Ege krizi Erdoğan’ı kurtarır mı?

Diplomasi, dış politika atakları ya da sessiz geri çekilmeler tek başına seçim kazandırmaya yetmez. Ama Erdoğan’ın bu yolu denemek dışında başka çaresi yok.

Seçimlere doğru gidilirken Erdoğan’ın dış politikadaki seçenekleri azalıyor. Şangay İşbirliği Örgütüne üye olma talebi karşılık bulmayan Erdoğan, akabinde BM Genel Kurul açılışı için gittiği New York’ta Biden ile yine baş başa görüşemedi. Uzun süredir dış politikayı iç politika ve hatta seçim kaygılarına göre belirleyen Erdoğan’ın Yunanistan ve Ege kartını bu kadar sık ve sert biçimde kullanması aslında hem iç hem de dış politikadaki çaresizliğin göstergesi.

DIŞ POLİTİKA SEÇİM KAZANDIRIR MI?

Bunun cevabı belli, kazandırmaz, kazandırmıyor. Bu durum dünyada da böyle. Dış politika başarısı, hatta askeri zafer vs popülariteyi artırsa bile seçim kazanmaya yetmiyor, örnekleri çok. Ama söz konusu Erdoğan olunca durum farklılaşıyor. Doğrusu Erdoğan’ın ekibi çok uzun süredir bu konuda başarılı bir imaj çalışması yürütüyor. Öyle ki, birbirine zıt iki algıyı birarada sunabiliyor.

Bunlardan birincisi “one minute” ile başlayan Batı’ya, egemen ve güçlü olana meydan okuyan bölgesel lider imajı. Bir dönem bölge halklarında da karşılığı olan ve çok tutan, zihinlere ve zaten lideriyle kendisini özdeşleştiren kemik seçmenine yerleştirilen bir imaj bu. İkincisi, bunun karşıtı olan, aslında kafa tuttuğunu iddia ettiği dünyanın lider ve liderleriyle poz veren bir lider imajı.

Erdoğan’ın durumunda bu ikisi birden işe yarayabiliyor.

Yine Erdoğan ile ilgili farklı bir durum, dış politikada başarılı görülen hamle ve girişimlerin popülaritesini artırırken, açık dış politika başarısızlıklarının düşüşe yol açmaması. Bundan daha iyi işleyen bir düzen kurmak zor olsa gerek.

Son dönemde Erdoğan’ın ekibinin düşen oylar ve seçimlerin yaklaşmasıyla dış politikada özellikle fotoğraf kareleri üzerinden yine başarılı bir imaj çalışması yürüttüğü görülüyor. Erdoğan’ın liderlerle rahat halleri, kahve sohbetleri tadında Erdoğan’ın merkeze koyarken yakalanmış kareler, gereksiz ama kendi seçmeninin hoşuna gidecek el kol hareketleri, gerçekliğin bir anını da gösterse de imajını parlatıyor, bir dünya lideri algısını ayakta tutuyor.

DIŞ POLİTİKADA HAMLE ALANI DARALIYOR

Bu dünya lideri imajının yalnızca fotoğraflarda kalmaması, güçlü lider algısının siyasette de devam etmesi gerekiyordu. Dış politika zaten 2010’ların ortasından itibaren bir güvenlik konusuna indirgenmişti. Sınır ötesi operasyonlar, “Kürt koridorunun engellenmesi”, Libya seferi, Mavi Vatan, Karabağ zaferi hepsi milliyetçi dalgayı canlı tutmaya dönük, Erdoğan’ı ulusun çıkarını gerekirse askeri güç kullanarak koruyan dirayetli lider algısını besleme amacını taşıyan hamleler.

