Evrensel Gerçeklik: “Sen O’sun”*

EBRU TURGUT - Ekokırım kavramını tartışmak için ülkelerin en büyük bütçe giderlerini neden silah harcamalarına ayırdıklarını da konuşmak gerekiyor. Kırk yıllık savunma bakanlıkları, savaş bakanlığı ismiyle tabelalarını değiştiriyorsa, dünya için ekokırım en önemli kavramlardan biri olmalı.

EBRU TURGUT

Başlangıçta her şey toz ve gaz bulutuydu ve sonra yaşam belirdi. Dünyanın başlangıcından bugüne milyarlarca yıl boyunca yaşam değişerek ilerledi. Bugünlere geldiğimizde ise savaşlarda insanların yaralanması, öldürülmesi artık “çok sıradan!” doğayı yok etmek ise “dert değil!”

Yerkürenin zamanına bakmamızın vakti çoktan geldi, umarım iş işten geçmedi! Jeolojik zaman çizelgesinde özellikle yaklaşık 2,5 milyon yıl önce başlayan bu dönem büyük iklim değişimlerine sahne oldu. Bu zamanın en belirgin özelliği iklim değişikliğiyse insanlık olarak büyük ve sarsıcı dönüşümlerle yeniden karşılaşmamız şaşırtıcı olmayacaktır.

Jean Claude Carrière’nin “Zamanların Sonu Üstüne Söyleşiler” adlı kitapta bir söyleşisi var. Carrière, söyleşide Hinduizm inanışındaki “Kali Yuga” anlatısından bahseder. Yıkım anlamına gelen “Kali” kelimesi aslında bir döneme işaret eder. Bu anlatıda insanlar doğadan uzaklaşır, güç ve çıkar tutkusu artar, aç gözlülük çoğalır ve yaşamın dengesi zayıflar. Bu anlatının en çarpıcı yanlarından biri de insanların yalnızca birbirine yabancılaşması değil, kendilerini doğadan ayrı ve onun üzerinde görmeye başlamalarıdır. Sizce de benzer zamanlar değil mi?

Neden Hindu inanışıyla yazıya başladığımı merak edenler olabilir, biraz geçmişe dönelim, 2020 Şubat ayında Hindistan'da bir gecekondu mahallesine bir duvar örüldü. Bu duvarın örülmesinin amacı Hindistan’a gelen Trump’a “daha iyi gözükmek” ve “görüntü kirliliğini” kapatmaktı. Görüntü kirliliği neydi biliyor musunuz? Yoksulluk! 7-8 Temmuz’da ülkemizde yapılacak bir NATO zirvesi var. Biz de ülke olarak gecekonduları Hindistan gibi ama bu sefer duvarla değil, NATO yazan reklam panolarıyla kapattık.

Kibirli hükümetler ve her yerde olan şirketler

NATO zirvesinin gündeminde, dünyadaki gelir dağılımı eşitsizliği üzerine bir başlık var mı? Sanmıyorum ancak savunma sistemleri ve silahlanmanın en önemli başlıklar arasında yer alacağı kesin. Dünyada silahlanma korkunç bir boyutta!

Çin geçen sene II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıl dönümü zirvesinde konuklarına bir resmi geçit yaptı. Savaşın sona ermesinin 80. yılında kutlamalarında sahnede ne üzücüdür ki silahlar, bombalar, robotlaşmış askerler ve savaş uçakları vardı. Sadece Çin mi? Dünya ülkeleri silahlanmada yarış halinde. Hatta ülkeler otonom silahlara kendini o kadar kaptırmış ki insanlara simülasyon içindeyiz palavrası belki de bundan dolayı anlatılmaya başlandı!

