İLKE ATİK TAŞKIRAN
Yapay zekâ ile yazışmaya artık herkes alıştı. Şimdi sıra bir sonraki hamlede. Artık sadece yazılı değil, görüntülü konuşulabilecek yapay zekâ teknolojileriyle karşı karşıyayız.
Tavus adlı şirket Griffin modeliyle tam bunu denedi. 54 kişiye bir insanla konuşacakları söylendi, birer dakikalık görüntülü görüşmeye alındılar. Karşılarındaki gerçek zamanlı çalışan bir yapay zekâydı. 26 kişi, yani yaklaşık yüzde 48'i insanla konuştuğunu sandı. Bu önceden çekilmiş bir video değildi. Yüzü izliyor, tepkiye göre mimik değiştiriyor, sözü kesilince duruyordu.
Şirket bunu “Turing testini geçtik” diye pazarladı. Bu iddiayı büyütmek için deneyin sınırlarını görmezden gelmemek gerekiyor. Araştırma şirketin kendisi tarafından yapıldı, yalnızca 54 kişi katıldı, görüşmeler bir dakika sürdü ve katılımcılara bir insanla konuşacakları söylendi. Yine de sonuç önemli. İnsan, karşısında gerçek bir insan olmadığı halde bunu anlamakta zorlandı.
Güvendiğimiz son kale de düştü
Benzeri daha önce de oldu. UC San Diego'dan Cameron Jones ve Benjamin Bergen'in 2025'te yaptığı deneyde bir sorgulayıcı aynı anda iki kişiyle beş dakika yazıştı. Biri insan, biri yapay zekâydı. Hangisi insan? İnsan kişiliği verilen GPT-4.5, yüzde 73 oranında insan sanıldı. Gerçek insandan daha sık. LLaMA-3.1 yüzde 56 aldı. 1966'nın basit sohbet programı ELIZA ise yüzde 23'te kaldı.
İki deney arasındaki fark birinin yazı, diğerinin görünen bir yüzü olması.
Yazıda insan boşlukları kendi zihninde tamamlıyor. Sesi, bakışı, duraksamayı insan hayal ediyor. Yüz geldiğinde ise makine bu boşlukların bir kısmını kendisi doldurmaya başlıyor. Gülen, başını sallayan, söz kesilince duran bir insan görünümlü yüz ortaya çıkıyor.
Bunun en kolay okunacak sonucu dolandırıcılık. Olacak da. Görüntülü aramanın son kale sayıldığı bir dünyada, yüzü taklit edilebilen biri para isteyecek. Ama hikayenin daha büyük kısmı, kimsenin kandırılmadığı yerde başlıyor.
Makine ile kurulan bağlar çarpıcı
İnsanlar sohbetlerine karşılık veren yapay karakterlerle duygusal bağlar kurmaya başlayalı uzun yıllar oldu. 2018'de Akihiko Kondo, sanal karakter Hatsune Miku ile bir düğün töreni yaptı. Kondo bunun gerçek bir insan olmadığını biliyordu. Yaşadığı bağın gerçek olduğunu düşünüyordu.
Replika'nın 2023'te davranışlarını değiştirmesiyle bazı kullanıcıların yaşadığı tepki de başka bir örnekti. Sevgililerinin bir gecede değiştiğini söyleyen, kayıp ve yas duygusundan söz eden kullanıcılar vardı. Ortada fiziksel bir insan yoktu. Ama kaybedilen şey onlar için gerçekti.
Çoğunluk bu durumu bir mizah haberi gibi okusa da pek dalga geçilecek bir durum değil. Bu insanlar kandırılmadı, yalnızdı. Ellerinde sadece onları dinleyen, onlara yazan bir ekran vardı, o bile yetti.
Şimdi karşılarında bir yüz geliyor. Gülen, başını sallayan, söz kesildiğinde duran, esprilere kahkaha atan, duygusal bir durumda ağlayan bir yüz. Daha önce eksik olanı zihin tamamlıyordu. Şimdi makine o eksikliği kendi yüzüyle tamamlıyor. Karşısındakinin yapay olduğunu bilmek kolay; o bakışın insanda yarattığı etkiyi yapay saymak o kadar kolay olmayabilir.
Sorun yapay zekânın insan gibi olması değil
Asıl tehlike, yapay zekânın insanı taklit etmesi değil. İnsanın taklidin yetmesine alışması.
Çünkü gerçek ilişki kolay değildir. İnsan yorulur, alınır, geç cevap verir, kendi derdini anlatmak ister. Yapay karşılık ise hep oradadır; insanı dinler, konuşmayı ona göre biçimlendirir, ihtiyaç duyduğu anda cevap verir. Sürekli anlayan ve uyum sağlayan bir karşılığa alışan insan, gerçek ilişkilerin taşıdığı sabrı, belirsizliği ve karşılıklılığı zamanla daha zor bulabilir.
Gerçek insan “eksik” görünmeye başlayabilir.
Bir de bunun ekonomik tarafı var. Yalnızlığı azaltan ürünler çoğalırken yalnızlığı üreten koşullar yerinde kalacak. Daha iyi ses, daha gerçekçi yüz, daha güçlü hafıza için daha fazla ödeme yapılacak. Teselli de giderek satın alınabilen bir hizmete dönüşecek. Parası olan için her an ulaşılabilir, dinleyen, anlayan ve ihtiyaca göre davranan yapay bir karşılık olacak.
Yalnızlık hissini susturan bir sistem
Ama teselli ile yalnızlığın ortadan kalkması aynı şey değil. Gerçek bir insanın vermediği bir teselli, insanı o an iyi hissettirebilir. Hatta yeterince iyi hissettirirse gerçek bir ilişkiye duyulan ihtiyacı da azaltabilir. İnsan yalnızlığını çözmek yerine, yalnızlığın hissini susturan bir sisteme alışabilir.
Yapay zekânın insana ne kadar benzeyeceği bundan sonra daha az şaşırtıcı olabilir. Asıl tuhaf olan, insanın karşısında kimse olmadığını bilerek yine de kendisini anlaşılmış, dinlenmiş ve teselli edilmiş hissetmesi olacak. Ete kemiğe bürünmüş yapay zekâ belki de yalnızlığın karşısına bir insan koymayacak. İnsanları, yalnızlığın hissedilmediği bir hayatın mümkün olduğuna alıştıracak.