SEDAT BOZKURT
Sistemleri oturmuş demokratik ülkelerde devlet yönetimi de kolaydır. Kurumlar neyi nasıl yapacaklarını ya da yapmayacaklarını bilirler. Anayasa ve yasalar mutlaktır, uyulmaması diye bir şey söz konusu olamaz. Seçimlerde siyasi partiler güncel meselelere ilişkin farklı çözüm önerilerini, anayasa ve yasalara bağlı kalarak nasıl gerçekleştireceklerini anlatırlar. Mesela Danimarka’da mart ayında yapılan erken seçimlerin konusu sosyal demokratlar açısından Trump nedeniyle Grönland yani ülke bağımsızlığı, kamusal sağlık hizmetleri, sıkı göç politikaları ve çevreydi. Muhafazakârlar için ise vergi indirimleri, bürokrasinin azalması ve daha sert göç politikaları.
Bir diğer örnek Belçika, son 15 yılda 2 kez, birisinde 652 gün diğerinde 541 gün hükümetsiz yönetildi. Hollanda’da ise 10 ay hükümetsiz bir dönem yaşandı. Bu ülkelerle Türkiye’yi kıyaslamayı “fantastik” bulabilirsiniz. Doğrudur ama Osmanlı’da Tanzimat ile başlayan, Cumhuriyet ile ivme kazanarak devam eden batılılaşmanın önüne koyduğu hedef buralarıydı. Yeterli olmasa da aşama kaydettiğimizi söyleyebilirim. Ama çeyrek asrı tamamlayan AKP iktidarı ile Afganistan’dan kamyona doldurularak Fransa’ya kaçak gitmek isterlerken bir sabah gözlerini Konya ovasında açan göçmenler gibi olduk.
Avrupa’nın ortak ve en temel sorunu ekonomi ile birlikte göçmen meselesi. Oy kullanımında tercihleri etkileyen konuların başında yüzde 42 ile hayat pahalılığı geliyor. Hayat pahalılığını yüzde 41 ile enerji fiyatlarındaki artış, barınma yani konut krizi oluşturuyor. Göç meselesi ekonomi temelli sorunların hemen ardında yer alıyor. Göç meselesinin de farklı boyutları var. Bu nedenle yükselen aşırı sağ siyaset ve ırkçılık da sorun. Bu oranlar Avrupa Parlamentosu’nun son araştırmasıyla ortaya çıkmış.
Türkiye’ye döndüğümüz zaman gezegenler arası bir yolculuğa katılmış gibi oluyorsunuz. Memleketin en önemli meselesi seçim dönemlerinde hiç konuşulmayan konuların başında geliyor. Bugün bile ülke gündemi ekonomi değil. Göçmenler de değil. İşsizlik, konut sıkıntısı da değil.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek döneminde yani 3 yılda mazot fiyatları, Türkiye’de yüzde 200’ün üzerinde arttı, Romanya’da yüzde 40, Yunanistan’da yüzde 7,7 arttı. Enerji fiyatları aynı dönemde tüm Avrupa’da yüzde 6,7 artarken Türkiye’de yüzde 277 arttı.
Yine Şimşek döneminde dünyada gıda fiyatları yüzde 6 artarken Türkiye’de yüzde 190 artış gösterdi. Faiz ve enflasyon oranlarındaki birinciliğimiz ise halen baki. Emekçiler vergi gelirlerinin yüzde 24’ü patronlar ise sadece yüzde 10’unu karşılıyor. Mülkiyet üzerinden elde edilen gelir ise toplamın sadece yüzde 1’i.
Geniş tanımlı işsizlik yüzde 32 ile ülke tarihinin en yüksek noktasında. 5,1 milyon kişi iş bulamadığı için iş aramaktan vazgeçmiş. Bu tablonun Danimarka ya da Hollanda’da olduğunu düşünün. Düşünmeyin, çünkü iş bu noktaya gelene kadar ne bakan kalır görevde ne de hükümet.
Memleketin tablosu anket sonuçlarında
Memleketin hukuk, demokrasi ve başta fikir açıklama ile basın olmak üzere özgürlükler noktasındaki yerini anlamak için uluslararası kabul edilebilir endekslere bakmaya bile gerek yok. İşi olan komikliği yaptığı için tutuklanan komedyenin varlığı tek başına yeterli. Haber yaptığı için habercilerin tutuklanması ya da yargılanmalarını da buna ekleyin.
Özdemir araştırmanın en son anketinden 2 veri var hayli ilginç. “Ekonomi daha iyi mi olacak?” diye sormuş deneklerine, yüzde 54,9’u “daha kötü olacak”, yüzde 26,6 “aynı, yani kötü kalacak” demiş. Sadece yüzde 18,7’si “daha iyi olacak” yanıtını vermiş. Anketin 2’nci verisi hayli sıkıntılı. “Memleketin sorunlarını hangi parti çözer?” sorusuna verilen yüzde 57,2 yanıta göre AKP çözecek. CHP yüzde 18,2, DEM yüzde 4,8. İktidar ortağı olarak görülen MHP’nin çözeceğine inanç ise sadece yüzde 1,6. Bu 2 ayrı soruya yanıt verenler aynı kişiler. Burada MHP’nin oranı üzerinde düşünmemiz de ayrıca gerekir. Memleketin kaderini belirleyen ama sorunlarını çözemeyeceği düşünülen partilerin varlığı niye tartışılmaz?