Ama dış politika içerisi gibi kontrol edilebilir bir alan değil. O yüzden Erdoğan burada zorlanıyor, istediği oyunu kurmakta ya da bozmakta zorlanıyor. Erdoğan yönetiminin ilk hamlesi eski düşman ve hasımlarla ilişkileri toparlamaya çalışması. Bunlardan BAE ve Suudi Arabistan sıcak para, döviz kurunun istikrarı, İsrail ise ABD’ye ulaşmanın aracı olarak önemliydi. İki açıdan da pek bir getirisi olmadı. ABD, Erdoğan’ın bu çabalarının pragmatik içeriğinin, günü kurtarmaya yönelik ucuz hamleler olduğunun farkında.

Rusya’ya gelince, Putin’in artık kendisine çok faydası yok. Akkuyu Santrali inşaat şirketinin satışı, oradan gelecek birkaç milyar doların, Erdoğan’ın batırmak için çabaladığı ekonomiyi kurtarma şansı yok.

Putin, Ukrayna’da zorlandıkça Erdoğan’ın Rusya’yı ABD’ye karşı kullanma gibi bir seçeneği kalmayacak. Rusya-ABD dengeleme siyaseti, yerini çoktan Ukrayna-Rusya dengesine bıraktı.

SURİYE VE ERMENİSTAN CEPHELERİ KAPALI

Erdoğan’ın geçtiğimiz Mayıs ayından başlayarak dillendirdiği “bir gece ansızın gelebiliriz” kod adlı Suriye operasyonu olmadı. Rusya buna izin vermedi. ABD izin vermedi, Suriye, İran, İsrail hepsi karşı çıktı. Erdoğan ilk kez bu kadar birbirine benzemez bir koalisyonu kendisine karşı oluşturabildi. Dolayısıyla, Suriye operasyon defteri sessizce kapandı.

Aslında, “ey Paşinyan” söylemi için ortam uygundu. Zengezur koridoru açılmadı, Azerbaycan-Ermenistan arasında sık sık sınır çatışmaları yaşanıyordu. Ermenistan ile gerginlik siyaseti yaşayabilecek iken, tersine açılım süreci başladı. Erdoğan hamaset yerine, ABD’nin, Ermenistan’ı Ukrayna savaşının yarattığı fırsatı değerlendirerek Rusya’dan koparma siyasetine dahil olmayı tercih etti. Buradan beklentisi daha fazla demek ki.

GERİYE KALDI EGE VE YUNANİSTAN

Yunanistan ve Ege sorunları şu konjonktürde, küçük çaplı dış politika krizleri için en uygun konu. Erdoğan Mavi Vatan’dan sessizce çekilmiş olmayı da unutturarak, ulusalcılara, “bakın Yunanistan’ın işgal ettiği adalar var diyordunuz, onları da alacağız” masalı söyleyerek gerilim siyasetini yürütmeyi tercih etti.

Yunanistan’ın şu dönemde “öteki” konumuna yükseltilmesinin Türkiye’de, seçmen kitlesini ortadan kesen bir algılamayla da ilgisi vardı, çünkü ABD, Yunanistan’a ve özellikle sınırın hemen ilerisindeki Dedeağaç’a askeri yığınak yapıyor, Güney Kıbrıs’a askeri ambargoyu kaldırıyordu. Ulusalcı, milliyetçi, İslamcı kitleyi bu söyleme ikna etmek zor olmazdı. Gerçekten de ABD Dedeağaç’ta üs kuruyor, limanı genişletiyor, Yunanistan’da yeni üsler de açıyordu. 1990’lardan kalan “harita takıntısı” hemen devreye sokuluyor, Türkiye’nin çevresindeki ABD askeri varlığı ve Amerikan bayrağı gösterilerek ama Türkiye’deki ABD üs ve askeri varlığı atlanarak piyasaya sürülüyordu.

Aydınlık gazetesi, Odatv hatta Sözcü gibi mecralar, Cihat Yaycı gibi hem amiral hem doçent olmuş bir şahsiyet dönüp dolaşıp ABD’nin Türkiye işgalinden söz ediyordu. Sanki ABD işgal etse üs kuracak, ülkeyi dolarizasyona sokacakmış gibi.

Erdoğan “benim için Mitsotakis bitmiştir” diyerek diplomasi kanalını kaptıyor, böylece gerilim siyasetinin işlemesine olanak sağlanıyordu. Yunanistan’da hangi hükümet olursa olsun bu siyasete zaten hep yer vardı.

