yeteneğinin azalması olarak tanımlanan yaşlılık; aynı zamanda genetik, yaşam şekli, kronik hastalıklar, sosyal ve fiziksel çevre gibi değişkenleri içeren karışık bir süreçtir.

Doğumdan itibaren insanın içinde bulunduğu zamana kadarki süreci kapsayan kronolojik yaşlanma sınırı, BM raporlarında 60 yaşından itibaren başlatırken, DSÖ ise 65 yaş ve üzerini yaşlı olarak kabul etmektedir. DSÖ; 65-74 yaş aralığını genç-yaşlı, 75-84 yaş aralığını yaşlı, 85 ve üzeri yaş aralığındakileri ise çok yaşlı sınıfına dahil etmiştir. Ülkemizde de 65 yaş ve üstü bireyler yaşlı olarak nitelendirilmektedir. Yaşlılığa bağlı olarak hücrelerde meydana gelen birçok hasarın birikimiyle yaşlı bireyde fizyolojik kapasite azalırken dolaşım ve solunum sistemine bağlı kronik hastalıkların görülme riski de artmaktadır. TÜİK verilerine göre 2024 yılında ölen yaşlıların yüzde 39,9'u dolaşım sistemi, yüzde 17,2 'si solunum sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. İyi huylu ve kötü huylu tümörlerin neden olduğu ölüm oranı da yüzde 14,1'dir. Öte yandan Türkiye'de aynı yıl 10 bin 742 yaşlı, Alzheimer hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

Yapılan son bilimsel çalışmalar, insanlarda oluşan olumsuz fizyolojik değişikliklerin bazı insanlarda her zaman yaş ile doğrusal bir artış göstermediğini ortaya koymuştur. Örneğin 70 yaşındaki bir yaşlı birey, fiziksel ve ruhsal olarak aktif bir yaşam sürdürürken, aynı yaşta olan bir başkası temel yaşam gereksinimlerini karşılayamamakta ve tıbbi desteklerle yaşamını devam ettirebilmektedir.

Günümüzde fiziksel, bilişsel aktiviteleri gerileyen yaşlılar, statü kaybının yanında gelir kaybına uğradıkları için zaman içinde geçim derdi ve psikolojik sorunlarla da baş etme çabası içindedirler. Yaşlılıkla birlikte, toplum içindeki ilişkilerde yaş ayrımcılığı öne çıkarken, yaşlının bilgi birikimi, eğitimi ve yaşam tecrübesi genellikle dikkate alınmamakta ve yaşlı birey, yetkililerce ekonomik ve sağlık hizmetleri açısından bir yük olarak görülmektedir.

Dünyada yaşlı nüfusun artışı

Yaşlanma, 21 yüzyılda küresel bir sorun haline gelmiştir. Sanayi devriminden sonra gelişen teknolojiye bağlı olarak tıp alanında gerçekleşen ilerlemeler, doğurganlık hızının azalması, bulaşıcı hastalıkların kontrol edilebilmesi, değişen yaşam koşulları, halk sağlığı uygulamalarının başarısı ve hastalıkların tanı ve tedavilerinin kolaylaşması gibi nedenlerle ortalama yaşam süresi uzamış, bunun sonucunda da dünya genelinde yaşlı nüfus artmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 2020'de 1 milyar olan 60 yaş nüfus, 2030'da 1,4 milyara ulaşacak ve dünyada her 6 kişiden 1'i 60 yaş üzeri olacak. 2050'de ise bu sayı 2,1 milyara çıkacak. Küresel yaşam süresi 1995 yılından bu yana 8,6 yıl artış göstererek 2025 yılında 73,5 yıla ulaşmıştır.

Yaşlılara yönelik politikalar, yaşlı bakım hizmetleri ve bu alandaki uygulamalar ülkelere göre farklılık göstermektedir. Büyük kapitalist ülke yöneticileri, uluslararası para kuruluşları, yaşlı nüfus artışına ilişkin gelişmekte olan ülke hükümetlerine tavsiyelerde bulunmaktadırlar. Bunlar, yaşlılık ve emekliliğe karşı alınacak önlemleri sıralarken, emekli yaşının yükseltilmesini, özel emekliliğin öne çıkartılmasını, sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarında kısıtlamaya gidilmesini istemektedirler.