Savaşlar insan eliyle yapılan en büyük felakettir. "Felaket Kapitalizmi" kavramında krizlerin ekonomiyi yeniden düzenleme fırsatı olarak kullanılabileceğini söyler. Oysa felaketlerin etkisi yalnızca ekonomik değildir. Silah tüccarlarının ele geçirmek istediği bir dünyada savaşlar yüzünden milyonlarca ton sera gazı sayesinde iklim krizinin önünü almayacağımız bir yola doğru gidiyoruz. Mercan adaları yok oluyor, ormanlar yanıyor, nehirler ve göller kuruyor ve havaya zehirler saçılıyor.

Bu felaketlere nasıl bir dönüşüm ve düzenleme olacak? Şımarık çocukların yönettiği bir dünyadayız. Kafka “Dünyayla arandaki savaşımda, dünyanın yanında ol ” der. Peki bu gücü elinde tutanlar dünyanın yanında mı?

Aynı gemideyiz ve gemi batarken gemiyi önce fareler terk eder!

Uzayda koloni kurmak için kolları sıvayanlar var. Oysa kutsal kitapların hepsinde geçen ortak hikayede tufan çıktığında Nuh dünyadan kaçmadı, insanlığı kurtardı. Kaldı ki dünya halkları olarak kimseden kahraman olmasını beklediğimiz de yok, işlerini sadece kendilerine oy verenlerden değil insanlıktan ve yaşamdan yana iyi yapsınlar yeter!

Teknofeodeller sanki dünyayı kendi oyun parkına çevirmiş gibi; biri uzay gemisi inşa etmek isterken bir diğeri verilerden kurulu bir hapishane yaratıp gardiyanlığının tadını çıkarmakla meşgul. Bir başkası oturduğu yerden bilgisayar oyunundan farksız bir halde savaşı yönetirken bir diğeri de atmosferde değişiklikler yapmaya hazırlanıyor. İnsan soru sormadan edemiyor, Atmosfere müdahaleler dünyadan mı yoksa birkaç seçilmiş ülkelerden mi yana olacak? Atmosferdeki oyunların daha büyük tehlikeler yaratmayacağını kim kanıtlayacak?

Ancak teknofeodalite kendi kendine biten bir ot değil! Bu şirketlere destek olan ülkeler ve borsayı yaşamın üstünde tutan yatırımcılar olmadan bu iş ne bu kadar çok büyüyebilir ne de bu insanlar bu kadar güçlenebilirdi. Bu aralar felaket tellalları bizi 3. Dünya savaşına hazırlamakla meşgul. Einstein’in o meşhur sözünü herkes bilir. “4. Dünya savaşının taş ve sopayla yapılacağına eminim.” Ülkeler yatırımcılarla şekillenmeye başlamışken, dünyayı bir şirket gibi yönetmek isteyenlerin ağızları sulanırken aslında nasıl bir canavara dönüştüklerinin farkında değiller mi? Kapitalizm ve bazı izm’ler korkutarak beslenir.

Bize pazarlanan savaşlar ve onların yıkımları

Savaşlarda füzeler nereye atıldığının önemine bakılmaksınız ilerliyor. Savaş ve savaş sonrası yakıt sızıntıları, ağır metaller, asbest ve yapı kalıntıları doğayı “yaşanamaz” hale getirmekte.

Bir örnek, İsrail’in orantısız güç kullanarak Gazze’yi işgal ettiği savaş sonrası o bölgede turizm destinasyonu kurmak isteyen emlakçılar müşterilerine bu gerçeklerden bahsedecekler mi? Bu etki, yıllarca sürüyor.

Lancaster Üniversitesi ile Climate and Community Project araştırmacılarının hesaplamalarına göre, Gazze'de savaşın ilk 60 günü yaklaşık 281 bin ton CO₂ eşdeğeri sera gazı emisyonuna neden oldu. Bu miktar, dünyanın en düşük emisyona sahip 20'den fazla ülkesinin yıllık sera gazı emisyonundan daha yüksek. Araştırmacılar ayrıca, yalnızca Gazze'nin yeniden inşa sürecinin 31 milyon ton CO₂ eşdeğeri ek emisyon üretebileceğini öngörüyor.