En kolayı buydu, Erdoğan 100 yıl öncesine gönderme yapılıyor, “Bir gece ansızın gelebiliriz” ucuz söylemi bu kez Yunanistan’a yöneliyordu. Hem kolayca yenebileceğin bir düşman hem de arkasında ABD ve büyük güçler olduğu için büyük bir meydan okumayı içinde barındırıyor.

Erdoğan hükümeti Yunanistan’ın hassasiyetini biliyor ve politika değişikliğine giderek, ilk kez geçen yıldan bu yana adaların egemenliği konusunu da tartışmaya açıyordu. Bunun Yunanistan’ı tedirginlik içinde bırakacağını bilmiyor olamazlardı.

Erdoğan’nın Ege konusunu seçimlere kadar sıcak tutacağını tahmin etmek zor değil. Böylece, muhalefeti de bağlamış olacak, gerilimli anlarda, kriz durumlarında ülkenin güçlü ve deneyimli bir lidere ihtiyaç duyacağı fikri canlı tutulacak.

ÇATIŞMA RİSKİ VAR MI?

Her iki ülke de NATO üyesi, dolayısıyla iki ordunun karşı karşıya geleceği açıktan bir çatışma ihtimali yok. Ama bu kez iki risk var.

Birincisi Erdoğan çok sıkışırsa, sert bir ekonomik kriz vs yaşanırsa gündemi değiştirmek için küçük çaplı Kardak tipi bir hamle yapabilir. Bu fiziki olarak zor değil. Ege’de üzerinde insan yaşamayan yüzlerce kayalık var. Küçük bir SAT komando grubu bir kayalığın üzerine Türk bayrağı diker, fotoğraf çektirilir, hükümet medyasına manşet yaptırılabilir. Yunanistan’ın bayrağı indirmesi, karşı hamlesi görmezden gelinir.

İkincisi ve bunun devamı olan risk ise Yunanistan’ın askeri zihniyetinin zaman içinde dönüşmeye başlaması. ABD’nin Yunanistan-Türkiye dengesi çoktan bitti. AB ve Almanya, Fransa, ABD, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin desteği artık arkasında. Kendisine çok daha güvenli bir Yunanistan var. Radar kilidi atma vs bunun göstergesi. Gerilimi tırmandırma konusunda eli daha rahat bir Yunanistan riski artırıyor.

Yunanistan’ın karasularını 6 milden 12 mile çıkarma ihtimali ise daha düşük. Eğer Atina yönetimi bunu düşünüyorsa, aslında şu sıralar bunun için en uygun ortam. Ama uluslararası su geçişini daraltacağı için Türkiye dışında Rusya, ABD gibi ülkeler de bundan yana değiller.

ABD’nin Yunanistan ile ilişkilerini bu kadar geliştirdiği ve derinleştirdiği bir ortamda, Rusya’yı daha çok zorlayacak böyle bir hamle Atina’dan gelirse, gerilim başka bir boyuta taşınır. Böyle bir kriz olayların gelişimine verilecek tepkiye göre Erdoğan’a yarayabilir de ama Biden yönetiminin Ermeni soykırımını tanıması karşısındaki edilgenlikte olduğu gibi sineye çekmesi durumunda büyük zarar da verir.

Erdoğan’ı dış politikadaki söylemleri, küçük hamleleri vs kurtarmaz. Ama bu tür bir algı çalışmasının, gerilim siyasetinin kendisine sadık seçmenin onda kalmasına etki eden güçlü lider imgesine katkıda bulunduğu ortada. Ayrıca, böylece rakiplerinin bu konudaki eksikliklerini de göze sokmuş oluyor.

Diplomasi, dış politika atakları ya da sessiz geri çekilmeler tek başına seçim kazandırmaya yetmez. Ama Erdoğan’ın bu yolu denemek dışında başka çaresi yok.

Köşe Yazıları Haberleri