Yaşlı nüfus artışı ile birlikte pek çok ülkede sağlık, sosyal güvenlik, çalışma yaşamı, emeklilik, maliye, eğitim ve konut politikaları birlikte ele alınmaya başlanmıştır.

Türkiye'de hızla yaşlanıyor

Türkiye'de de dünya genelinde olduğu gibi yaşlı nüfus her yıl giderek artmaktadır. Birçok Avrupa ülkesinde uzun bir zaman aralığına yayılan nüfusun yaşlanma süreci, Türkiye' de daha kısa bir zaman diliminde gerçekleşmektedir. Hızlı olan bu demografik değişim; sağlık ve sosyal hizmet sistemlerinin değişen gereksinimlerine uyum için yeterli olacak zamanı da kısaltmaktadır. Sonuçta bu durum, yaşlı nüfusun geleceğine dair oluşturulacak politika ve hizmetlerinde zamanında planlanmasının ne kadar önemli olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

TÜİK' in 2025 yılı verilerine göre;

•2020'de 7 milyon 953 bin 555 olan 65 yaş ve üzeri nüfus, 5 yılda yüzde 20,5 artarak, 2025'te 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı.

•Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2020'de yüzde 9,5 iken 2025'te yüzde 11,1'e çıktı. Bu oranın yüzde10 eşiğini aşmasıyla Türkiye de artık yaşlı ülkeler arasına girmiştir.

* Nüfusun yaşlanmasıyla ilgili bilgi veren göstergelerden biri olan ortanca yaş 2020'de 32,7 iken, 2025’te 34,9 oldu.

•Çalışma çağındaki 100 kişiye düşen yaşlı sayısı olarak ifade edilen, 'yaşlı bağımlılık oranı' 2020'de yüzde 14,1 iken, 2025’te yüzde 16,2 ye çıkmıştır.

•Yaşlı nüfus bakımından dünyadaki 194 ülke arasında 75. sırada yer alan ülkemizde, doğuşta beklenen yaşam süresi ise 78,1 yıl oldu.

2022-2024 TÜİK verilerine göre erkeklerde beklenen yaşam süresi 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl oldu. Yani kadınlar, Türkiye' de erkeklerden 5,2 yıl daha uzun yaşamaktadır.

Yaşlıların tek başına yaşaması

Kırdan kente göçle birlikte geleneksel geniş aile yapısı giderek çekirdek aileye dönüştü. Birlikte yaşayan birkaç haneli yapının küçülmesi ve eşin vefatı gibi nedenler yaşlıların tek başına yaşamlarında etkili olmaktadır. Bugün en az bir yaşlı bulunan 7 milyon 46 bin 560 hanenin, 1 milyon 836 bin 496'sında tek başına yaşlı birey yaşıyor. Bunların yüzde 73, 5' ini yaşlı kadınlar, yüzde 26,5'ni yaşlı erkekler oluşturuyor.

Türkiye' de her 4 haneden birinde en az bir yaşlı birey yaşarken, yaşlıların yüzde 37,9'u ise en az bir çocuğu ile aynı adreste ikamet ediyor. Yaşlıların çocukları ile birlikte aynı evde ikamet etmeleri süreç içinde aile içi tartışma ve gerginliklere de neden olmaktadır. Bazı genç bireyler, aile büyüklerine evde itibar göstermedikleri gibi, onlara karşı şiddete de başvurabilmektedirler. Geroontoloji Atlası(Geroatlas) araştırma bulgularından hareketle, Türkiye’de binlerce yaşlının aile içinde şiddet, ihmal ve suiistimale maruz kaldığı tahmini yapılmıştır. Aileler suçlanma korkusundan, yaşlılarda bakım ve maddi açıdan aileye bağımlı olduklarından gerçeği gizlemeyi tercih etmişlerdir. Şiddete maruz kalanların çoğunluğunun hasta veya bakıma muhtaç yaşlılardan oluşması da dikkat çekicidir.

Yaşlı sorunları ve yaşlı ayrımcılığı

Yoksulluk, sosyal güvence yoksunluğu, ihmal, istismar aile içi sosyal ilişkilerde uzun süren gerginlikler, yalnızlık, fizyolojik olarak sağlığın bozulması ve güven eksikliği yaşlıların temel sorunlarıdır.