Savaşın yarattığı ekolojik çöküş; yer altı sularını yok ediyor, toprakta geri dönülmez hasarlara sebep oluyor. Topraktaki kirlilik, sudaki zehir, havadaki tehlike görünmüyor.

İran, İsrail ve ABD arasındaki savaşın ilk iki haftasında çıkan karbon salınımı yaklaşık 5 milyon ton. CEOBS'un 2026 raporuna göre; Basra ve Hürmüz Boğazındaki savaşın deniz ekosisteminde, özellikle mercan resifleri, farklı deniz türleri ve balıkçılık üzerinde kalıcı zararlar oluşturabileceğini ortaya koyuyor. “Mercanlar yok olmasın!” demek romantik bir söylem değil. Denizlerdeki biyoçeşitliliğin %25’inin de sonunun gelmesi de mercan resiflerine bağlı. Mercanlar bir tarafıyla da denizlerin ormanları; mercanlar yok olursa kıyılara vuracak büyük dalgalara da hazırlıklı olunmalı.

Rusya Ukrayna savaşındaysa petrol rafinerileri ve kimyasal tesisler hedef alınıyor. Burada çıkan yangınlar her iki tarafta da havaya karışan partiküllerin ve zehirli kimyasalların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Savaş, 230–240 milyon ton CO₂ eşdeğeri sera gazı üretiyor. Başka bir ifadeyle, tek bir savaşın dünyaya doğaya yani yaşama maliyeti, dört Avrupa ülkesinin bir yıllık salımıyla yarışacak büyüklüğe ulaşabiliyor.

Solar sistemlere etki eden silahlar, askeri yakıt tüketimleri, bir kenti yerle bir edip ve sonrasında yeniden inşa süreci peşinde koşarken çıkan asbestler, petrol rafinerilerinin, kimyasal tesislerin hedef alınmasıyla çıkarılan yangınlar; dünyada durum vahim boyutlara gelmiş durumda.

I. Körfez Savaşı’nı hatırlayın; “Bombalar yıldız gibi yağıyor” ifadesi haberlerde spikerler tarafından söyleniyorken ve biz ilk defa bir savaşı TV’den izlerken o bombaların kimleri öldürdüğünü ya da doğayı nasıl katlettiğini hiç konuşmadık. Savaşa, ölümlere, doğanın katledilişine o zamandan alıştırılmaya başlandık. Orada bize gösterilen petrole bulanmış karabatağın savaştan önce Fransa’da çekilmiş bir görüntü olduğunu öğrensek de gerçeklik pek değişmiyor. O kuş denize değil, petrole dalmaya çalışıyor. Petrole bulanıyor! Araştırmalar petrolün kuşların su geçirmezlik özelliklerini bozduğunu, vücut sıcaklıklarını koruyamaz hale getirdiğini, uçmalarını ve beslenmelerini engellediğini söylüyor. Sonrası ise bildiğiniz son, yok oluş.

Tüm bunlara baktığımızda, ekokırım kavramını tartışmak için ülkelerin en büyük bütçe giderlerini neden silah harcamalarına ayırdıklarını da konuşmak gerekiyor. Kırk yıllık savunma bakanlıkları, savaş bakanlığı ismiyle tabelalarını değiştiriyorsa, dünya için ekokırım en önemli kavramlardan biri olmalı. Savaş sırasında çevreye “yaygın, uzun vadeli ve ağır zarar verme” artık savaş suçu sayılmalı! İnsanlığa barışı getirecek olan kişiler, belli ki bu liderler değil. Bize barışı getirecek olan belki de doğanın kendisidir. Çünkü hepimiz dünyayız, hepimiz ona aitiz. Biz, o’yuz.

*Hint düşüncesinde evrensel gerçeklik için “Tat Tvam Asi” kelimesi kullanılmaktadır. Türkçe anlamı “Sen o’sun” demektir.

Konuk Yazar Haberleri