FRANSA LAİK Mİ? - 2: ALZAS - MOZEL İSTİSNASI

Strazburg Millî Görüş Derneği, Eyüp Sultan camisinin inşasını durdurmak zorunda kaldı ve ilk defa belediyeden maddi destek talep etti. Yeşillerin yönettiği belediye de eşitlik ilkesi çerçevesinde bu talebi kabul etti ve 2,5 milyon Euro vermeyi kararlaştırdı. Ancak Strazburg için normal olan bu karar Fransa’da büyük bir şaşkınlıkla karşılandı ve deyim yerindeyse bir skandal olarak algılandı.

Bir önceki yazımda değindiğim, Türkiye’deki sisteme model olduğu düşünülen Fransa’nın laiklik sistemine bir istisna ile devam etmek istiyorum.

Fransa bir üniter normlar ülkesi olduğu gibi aynı zamanda pragmatik çözümler ülkesidir. Yani genel kurala bir çok alanda getirilen bir çok istisna mevcut ki sadece kıta Fransa’sından bahsediyorum. Elbette Fransa’nın denizaşırı bölgelerinde her bölgeye özgü ayrı bir sistem mevcut. Kıta Fransa’sında ise genel üniter yapıya getirilen istisnalar bölgesel olarak Korsika ve Alzas-Mozel (bölgesel olmayan istisnalar da var). Özellikle laiklik sistemi konusunda en önemli istisna Alzas-Mozel bölgesi.

Güneyde Mulhouse, kuzeyde Thionville şehirlerinin arasında kalan, bugün Fransa Almanya sınırının Fransa tarafında bulunan 15 bin km2lik bu bölge tarih boyunca tam bir pinpon topu misali Fransa ve Almanya arasında gidip geldi. Bölge Fransa’da kurumsal (devlet) laikliğin adım adım yerleştiği dönemde yani 1871-1919 arası Alman İmparatorluğu hakimiyeti altındaydı. Dolayısıyla 1881-1905 arası Fransa’da çıkarılan ve kiliseyi yavaş yavaş Devlet aygıtlarından ayıklayan yasalar çıkarıldığında ve özellikle de meşhur 1905 devlet ve kilisenin ayrılması yasası oylandığında bölge bu devrimin dışında kaldı. Ayrıca Alzas-Mozel Protestan ve Aşkenaz Yahudi dinsel azınlıkların yoğunlukla bulunduğu bir bölge olduğundan, toplumsal laikleşme yani sekülerleşmede de Fransa’nın diğer bölgelerinden ayrı bir ritme sahip oldu.

Alzas-Mozel Fransa’ya “dönüyor”

Fransız kamuoyunda sanıldığının aksine Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Alzas-Mozel’in Fransa’ya dönmesi o kadar da kolay olmadı. Zaten 1871’de bölge Almanya’ya geçtiği zaman Almancanın bir diyalekti olan Alzasça konuşan bir azınlık vardı. 1919’da ise 2. Reich döneminde doğmuş Alzaslı bir nesil yetişkin çağına gelmişti. Bu dönemde özellikle Strazburg ve Metz şehirlerinde önemli yatırımlar yapılmış, Strazburg adeta bir başkent havasına girmişti. Dolayısıyla 1919’da Fransa’ya “dönüş” sırasında bir takım ayrıcalıklar tanındı. Vergi sisteminden sosyal sigorta sistemine, tatil günlerinden küçük esnaf ve zanaatkarların statüsüne bir çok alanda Alzas-Mozel hukuksal bir anklav olarak Fransa’da yerini aldı. Ancak genel çerçeve ile karşılaştırılınca iş kanununda ya da av kanunundaki farklılıklar son derece küçük kalmakta. En önemli farklılıklar dinlerin statüsünde ve dernekler kanununda görülüyor ki bu iki durum, birazdan göreceğimiz gibi, Türkleri ve Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.