Yaşlılar, pratikte yaşamın farklı alanlarında çeşitli şekillerde dışlanmakta, yok sayılarak yalnızlaştırılmaktadır. Ayrımcılık insan hak ve özgürlüklerinin önünde önemli bir engeldir. Avrupa'nın bazı ülkelerinde (Almanya, Fransa ve İspanya) resmi kurumlar, yaşlı kavramını dışlayıcı olduğu için kullanmazlar. Bunun yerine Latince kökenli senior/ "senyör" (saygın, tecrübeli, hayatın ileri dönemindeki yetişkin) kelimesini tercih ederler. Türkiye de ise genellikle sosyal güvenlik sisteminde yer alan 'emekli' kelimesi kullanılır. Ama her yaşlı emekli olmayabilir.

2025 yılında yaşlı nüfusun yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olma oranı yüzde 22,8'dir. Bu oran yaşlı erkeklerde yüzde 21,8,yaşlı kadınlarda ise yüzde 23,6'dır. Burada cinsiyetçi ayrım söz konusudur.

Ülkemizde zaman zaman kimilerince yaşlılarla ilgili alay edici şakalar ve espriler yapılabilmektedir. Günlük konuşmalarda "bunak", "moruk", "yaşı yetmiş işi bitmiş", "beyni sulanmış" türü yaşlıları aşağılayıcı kavramlar normalmiş gibi kolayca telaffuz edilebilmektedir.

Toplumda yaşlıların aşırı alıngan, şüpheci, unutkan, statükocu, kinci, asık suratlı oldukları yönünde yanlış bir algı yaratılmıştır. Medyada yaşlılara yönelik yaş ayrımcılığını (ageism) teşvik edici yazıların, makalelerin ve haberlerin çıkması, öte yandan televizyon dizilerinde yaşlı karakterlerin huysuz, depresyonlu, hastalıklı, genellikle tekerlekli sandalyeye mahkum engelli karakterlerle özdeşleştirilmesi kamuoyunda yaşlılar aleyhine yanlış bir algıya neden olmaktadır.

Yaşlılara ehliyet yenileme zorunluluğu getirilmesi, bankalarda emekliye kredi verilirken yüksek rakamlı ödeme içeren kısa vadeli sigorta masraflarının çıkartılması, sağlık sigortaları hizmetine üst sınır getirilmesi, noterlerdeki kimi işlemler için yaşlılardan tam teşekküllü doktor raporu istenmesi gibi uygulamalar tartışmalıdır.

Resmi, özel huzurevi ve bakım evlerinde çalışan personelin yaşlının psikolojisini dikkate almadan yaşlıya bebekle konuşur gibi bir tavır takınması, dolayısıyla mobbing uygulaması, ev sahiplerinin yaşlı yoksulluğunu esas alarak yaşlıya kiralık ev vermemesi, toplu taşıma araçlarında ücret ödemiyor diye zaman zaman tam bilet kullanan yolcular veya otobüs şoförlerince aşağılanması, bankalarda banka personelince ille de bankamatikten para çekmeye zorlanması, hastanelerde veya aile hekimliklerinde gereken ilgi gösterilmemesi ve hasta muayenelerinin üstün körü yapılması gibi pek çok ayrımcılık içeren uygulamalarda vardır.

Yaşlıların bazıları interneti, mobil bankacılığı kullanmayı bilmedikleri için yeri geldikçe kendi çocukları ve torunları tarafından alaya alınmakta, bazen de bu işi beceremiyor diye azarlanabilmektedir.

Bugün yaşlılara yönelik politikalar üretilirken onların fikri alınmamaktadır. Yaşlıları, emeklileri ülke ekonomisine yük olarak gören resmi anlayış, maliyetleri azaltma ve yaşlı bakımını daha çok özelleştirme eğilimindedir.

Yaşlılara ödenen yaşlılık aylığı, yaşlının geçinebilmesine yetmemektedir. Yaşlı yoksulluğu geçmişin olumsuz koşullarının bugüne yansımasıdır. Açlık sınırının en alt noktasında yaşamaya çalışan yaşlılara, emeklilere uygun olan istihdam şekilleri yaratılmalıdır. Sağlık hizmetlerine ulaşım sağlanırken sağlıkta katkı payı da kaldırılmalıdır.