Daha sıkıntılı bir anket sonucu da ALF Araştırma’dan. O da “Bir sonraki genel seçimde oyunuzu en çok hangi unsur belirleyecek?” diye sormuş. Yüzde 32,9 cumhurbaşkanı adayı, yüzde 18,2 parti lideri, yüzde 12,9’u parti ideolojisi, yüzde 9,8’i milletvekili adayı demiş. Sadece yüzde 9,5’i partinin ekonomi politikaları, yüzde 5,6’sı geçmiş performansı yanıtını vermiş.
Bu yanıtları demokrasisi işleyen hiçbir ülkede alamazsınız. Hükümetleri olmadan da yoluna devam eden ülkeler için inanın böyle bir sonuç yıkımdır. Siyasetin, demokrasinin anlamını yitirmesidir bu yanıtların ortaya çıkardığı sonuç.
Erdoğan’ın masasındaki anketin sonuçları
Artık her ay bol miktarda anket sonuçlarını öğreniyoruz. Özellikle Yeni Parti kurulduktan sonra yapılan anketler gerçekten hayli ilginç. En son Sonar’ın anket sonuçlarına göre yeni Parti’nin oyu yüzde 34,3, AKP’nin oyu 30,2, CHP’nin ise yüzde 5. CHP bu ankette 6’ncı sırada.
Aynı dönemde ve aynı sayıda denekle yapılan HBS’nin anketine göre AKP’nin oyu yüzde 28,6, Yeni Parti yüzde 21,3, CHP ise yüzde 10,2. Betimar’a göre AKP 35,8, Yeni Parti yüzde 19,3, CHP ise yüzde 9,4. ORC’nin anketinde AKP 32,5, Yeni Parti 19,4, CHP ise 11,8.
Özdemir’e göre AKP 35,8, Yeni Parti yüzde 22,6, CHP ise yüzde 9,1. ALF’in anketinde AKP yüzde 34,2, Yeni Parti 19,3 CHP yüzde 12. Areda Survey’in anketinde AKP 35,3, Yeni parti yüzde 16,6 CHP ise yüzde 12,2.
Bunlar görebildiğim ağustos anketlerinin sonuçları. Muhtemelen çok farklı sonuçlar bulan farklı araştırmalar da vardır. Ama burada hepsi olmasa da sağlıklı olmayan bir durum var ortada.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kamuoyu yoklamalarını çok önemser. O nedenle parti yönetiminde 2 anket firması yöneticisi vardır. Her MYK toplantısında bu anket sonuçları da değerlendirilir. Partilerde genel başkanların hoşuna gitmeyen sonuçlar hep onlardan saklanılır. Erdoğan bunun da önlemini almıştır. Sadece kendisine özel sunulan anketler vardır.
Son MYK toplantısında bu anket sonuçları konuşulurken ve “hangisinin daha gerçekçi olduğu” konusunda fikir ayrılığı ortaya çıkınca hemen kendisine özel sunulan anket sonuçlarını masaya koydurmuş. Bu anket sonuçlarına gör AKP’nin oyu yüzde 34, Yeni Parti’nin yüzde 20, CHP ise yüzde 9.
Aslında ağustos anketlerinin ortalamasına yakın bir sonuç bu. Sadece anketler bu masaya yatırılmıyor, bu sonuçlara göre milletvekili dağılımı da gözden geçiriliyor. Yeni Parti ile CHP’nin toplamı her ankette yaklaşık olarak yüzde 30’u buluyor. Ama 2 ayrı parti halinde milletvekili seçimine girdikleri zaman seçim bölgelerine bağlı olarak rakiplerine çok sayıda milletvekilliği kazandırıyorlar.
Siyasetin “normal” hali
Ankara Kent Konseyi 7 yıldır katılımcı demokrasi ve sivil toplumun ne olduğu konusunda bir ciddi model ortaya koyuyor. Bir makinenin dişlileri gibi sürekli bir çalışma var orada.
Siyasilerle de söyleşiler düzenleniyor konsey etkinlikleri arasında. Pazartesi günü İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu vardı. Kendi gençlik öyküsünden bugünkü olgun, demokrat insana nasıl evrildiğini anlattı samimi bir biçimde. Siyasetçinin insan halini ortaya koydu. Salı günü DP Genel Başkanı Gültekin Uysal konuşmacıydı. Onu dinlemeye, son dönemde hiç görmediğimiz bir biçimde bir başka siyasi partinin genel başkanı geldi. Anahtar Partisi Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu programın sonuna kadar kaldı. Uysal, lideri olduğu partinin geleneklerini aşan bir entelektüellikte ülke meselelerini anlattı. Çarşamba günü konuşmacı olarak SP Genel Başkanı Mahmut Arıkan vardı. Onu dinlemeye gelenler arasında da Bülent Arınç. Millî Görüş çizgisini tanımayan pek çok dinleyicinin kafasının karışarak etkinlikten ayrıldığına tanıklık yaptık.
Bu etkinliği aktarmamım nedeni memleketteki kutuplaşmanın, yankı odalarının kimsenin kimseyi tanımasına fırsat vermediğini anlatmak içindi. Kimse kimseyi dinlemiyor, bilmiyor…