Her şeyden önce 1905 yasası, yani devletle kiliseyi ayıran yasa Alzas-Mozel’de geçerli değildir. Bunun bir takım pratik sonuçları vardır. Birincisi, “iç” Fransa’da kadük bölgede ise hâlâ geçerli olan 1801 tarihli Fransa papalık ile imzalanan Napolyon Concordat’sına eklenen 1802 ve 1844 tarihli yasalarla dört din resmî olarak tanınmıştır. Bunlar Katolik dini, iki Protestan kilisesi (Alzas-Loren Reforme Kilisesi ve Alzas-Loren Augsbourg inancı Kilisesi) ve Yahudi dinidir. Bu dinlerin ruhban personelinin giderleri kamu kaynaklarından ödenir. Elbette 1905 yasasının geçerli olduğu “iç” Fransa’da devlet hiçbir dini tanımaz ve hiçbir dine kamu harcaması yapmaz. Alzas-Mozel’de tanınan bu dört dinin yanı sıra, tanınmayan diğer dinler de (ki Strazburg’da birçok dernek çerçevesinde örgütlenmiş Müslümanlar, Ortodoks Hristiyanlar, Evanjelik Hristiyanlar, Budistler vs. yoğun olarak yaşamaktadır) daha iyi şartlarda destek bulur. Zira gene 1905 tarihli dernekler kanunu dinsel derneklere finansman aktarımını yasaklarken bölgede geçerli dernekler kanunu yerel yönetimlerin tanınmamış dinlere de finansal direkt ya da dolaylı yardımlarını mümkün kılar. Örneğin Müslüman dernekler (camiler) sık sık belediyelerin uzun vadeli hibe ettiği binalarda faaliyet gösterirler.

Strazburg Eyüp Sultan Camii!

Bu duruma en iyi örnek Millî Görüş derneğinin son yaşadıkları. 1999 yılında Strazburg Belediyesi bir karar aldı. Belediye sınırları içinde inşa edilecek her yeni ibadet merkezinin finansmanına belediye yüzde 10 oranında katkıda bulunacaktı. Bu karardan ilk faydalanan kurum 2014 senesinde açılışı yapılan Rus Ortodoks kilisesi[1] oldu. Kilisenin inşa edildiği alan belediye tarafından hibe edilmiş, böylece belediye inşaata finansal olarak katkıda bulunmuştu. 2020 yılında belediye seçimlerinde yönetim değişse de ilkesel olarak 1999 kararı devam ettirildi. Büyük bir ihtimalle Ankara ile ilişkilerinin bozulmasının ertesinde bağışçı sayısının azalmasıyla Strazburg Millî Görüş derneği, Eyüp Sultan camisinin[2] inşasını durdurmak zorunda kaldı ve ilk defa belediyeden maddi destek talep etti. Yeşillerin yönettiği belediye de eşitlik ilkesi çerçevesinde bu talebi kabul etti ve 2,5 milyon Euro vermeyi kararlaştırdı. Ancak Strazburg için normal olan bu karar Fransa’da büyük bir şaşkınlıkla karşılandı ve deyim yerindeyse bir skandal olarak algılandı. Nasıl bir Müslüman camii, hem de “Fransa İslamı şartı”nı imzalamayı reddetmiş bir derneğin camisi, hem de Türkiye’deki iktidara yakın olduğu düşünülen bir derneğin camisi kamudan finansal destek görebilirdi? Ulusal çapta büyük tartışma yaratan bu destek derneğin talebini geri çekmesiyle gerçekleştirilemedi.