Hükümetin, yaşlıların farklılıklarını dikkate alarak gereksinimlerine yönelik hizmetleri çeşitlendirmesi gerekmektedir. Yaşlıyı ailesinden, mahallesinden ve yaşadığı toplumdan koparmadan güven içinde yaşatacak bir sağlık bakım sistemi devreye sokulmalıdır. Yaşlıların sorunları bireysel değil, toplumsaldır.

Huzurevleri ve bakımevleri

86 milyona yakın bir nüfusa sahip ülkemizde, milyonlarca bakıma muhtaç yaşlı bulunmaktadır. Yaşlıların büyük bir çoğunluğu, daha önce bulunduğu yerde ikamet etmekte, çocuklarıyla birlikte yaşamakta ya da eşin ölümü veya boşanmaya bağlı olarak tek başına yaşamaktadır.

Öte yandan yüz binlerce yaşlı bireyde elverişsiz maddi koşulları nedeniyle bakıma muhtaç haldedir. Yeterli kapasite ve sayıda olmayan huzurevlerinde bunlara hizmet verme imkanı da mümkün gözükmemektedir. Buralarda kalabilmek için de yıllarca bu sırada beklemek söz konusudur.

2026 yılı itibarıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı 179 resmi huzurevinde 14 bin 621,diğer kamu kuruluşlarına ait 18 huzurevinde 1204, 296 özel huzurevinde ise 14 bin 214 yaşlı, bakım hizmetlerinden yararlanıyor.

Dışarıda bekleyen yüzbinlerce bakıma muhtaç yaşlı nüfusa karşılık, sadece toplamda 30 bin 39 yaşlıya bakım hizmetleri verilmesi çelişkili bir durumdur. Özel huzurevlerinde aylık barınma ve bakım ücretinin çok yüksek olması (40- 70 bin lira arasında) açlık sınırı altında bir gelire sahip olan yaşlıların buralarda kalmasına imkan vermemektedir. Bazı lüks segment teki huzurevlerinin aylık ücretlerinin 100 bin lirayı aştığı da bir gerçektir.

Bu parayı kendi anne veya babası için ödeyebilen ekonomik durumu çok iyi olan aileler de vardır. Bazı huzurevi ve bakımevlerinde şiddet, yaşlı ihmali ve istismarına yönelik bulgularda söz konusudur. Zaman zaman bu tür yanlış tutumlar basın aracılığıyla kamuoyuna yansımaktadır.

Yaşlılar, başkalarının merhametine bağımlı olmakla, yoksul duruma düşmek arasında bir seçim yapmaya zorlanmamalıdır. Yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına uygun "Yaşlı Dostu Şehir Projeleri" dikkate alınmalı, boş misafirhaneler, kapatılan hastaneler, eski atıl yurtlar, bazı boş kamu binaları yeni mimari proje ve onarımlarla standartlara uygun bakım evi veya huzur evlerine dönüştürülmelidir.

Evde sağlık hizmetleri, gündüz bakım merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Belediyelerle işbirliğine gidilerek belediyelerin yaşlılara yönelik hizmetlerine destek verilmelidir.

Yaşlıları ekonomik bir maliyet hesabı içine sıkıştıran, onları üretken olmamaları üzerinden değerlendiren ve yaş ayrımcılığını sıradanlaştıran bir anlayış günümüz koşullarında kabul edilemez. Yaşlılara yapılacak yatırım sosyal devletin asli görevlerindendir.

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü'nde kuşaklar arası dayanışmanın önemine dikkat çekmek için farklı yol ve yöntemler varken, bunu 81 ilde eş zamanlı yapılacak bir yürüyüşle sınırlamak da yeterli değildir.

Bugünün gençleri ve yaşlıları geleceğin potansiyel yaşlılarıdır. Yaşlılık, insan yaşamında kaçınılmaz bir evredir. Toplumun hafızası olan yaşlılara gereken değerin verilip sorunlarına sahip çıkılmasının zamanı çoktan gelmiştir.

Köşe Yazıları Haberleri