Okullar, mezarlıklar…

Elbette Alzas-Mozel’in özel durumu dinsel oluşumların finansal destek almasıyla sınırlı değil. Bölgeyi Fransa genel çerçevesinden ayıran bir dizi kurumsal farklılıklardan söz edilebilir. Örneğin “iç” Fransa’da devlet okullarında din dersleri yer almazken, Alzas-Mozel bölgesinde, ilk ve orta öğrenimde öğrenciler Katolik ya da Protestan din derslerini ya da dinler üstü ahlak bilgisi dersini takip ederler. Ebeveynlerin çocuklarının bu derslerin hiçbirini takip etmemesi isteği de kabul edilir. 2001 senesinde Yargıtay söz konusu din derslerinin laiklik ilkesine ve dinsel özgürlük ilkesine aykırı olmadığına karar verdi. Aslında kanımca teknik olarak devlet okullarında diğer dinlerin derslerinin de verilmesinin önünde hiçbir engel yok. Bu engel hem siyasi hem de İslam ya da Budizm gibi dinlerin bu eğitimi verebilecek Fransa sisteminden geçmiş personelinin bulunmaması sebebiyle pedagojik olarak nitelendirilebilir. Bence bir süre sonra Almanya’nın bazı eyaletlerinde ya da Avusturya’da olduğu gibi Alzas-Mozel’de de (bütün Fransa’da değil) Sünni, Şii ya da Alevi dersleri devlet okullarında verilecektir. Elbette önce Alzas-Mozel Müslümanlarının iç siyasi ve etnik bölünmelerini aşmaları gerekecek.

“İç” Fransa’da hiçbir devlet üniversitesinde ilahiyat fakültesi yokken Strazburg Üniversitesinde bir Katolik bir de Protestan olmak üzere iki ilahiyat fakültesi bulunmakta. 1990’lardan itibaren üniversitenin bu özel statüsünden istifade ederek bünyesinde bir de Müslüman ilahiyat fakültesi açılması söz konusu oldu ancak siyasi ve ideolojik sebeplerden bu fakülte açılamadı. 2010’lı yıllarda proje tekrar gündeme geldi ve önce hukuk fakültesinde bir “İslamoloji” yüksek lisans programı açıldı daha sonra Tarih Fakültesinde “Müslüman Dünyaları Tarihi” lisans ve yüksek lisans programları başlatıldı. Bugünlerde üniversitede bir İslam Enstitüsü açılması söz konusu ve projeye göre bu enstitü imam da yetiştirebilecek.

Gene iç Fransa’da mezarlıklar belediyelere aitken Alzas-Mozel bölgesinde mezarlıklar dini oluşumlara aittir yani Katolik, Protestan, Yahudi ve artık Müslüman mezarlıklar var. Müslümanlar açısından hâlâ genel yönelim ölüleri köken ülkeye göndermek olsa da bölgenin mezarlıklarına gömülen Müslümanların oranı her geçen yıl artıyor. Bu da bir nevi yerelleşmeye işaret ediyor.

Bazen yerel hukuk ilginç durumlara da yol açmakta. Örneğin bu gölgede hastanelerde ve kışlalarda Katolik ve Protestan din adamları da ruhani danışman olarak görev yapıyor. Bu din adam ve kadınlarına Fransızca aumonier deniyor. (İngilizce chaplain). Elbette böyle bir görev İslam’da yok hatta bunun ismi bile yok. Bugün Alzas-Mozel hastane ve hapishanelerinde Türk ya da Arap kökenli “omoniye”ler görmek mümkün. Nasıl dünyadaki ilk Alevilik dersleri Almanya’da verilmeye başlamışsa, dünyadaki ilk Müslüman “omoniye”ler de Fransa’da başlamış olsa gerek!

Yazıyı bitirirken okuyucuyu bu dizinin ilk yazısına göndermeliyim. O yazıda laikliği kurumsal (devlet), hukuksal (yasalar) ve toplumsal (sekülerlik) olarak üçe bölmüştüm. Alzas-Mozel bölgesinde, Fransa’nın geri kalan kısmında geçerli olan kurumsal laiklik tam anlamıyla geçerli değil. Bu doğru ancak Alzas-Mozel’de uygulanan yasalar laik yasalar ve Alzas-Mozel toplumu büyük ölçüde seküler bir toplum. Bu açıdan bakıldığında Alzas-Mozel kurumsal olarak laik olmasa da hukuksal olarak laik ve toplumsal olarak seküler bir bölge. 

Şimdi Fransa’daki genel normların ve istisnasının ışığında Türkiye’nin laik olup olmadığına bakabiliriz.

[1] https://www.ruhram.eu/fr/

[2] https://eyyubsultan.fr/

Köşe Yazıları Haberleri